KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Allah Kimini Kör, Kimisini Topal Olarak Neden Yarattı?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6459
Rep Gücü : 10014589
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 55
Nerden : İzmir

MesajKonu: Allah Kimini Kör, Kimisini Topal Olarak Neden Yarattı?   Perş. Ekim 29, 2009 4:12 am

Allah Niçin Kullarını Bir Yaratmadı? Kimini Kör, Kimisini Topal Olarak Yarattı?
1) Allah mülk sahibidir. Mülkünde istediği gibi tasarruf eder. Kimse O'na karışamaz ve O'nun icâdına müdahale edemez. Senin zerratını yaratan, terkibini düzenleyip insanî hüviyeti bahşeden Allah'tır (cc). Sen bunları sana lûtfeden Allah'a daha evvel bir şey vermemişsin ki, O'nun karşısında bir hak iddia edebilesin..
Eğer sen, sana verilenler mukâbilinde Allah'a bir şey vermiş olsaydın, "Bir göz değil iki göz ver, bir el değil iki el ver!" gibi iddialarda bulunmaya; "Niye iki tane değil de bir ayak verdin?" diye itiraz etmeye belki hakkın olurdu. Hâlbuki sen Allah'a (cc) bir şey vermemişsin ki -hâşâ ve kellâ- O'na adâletsizlik isnadında bulunasın. Haksızlık, ödenmeyen bir haktan gelir. Senin O'na karşı ne hakkın var ki yerine getirilmedi de haksızlık irtikap edildi!
Allahu Teâlâ Hazretleri seni yokluktan çıkarıp var etmiş: hem de insan olarak... Dikkat etsen; senin dûnunda birçok mahlûkat var ki, pekâlâ onlara bakıp nelere mazhar olduğunu düşünebilirsin.
2) Cenâb-ı Allah, bazen insanın ayağını alır; onun karşılığında âhirette pek çok şey verir. Ayağını almakla o kimseye aczini, zaafını, fakrını hissettirir. Kalbini Kendisine çevirtip, o insanın duygularına inkişaf verirse, çok az bir şey almakla, pek çok şeyler vermiş olur. Demek ki zâhiren olmasa bile, hakikatte bu ona, Allah'ın lûtfunun ifadesidir. Tıpkı şehit edip cenneti vermesi gibi... Bir insan, muharebede şehit olur. Bu şehâdetle mahkeme-i kübrâ ve Allah'ın huzurunda, sıddîkların, sâlihlerin gıpta edeceği bir makama yükselir. Onu gören başkaları "Keşke Allah bize de harp meydanında şehâdet nasip etseydi." derler. Binâenaleyh, böyle bir insan parça parça da olsa çok şey kaybetmiş sayılmaz. Belki aldığı şey ona nispeten çok daha büyüktür.
Çok nâdir olarak, bazı kimseler, bu mevzûda küskünlük, kırgınlık, bedbinlik ve aşağılık duygusu ile inhiraf etseler bile, pek çok kimselerde bu kabil eksiklikler, daha fazla, Allah'a teveccühe vesile olmuştur. Bu itibarla haşarât-ı muzırra nev'inden bir kısım kimselerin, bu meseledeki kayıplarının serrişte edilmesi yerinde değildir. Bu mevzûda esas olan, ebede namzet insanların ruhlarında o âleme âit iştiyâkı uyarmaktır. Bu, arızalıda, arızaların itmesiyle Hakk'a teveccühü; başkalarında da ondan ibret alarak kanatlanmaları şeklinde kendini gösteriyorsa, maksada uygun ve hikmetlidir.
"Her işte hikmeti vardır,
Abes fiil işlemez Allah..." (Hz. İbrahim Hakkı)
Bedbîn: Kötümser, karamsar
Dûn: Aşağı, derecesi düşük
İnhiraf: Doğru yoldan çıkma, sapma
Serrişte: Bahane

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.yetkinforum.com
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6459
Rep Gücü : 10014589
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 55
Nerden : İzmir

MesajKonu: Geri: Allah Kimini Kör, Kimisini Topal Olarak Neden Yarattı?   Perş. Ekim 29, 2009 4:32 am

Cenâb-ı Hak, Kulları Arasında Bir Ayırım Yapar mı?

Cenab-ı Hak Bir Ayetinde ''Ben İstediğim Kulumu Hidayete Erdiririm'' Diyor. Bu Durumda Cenâb-ı Hak, Kulları Arasında Bir Ayırım Yapmış Olmuyor mu?
Evvelâ Allah bir ayırım yapsa, kimin hakkı var ki, O'na: "Niçin ayırım yaptın?" desin. Allah, mülk sahibidir. Hepimizi belli şeyler içinde, evirîp çeviriyor; ama, kimsenin, herhangi bir hak iddia etmeye de hakkı yoktur. "O mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder" hakikatının sahibidir. Ayrıca, Onunla alâkalı sual sorulurken, çok nezihane, edibâne sormak lazımdır. Allah, her şeyi kabza-ı tasarrufunda tutan Mâlik'ül-Mülk'tür. Kimsenin böyle, bu tarzda soru sormaya hakkı yoktur ve edebe münâfidir.
Ancak şöyle denebilir. "Cenab-ı Hak beni hidayete veya dalalete atıyorsa sonra acaba beni hangi esas, hangi prensip ve hangi hikmete binaen muaheze edecektir? Zira, O, Hakîm-i Mutlaktır. Acaba bu husustaki hikmetinedir?"
Evet, Allah dilediğini hidayete, dilediğini de dalalete götürür. Bu husus, Kur'an-ı Kerim'in mükerrer yerlerinde hep böyle zikredilmiştir. Meşiet-i İlâhi esastır. Bu mevzuda dikkat edilmesi gerekli olan husus da şudur: Hidayet ve dalâlet Allah'ın yaratmasıyladır. Ama sebebiyet, kulun mübaşere tidir. Kulun mübaşereti o kadar zayıftır ki, âdeta hiç hesaba katılmamakta ve doğrudan doğruya bütün kâinatların yaratılması, kendisine ait olan Allah'ın (cc) Zatı zikredilmektedir.
Bir misal ile meseleyi tavzih edelim: Meselâ; Bizler, yemek yeme, su içme ameliyesini yapıyoruz. Bu yeme ve içmenin neticesinde içimize giren çeşitli proteinler, vitaminler, demirler, bakırlar yerlerini alıyor ve bedende, kendilerine has fonksiyonları ifa ediyorlar. Bütün bu meseleler öyle hassas hesaplarla yapılıyor ki, insanın sadece lokmayı ağzına koyması bu işlerin halli için yetmiyor. Yettiği farz edilse bile, insanın ağzına lokmayı koyması için gerekli olan elindeki kuvvet, kafasındaki dirayet, ta baştan Allah tarafından verilmiş. İnsan lokmayı ağzına koyar-koymaz, Allah tükürük bezlerini harekete geçiriyor, ağzı sulandırıyor ve yemek daha ağızda ıslanırken, hemen beyne haber gidiyor; oradan da mideye şifreler çekiliyor ve ona: "Dikkatli ol!" deniliyor. "Hangi çeşit usare ve asidi ihaz edeceksen, et, çünkü şu cinsten, şu çeşit yemek geliyor." Derken, midedeki bütün fakülteler faaliyete geçiyor. Sadece buraya kadar olanları dahi, insan, kafasıyla düşünmeye kalkışsa, bunların pek azını bile yapamaz. Kaldı ki onun, bazan yanlışlıkla dahi çiğnediği de oluyor.
Mide kendine ait fonksiyonu ifa ediyor. Kendi eriteceği şeyleri, meselâ; nişastalı, glikozlu şeyleri eritiyor. Ve iş bununla bitmiyor; bağırsağa giderken ona da, bir şifre gönderiliyor: "Şunlar geliyor." Yani sert ve ancak asitli şeylerle halledilebilir cinsten nesneler. İnsanın bundan sonraki safhada hiç dahli yoktur. Sonra selülozlu şeyler bağırsaklara giriyor, derken onlar faaliyete geçiyor. Bunların bir kısmı, meselâ; elma kabuğu gibi şeylerse -insan vücudunda bu gibi enzimler olmadığından- erimiyor ve dışarıya atılıyorlar. Bütün bunların hepsi fevkâlade hassasiyet içinde ve haberli olarak cereyan ediyor. Evet, midede ne erir, ne erimez bunların hepsi de haberli oluyor. Sonra sıra karaciğere geliyor ve karaciğer de, kendisine ait yüzlerce vazifeyi yapıyor...
Görüyoruz ki, bir lokma, insanın midesine girdikten sonra, onun vücuduna faydalı hale gelinceye kadar, bin ameliye görüp-geçiriyor. Ve bu bin ameliyenin hiç birinde insanın dahli olmuyor.
Şimdi, bu nankör insan kalkıp dese ki; "Ben, lokmayı ağzıma koydum, vücuduma demiri, kömürü gönderdim, stok yaptırdım. Hangi hücrelerin nelere ihtiyacı varsa, onları onlara tevdi ettim. Vitamin isteyene vitamin, protein isteyene protein gönderdim. Hararetlerini de, ayarlayıp hepsini faaliyete geçirdim. " Allah'ın bu icraatına şerik olduğunu iddia etmiş olmaz mı?
Belki, bu mevzuda düşünülmesi ve söylenmesi gerekli olan şey şudur: "Bu esrarengiz mekanizma, gaybî bir el ile çalıştırılıyor. Ben lokmayı ağzıma koyunca, birden bire esrarengiz şeyler olmaya başlıyor. Binaenaleyh, bu lokmanın halledilmesi mevzuunda benim bir dahlim yoktur. Bu işi yaratan Allah'tır (cc). Hazım ve sonrasını yaratan da, Odur." Böyle demekle insana ait iş, Allah'a isnat edilmiş olmaz. Belki Allah'ın işi, Allah'a isnat edilmiş olur. İnsanın bu mevzuda o kadar cüzî bir mübaşereti vardır ki, bunca işi kendisine isnat etmeye aslâ hakkı yoktur.
Gelelim hidayete. Hidayet, öyle mühim bir meseledir ki, insanın onu elde etmedeki iradesi, çok küçük bir izhâr-ı liyakattan ibarettir. Meselâ; çok defa isterim ki; kalbî bir inşirah bir inbisat içinde bütün hissiyatımla içimi cemaata dökeyim. Halbuki "ve mâ teşaune illâ en yeşaallah" "Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz" (İnsan-30)'in sahibi olduğundan, bütün içimi, hissiyatımı ifade edemiyorum: ancak, alâ kaderil-imkân bir şeyler söyleyebiliyorum. İstiyorum ki, nâfiz ü'l-kelîm ve alabildiğine muhlis olarak, Ahkâm-ı İlâhiyeyi, Ahkâm-ı Kur'aniyeyi nakledeyim. Halbuki her şey bir noktada takılıp kalıyor. Ne kadar arzu ediyorum, namaza durduğum zaman kendimden geçeyim; vecd ve istiğraklarla kendimi unutayım, dünya ve mâfihadan bütün bütün sıyrılayım. Halbuki bu arzumun binde birine dahi muvaffak olamıyorum. Demek ki, elimde samimi isem sırf bir istek var. Geri kalanları tamamen Yaratana ait... Ey Rab, göz açıp-kapayıncaya kadar dahi olsa bizi bize bırakma!...
Dikkat buyurulsun; iman zevki, iman aşkı, iman hazzı, cennet iştiyakı ve Cenab-ı Hak'tan gelen her şeyi almaya, kabul etmeye teşne olma keyfiyeti, bütün bunlar öyle ilâhî mevhibelerdir ki, bunları insanın sinesine ancak Allah yerleştirebilir. İnsan, sadece mübâşeret eder. Onun için Saduddin-i Taftazani bu mevzuda "İman, insanın cüzî iradesini kullanması suretiyle, Allah in onun ruhunda yaktığı bir şem'adır. " Şem'ayı yakana ruhlar feda olsun! Böyle büyük bir neticede senin cüz'i irâdeni kullanmaktan başka bir dahlin yoktur. Sanki düğmeye dokunuyorsun ve hayatın tenvir ediliyor. Binler avizenin, bir tek düğmeye dokunmakla etrafı aydınlatması gibi, iman tarafına, cüzi iradenin o kadarcık yönelişi, hidayet nurunun yakılmasına vesile oluyor.
Evet, bu meseleyi de ağızdaki lokma gibi anlama mecburiyetindeyiz." "Ulemâ teşaune illâ enyeşaallah" "Allah dilemedikçe siz bir şey dileyemezsiniz" (İnsan/30) "Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini doğru yola iletir" (Müddessr/31) fehvâsınca kimse, Onun dilediğinden başkasını dileyemez... Onun saptırdıklarını hidayete erdiremez, Onun hidayete erdirdiklerini de saptıramaz.
Netice olarak: İşin çoğu O'na aittir. Bize ait olan o kadar cüz"ı, o kadar küçüktür ki, bunları görmemezlikten gelerek,olan şeylerin bütününe sahip çıkmamız Allah'a karşı su-i edep ve cür'etkârlıkdan başka bir şey değildir.
[Bu yazı Fethullah Gülen Hocaefendinin 11 Kasım 1977 tarihinde yapmış olduğu soru-cevap sohbetinden derlendi.]

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.yetkinforum.com
 
Allah Kimini Kör, Kimisini Topal Olarak Neden Yarattı?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Samsun'da kızlar neden kayboluyor?

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: İtikad-İnanç-Kelam-Felsefe-
Buraya geçin: