KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Eş'ari ve Maturidi arasındaki görüş farklılıklar

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Limoni
Co-Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 5275
Rep Gücü : 13104
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

MesajKonu: Eş'ari ve Maturidi arasındaki görüş farklılıklar   Salı Mart 09, 2010 1:44 am

Eş'ari ve Maturidi arasındaki görüş farklılıkları

“Matüridî ile Eş’ari arasındaki başlıca fikir ayrılıkları şunlardır:

1-Cüz’i irade:
Eş’arilere göre cüz’i iradeyi Allah yaratır. Matüridîlere göre ise cüz’i iradeyi Allah yaratmaz

-Hüsün ve kubuh:

Eş’arilere göre hüsün ve kubuh, yani bir şeyin iyi veya kötü olduğu aklen bilinemez. Hüsün ve kubuh , Allah’ın emir ve nehiyleriyle bilinir. Allah bir şeyi emrettiyse o şey iyidir. Allah bir şeyi yasak etti ise o şey kötüdür.
Matüridîlere göre ise hüsün ve kubuh akıl ile idrak olunur. Emir ve nehiy bir şeyin iyi veya kötü olduğuna delalet eder. Herhangi bir şey iyi ise Allah onu emretmiştir. Kötü ise Allah onu yasak etmiştir.

Allah’ı tanıma:

Eş’ariler, Allah’ı tanımanın şer’an vacip olduğunu söylerler. Matüridîler ise Allah’ı tanımanın aklen vacip olduğu fikrindedirler.

Tekvin:

Eş’ariler tekvini itibarî bir sıfat olarak kabul ederler. Hakikî sıfat olarak kabul etmezler. Matüridîler ise tekvinin, kudret ve irade gibi hakiki bir sıfat olduğunu söylerler.

Kula gücü yetmeyecek şeyleri teklif:

Eş’arilere göre Allah’ın kula gücü yetmeyecek şeyleri teklif etmesi caizdir. Mesela cisimleri yaratmak gibi. Matüridîlere göre ise Allah’ın kulun gücü yetmeyeceği şeyleri ona teklif etmesi caiz değildir.

İlliyet ve hikmet:

Eş’ariler ‘Allah’ın fiileri için sebep aranamaz’ der. Onun fiileri hikmet ile bağlı da değildir. Çünkü Allah yaptığından sorumlu değildir. Sorumlu olan kullardır.
Matüridîlere göre Allah abesten münezzehtir. Allah’ın fiilleri hikmeti icabı meydana gelir. Çünkü Allah Hakîm’dir, Alîm’dir. Allah tekvinî fiilerinde ve teklifî hükümlerinde hikmetini gösterdi ve irade etti. Hasılı Allah’ın fiileri hikmeti ile bağlıdır ve fiiller bir sebebe bağlıdır. Bu Allah’ın abesle meşgul olmasının icabıdır. Allah yaptıklarından sorumlu değildir.

Ezelde ma’duma hitap:

Eşariye’ye göre ma’duma ezelde ilahî hitap taalluk eder. Buna göre Allah ezelde Mükellim’dir. Matüridîye’ye göre Allah ezelde Mükellim değildir. Çünkü ma’duma ezelde ilahi hitap taalluk etmez.

Nübüvvet için Cinsiyet:

Eş’arilere göre nübüvvet için erkeklik şart değildir, kadınlar da nebi olabilirler. Nitekim Meryem, Asiye, Sare, Hacer, Havva ve Hz. Musa’nın annesi nebidirler.Nübüvvetin Matüridîlere göre ise nübüvvetin şartlarından birisi erkek olmaktır. Kadınlar nebi olamazlar.

İbadetin ifası:

Eş’ariler müslim olmayanın ibadetle mükellef olduğu reyindedir. Onlara göre gayri müslimler bu sebeple de ceza görürler. Matüridîler ise, müslim olmayanların ibadeti ifa ile mükellef almadıkları reyindedirler. Onlar küfürden dolayı ceza görürler ve fakat ibadeti ifa etmedikleri için cezaya çarptırılmazlar.

İrtidat:

Eş’arilerce mürted yeniden imana dönerse amelleri de avdet eder. Matüridîlere göre ise mürted imana dönse de amelleri avdet etmez.

11-Tevbe-i ye’s:

Eş’arilerce tevbe-i ye’s makbüldür. Maturilerce makbul değildir.

12-Kur’ân:

Eş’arilerce Kur’ân’ın bazı âyetleri, bazılarından büyüktür. Matüridîlere göre ise, büyük olamaz.”[3]

********************

1- Maturidi’lere göre Tekvin ( masivayı yok veya var etmek); diğer sıfatlar gibi Allah’ın sıfatıdır ve O’nunla kaimdir. Mükevvin = Yaratıcı’nın sıfatı Tekvin, mükevven = yaratılmıştan başka olduğu halde, masivanın var olmak zamanında, her cüzüne bağlıdır; Kudret ve İrade sıfatları gibi..

Eşarilere göre tekvin sıfatı, hadistir; Allah’ın Zat’ıyla kaim değildir. Çünkü tekvin, Allah’ın fiili sıfatlarındandır. Halbuki fiili sıfatların hepsi de tekvin gibi hadistir. Zira kainat zatıyla ve sıfatıyla hadistir. Öyle ise Allah’ın fiili sıfatlarının hepsi hadistir. Çünkü masivaya müteallak ( bağlı olan), masivadır.

Abdülaziz Debbağ’dan naklen İbni Mubarek; Hoca Ali Havas’tan naklen İmam Şarani derler ki: ‘ Varlığın varlığı, bilfiil hadis ve bilkuvve ezelidir. ‘

Binaenaleyh her iki imamın sözleri birdir. Çünkü Maturidi’ye göre, varlık yok iken de, Allah teala Tekvin sıfatıyla vasıflanır. Aşari’ye göre ise, varlığın var olması = vücud, varlığın sıfatıdır. Zira varlık olmadan yoklukla ve yok değil iken vasıflanır. Bu ihtilaf, ihtilaf-ı lafzidir.

2- Maturidilere göre Allah’ın kelamı ( konuşması) bizzat işitilmez, ancak ona delalet eden işitir.

Eşarilere göre, Allah’ın kelamı bizzat işitilir; Musa Peygamber’in kıssasında beyan ve meşhur olduğu gibi..

İbni Fevrek der ki: ‘ Bir kişi Kur’an’ı okurken iki şey işitir; okuyanın sesi, Allah’ın kelamı. ‘

Kadı Bakıllani der ki: ‘ Harici adetlere binaen Allah’ın kelamı işitilmez. Velakin işitilmesi mümkündür. Allah dilediği kuluna tabii kanunların hilafına işittirir. Fakat işitilen, elbette harf ve lafızdan mücerred ve hali olarak vasıtasızdır. ‘

Üstad Bediuzzaman Mesnevi’sinde şöyle der: ‘ Hafızlar Kur’an okurken, ister hafızı dinle.. İster Asrı saadetten.. ve istersen savt-ı ezeliden.. ‘

Ebu İshak El-İsferayini ve tabileri derler ki: ‘Allah’ın kelamı, ne vasıta ile ne de vasıtasız olarak asla işitilmez.’ Ebu Mansur Maturidi’nin ihtiyar eylediği hüküm de böyledir.

- Maturidilere göre, Allah hikmet lafzıyla vasıflanır; hikmet kelimesi ister ilim, ister hükümler manasında kullanılsın..

Eşarilere göre eğer hikmetin manası, ilim ise, Allah onunla vasıflanır; hikmet sıfatı Allah’ın Zat’ıyla kaimdir.. ve ezelidir. Aksi halde, hikmet, ahkam ve hükmetmek manasında ise, o da tekvin gibidir; Allah onunla vasıflanmaz.

4- Maturidilere göre, Allah’ın irade sıfatının her şeye şumülü vardır. Her hayrı, her şerri, küfrü ve imanı, taati ve isyanı, O hem diler, hem takdir eyler. Amma taatlerde dileği ve isteği, sevgisi ve emri vardır. Lakin isyan ve küfürde rızası, sevgisi ve emri yoktur.

Eşarilere göre, irade ile rıza arasında fark yoktur. Allah’ın sevgisinin, irade gibi her şeye şumülü vardır.

5- Maturidilere göre, teklife bağlı bazı hükümlerin bilinmesi, akıl ile mümkündür. Zira akıl, eşyaların güzelliğini ve çirkinliğini bilmek hususunda bir alettir. İmanın lüzumlu olduğu ve Yaratıcı’ya şükretmek, akıl ile idrak olunur. Elbette akıl iman etmeye ileticidir. Çünkü Allah onu iletici yaratmıştır. İşte akıl peygamberlerden işittikten sonra inanmakla mükellef olduğu gibi, işitmeseydi dahi yine velinimeti olan Allah Teala’yı bilmesi gerekliliğini, yine peygamberlerden öğrenir.. Hatta Allah’ın varlığını idrak etmemekte, hiçbir kimse için mazeret yoktur. Çünkü yer, gök ve içindekileri insanoğlu görür. İşte bu kadar eserleri görüp inanmak mecburiyetindedir. Hatta hiçbir peygamber gönderilmemiş olsaydı bile Allah’a inanmak yine lüzumlu ve farz olurdu.

Eşarilere göre, akıl ile hiçbir şey vacib veya haram olmaz. Vacib veya haram oluş; Allah’ın gönderdiği hukukla, yani kitab ve elçi ile bilinir. Her ne kadar akıl, çirkinliği ve iyiliği idrak etse de, teklife bağlı bütün hükümleri Şari’den işitmek ile idrak eder.

6- Maturidiler dediler ki: Saidler bazen şaki, şakiler de bazen said olur. Eşariler: ‘Buna itibar yoktur; itibar akibetedir. Akıbet ise Allah’ın ilmine dayanır. Hiç kimse Allah’ın ilmini bilenemz. Öyleyse ‘ İnşaAllah mü’minim’ demek caiz olur’ dediler. Maturidiler dediler ki: Şek üzerinde ‘ İnşaAllah müminim’ demek caiz olmaz.

Ehli tahkikten birçokları dediler ki: İman bir kimsenin kalbinde yerleşirse, artık akıbetinden korkulmaz.

7- Maturidiye göre kulun gücünün yetmediği şeyde, ona İlahi teklifin yüklenmesi mümkün değildir. Fakat kulun gücünün yetmediği şeyi yüklenmesi mümkündür.

Eşarilere göre, ikisi de mümkün değildir. Eşariler, El-Bakara suresinin son ayetini delil almışlardır.

8- Maturidilere göre küfrün afuv olması; şeran ve alken mümkün değildir.

Eşarilere göre ise, şeran değil; amma alken mümkündür.

9- Maturidilere göre müminin ebediyen ateşte, kafirin de cennette kalması şeran ve alken mümkün değildir.

Eşarilere göre şeran değil; amma alken mümkündür.

10- Maturidlere göre, isim ve müsemmanın manaları birdir.

Eşarilere göre bir değildir; zira isim, müsemma, tesmiye, ayrı ayrıdır.

Her iki mezhebin arasında hükmeden bazı ehli ilim şöyle demişlerdir: Burada üç şey var:

1- İsim müsemmanın aynıdır;
2- İsim müsemmanın başkasıdır
3- İsim ne aynıdır ne gayrıdır. İttifakla isim müsemmayı tayin etmek içindir; zira isim, müsemmasıyla vardır.

11- Peygamberlerde, Maturidilere göre erkeklik şarttır. Eşarilere göre şart değildir. Bilicma, kadınlardan peygamber gelmemiştir.

12- Kulun yaptığı işin ismi, Maturidilere göre kisb=kazançtır; halk=yaratmak değildir. Binaenaleyh Allah’ın yaptığı işe halk denilir, kisb denilmez. Fe, ayn, lam’dan ibaret fiil kelimesi, kisb ve halk manasını kuşatır.

Eşarilere göre fiilin iki manası vardır: (1) Hakiki manası, ki var demektir. (2) Mecazi manasıdır. Kulun yaptığı işe mecaz olarak fiil denilir. Kulun yapamadığı işe de halk denilir. Kulun yapabildiği şeylere hakiki mana olarak kisb denilir.

İttifakla halk=yaratma, Allah’a mahsustur, ister yaratma, vasıtayla olsun ve ister vasıtasız olsun.. Kul yaptığı işin yaratıcısı değildir.

Hadumi Hazretleri ‘ El-Berika Fi Şerhi Tarikat-il Muhammediyye’ adlı kitabında, İmam Eşari ve İmam Maturidi’nin aralarındaki ihtilafları yetmişbeşe kadar çıkarmış ise de, temel olarak Ehli Sünnetin aralarındaki ihtilaf meseleleri onikidir. O da niza-i lafziden ibarettir.

Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür.s.41-42 Üstaz İsmail Çetin. Dilara Yayınları

****************

http://www.sadakat.net/forum/islamgenel/maturidilik-ve-esarilik-arasindaki-farklar-t3078.0.html

*******************************

Ehl-i Sünnet Kelâmının iki büyük temsilcisi olan Mâtürîdîyye ile Eş’arîyye ekolleri kelâm ilminin ana konuları sayılan hususlarda ittifak etmişlerdir. Her iki mezhep çağdaş olmakla birlikte, fakat ayrı ayrı bölgelerde kelâm ilminin metotlarıyla, inanç konuları hususunda kendi görüş ve düşüncelerini ortaya koymaya çalışmışlardır. Ancak bu iki mezhebe mensup kelâmcılar fikirlerini ve düşüncelerini ortaya koyarken, ya da açıklarken gayet tabii olarak kelâmî problemlere bakış açılarında bir takım farklılıkların ortaya çıkması söz konusu olabilir.

Her iki ekolün bilginleri Kur’ân’ın ortaya koyduğu akâidi ve bu akâidi anlayış veya kavrayış bağlamında meydana gelen itikâdî meseleleri akıl ve mantık açısından bir takım delillerle ispat etmeye çalışmışlardır. Çünkü onların düşüncelerinin temelinde selim akıl ile sahih nakil asla çatışmaz. Yine onlara göre ilk bakışta şayet böyle bir çakışma veya çatışma meydana gelecek olursa, o takdirde kaynak verilerinin çok iyi araştırılması gerektiği kanaatini de taşımaktadırlar.

Ebü’l-Hasan el-Eş’arî ile Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Ehl-i Sünnet akidesini yayma gayretleri içerisindedirler. Her iki imam izah etmeye çalıştıkları pek çok konunun sonucunda birleşiyorlarsa da, yine de her iki ekolün kelâm ilmi metotları yönünden yani usul açısından aralarında az çok farklılıkların bulunduğu bilinmektedir. Şüphesiz her iki mütekellim Kur’ân’ın ortaya koyduğu inanç/itikad anlayışını akıl ve
mantık delilleriyle ispat etmeye çalışmışlardır. Eş’ârî ile Mâtürîdî ayrı ayrı kültür çevrelerinde yetişmekle beraber, gayeleri ve mücadele edecekleri sahalar aynı bulunmaktadır. Yani onların gayesi Ehl-i Sünnet itikad esaslarını savunmak, en iyi bir şekilde açıklamak ve ortaya koymak, Ehl-i Bid’atın yanlış anlayış ve kavrayışlarını naklî ve aklî deliller ile ispat etmektir.

Taşköprizâde’nin (ö. 968/1561) belirttiğine göre, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in ilm-i kelâmda iki lideri vardır. Birisi, Hanefi olan Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, diğer de Şafiî olan Ebü’l-Hasan el-Eş’arî’dir.(Taşköprizâde, Miftâhu’s-Sa’âde, Kahire 1968, s. 151)

Birçok âlim, Eş’arîlik ile Mâtürîdîlik arasındaki görüş ayrılıklarının büyük olmadığını, ancak bu durumun metot anlayışından kaynaklandığını, hatta bu meselelerin esasta değil, ikinci derecedeki yani feri meselelerde kaldığını söylemektedirler. Bundan dolayı da birbirlerini bid’at ve sapıklığa nispet edecek kadar ileri noktada bir takım ayrılıklara sahip değillerdir.(Beyâzîzâde, Ahmed Efendi, İşârâtü’l-Merâm min İbârâti’l-İmâm, Mısır 1949, s.8-9.) Bütün bunlara rağmen bu iki ekol birbirinin aynı sayılmadığı gibi ayrı da sayılmaları mümkün görünmemektedir. Zira Mâtürîdî mezhebinin bazı görüşlerini benimseyen Eş’arî kelâmcılarına rastlanıldığı gibi, Eş’arî görüşlerini benimseyen bazı Mâtürîdî kelâmcılarına da rastlamak mümkündür. Bu noktada İbnü’l-Hümam, Mustafa Sabri gibi isimleri sayabiliriz. Hatta
bu konuda daha pek çok âlimi bu kategori içerisinde değerlendirebiliriz. Çünkü bunların temel görüş olarak bağlı bulundukları düşünce yapısı ve kaynakları Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat çerçevesi içerisindedir. O halde yapı ve öz itibariyle bir, ama şekil ve görünüş açısından farklı bir durum arz etmektedir.

Ebu Nasr Tâceddin Abdülvehhâb b.Ali b. Abdi’l-Kâfî b.Ali b.Temam es-Sübkî (ö. 771/1370)15 Tabakâtü’ş-Şâfi’iyyeti’l-Kübrâ, (Kahire 1965), III/377-389. sahifelerinde Mâtürîdî’ler ile Eş’arîler arasındaki ihtilaflardan şöyle bahseder: “Tahavî ile Eş’arî arasında sadece on üç konuda ihtilaf vardır. Eş’arîlerle Mâtürîdîler arasındaki ihtilaf on üçten ibarettir. Bu on üç meselenin yedisi lafzî ihtilaftır. Sadece altı tanesi mana ile ilgilidir. Bu on üç meselede bir kimsenin başka bir kimseye
muhalefet etmesine, haddi zatında muhalefet bile denmez.”(es-Sübkî, Tâceddin Abdülvehhâb b. Ali, Tabakâtü’ş-Şâfi’iyyeti’l-Kübrâ, Kahire 1965, III/378.)

MÂTÜRÎDÎ VE EŞ’ARÎ’NİN METOD VE PRENSİP BİRLİĞİ
Mâtürîdî ve Eş’arî; Haşeviyye, Müşebbihe, Mücessime gibi fırkalarla, rasyonalist bir zümre olan Mu’tezile arasında makul bir yola sahip olmuşlardır. Her iki âlim de Cebriye ve müfrit Rafızîler arasında mutedil bir vaziyet alarak, Ehl-i Sünnetin inançlarını müdafaa etmişler, metod ve mezhepte hemen aynı neticeye ulaşmışlardır.

Metotta ittifak edince mezhepte de aynı neticelere varmak tabiidir. Çünkü mezhep metodun neticesinden başka bir şey değildir. Ebü’l-Hasan el-Eş’arî’nin İslâm fırkalarına ait derin bir bilgisi olduğu
malumdur. O’nun “Makâlâtü’l-İslâmiyyîn” adlı eseri ise, bu konudaki bilgisine ait en büyük delildir. Zira o, Müslümanların itikadî konulardaki ihtilaflarını bu kitabında bir araya topladıktan sonra, başta Aristoculuk olmak üzere bid’atçi görüşleri ve felsefî fikirleri tenkide tabi tutmuştur. Ayrıca mezheplerin fikirlerini ve düşünce yapılarını naklederken, objektif ve tarafsız olma titizliğini göstermekten de hiçbir zaman ayrılmamıştır.(Taftezânî, Kelâm İlmi ve İslâm Akâidi, trc. Süleyman Uludağ (Mukaddime
elli yedi madde) İstanbul 1982, s.40-51.)

Eş’arî’den günümüze intikal eden eserler kelâm kültürü ve terminolojisi bakımından çağdaşı Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’nin eserlerine nispetle zayıftır. Buna rağmen kendisi Sünnî kelâm ekolünün önemli kurucularından biri olarak kabul edilmiştir. Kelâmî görüşleri açısından Eş’arî, itikadî konuları, aklî ve naklî deliller ile ispat eder. Allah’ın ve Peygamberlerin sıfatları, Melekler, hesap, ceza ve mükâfat gibi
konuları Kur’ân ve Hadis çerçevesinde ele alır. O nassları te’vil etmek veya onların zahirlerine göre hükmetmek için aklını kendine hakem edinmez. O, tersine aklı nassların zahirlerini teyit eden bir alet gibi kabul eder.(İsmail Efendizâde, Risâle fi’htilâfâti’l-Mâtürîdî ve’l-Eş’arî, İstanbul 1287.) Diğer taraftan İmâm Eş’arî, Mu’tezile’nin fikir ortamında yetiştiği ve hayatının bir kısmını bu düşüncenin yayılması
için çalıştığından dolayı, onların mantık ve felsefi metotlarını da çok iyi bilmektedir. Bu bilgi ve düşüncesinden dolayı o, aynı zamanda Mu’tezile’yi kendi metot ve silahıyla ret ederek susturmaya çalışan ve tenkid eden kelâm âlimlerinden biri sayılır.(Şeyhülislâm Esad Efendi, Risâle fi’htilâfâti’l-Mâtürîdî ve’l-Eş’arî, İstanbul 1287, s. 278-287.27)

Mâtürîdî ise, Sünnî bir ortamda yetişmiştir. O, aşırılığa kaçmaksızın akla büyük değer vermektedir. O, aklı ve nakli de ayrı ayrı birer bilgi kaynağı olarak kabul eder.(el-Câbî, Bessam Abdulvehhab, el-Mesâilü’l-Hilafiyye beyne’l-Eşâire ve’l-Mâtürîdiyye, Beyrut 2003.) Çünkü o, Kur’ân’ı yine Kur’ân ile açıklarken, aynı zamanda akıl ve nakilden istifade etmeye de çalışır. Zira o, Ehl-i Sünnetin itikadî esaslarını aklî ve naklî delillerle ispat etmeye gayret göstermektedir. Diğer taraftan itikadî esaslar konusunda aynı metodu Eş’arî’de de görmemiz mümkündür.

Gerek Mâtürîdî, gerekse Eş’arî, Allah’ın ezelî kelâmı, sıfatları, görülmesi/ru’yetullah, kulların fiilleri/ef’al-i İbad, büyük günah işleyenlerin durumu ve şefaat gibi konularda aynı neticeye ulaşmışlar ve mezheplerinin genel prensiplerini ortaya koymuşlardır.

EŞ’ARÎLERE GÖRE NÜBÜVVET İÇİN ERKEKLİK ŞART DEĞİLDİR

Nübüvvet konusu İslâm’ın en önemli inanç esaslarından birini hatta bir bakıma en önemlisini oluşturur. İslâm düşünce tarihinde, nübüvvet çeşitli ekoller tarafından farklı anlaşılmıştır. Bu nedenle peygamberlerin cinsiyeti konusunda Mâtürîdîler ile Eş’arîler arasında ihtilaf vardır. Ehl-i Sünnetin her iki kolu peygamberin erkeklerden olduğunu kabul eder. Ancak Eş’arîler ise, kadınların da peygamber
olabileceğini benimserler. Mâtürîdîler bu düşünceyi benimsemezler. Çünkü “Peygamberler ancak erkeklerden olur” diyen Mâtürîdîler Kur’ân-ı Kerim’den şu ayeti delil gösterirler: “Senden evvel (peygamber olarak) gönderdiklerimiz şehir halkından kendilerine vahy eder olduğumuz erkek adamlardı.”(Yusuf 12/109; ayrıca bk. en-Nahl 16/43; el-Enbiya 21/7.)

İmâm Eş’arî ile kitap ve sünnetin zahirlerini kendilerine mezhep edinen birkaç âlim bazı ayetlere (Âl-i İmrân 3/42; Meryem 19/16-19.) dayanarak Hz.Meryem’in nübüvvetine kail olmuşlardı. Kur’an’daki birkaç ayet ile istidlal ederek Hz. Meryem’in nübüvvetine kail olanlar, resûl ile nebi arasındaki farkı belirtirken “nebi, ister tebliğe memur olsun, isterse olmasın kendisine vahiy olunandır” tarifine dayandırmışlardır.(Bağçeci, Muhittin, Peygamberlik ve Peygamberler, İstanbul 1977, s. 73 vd.)

Bu duruma göre kadınlardan peygamberlikleri söz konusu olan altı kadın: Hz.Havva, Hz. Sara,
Hz.Hacer, Hz.Musa’nın annesi, Firavunun eşi Asiye ve Hz. Meryem’dir.(Zebidi, Tecridi Sarih Tercümesi ve Şerhi, trc. Kamil Miras, Ankara 1971, IX/150) Hâlbuki Mâtürîdîler Kur’ân’da kadınlar ile ilgili vahyin diğer varlıklara gelen vahiy gibi telakki ederler, yani bunun nebevî bir vahiy olmadığını söylerler.147 Kadınlara gelen bu şey belki bir ihsandır, derler.

SONUÇ

Aslî konularda yani tekvin, kader-kaza, kesb, kelâm gibi ve buna benzer daha sayılarını çoğalta bileceğimiz ihtilaflar olmayıp genellikle fer’î ihtilaflardır. Mâtürîdî’nin tâbileri, bazen imamlarını bırakarak Eş’ari’ye tabî oldukları gibi, Eş’arî’nin tabîleri de imamlarını muhalefet ederek, Mâtürîdî’lere uymaktadır. Ehl-i sünnet mezhepleri arasındaki fer’i hususlara itibar edilerek, onların birbirlerinden ayrıldıkları neticesine de varılmamalıdır. Çünkü asıl ayrılıklar, prensip ve metotlarda meydana gelen ayrılıklardır. Ayrıca bilinmelidir ki, Ehl-i sünnet ve’l-Cemaat mezhebi, vacib, caiz ve mümteni olan konularda tamamen hem fikirdir. Fakat bu hususlara ulaştıran bazı metot ve prensiplerde ihtilaf etmişlerdir. Ehl-i sünnet mezhepleri dikkatlice araştırıldığı zaman şu üç zümreden teşekkül ettiği görülmüştür. Ehl-i hadis, aklî tefekkür ehli olanlar ve bu iki mezhebinittifak ettiği Ebû Mansur el-Mâtürîdî ve Eş’arîdir.

Ehl-i Sünnet Kelâmının iki büyük ekolü olan Mâtürîdîyye ile Eş’arîyye mezhepleri arasındaki ihtilaflı olarak görülen konularda, devamlı bir şekilde deliller ve karşı deliller ileri sürülerek bir mücadele içerisinde tez-antitez şeklinde devam etmiştir. Ayrıca ihtilaf konusu olan her mesele taraftarlarının dayandıkları bir takım naklî ve aklî deliller ile ortaya konarak ispat edilmeye çalışılmıştır.

Bu iki mezhebin arasında ortaya konan meseleler İslâm’ın özgür düşünceye verdiği önemden kaynaklanmaktadır. O halde şu sonuçları çıkarmamız mümkündür.

1-Her iki mezhep arasındaki bu görüşler gelişi güzel olarak ve indi mülahazalar neticesinde ortaya konulmuş meseleler değildir. Fakat ortaya atılan görüşlerin ve konuların mezhep müntesipleri için fiilî ve amelî hayatlarıyla hiçbir ilgisi ve faydasının bulunmadığı, insanlar arasındaki tatbikatta her hangi bir karışıklığa sebebiyet vermediği görülmekte, sadece ve sadece bir kanaat olarak kaldığı
gözlenmektedir.

2- Bu meselelerde sürekli olarak Mâtürîdîler bir tarafı, Eş’arîler karşı tarafı tutmuş değildir. Yani bu konularda birileri veya ötekileri şeklinde bir ayırıma gitmek ciddi boyutta yanlışları doğuracağı için çok dikkatli olmak durumundayız. Her ikisinin bir çatı altında bulunduklarını ve burada kullanılan malzemenin bizi sonuca götürmesi noktasında hem fikir olmamız gerektiğini düşünebiliriz ve düşünmek zorundayız. Zira hemen hemen bir meselede Eş’arî görüşü benimseyen Mâtürîdî âlimleri olduğu gibi
bunun tersi de mevcuttur. Mâtürîdî görüşü benimseyen Eş’arîlerin varlığı da söz konusudur. Bu hususun örnekliğine baktığımızda yıllarca Mâtürîdî olduğunu bildiğimiz Osmanlı medreselerinde hep Eş’âri mezhebine mensup âlimlerin eserlerini okutmuşlar. Bu âlimlerce bir konu ilgili doğru ve gerçek nerede veya hangi mezhebin düşünce yapısında olursa olsun hiç bir zaman fark etmemiş, ona meyletmişler; hatta “benim düşüncem” veya “meylim/kanaatim bu tarafta” demekten de hiç çekinmemişlerdir.

3- Eş’arîler ile Mâtürîdîler aynı şeyi düşünmekte, fakat fikirlerini değişik terimlerle anlatmaktadırlar. Mana bir, yalnız lafız farklıdır. Bu durumu İslâm’ın düşünmeye ne kadar geniş hürriyet ya da özgürlük verdiğinin açık bir göstergesi olarak görmek mümkündür. Dini hürriyet demek zaten tartışmanın olması demektir. Zira insanların anlayışları çok farklıdır, kavrayışları ve ortaya koydukları çözümler de
hep farklı farklı olmuştur. Bazılarının “Dini mutlak kabul edeceksin”, “hiç konuşmayacaksın”, “hiç tartışmayacaksın” şeklindeki tasavvurları tamamen temelsiz ve dayanaksız bir iddiadır. Hatta böyle bir düşünce ise tamamen cehaletin bir ürünüdür. Dünyada din kadar veya dinin getirdikleri kadar konuşma veya tartışma mevzuu olmamıştır. Yukarıda kısaca temas ettiğimiz konuları ve belki de bu tartışlar
dinin geniş hürriyet boyutu içerisinde değerlendirilmelidir.

İnsanı sevindiren asıl mesele, Eş’arîler ile Mâtürîdîler arasında bu gibi ihtilaflı konular olmakla beraber, her iki mezhebe mensup insanların birbirlerini hiçbir zaman tekfir etmedikleri gibi, sapıklığa ve bid’ata nispet edecek kadar da ileri gitmemiş olmalarıdır. Her ikisi de Ehl-i sünnet çerçevesi içerisinde bulunmakta vehatta bu iki mezhep zaman içinde düşünce itibariyle birbiriyle kaynaşmış bir vaziyette
görünmektedir. İhtilaf problem değil, hatta rahmet olabilir. Problem, ihtilafın iftiraka dönüştürülmesidir.

Dr. Halil TAŞPINAR
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Eş'ari ve Maturidi arasındaki görüş farklılıklar
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: Din Kültürü Dersi-Eğitim Öğretim :: Din Kültürü Ahlak Bilgisi Dersi :: 7.sınıf-
Buraya geçin: