KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Doğruluk

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6459
Rep Gücü : 10014589
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 55
Nerden : İzmir

MesajKonu: Doğruluk   Perş. Nis. 15, 2010 3:32 am

* DOĞRULUK AYET VE HADİSLERİ *
* Alemlerin Rabbi Allaha hamdolsun Rahmandır Rahîmdir. Din gününün sahibidir. Ancak sana kulluk eder ancak senden yardım dileriz.Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna *

* Emrolunduğun gibi dosdoğru ol *

* Doğrularla beraber olun *

* Yalan sözden kaçının *

* Beni Rabbim en güzel şekilde terbiye etti *

* Bir sahabi Hz. Peygambere Ya Rasûlullah bana İslâmı öyle tanıt ki senden başka birine sorma ihtiyacını duymayayım deyince Rasûlullah şöyle buyurmuştur: Allaha inandım de sonra da dosdoğru ol *

* Doğru olunuz kurtuluşa erersiniz *

* Doğruluk insanı iyiliğe yönelir hayırlı işlerde cennete kılavuzluk eder. Bir kimse doğruluğu prensip edinirse sıddîk olur. Yalancılık da insanı kötülüğe ve fücura sürükler. Kötülük de çehenneme götürür. Bir kimse yalancılığı prensip edinirse Allahın divanında kezzab yalancı defterine yazılır *



Hadis No : 3235
Ravi: İbnu Mes'ud
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sidk insanı birr'e (Allah'ı razı edecek iyiliğe) götürür, birr de cennete götürür Kişi, doğru söyler ve doğruyu arar da sonunda Allah'ın indinde siddik (doğru sözlü) diye kaydedilirYalanda kişiyi haddi aşmaya götürür Haddi aşmak da ateşe götürür Kişi yalan söyler ve yalanı araştırır da sonunda Allah'ın indinde yalancı diye kaydedilir"
Kaynak: Buhari, Edeb 69; Müslim, Birr 102, 103, (2606, 2607); Muvatta, Kelam 16, (2, 989); Ebu Davud, Edeb 8


Hadis No : 3236
Ravi: Ebi'l-Cevzai
Tanım: Hasan İbnu Ali (ra)'ye: "Resulullah (sav)'dan ne ezberledin?"diye sordum Şu cevabı verdi: "Aleyhissalatu vesselamdan "Sana şüphe veren şeyi terket, emin olduğun şeye ulaşıncaya kadar git Zira sidk (doğruluk) kalbin itminanıdır, yalan şüphedir"
Kaynak: Tirmizi, Kıyamet 61, (2520); Nesai, Eşribe 50, (8, 327, 328)





DOĞRULUK (İstikamet)


Ebû Amr [veya Ebû Amre] Süfyân İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:

- Yâ Resûlallah! Bana İslâmı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:


- “Allah‘a inandım de, sonra da dosdoğru ol!“ buyurdu.

[Müslim, İmân 62. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 61; İbni Mâce, Fiten 12.]


************

Ebû Hüreyre radıyallahu anh‘den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“(İşlerinizde) orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz. Biliniz ki, hiç biriniz ameli sâyesinde kurtuluşa eremez. “ Dediler ki:

- Sen de mi kurtulamazsın, ey Allah‘ın elçisi?

- “(Evet) ben de kurtulamam. Şu kadar var ki Allah rahmet ve keremi ile beni bağışlamış olursa, o başka!“

[Müslim, Münâfikîn 76, 78. Ayrıca bk. Buhârî, Rikak 18, Merdâ 19; İbni Mâce, Zühd 20]




***********************************************************************************************

* DOĞRULUK AYET VE HADİSLERİ *
* Alemlerin Rabbi Allaha hamdolsun Rahmandır Rahîmdir. Din gününün sahibidir. Ancak sana kulluk eder ancak senden yardım dileriz.Bizi doğru yola ilet. Nimet verdiğin kimselerin yoluna *

* Emrolunduğun gibi dosdoğru ol *

* Doğrularla beraber olun *

* Yalan sözden kaçının *

* Beni Rabbim en güzel şekilde terbiye etti *

* Bir sahabi Hz. Peygambere Ya Rasûlullah bana İslâmı öyle tanıt ki senden başka birine sorma ihtiyacını duymayayım deyince Rasûlullah şöyle buyurmuştur: Allaha inandım de sonra da dosdoğru ol *

* Doğru olunuz kurtuluşa erersiniz *

* Doğruluk insanı iyiliğe yönelir hayırlı işlerde cennete kılavuzluk eder. Bir kimse doğruluğu prensip edinirse sıddîk olur. Yalancılık da insanı kötülüğe ve fücura sürükler. Kötülük de çehenneme götürür. Bir kimse yalancılığı prensip edinirse Allahın divanında kezzab yalancı defterine yazılır *

*****************************************************************************

Her şeyde doğru olma anlamına gelen sıdk kavramı ;sadaka kökünden türeyen ve inancı sebebiyle söz ve fiillerinde herhangi bir çelişki olmayan halinde yalan bulunmayanları tasvir eden bir sıfatın adını taşır.İslam dini doğruluk denen bu kavramın üstünde o kadar durur ki onun uğruna mallar mevkiler ve yeri geldiğinde canların bile ortaya konulmasını emreder.yalan yere şahitliği bir insanlık suçundan öte değerlendiren ve yalan ile yalancının İslam dairesi içine giremeyeceğini bizzat peygamberimizden gelen haberlerden anlayabiliyoruz.

Peygamberimize sorulan bir sorudan doğruluğun ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz.bir şeyi anlamanın yolu onu zıttıyla değerlendirmektir. O halde hadisimizi okuyalım isterseniz.

Safvân İbnu Süleym radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü! dedik, mü'min korkak olur mu?"

"Evet!" buyurdular. "Pekiyi cimri olur mu?" dedik, yine:

"Evet!" buyurdular. Biz yine:

"Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk. Bu sefer: "Hayır!" buyurdular."

Hadis bize bir müminin yalancı olamayacağını deklare ederken aynı zamanda doğruluğun ne kadar önemli olduğunu da vurgulamaktadır. bir mümin korkak olabilir ama bu bir korkak gibi öleceği anlamına gelmez bir mümin cimri olabilir ama bu ölümünün ardından mallarının binlerce insanı kurtarmayacağı veya organlarının ister bir insan yada ister bir hayvan olsun bir canlıyı hayatta tutmayacağı anlamına gelmez.yani her şeyin göreceli olduğu bu dünyada günü birlik yaşayan bir canlı olan insan yalancı olamaz çünkü yaratıcı kendine zarar vermene rıza göstermemiş ama bu yüzden affedebileceği ümidini vermiştir.fakat başkalarına zarar verme kısmında böyle bir söz vermediği gibi böyle bir suçu asla hoş görmemiştir.ki hadiste yalan denen bu kavramı onun elçisi bir müminle asla bağdaştıramamıştır.çünkü yalan asla kendini bağlamaz.bir kere yalan en az iki kişi arasında olan bir olay olduğu için senin dışına taşma tehlikesi vardır ve buda islamın evrensel ahlak anlayışına öteden beri ters düşen bir vakıa bir olgudur.

Doğruluk her zaman dünya milletlerinde hayatın bir anlamı insan olmanın bir gereği sayılmıştır.aslında doğruluk yalan denen bir kelimenin zıttı olmaktan çok öte bir şeydir.doğruluk taa insanın yaradılışı, meleklerin secde edişi, şeytanın içindeki kini kusması,ademin yasak meyveyi yemesi ,dünyaya atılması ,çocuklar meydana getirmesi,onların büyüyüp bir birlerinin kafasını vurması,ardı ardına Salih ve zalim nesillerin birbirini takip etmesinden çok önce çok sonra var ola gelen ve en sonunda ben doğruyum ve doğrulardanım diyen bir peygamberin dilinde hayatiyetini sürdüren çok canlı ve zamana göre değişmeyen,varlık boyutunda nefes alıp veren bir cevherdir.cevherdir diyorum çünkü doğruluk önceden yoktu demek ne kadar abes ise insanla son bulacak demekte bir o kadar abestir.

Peygamberini alemlere güzel bir ahlak numunesi olması için gönderen yüce yaratıcı ondan muhtelif ayetlerde ey peygamber emrolunduğun gibi dosdoğru ol emri şerifine uygun bir hayat yaşamasını eğer bunu yapmazsa görevini yerine getirmemiş sayılacağını ve anında görevine son verilerek horlanmış bir şekilde canının alınabileceği tehdidi ile karşı karşıya gelebileceği tehlikesinden bahseder. Tabi bu günahlardan masum olan nebiler için muhal yani olanaksız bir şeydir. Ama bu onun haddi zatında insanlar için de bir öğüt ve bugün olmasa da yarın mutlaka gerçekleşecek bir tehdidin var olduğunu gözler önüne sermektedir. Yani ya doğru olur yücelir ve muttakilerden olursun veyahut yalancı olup kezzapların yani çok yalancıların arasına katılır yaradılışının gayesini yerine getirememiş olursun.

İnsanların yeryüzüne gelişindeki tek gaye hakkı tutup kaldırmak ve batılı batıl bilip ondan yılandan ve şeytandan kaçar gibi kaçmaktır. İnsanlar için yeryüzünde yaratılmış en büyük meziyet ve en büyük onur hiç şüphesiz doğruluktur. insan doğru olduğu müddetçe onun sırtını yere getirecek hiçbir kuvvet olmadığı gibi yalan yanlış yola sapmış ve kendine zulmü prensip edinmiş biri için ne kadar kuvvet ve iktidar sahibi olursa olsun bir çıkar ve kurtuluş yolu da yoktur. doğrulukları sayesinde fakir ve yetim iken mazlum ve sahipsiz gibi görünen hz. Musa ve Hz. Rasulullah ı nasıl ki alemlere medarı iftihar haline getiren yüce Allah ,yanlış ve zulümleri yüzünden nemrut ve firavun gibi nice nice insanlığın yüz karası olarak hatırlanan ve devirlerinde dokunulmaz olarak yaşayıp her türlü sapıklığı hiç çekinmeden sırf gücüne güvenerek uygulayacağını zanneden nice şahsiyetleri alemlere rezil ve kepaze kılan sonlarını hazin ve hüsrana çeviren yüce Allah, eninde sonunda doğrunun kazanacağını, yardımının onunla olacağını ve güzel akıbetin sadece doğru olanların sermayesi kılınacağını mıh gibi dimağlara çakmıştır.

Yüce Allah hud suresi 112 de peygamberine emrolunduğun gibi dosdoğru ol derken ve peygamberimize beni hud suresi kocattı dedirten temel gaye ve prensip, hiç şüphesiz insan için bir nefes kadar önemli olan doğruluk erdemini altını çizerek şiddetli ve büyük puntolarla vurgulamak. Ve önemine binaen en mühim bir nasihat olarak insanlığa ya bunu tutar ve yücelirsin veyahut utanmıyorsan istediğini yaparsın gibi; çok duygusal bir uyarı ve tenkitle baş başa bırakmak için söylenmiş çok değerli bir kelamdır.

Yaratıkların en değerlisi ve en üstünü insandır. İnsanın bu değerini ve üstünlüğünü koruyabilmesi için her şeyden önce şartlarına uygun iman etmesi, yaratılış gayesi olan görevini yerine getirmesi ve Allaha karşı gelmekten sakınması gerekir. İbadetlerin temel amacı kişinin imanını koruması Allah rızasını ve sevgisini kazanması takva ve ahlaki faziletlere sahip olmasıdır. Muttaki insan ilahi emir ve yasaklara uyan böylece en güzel ahlaka sahip olan kişi olması yanında aynı zamanda bir dürüstlük abidesi olarak insanlığa rehber ve örnek olması gerekmektedir.

Bir doktor veya avukat için doğruluk, vicdanı ile cüzdanı arasına sıkıştığında vicdanının sesine kulak verebilmesidir belki. Bir siyasetçi veya din görevlisi için doğruluk söylediklerinde samimi olması, emrettiği veya vaat ettiği işleri ilk önce nefsinde tatbik etmesi ve söylemleriyle eylemlerinin birbirine uygun olması gerektiğidir. Bir esnaf veya tüccar için doğruluk denince, insanları kandırmaması ve para kazanacağım diyerek ahiretini satmaması akla gelebilir. insanların gözünü boyamak için tezgahın vitrinine malının güzelini, arkasına ise çürük veya kusurluları gizleyenleri peygamberimiz şiddetli bir şekilde uyararak bu hallerinin bir Müslüman’a asla yakışmadığını bildirmişlerdir. Konuyla ilgili olarak:

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) çarşıda bir yiyecek yığınına rastlayınca elini yığına daldırıp çıkardı. Parmaklarına rutubet bulaştı. Adama: "Ey satıcı nedir bu?" diye çıkıştı. Adam: "Ey Allah'ın Resulü, yağmur ıslattı, deyince: "Bu yaşlığı üste getirip, herkesin görmesini sağlıyamaz mıydın? Kim bizi aldatırsa o bizden değildir" buyurdu.

İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Emin, dürüst, Müslüman tacir, Kıyamet günü şehitlerle beraberdir."

Dini ne olursa olsun bir insan için doğruluk Hz. Mevlana nın da dediği gibi ya göründüğü gibi olmak ve ya olduğu gibi görünmekten geçmektedir. Unutulmamalıdır ki insanların en azgını ve en alçağı içi dışı ayrı olan münafık kişilerdir.

Doğruluk aynı zamanda başkasına minnet etmeden kimseye muhtaç olmadan dimdik ve alnı açık olarak çalışmaktır. Başkalarına muhtaç olarak, rızkını dilenerek ve ya boyun eğerek kazananların doğru olabilmeleri veya alnı açık ve dimdik bir hayat yaşama olanakları çok zordur. Nitekim peygamberimizin fakirlik nerdeyse küfür olacaktı diye buyurması bu yöndeki tehlikeyi iyice gözler önüne sermektedir. Öte yandan merhum gazi Mustafa Kemal ****** bir vecizesinde çalışma erdemini şöyle özetlemektedir.

—Hayatta çalışmadan yorulmadan para kazanmak isteyenler

• Önce haysiyetlerini,

• Sonra hürriyetlerini ve en sonunda da

• Geleceklerini kaybederler. der Gazi Mustafa Kemal

Öte yandan doğruluk hak ve hakkaniyetten ayrılmamaktır.değerli müminler.zulüm ve haksızlık karşısında suskunluk gösteren,boyun eğen,ses çıkarmayan peygamberimizin de buyurduğu gibi zulme rıza göstermiş olmaktadır.diğer yandan hz.rasulullah haksızlık karşısında susan, ses çıkarmayan dilsiz şeytandır.der.peki bunu niçin demiştir Allahın resulü…bunun için…bir kere hakkını savunmaktan veyahut haksızlığa karşı varlık gösteremeyen ona engel olma yolunda çabalamayan;, sükut etmiş demektir ki sükut çoğu zaman ikrardan sayılır.kişinin içini Allah bilir.ama İslam ve tabiî ki insanlar zahire göre hükmeder.bir müminin sonu ne olursa olsun zalime zalim demesi sen zulmettin hakka dön demesi gerekir.bunu yapmazsa kulluk ve insani vazifesini yerine getirmemiş sayılır.

bugün İslam dünyasının ve özelde bizim içine düştüğümüz bu bataklığın bu kötü durumun sebebi bırakın zulme engel olmayı bizzat ona ortak olmaktan, ona verdiğimiz destekten dolayı kaynaklanmaktadır. Tarih bize bir şeyi açık göstermiştir ki küfür her zaman ve mekânda devam etmiştir… ta iblis ve hz adem den bu yana… Ama zulüm asla devam etmemiştir. Çünkü gayretullahın bu konuda oluru ve rızası kesinlikle bulunmamaktadır. Geçmiş kavimlerin helakı küfürlerinden çok zulümleri yüzündendir. Allahu teala zaten helak ettiği kavimler için biz onlara zulmetmedik bilakis onlar kendilerine zulmediyorlardı gerekçesiyle helak ettiğini beyan buyurmaktadır. Şimdi soruyorum zulmeden veya zulme rıza gösteren bir bireyin veya bir toplumun doğru yolda olduğunu iddia edebilir misiniz? El cevap tabiî ki hayır… Bu konuyla alakalı olarak

hz. Ali: haksızlık karşısında rıza gösterip boyun eğenler muhakkak ki haklarıyla beraber şeref ve onurlarını da kaybederler. Diyerek konuya çok çarpıcı bir açıklık getirmektedir. Şerefli Osmanlının torunları olan bizler bugün dış dünyada sözümüzü dinletemeyişimizin sebebini hiç sorguladık mı? Hakkı olan bir mücadele uğrunda zulme rıza göstermeyen bir millet Çanakkale de ve Sakarya da nerdeyse topsuz ve tüfeksiz neler başardı hep beraber gördük. Yakın tarihimizde eğer ırak a girmezsek batarız sem amca bizi bitirir ne olur şu tezkereyi geçirelim diyenler şu an ki halimizi görüyorlardır herhalde. Haksızlığa rıza göstermeyen bir irade bu kararından hiçbir zaman pişmanlık duymayacaktır... Çünkü sadece bir ülkeyi ve milyonlarca kişiyi bir yalan bahanesiyle sırf petrol uğruna katleden bir zalimle ortak olmak belki kısa vadede bize kazanım getirecekti diyelim. O halde soruyorum o zaman biz bu gerçeği gelecek nesillere nasıl anlatacaktık. Tarih ve tarihçiler bu trajediyi yazmak için hangi haklı sebep ve haklı neticelere ulaşmaya çalışmaya çalışacaklardı. Kazara dökeceğimiz Müslüman kanını gelecek nesillere ve onu bırakın en yüce mahkemede en yüce hâkime yani Hz. Allaha nasıl anlatacaktık… Avrupalıların çok güzel bir sözü vardır. Aşağıda aslan olup olmadığına bakmadan; bindiğin dalı kesme.

Doğruluk aynı zamanda güvenilir olmak, insanların zihinlerin de dürüst bir kişilik, mümtaz bir şahsiyet olarak kalabilmeyi de becerebilmektir, aynı zamanda… İçimizde ben ölmeyeceğim dünyada baki kalacağım diyen bir kişi olmadığına göre, yarın ölüp gitmeden kayıplara karışmadan arkamızda hoş bir sada bırakabilmeyi başarabilmeliyiz. bu dünyada unvanınız ne olursa olsun amir veya memur zengin ve ya fakir eğer doğru değilseniz dürüst olamıyorsanız unutulma hızınız bir yaprak gazelinin çürümesi bir kelebeğin ömrü kadar kısa olacaktır. ve isminiz en az doğruluğunuz kadar değerli olacaktır.

Bu itibarla vaazıma burada son verirken yüce Allahtan doğru ve dürüst insanlara en çok ihtiyacımız olduğu bu zamanda onların sayılarını artırmasını ve onları topluma önderler kılmasını diliyorum. Çünkü görevi, ehil olmayanların doğru olmayanların eline aldığında neler batırdığını bu ülkede yaşayan insanlar olarak çok yakinen müşahede etmiş bulunuyoruz.yüce Allah cümlemizi sadıklardan kılsın veyahut onlara arkadaş kılsın veyahut onları başımızdan eksik etmesin.ne mutlu o doğrulara ne mutlu o sadıklara


****************************************************

Yalancılık ne kadar kötüysedoğruluk da o kadar iyi güzel ve faziletlidir. Peygamber efendimize olgunluğun alameti sorulduğunda (Doğru konuşmak ve doğrulukla iş yapmaktır) buyurdu. (İmam-ı Gazali)

Sadakat [doğruluk] hakkında İslam âlimleri buyuruyorlar ki:
(En güzel amel doğruluk en çirkini de yalancılıktır.)
(Dünyada doğru insan görmedim diyen; eğer kendisi doğru olsaydıdoğru olanları bulurdu.)
(İslam dini üç temel üzerindedir. Bunlar; hak sadakat ve adalettir.)
(Bir insanda üç şey bulunduğu vakit onun salih bir insan olduğu anlaşılır. Bunlar nefsani arzulardan uzak olmak Allah rızası için doğruluk helal ve temiz yemektir.)
(Günahların içinde bocalayan kimsenin doğruluğu bulması çok zordur.)

Her şeyin başı doğruluktur. Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Şüphelilerden uzaklaş! Şüphe vermeyene sarıl! Doğruluksükun ve huzurdur.) [Tirmizi]

(Tehlikenin doğruluk içinde olduğunu görseniz de doğruyu arayınız! Çünkü doğrulukta kurtuluş ve selamet vardır.) [İbni Ebiddünya]

(Doğru olunuz doğruluk gerçeği gerçek de Cennet yolunu gösterir. Bir kimse doğruluktan ayrılmaz doğruluğu düstur edinirse Allah indinde o kimse sıddıklardan olur.) [Buhari]

(Doğru olan iyi davranır iyi davranan emindir. Emin olan Cennete girer.) [İmam-ı Ahmed]
(İman sahibi her hataya düşebilir. Fakat hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez.) [İbni Ebi Şeybe]

(Doğru olun doğruluk iyiliğe iyilik ise Cennete çeker. Yalandan sakının yalan fücura fücur ise Cehenneme götürür.) [Buhari]

(Şu üç şeyden biri kimde bulunursa o kimse namaz kılsa daoruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek sözünde durmamakemanete hıyanetlik.) [Ebu Davud]

(Kıyamette fasık-salih herkes pişman olacaktır. Fasıklar fıskı bırakıp doğruluk ve takva üzere bulunmadıklarına salihler ise daha çok ibadet etmediklerine pişman olacaklardır.) [Feraid-ül fevaid]

Tam doğru yani sıddık olabilmek için:
1- Doğru sözlü olmalıdır. Zaruret olmadıkça tarizli ve imalı konuşmamalıdır. Büyüklerden birisi zalimlerden kaçıp Habib-i Aceminin bir odasına girip saklandı. Zalimin zulmünden kurtulmak için yalan söylemek caiz olduğundan (Soran olursa yok dersin) dedi. Biraz sonra zalimler gelip sordular: (İçerde...) diye cevap verdi. İçeriyi iyice aradılar. Bulamayıp oradan ayrıldılar. (Niye böyle yaptın?) diye sordu. Habib-i Acemi (Yalan söyleseydim ikimiz de helak olmuştuk. Doğru söylemenin bereketiyle ikimiz de kurtulduk) diye cevap verdi.

2- Doğruluk için niyette ihlas şarttır. Şayet davranışlarda nefsin arzuları karışırsa bu niyetten ihlas kalkar. Bu kimse yalancı olur.

3- Azminde doğru olmalıdır. Mesela (Allahü teâlâ bana şu malı verirse veya şu makama geçersem şu hizmeti yaparım) diyen kimse o mala veya o makama sahip olunca zaruretsiz sözünde durmazsa azminde doğru değildir.

4- Verdiği sözde durmalıdır. Hz. Enes bin Malik anlatır: Amcam Nadr’ın oğlu Enes Bedir savaşında Resul-i Ekremin yanında savaşa katılamadığına çok üzüldü. (Eğer Allahü teâlâ beni bir savaşa kavuşturursa bütün gücümle savaşacağım) diye karar verdi. Ertesi yıl Uhud savaşına katıldı. Sad bin Muaz bunu görünce (Ne o nereye gidiyorsun?) diye sorduğunda (Uhud dağının ardında Cennetin kokusunu aldım. Cennete gidiyorum) dedi. Öyle savaştı ki şehit olduğunda vücudunda seksenden fazla yara vardı. Bacısı (Tanınacak hâli kalmamıştı. Ancak elbisesinden onu tanıyabildim) dedi.

5- Doğru iş yapmalıdır. İçi ile dışının bir olması adalettir. İçinin dışından iyi olması fazilettir. İçi dışına uymayan insana doğru denmez.

6- Bütün işlerde doğru olmalıdır. Hadis-i şerifte (Kalbi doğru olmayanın imanı doğru olmaz. Dili doğru olmayanın da kalbi doğru olmaz) buyuruldu. (İbni Ebiddünya)

Büyükler buyuruyor ki:
Doğruluk emanettir. Yalancılık hıyanettir. (Hz. Ebu Bekir)

Oğlum yalandan sakın o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim)

Allah indinde en büyük hata yalan konuşmaktır. (Hz. Ali)

Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat hangisi daha derine atılırbilmem. (Şabi)

Doğru ile yalan biri diğerini çıkarıncaya kadar kalbde boğuşur. (Malik bin Dinar)

İçi dışına sözü işine uymamak nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (Hasan-ı Basri)

Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir şey yoktur. Çünkü onlaryalanla imanın bir arada bulunamıyacağını bilirlerdi. (Hz. Âişe)

İstikamet [her işte daimi doğruluk] kerametten üstündür. (Seyyid Abdülhakim Arvasi)

Hz. Lokmana (Bu dereceye ne ile kavuştun?) diye sual ettiler. (Doğruluk emanete riayet ve bana gerekmeyeni bırakmakla) diye cevap verdi.

Seyyid Abdülkadir Geylani hazretleri "Bu işe başladığınızda temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?" diye soranlara buyurdu ki: (Temeli doğruluk üzerine attım. Hiç yalan söylemedim. İçim ile dışım bir oldu. Bunun için işlerim hep rast gitti.)

Bütün kötülüklerin esası yalandır. Peygamber efendimizin en sevmediği huydur. Yalan söylemek haramdır. Ancak üç yerde caizdir. Harpte iki müslümanı barıştırmak için hanımı ile iyi geçinmek için.
Din düşmanlarının zararından korunmak veya müslümanları korumak için yalan söylemek caizdir. Zalimden bir müslümanın bulunduğu yerimalını günahını saklamak caizdir. İki müslümanın karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için malını korumak için müslümanın sırrını aybını meydana çıkarmamak için ve bunlar gibi haramları önlemek için yalan caiz olur ölmemek için leş yemeye benzer. İyiliğe vesile olan yalanfitneye sebep olan doğrudan makbuldür.
Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Yalan üç yerde caizdir: Harpte zira harp hiledir. İki müslümanı barıştırmak için birinden diğerine iyi söz getirmek. Hanımını idare etmek için.) [İbni Lal]

(İki kişinin arasını düzeltmek ve hayırlı iş yapmak için söylenen söz yalan sayılmaz.) [Müslim]
(Kötü şeyler irtikab eden bunları gizlemeye çalışsın!) [Hakim]

Büyükler yalan söylemek icap ettiği yerde sözün manasını değiştirerekdoğru söylemeyi tercih etmişlerdir. Muaz ibni Cebel hazretlerivazifesinden dönünce hanımı (Bu kadar çalıştın zekat topladın bize ne getirdin?) dedi. O da (Beni gözeten vardı bir şey getiremedim) dedi. OAllahü teâlâyı kastetti. Hanımı ise Hz. Ömer’in onu kontrol eden birini gönderdiğini sandı. Hanımı Hz. Ömer’in evine gidip kızarak (MuazResulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddıkın yanında emin idi. Siz niçin onun peşine adam takıyorsunuz?) dedi. Hz. Ömer Hz. Muaz’dan işin aslını öğrenince güldü ve hanımına vermesi için ona bir miktar hediye verdi.

Her doğruyu her yerde söylememeli
Doğruluk ve doğru söz dinimizin esasındandır. Fakat büyüklerimiz(Sözün doğru olmalı ama her doğruyu her yerde söylememelidir!) demişlerdir. Ulu orta köre kör sağıra sağır demek uygun olmaz. Dünya ve ahirete yaramayan doğruyu söylemekte ise zaten fayda yoktur. Denizde su ormanda ağaç çölde kum olur) demek doğrudur. Fakat boş sözdür. Bu doğru söz insanların içinde beş on kere tekrar edilirse ona deli derler. Dokuz köyden kovulmamak için doğruyu dinimizin emrine uygun söylemelidir! Mesela hırsız ahlaksız hain insan kötüdür. Bunu ıslah için (Sen ahlaksızsın) denirse kabul etmez. Dokuz köyde böyle konuşursak her köyden kovuluruz. İyi ahlakın güzelliği anlatılarak kötülükten vazgeçirmeye çalışılır.

(Yiğitlik ondur. Biri kaçmak dokuzu hiç görünmemek) sözünde bir pasiflik görünüyor gibi ise de yiğitlik kabadayılık değildir. Kavga çıkaran baş yaran belasından yanına varılmayan kimseye yiğit denmez. Yiğit haklı olduğu gücü yettiği halde affeden intikam almayan kavga etmeyen iyi geçinen kimsedir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Yiğitlik kahramanlık pehlivanlık hasmını yenen değil öfkesini yenendir.) [Buhari]
Harpte düşman karşısında cesur fakat müslümanlar arasında mütevazı olmalıdır!

Rızktan endişe etmemeli
Her şeyin başı doğruluktur. Her işin nizam ve intizamı doğruluk iledir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Doğru olunuz doğruluk gerçeği gerçek de Cennet yolunu gösterir. Bir kimse doğruluktan ayrılmaz doğruluğu düstur edinirse Allah indinde o kimse sıddıklardan olur.) [Buhari]

Bir haramdan kaçmak milyonlarca nafile ibadetten evladır. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. Hadis-i şerifte (Küçük bir günahtan kaçmak bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor. (Riyad-ün Nasıhin)

Rızktan endişe etmemeli bu yüzden doğruluktan ayrılmayıp haramlara düşmemeli. Rızk mukadderdir. Yani herkesin rızkı bellidir artmaz eksilmez rızkını almadan dünyadan ayrılmaz. İsteyene helalden geliristeyene haramdan. Gelen miktar aynıdır. Ecel de mukadderdir. Yani herkesin ömrü bellidir uzamaz kısalmaz vakti dolunca dünyadan ayrılır. Kaza ve kader hayır ve şer zaten imanın şartlarındandır. Peki daha ne istiyoruz niye şükretmiyoruz? Rızkımız belli ömrümüz belli başımıza gelenler Allah'tan. Artık dileyen şükretsin dileyen de nankörlük.

Gencin birisi Kâbe’de hep Ey doğruların yardımcısı olan Allah’ımey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah’ım sana hamdü sena ederim diye dua eder. Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi(Neden hep aynı duayı yapıyorsun başka bir şey bilmiyor musun?) der. O da anlatır:
7-8 sene önce yine Kâbe’de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam 1000 altın vardı. İçimden bir ses (Bu altınlarla şunları şunları yaparsın) diyordu. Hayır dedim kendi kendime bu benim değil başkasının malıkullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi (şöyle bir torba bulan var mı?) diye bağırıyordu. Çağırdım onu nasıl bir torbaydı içinde ne vardı diye sordum. Torbayı tarif etti ve içinde 1000 altın vardı dedi. Al öyleyse torbanı diyerek verdim. Adam torbayı açıp içinden bana 30 altın verdi.
Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri [köleyi] överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim bu köle için ne istiyorsunuz dedim. 30 altın dediler. Adamdan aldığım 30 altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu. Genç bana dedi ki (Efendim ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın onlara 30 bin altından aşağıya satma) dedi.

O kişiler yanıma geldi bu esiri bize satar mısın dediler. Satarım dedim. 60 altın verelim dediler. Olmaz dedim. İyi ama sen bunu 30 altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz dediler. Öyleyse gidin pazardan alın dedim. Artıra artıra 20 bin altına kadar çıktılar. 30 binden aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Altınları verip genci alıp gittiler. Ben o 30 bin altınla işyerleri açtım ticaret yaptım daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlar çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim dediler. Ben de olur dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti kıza bu nedir dedim. İçinde 970 altın var babam Kâbe’de bunu kaybetmiş bulan gence 30 unu vermiş. Kalanını da bana hediye etti çeyizine koyarsın dedi. Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş vermese idim haram yoldan gelecekti şimdi helal yoldan yine bana geldi.
Öyle ise haramı ateş bilip ona uzanmamalı günah kazanmamalı.

İslam’ın adaleti
Rum Kayseri Herakliyus’un büyük ordularını perişan eden İslam askerlerinin başkumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri zafer kazandığı her şehirde adamlarını bağırtarak Rumlara Halife Hz. Ömer’in emirlerini bildirirdi. Humus şehrini alınca buyurdu ki:

(Ey Rumlar! Allahü teâlânın yardımı ile ve Halifemiz Ömer’in emrine uyarak bu şehri de aldık. Hepiniz ticaretinizde işinizde ibadetlerinizde serbestsiniz. Malınıza canınıza ırzınıza kimse dokunmayacaktır. İslamiyet’in adaleti aynen size de tatbik edilecek her hakkınız gözetilecektir. Dışardan gelen düşmana karşı müslümanları koruduğumuz gibi sizi de koruyacağız. Bu hizmetimize karşılık olmak üzere müslümanlardan hayvan zekatı ve uşr aldığımız gibi sizden desenede bir kere cizye vermenizi istiyoruz. Size hizmet etmemizi ve sizden cizye almamızı Allahü teâlâ emretmektedir.)

Humus Rumları cizyelerini seve seve getirip Beyt-ül-mal emini Habib bin Müslime teslim ettiler.
Herakliyus’un bütün ülkesinden asker toplayarak Antakya’ya hücuma hazırlandığı haberi alınınca Humus şehrindeki askerlerin de Yermük’deki kuvvetlere katılmasına karar verildi. Ebu Ubeyde hazretleri şehirde memurların şöyle bağırmalarını emretti:

(Ey Hıristiyanlar! Size hizmet etmeye sizi korumaya söz vermiştim. Buna karşılık sizden cizye almıştım. Şimdi ise Halifeden aldığım emir üzerine Herakliyus ile gaza edecek olan kardeşlerime yardıma gidiyorum. Size verdiğim sözde duramayacağım. Bunun için hepiniz Beyt-ül-mala gelip cizyelerinizi geri alınız! İsimleriniz ve verdiklerinizdefterimizde yazılıdır.)

Suriye şehirlerinin çoğunda da böyle oldu. Hıristiyanlar müslümanların bu adaletini bu şefkatini görünce senelerden beri Rum imparatorlarından çektikleri zulümlerden ve işkencelerden kurtuldukları için bayram yaptılar. Sevinçlerinden ağladılar. Çoğu seve seve müslüman oldu. Kendi arzuları ile Rum ordularına karşı İslam askerine casusluk yaptılar.

İslam devletlerinin meydana gelmesi yayılması asla saldırmakla olmadı. Bu devletleri ayakta tutan yaşatan büyük ve başlıca kuvvetiman kuvveti idi ve İslam dininde çok kuvvetli bulunan adalet iyilikdoğruluk ve fedakârlık meziyeti idi. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Allah adaleti iyilik yapmayı akrabaya bakmayı emreder. Hayasızlığı fenalığı ve haddi aşmayı men eder.) [Nahl 90]

(Ey iman edenler! Bir millete olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olunuz!) [Maide 8]

Sözünün eri
İbrahim aleyhisselam Allahü teâlâ bir oğul verirse onu Allah için kurban edeceğini söyledi. Dileği hasıl olunca sözünü yerine getirmesi rüyada bildirildi.

Hz.İbrahim sözünde durup oğlunu kurban etmek istedi. Cenab-ı Hak(İbrahim gerçekten rüyasına sadakat gösterdi. Elbette bu açık bir imtihandı. Oğluna karşılık ona büyük bir kurbanlık koç fidye verdik. İhsan sahiplerini böyle mükafatlandırırız) buyurdu.

Hz.İbrahim Nemrud tarafından ateşe atıldığında canı ile Hz.İsmail’i kurban etmesi emredildiğinde evladı ile ovaları kaplayan bütün sürülerini bağışlamakla da malı ile imtihan edildi. Üç imtihanı da kazandı. Kur'an-ı kerimde (Sözünün eri İbrahim) diye övüldü. (Necm 37)

Böyle sözünde durmak büyük fazilettir. Kur'an-ı kerimde sözünde duranlar övülmektedir:
(Müminler içinde Allah’a verdiği sözde duran nice erler var.) [Ahzab 23]
(Elbette İbrahim sadık bir Peygamberdi.) [Meryem 41]
(İsmail sözünde sadık resul bir Peygamberdi.) [Meryem 54]

Hadis-i şerifte ise buyuruldu ki:
(Doğruluk iyiliğe iyilik Cennete götürür. İnsan doğruluk ile Allah indinde sıddıklardan yazılır.) [Müslim]

Hz.İbrahim Cenab-ı Hakkın gönderdiği koçu kurban etti. Peygamber efendimiz Eshab-ı kirama (Kurban kesmek babanız İbrahim’in sünnetidir) buyurdu. (Hakim)

***************************************************
doğrulukla ilgili hikaye

Adam, Kabe'nin kapısında hep aynı duayı okuyordu:
- Ey doğrulara yardım eden, haramdan kaçınanları koruyan!..
Ona 'Sen başka dua bilmez misin?' dediler. O şöyle açıklama yaptı bu duayı tekrar etme sebebi olarak:
- Ben Beyt-i Şerif'i tavaf ederken ayağıma takılan şeyi eğilip aldım. Bir de baktım ki, içinde bin altın bulunan bir kese. Şeytanımla imanım mücadeleye tutuştular. 'Bin altın çok para, senin bütün ihtiyaçlarını karşılar.' dedi şeytanım.
İmanım ise, 'Bu haramdır, boşuna saklama, sahibini bul, teslim et.' dedi. Ben böyle mücadele içinde iken birinin sesi duyuldu.
- Burada içinde bin altınım bulunan kesem kaybolmuştur. Kim buldu ise versin, ona otuz altın müjde vereyim.
Bin haramdan, otuz helal hayırlıdır, diyerek keseyi sahibine teslim ettim. O da bana otuz altın verdi. Bunu alıp bakırcılar çarşısında gezerken bir Arap kölenin bu paraya satıldığını görünce hemen satın aldım. Bir müddet sonra bu kölenin yanına bir kısım Araplar gelip gizlice konuşmaya başladırlar. Köleden ne konuştuklarını sordum. Saklamayıp aynen anlattı:
- Ben Mağrip sultanının oğluyum. Babam, Habeş melikiyle cenk edip savaşı kaybetti, beni de esir alıp buralarda sattılar. Babam bunları göndermiş, elli bin altın da vermiş ki, beni satın alıp götürsünler. Sen bana çok iyilik ettin, kendi evladın gibi baktın. Bundan dolayı memnun oldum. Bunlar beni satın alacaklar sakın az altına razı olma, elli bin altına sat beni.
Dediği gibi oldu. Elli bin altına sattım köleyi. Bu kadar büyük sermaye ile bir kısım mallar alıp Bağdat'a gittim. Orada açtığım dükkanda mallarımı satıyordum. Bir tanıdığım gelip, 'Meşhur tüccar dostum vefat etti, ay gibi güzel kızcağızı yetim kaldı gel bunu sana alalım.' dedi. Ben de kabul ettim. Çeyiz olarak birtakım tabakların üzerinde içi altın dolu keseler vardı. Hepsinin üzerinde de biner altın yazılı iken birinin üzerinde dokuz yüz yetmiş altın yazılıydı. Bunun sebebini sorduğumda kızcağız dedi ki:
- Babam bu keseyi Harem-i Şerif'te kaybetmiş, bulan bir helalzade keseyi verince otuz altını ona müjde vermiş, geride kalan altındır içindeki, bunun üzerine ben Allah'a hamd ve şükürde bulundum, bunlar hep doğruluğun, iyiliğin bereketi, diyerek olayı kızcağıza anlattım. Mutluluğumuz daha da perçinlenmiş oldu!...


***

ANKA KUŞU İLE ODUNCU

Fakir bir oduncu ormanda derin bir uçurumun kenarında ağaç kesiyordu. Geç olmuştu ve oduncu yorulmuştu. Ağaç kesmeye, sabah güneş ışıklarıyla beraber başlamıştı. Yorulduğu için de balta darbeleri iyice güçsüzleşmişti. Baltayı tutmakta zorlanıyordu. Bu yüzden balta elinden kayıp uçuruma düştü.
Oduncu mutsuz ve çaresizdi. Baltası onun yaşamasını sürdürmek için kazanç sağlayabileceği tek âletti. Yeni bir balta alabilecek parası da yoktu. Ellerini ovuşturup ağlamaya başladığı sırada çok güzel bir kuş yanında belirdi. Bu, Anka Kuşu'ydu.
Anka Kuşu oduncuya yaklaştı ve ona neden ağladığını sordu. Oduncu da durumu anlatınca, Anka Kuşu hemen uçurumdan aşağı uçtu ve altından bir baltayla yukarı çıktı ve oduncuya seslendi. “Baltan bu muydu?” “Hayır” diye, yanıtladı oduncu, üzgün bir sesle. Anka Kuşu bir kez daha aşağı uçtu, bu sefer elinde gümüş bir balta vardı. Fakat oduncu o baltanın da kendisinin olmadığını söyledi. Üçüncü kez uçurumdan aşağı uçan Anka Kuşu, oduncunun baltasını çıkardı. Oduncu sevinç içinde baltasına kavuştu. Anka Kuşu bir kez daha aşağı uçtu ve önceki altın ve gümüş baltaları çıkardı ve oduncuya “Bunları al ve sat bunlar dürüstlüğüne karşı, Allah’ın bir armağanıdır.” Oduncu köye döndü. Bir süre sonra çok zengin oldu.

Başına gelenleri anlatınca da bunları yarım yamalak kavrayan kıskanç komşusu baltasını aldı ve bilerek uçuruma yuvarladı, sonra da oturup başladı ağlamaya. Anka Kuşu ne olduğunu sorunca da tek geçim kaynağı olan baltasını suya düşürdüğünü söyledi. Anka Kuşu uçurumdan aşağı uçtu ve altından bir balta çıkardı ve oduncuya sordu “Herhalde baltan bu olmalı?” Altın baltayı görüp başı dönen oduncu hemen atıldı: “Evet bu, benim baltam.” Bunun üzerine suratı asılan Anka Kuşu baltayla birlikte uçurumdan aşağı uçtu ve bir daha hiç çıkmadı.


Devamı: http://www.evokulum.com/2008/05/doruluun-karl-hikaye.html#ixzz0lBB8tYSj

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.yetkinforum.com
 
Doğruluk
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: Din Kültürü Dersi-Eğitim Öğretim :: Güzel Ahlakla İlgili Konular-Adab-ı Muaşeret-
Buraya geçin: