KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Şeytanın Kabusnamesi..melek cin şeytan

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6459
Rep Gücü : 10014589
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 55
Nerden : İzmir

MesajKonu: Şeytanın Kabusnamesi..melek cin şeytan   Paz Mayıs 02, 2010 7:41 am

KÂBUSNAME


Tufanda hayatını yitiren kuzucuklarımın aziz hatırasına…

Resital, diyor. Cûdi’de Resital! Binlerce yıl sonrasından,
gözünün önüne getirdiği bir resme bakıp keyif alıyor.
O gün oradaymış gibi, her şeyi baştan sona güverteden izlemiş gibi zevk alıyor anlatırken.
Suyun sesini göklerle yer arasına doldurup, gecenin sessizliğinde gece danslarından birini daha yaşıyor.
Bu gemidekilerin hepsi aynı, bilirim onları ben.

Oysa benim tarihimin de acı günleri vardır.
Beni hüzünlendiren, kedere boğan zamanlarım olur benim de.
Tanrının, meleklerin ve kimi insanların üzerime yağdırdığı ilence yenik düştüğüm,
dahası o ilencin altında ezildiğim, boğulduğum zamanlarım olur.
Ama bu benim kavgam. Belki ‘kavgam’ demek bile doğru değil.
Çünkü bu bizatihi benim varoluşum. Tanrı beni öldürünceye dek ben varoluşumu sürdüreceğim.
Daha doğrusu kıyamete değin anlaşmamız var onunla.
Belki de hiç kimse kıyamete dek benim kadar özgür değildir.
Git, ne halin varsa gör, dedi çünkü bana.
Gözüme görünme, ne halin varsa gör! Ben de halimi görmekten başka bir şey yapmıyorum doğrusu.
Tanrı, çocuklarımı sularda boğsa da, yerden ve gökten türlü hallerde onları kuşatsa da, yılmayacağım.
Tanrı’yı asla yenemem, bunu biliyorum. Toprak gibi sonradan görme biri değilim ben.
Hani insanlar ‘gün görmüş’ derler ya, bir bakıma öyle. Aslında bir bakıma değil, tamamen öyle.
Issız zamanlarda o yoktu çünkü. O sadece Tanrı’nın ilminde bir ilim ya da iradesinde bir kayıttı.
Üstelik bilirsiniz, sonradan, aralarından su sızmayan melekler de itiraz etmişti bu beyefendinin teşrifine.
Hatta ben ağzımı açmamış, onların ‘bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi?’
biçimindeki itirazlarını bir köşede dinlemiştim.
Ama sonunda onlar can ciğer kuzu sarması oldu, biz mel’un.
Dahası bu itirazı ileri süren dostlar kimi zaman gökteki işlerini bırakıp,
kılıç kalkan gelip onun yanında savaşlara bile katılıyor.

Tabi bütün bunları bilince, yani beyefendinin teşrifi ile ortalık toz duman olunca,
melekler sanki hiçbir şey dememişler gibi ya Allah! secdeye
kapanınca kimi şeyleri anlamak güç oluyor.
Zaten başıma ne geldiyse bu dilimin sivriliğinden geldi benim;
ama yine de duramayıp konuşuyorum işte. Hadi diyelim benim Tanrı ile kavgam var.
O gün bütün servetimi yitirdim ve ceketimi alıp çıktım oradan.
(Allah kahretsin ne kötü bir andı.) Peki Toprak’ın derdi ne?
Zılgıtı o yemedi ki. Eğer Tanrı ona verdiği değerin onda birini bana verseydi,
kıyamete dek secdeden kaldırmazdım başımı.

Ama gördüğünüz gibi, ufacık bir nazlanmada kapı dışarı etti beni.
Melekleri söz konusu olduğunda, onlara sadece ‘ben sizin bilmediklerinizi bilirim’ dedi
ve üstelik sonradan da onlara bu niçini açıkladı. Oysa benim dediğimde ne var?
Ateş topraktan üstün, dedim o kadar. Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, haksız mıyım?
Meleklerin bunu sorun etmemeleri beni ilgilendirmez ki. Öfkelendi, azarladı ve defol, dedi.
Aslında size bir şey söyleyeyim mi, bunu beklemiyordum. Bu iş senin bildiğin gibi değil,
deseydi belki de hiç sorun çıkmazdı. Neyse, şunu diyordum,
hadi benim böyle bir meselem var, ya bu Toprak’a ne oluyor?
Seni herkese üstün kılsın, senin yüzünden ortalık darmadağın olsun,
cennetler dayansın döşensin ve sen tut isyan et.
Yok, iyi ediyorsun, harikasın, müthişsin de, derdin ne kardeşim?
İşte bay yazarın Resital deyip keyfini çıkardığı gün, benim kara günümdü.
Bayrağımı yarıya indirmiş, dibine oturup ağıt yakmıştım o gün.
Tanrı, çocuklarımı mahvetti o gün.
Ciğerparelerimi sanki bir başka tanrının kullarıymışlar gibi katletti resmen.
Yaratılmış ne varsa gökte ve yerde o gün onun gazabına tanık oldu.
Yok, kökümü kurutacak bugün bu, dedim içimden.
Sonra toparladım kendimi ve bıyık altından güldüm.
Bunu yapmayacaktı, biliyordum.
Sürem kıyamete kadardı ve eğer ben bu işten anlıyorsam ileride daha çok resim çıkacaktı bu yeryüzünden.
Ama laf aramızda Nuh’un oğlunu da iyi ayarttım hani.
Böyle ekstralara bayılıyorum. Tıpkı Kâbil gibi keyif vericiydi bu da.
(Sevgili Kâbil, burada seni minnetle anıyorum. Biliyorsun çok özel bir yerin var yanımda.
İlk göz ağrım, canım benim!) O benden canlar aldıkça, ben de onun sevdiklerinden can koparıyorum.
Nuh’un onun için yanan yüreği bana yeter. Dedim ya, onunla asla başa çıkamam ben.
O çok büyük, bense çok acizim.
Hem o kadar acizim ki, defol dediğinde ceketimi almaktan başka bir şey yapamadım.
O anki halimi anlatamam. Bir düşünün, nereye gider, ne yaparım ben. Ne yer ne içerim?
İşte o anki çaresizlik ya da kovulmuşluğuma olan tepki söyletti bana o sözü.
Kıyamete kadar izin ver öyleyse, dedim. Ah, dilim tutulsaydı da diyemeseydim.

Aslında Tanrı o gün onları değil, beni boğdu. Sulardan sulara çarpılan benim her bir parçamdı aslında.
Salih’te Lut’ta ve daha başka zamanlarda da yaptı bunu.
Çocuklarım ne zaman çoğalsa, ne zaman tam istediğim kıvama getirsem onları ve
içimde devrim şarkıları yükselse, kıskıvrak yakalayıveriyor.
Onlarca yıl emek verdiğim, inceden inceye hesapladığım işleri bir saniyede boşa çıkarıyor.
Oysa bir kez es geçse, bir kez gözünden kaçırsa (hani lafın gelişi diyorum)
bir kez hadi bakalım ne halin varsa gör dese, ben biliyorum yapacağımı.
O saat altını üstüne getiririm bu dünyanın.
Bu dar olanaklarla, bu kadar sıkı markajla bu işleri kotaran ben, o halife hazretlerine
benim kanıma girmek nasılmış, gösteririm.
Ama yapmıyor işte. Beni bir saniye bile boş bırakmıyor.
O nedenle özgürlük bir tutkudur bende, dergâhıma gelen ilkin özgürlük şarabını tadar.
Kimilerinde ‘edep yâhû’ yazar ya, bizim dergâhın girişinde de ‘ey özgürlük’ diye yazar.
O yazının karşısına geçip saatlerce ağlayan kuzucuklar bilirim ben.
Tanrıya tutsaklık günlerini anımsayan ve ağlayan…

Evet, bay yazar. Ben o Resitali iyi bilirim. Sen orada değildin ama ben oradaydım.
Sen çocuklarımın dağlara tırmanışını, sular yükselmeye başladığındaki telaşlarını,
çırpınışlarını, birbirlerini çiğneyerek ortalıkta koşuşturmalarını görmedin, ama ben gördüm.
Anneler, babalar, yaşlılar, gençler bir kıyamet sahnesini canlandırıyorlarmış gibi kaçışıyorlardı.
Kimilerinin, yazık bize, Nuh gerçekten doğru sözlü biriymiş, dediğini duyuyordum.
Allahtan o andaki pişmanlıkları fayda etmiyor. Hayır, o günü unutamam.
Ve en kötüsü de ‘sular durulduğunda çıkar inkârın resmi’ diyorsun ya, işte o resim.
Kim ne derse desin, dehşet bir resim vardı ortada. Aslında şunu da söyleyeyim,
ödüm koptu o şiiri yazarsın diye. İyi ki şair değil, diye teselli buldum o akşam.
Tanrının da yukarıdan baktığını ve gör işte halini, dediğini biliyordum.
Tek tek dolaştım aralarında. Her biri ile dostluğum, anılarım vardı.
Kimileri kolay, kimileri zor olmuştu. Hele içlerinde bir şişko vardı ki,
az kalsın tekmeleyecektim mendeburu. Beni çok uğraştırmıştı.
Özgürlük ne demek, insan nasıl özgür olabilir, filan diye saçmalıyordu.
Sonunda Tanrı işimi kolaylaştırdı. Bir buçuk yaşında dünya tatlısı bir kızı vardı.
Çok severdi. Ölürdü onun için. Bir gün aniden hastalandı ve öldü bu yavrucak.
Her şeyde bir hayır vardır derler ya, benim yapamadığımı bu ölüm yaptı.
Soluğu dergahta aldı garibim o akşam. Çaktırmadan izledim sabaha dek.
Öyle bir demlendi ki sormayın.
Sonunda kendime hakim oldum ve uzaklaştım yanından.
Bu savaş sürecekse kötü anılar bırakmamalıydım geriye.
Bazı sırlarımı asla kaçırmamalıydım ağzımdan.
Bildiğim kimi şeyleri fark edecekler diye ödüm kopuyor.
Örneğin ben açıkça Tanrı ile kavga ettim ve sürüldüm, diyorum.
Beni kovdu diyorum.
Ama adam ne Tanrısı kardeşim, Tanrı manrı yok, deyip soluğu benim yanımda alıyor.
Allah cezanı versin, Tanrı yok olur mu?
Tanrı yoksa sen buralarda ne halt ediyorsun o zaman?
Gördüğünüz gibi işler çok karışık.

Aslında kimi zaman kendimi müthiş yorgun hissediyorum.
Hiç olacak iş değil benimkisi.
Bırakayım şu pislikleri, tevbe edip kurtulayım diyorum ama olmuyor.
Demiştim bunu size bir ara, bu da meleklerin provokasyonu gibi geliyor bana.
Bilmiyorum, kafam karma karış. Bir kere treni kaçırdım ben.
İsrafil’in soluğundan başka hiçbir şey kurtaramaz beni.
Bekle ki o da üflesin boruyu. Bir görebilsem söyleyeceğim, yeter artık öttür şunu diyeceğim.
Evet insanları kendime çağırıyorum ve onlar da sağ olsunlar kırmayıp geliyorlar.
Ama Tanrı kalbimi biliyor (ve siz bunu asla bilemezsiniz!) aklını kullansa da gelmese
dediğim çok olmuştur. Git kardeşim aklın yok mu senin diyorum.
Allah bırakılır mı, Allah’a yüz çevrilip de kovulmuş birinin peşine düşülür mü?
Hem bir düşünsene, Tanrı ile eşit miyim ben? Biri alemlerin Rabbi, öteki
İblis! Adı bile tuhaf. Adından belli tekin biri olmadığı.
Bu isme âşık olunur mu hiç?
Ama alemlerin Rabbi deyince, Allah! deyince, orada akan sular durur.
Zaman, mekân durur orada.
Bir kez Allah dese aşk ile lisan, dökülür cümle günah misli hazan, diyor adam.
Ben bunca yıldır adımı duyunca kalbi ürperen, gönlüne ferahlık gelen birine rastlamadım.
Çünkü sicilim bozuk. İzin verdi ama peşimi bırakmıyor.
Ha bire Kitaplar, Elçiler gönderiyor arkamdan. Çıldıracağım bir gün.
Tesellilerim olmasa, Firavunlarım, Nemrudlarım olmasa kesin çıldırırım.
Adım çıkacağına canım çıkaydı.
Kör şeytan, lanet olası şeytan, şeytan görsün yüzünü, ah o ne şeytandır…
Sanki Toprak’ı ben ayartmasaydım ebediyen orada kalacaktı.
Sanki o ağacı ben yasakladım ve sanki o meyveleri görünce ağzı sulanan bendim…
Kimi zaman diyorum ki, bütün bunlar bir rüya olsa ve bir kâbus görmüş olsam.
Uyansam ve zaman, Toprak’tan önceki zaman olsa.
Ah Toprak, kara Toprak, kaderi kaderimi alt üst eden Toprak!
Aslında bütün bu karmaşa senin yüzünden.
Dağların, taşların ürküp geri durduğuna balıklama atladın, hem kendini hem de beni mahvettin.
Ötelerde dolaşaydın ya biraz, gözün o meyveye takılmayaydı ne olurdu!
Gerçekten cahilsin ve nankörsün. Ama sonuçta ikimiz de kötü düştük.
Tanrı ikimizden temizledi oraları.
Meğer Rabbimizin ilminde ne senaryolar gizliymiş. Hepiniz birer figüranız gibi geliyor bana.
Sonuçta bana akıl, sana nefs düşmüş bu sahnede.
Öfke ile kalkan zararla oturur, derler ya, öyle. Öfke ile kalktım ve zararla oturdum.
Derdim neydi de ukalâlık ettim bilmiyorum. Bu sırrı binlerce yıldır çözemiyorum.
Hem melekler seslerini çıkarmamışken bana neydi ki?
Ateş topraktan üstünse, nur da üstün. O ateşten de üstün üstelik.
Yok, kesin oyuna geldim ben. Senaryoyu göremedim işte.
Halbuki susup bekleseydim bir kenarda.
(Sahi susup bekleseydim bir kenarda ne olurdu sizce?)
Melekler işin farkında oldukları için emri duyar duymaz yattılar hemen.
Alemin akıllısı sen misin be! Hepsi de mis gibi hayatlarını yaşıyor şimdi.
Bir elleri yağda, bir elleri balda. Sen sürün bakalım ortalıkta.
Ayyaşların ağzının kokusunu dinle. Nerde bir pislik orada sen.
Tanrının gazabına uğramak kötü şey. Çünkü bütün yollar ona çıkıyor.
Öyle kuşatmış ki evreni, ona çıkmayan bir patika bile yok.
Zaten olamaz da. Bir dağ başı, bir mağara bile yok onsuz.
Annesizlik hiç kalır Tanrısızlığın yanında.
Anneniz yoktur ama geriye kalan bir sürü şey vardır şöyle ya da böyle.
Ama Tanrısızsanız, o yoksa, hiçbir şey yoktur işte.
Onun şefkatinden, merhametinden, sıcaklığından yoksunsanız, daha niçin yaşıyorsunuz ki?
Tuhafınıza gitti değil mi bunları benim söylemem.
İşime ihanet etmiş oluyorum böylece.
Ne derseniz deyin, umurumda değil.
Bunca bedelden sonra sizi ciddiye alamam.
Hem ben Tanrı sıcaklığını yaşamış biriyim. Onunla olmak ne demek, bunu bilen biriyim ben.
Söyledim sanırım bunu size daha önce, aslında benim meselem onunla değil.
Onunla olsaydı eğer, biz bu kavgayı

Toprak’tan çok daha önce yapardık. Önceki döneme ait bana söylenebilecek bir şey var mı?
Eğer olsaydı, şimdiye
kadar duyardınız zaten. Biri jurnallerdi kesin. Yok böyle bir şey.
Ben ve melek kardeşlerim ve diğerleri Tanrımızla gül gibi geçinip gidiyorduk.
Ne zaman ki bu yeryüzünün imarı meselesi çıktı, her şey alt üst oldu.
Dedim ya kafam çok karışık.
Bir yazarın çıkıp çocuklarımın feci akıbetine Resital demesi, o kara günden bir müzik,
bir resim, bir keyif çıkarması zoruma gitti.
Susmak isterdim ama dayanamadım.
Ya da aslında daha sonra konuşacaktım ama bunun stratejik olmadığını düşündüm.
Bir öfke binlerce yıl öncesinden nasıl sarkar bu zamana?
Ama bu gemi yandaşları hep böyle. Onların sevmesi de buğzu da kadimdir.
Her şey orada, ilk başta başlar onlar için.
Tarihlerine ve Tanrılarına düşkündürler ve gördüğünüz gibi binlerce yıl sonra bile
örneğin tutup öykülerini yazarlar. Hayır bugünde yaşamaz onlar.
Adem’i, Nuh’u, İbrahim’i ve diğerlerini gözleriyle görmüş gibi bilir ve severler.
Onların isimlerini çocuklarına vererek bu bağlılıklarını diri tutarlar.
İsimleri geçtiğinde saygı sözcükleri dökülür her birinin dilinden.

Ya benim çocuklarım? Her biri canım ciğerim olan çocuklarım?
Siz hiç duydunuz mu çocuklarına benim adımı verdiklerini?
Böyle kara günlerini anıp, o günler için öyküler, şiirler yazdıklarını gördünüz mü?
Bir Van Gogh bile çıkmadı aralarından ki, o günün anısına,
hüznümüzü ebedileştirmek adına bir tablo yapsın.
Ya da bir Mozart çıksın ve bir senfoni yazsın.
Tufan olmuş, kardeşleri Tanrının gazabına uğramış, yaşlıların, gençlerin feryatları göklere yükselmiş,
umurlarında mı? Günü birlik yaşıyor hepsi de.
Yaşarız ve ölürüz, o kadar. Keyif onların, çile benim.
Düşün düşün çıldırmaya geliyorum kimi zaman.
Hep bozgun, hep bozgun.
Allah kahretsin hepsini, hiç iyi parça düşmüyor ki. İyilerini seçip, posaları bana şutluyor.
Uğraş dur işin yoksa. Bunca yıldır kafama göre birine rastlayamadım.
Ömrüm bitecek, göremeyeceğim böyle giderse. Demişti zaten.

Ah, çok yorgunum. Müthiş yorgunum. Tanrım kıyamet kopsa ve bitse şu kâbus!
YUNUS DEVELİ


*******************

seçme bazı bölümleri

Toprak gibi sonradan görme biri değilim ben
Dahası bu itirazı ileri süren dostlar kimi zaman gökteki işlerini bırakıp,
kılıç kalkan gelip onun yanında savaşlara bile katılıyor.
Üstelik bilirsiniz, sonradan, aralarından su sızmayan melekler de
itiraz etmişti bu beyefendinin teşrifine.
ne geldiyse bu dilimin sivriliğinden geldi benim;

Ama gördüğünüz gibi, ufacık bir nazlanmada kapı dışarı etti beni.
(...şeytana göre tabi)

hadi benim böyle bir meselem var, ya bu Toprak’a ne oluyor?
Seni herkese üstün kılsın, senin yüzünden ortalık darmadağın olsun,
cennetler dayansın döşensin ve sen tut isyan et. Yok, iyi ediyorsun,
harikasın, müthişsin de, derdin ne kardeşim?(..burası enfes olmuş gerçekten)

Ama laf aramızda Nuh’un oğlunu da iyi ayarttım hani.
Böyle ekstralara bayılıyorum.
Tıpkı Kâbil gibi keyif vericiydi bu da.
(Sevgili Kâbil, burada seni minnetle anıyorum.
Biliyorsun çok özel bir yerin var yanımda. İlk göz ağrım, canım benim!)
--(allahın emirleri yapılmadıkça şeytan göbek atıyor,bayram ediyor..)


Aslında Tanrı o gün onları değil, beni boğdu.
Sulardan sulara çarpılan benim her bir parçamdı aslında.
Salih’te Lut’ta ve daha başka zamanlarda da yaptı bunu.
Çocuklarım ne zaman çoğalsa, ne zaman tam istediğim
kıvama getirsem onları ve içimde devrim şarkıları yükselse, kıskıvrak yakalayıveriyor.
Onlarca yıl emek verdiğim, inceden inceye hesapladığım işleri bir saniyede boşa çıkarıyor.
Oysa bir kez es geçse, bir kez gözünden kaçırsa (hani lafın gelişi diyorum)
bir kez hadi bakalım ne halin varsa gör dese, ben biliyorum yapacağımı.
O saat altını üstüne getiririm bu dünyanın.
Bu dar olanaklarla, bu kadar sıkı markajla bu işleri kotaran ben,
o halife hazretlerine benim kanıma girmek nasılmış, gösteririm.
Ama yapmıyor işte. Beni bir saniye bile boş bırakmıyor.
O nedenle özgürlük bir tutkudur bende, dergâhıma
gelen ilkin özgürlük şarabını tadar. Kimilerinde ‘edep yâhû’ yazar ya,
bizim dergâhın girişinde de ‘ey özgürlük’ diye yazar.
O yazının karşısına geçip saatlerce ağlayan kuzucuklar bilirim ben.
Tanrıya tutsaklık günlerini anımsayan ve ağlayan…

Hepiniz birer figüranız gibi geliyor bana.
(burada bir şeyler eksik kalmış ,şeytan desisesini
anlatırken şüphe bıraktırıyor bu cümle sanki )

İyilerini seçip, posaları bana şutluyor. Uğraş dur işin yoksa.
Bunca yıldır kafama göre birine rastlayamadım.
Ömrüm bitecek, göremeyeceğim böyle giderse. Demişti zaten.
"9.20.asır şeytanın asrı..deccaliyyeti süfyaniyyeti methi de atlamış metinde..)

Muhyiddini Arabinin şeytanın hileleri ile birlikte
şeytan melek cin ve peygamberler konusunda okulda işlenebilir

itizarname,nedametname de denebilir
ve okulda derslerde şeytan melek konularında okunabilir
muhyiddin Arabinin şeytanın hileleriyle birlikte

teşekkür ederiz sayın hocam

ödevlerini yapmayan ,namaz yada duaları öğrenmeyen,
başkalarına zarar veren öğrencilere ..şeytana 60 70 80 diye göbek attırdınız..
melekeler siz öğrenirken sevabınızı yazmak için hazır kalem beklerken,
size alkış tutacakken,melekleri ağlatıyorsunuz..felan diyoru
m

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.yetkinforum.com
 
Şeytanın Kabusnamesi..melek cin şeytan
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: Din Kültürü Dersi-Eğitim Öğretim :: Din Kültürü Ahlak Bilgisi Dersi :: 7.sınıf-
Buraya geçin: