KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Münazara,Cidal,Tartışma Şekli

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
@bdulKadir
Adminstratör
avatar

Mesaj Sayısı : 6459
Rep Gücü : 10014589
Rep Puanı : 97
Kayıt tarihi : 17/03/09
Yaş : 55
Nerden : İzmir

MesajKonu: Münazara,Cidal,Tartışma Şekli   Paz Mayıs 30, 2010 2:11 am

___


Cedel: Bâtılı Hak Gösterme Gayreti

Cümledeki ikinci unsur olan cedel mevzuuna gelince o; dilbazlık yapmak suretiyle, kelime oyunlarıyla bâtılı hak gösterme gayreti, hakikatleri ters yüz etme cehdi demektir. Cedeli illa da başka bir kelimeyle ifade etmek istiyorsanız, onun mânâsını karşılayabilecek en uygun kelime diyalektiktir. Cedel ve diyalektiğin kaynağı ise, insanın kendini başkalarından üstün görmesi ve sürekli bir faikiyet mülâhazası içinde olmasıdır. Öyle ki ona “Gözün üzerinde kaşın var!” bile diyemezsiniz. Çünkü o, mutlak surette, –hâşâ ve kellâ– kendini eksik ve kusurlardan münezzeh ve müberra görmektedir. Bu açıdan hiçbir zaman üzerine toz kondurtmaz ve asla hakkında olumsuz bir söz söyletmez. Ayrıca o, “Burnundan kıl aldırtmaz!” denecek ölçüde bir gurur âbidesidir. Hâsılı denilebilir ki, cedel ve diyalektik; kibir, fahir, enaniyet ve gurur gibi zaaflardan kaynaklanır.

Mefhum karışıklığına düşülmemesi için şunu da ifade edeyim ki, cedel ve mücadele kelimeleri aynı kökten gelseler de, umumiyet itibarıyla ifade ettikleri mânâ farklıdır. Cedeli, Arapça’daki “mirâ” kelimesiyle ifade edilen ve hakikatin ortaya çıkıp tebellür etmesi için değil de, yanlış da olsa kendi anlayışını, fikir sûretindeki heva u hevesini ne yapıp edip karşı tarafa kabul ettirme cehd ve gayreti şeklinde anlayabiliriz. Mücadeleyi ise, müspet-menfî bir netice için çalışıp didinme, cehd ve gayret gösterme, münakaşa ve münazarada bulunma… gibi daha umumi mânâda kullanırız. Meselâ, Kur’ân-ı Kerim’de;

وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ

“Onlarla en güzel bir yolla mücadelede bulun.” (Nahl sûresi, 16/125) buyruluyor ki müspet mânâdaki mücadeleye bir misal olarak zikredilebilir. Evet, hakkı ikame, adaleti tesis adına ortaya konan cehd ve gayretler; alkışlanacak, takdirle yâd edilecek ve nezd-i ulûhiyette kıymeti haiz bulunan mücadele şekilleridir. Cedel ise, akıl ve mantık oyunlarıyla başkalarını aldatma; aldatıp tongaya düşürme mânâsında mücadelenin güzel olmayan şeklidir.
Günümüzde televizyonlarda sıkça gördüğümüz tartışma programlarında ortaya konulan üslûp, cedel ve diyalektik için canlı bir misaldir. Meselâ, bir programda itikatla alâkalı bir mevzu konuşuluyor. Bir âlim çıkıp orada, Kur’ân ve Sünnet ışığında imanın dindeki yeri ve önemini, inançsızlığın insan için ne büyük bir kayıp olduğunu dile getiriyor. Fakat bakıyorsunuz, söylenen bu hakikatten rahatsız olan ve onu kabul etmek istemeyen karşısındaki insan, diyalektiğe başvuruyor ve: “Ne demek istiyorsun? Sadece sen mi Cennet’e gireceksin”, “Allah inananların Rabbi olduğu gibi, inanmayanların da Rabbi değil mi?” ve –hâşâ– Allah’ı sorgular gibi, “Allah günahkârları da Cennet’e koysa neyi noksan olur ki?” gibi laflar ediyor. Hâlbuki o âlim zatın, karşı tarafı inançsızlıkla itham etme gibi bir kastı söz konusu değil. O sadece temel disiplinler çerçevesinde imana dair bir hakikati dile getirmektedir. Fakat iman adına nasslarla belirlenen çerçeveyi kabul etmek istemeyen muhatabı ise, laf kalabalığı, kelime oyunları ve asılsız ithamlarla, iman adına ortaya konan o çerçeveyi kırmayı düşünmekte, böylece o tartışmadan galip çıkmayı hedeflemektedir ki, işte bu tavır cedel ve diyalektik demektir.

Günaha Günah İlave Etmemek İçin

Hemen şunu ifade edeyim ki, ben böyle bir durumla karşılaştığımda, muhatabı günaha, günah ötesi bir günaha sevk etmemek için: “Allah’a (celle celâluhu) kimin gerçekten iman ettiğini Kendisi bilir, biz bilemeyiz. Ben her gün iki yüz rekât namaz kılsam, gecelerimi hep evrâd u ezkârla geçirsem bile, bu amelleri yapmayan bir başkası Allah’a benden daha sağlam iman etmiş olabilir.” demişimdir. Kanaatimce bu husus çok önemlidir. Zira işlenen bir günaha yeni bir günah eklenmemesi için, karşımızdakine yeni bir günah fırsatı vermememiz, yeni bir günah kapısı aralamamamız gerekir.

Diyalektiğe giren insanlarla alâkalı önemli bir husus da, Efendiler Efendisi’nin, cedele tutuşan insanların ilham esintilerinden mahrum kalıp onlardan vahyin bereketinin kesileceği şeklindeki ikazıdır. Bu uyarı çerçevesinde diyebiliriz ki, diyalektiğe müptela olanların konuştukları hep heva ve heves ürünüdür. Bir ömür boyu konuşup durdukları şeyler hiçbir zaman gönüllerde müspet ve kalıcı bir tesir meydana getirmez. Bundandır ki, günümüzde, kitaplar devirmiş, müktesebatı çok engin ve çok iyi konuşup duran insanlar görürüz. Fakat ne yazık ki bu kişiler, milletimizin maddî-mânevî terakkisi adına herhangi ciddi bir proje ortaya koyamamış, insanımıza uzun soluklu ve kalıcı bir hizmet sunamamıştır. Demek ki bunlar vahyin bereketinden cüda düşmüş ve ilhamdan mahrum kalmışlardır.

Yapılması Gereken Bunca İş Varken

Meselenin inanan insanlara bakan yönüne gelince: Diyalektik ve cedel bombasının patladığı, yani onun bir sistem, bir metot olarak benimsendiği yerlerde, insanlar o bombanın alfa, beta tesirlerine maruz kalmışlardır. İnanan insanlar içinde ise, o bombanın üçüncü derecede gama tesirine maruz kalmış ve ondan şöyle böyle etkilenmiş olanlar vardır. Bu sebeple onlar da, kendi seviyelerine göre, vahyin bereketinden yoksun, ilhamdan mahrum kalmışlardır. Diğerleri mahrum der mahrumken, berikiler de mahrumiyet içinde hayatlarını sürdürmüşlerdir.

Bundan dolayı bakıyorsunuz, bir aksiyon insanı, bir adanmış gönül dahi çağımızın bu umumî havasından müteessir olup hadisin ifadesiyle zükkama tutulabiliyor. Meselâ adanmış bir ruh, bütün zamanını, kendi plan ve projesine vakfetmesi, müspet harekete sarf etmesi gerekirken, “Biz bu yolun adanmış bir ferdiyiz.” anlayışıyla başka şeylere başını kaldırıp bakmaması iktiza ederken, cedel ve diyalektik adına ortaya atılanlara kulak kabartıp zihnî ve fikrî dağınıklığa düşebiliyor. Evet, umumi ortamın tesiri, televizyon, internet ve gazetelerin etkisiyle adanmış bir ruh da kendini bu havaya kaptırabiliyor. Oysaki Hazreti Pîr’in ifadesiyle bizim iki değil, dört elimiz bile olsa iman ve insanlık yolunda yapılması gerekenler açısından yine de yetmez. Bugün insanımız, fedakârlık, civanmertlik ve adanmışlık duygusuyla hareket ederek dünyanın dört bir yanına açılmıştır. Şimdi önümüzde böylesine geniş alanlı bir açılım ve yapılması gereken bunca hizmet varken, santimini bile zayi etmeksizin, tasavvur ve düşüncelerimizi, aksiyon ve cehdimizi ilim ve sevgi yolundaki bu adanmışlık çizgisine sarf etmemiz gerekmez mi? Tahayyüllerimiz, tasavvurlarımız, düşüncelerimiz hep o istikamette olmalı değil mi? O kadar ki, –afedersiniz– ıtrahattan sonra istibra yaparken atılan beş-on adımlık bir zaman dilimi içinde dahi, “Acaba bu meseleyi daha hızlı bir şekilde nasıl yapabiliriz, bu açılımlara yeni açılımlar nasıl ilave edebiliriz?” diye düşünmemiz gerekmez mi? Evet, dünyada gidilmedik, ulaşılmadık bir yer kalırsa Allah indinde mesul oluruz diyerek, nâm-ı celîl-i Muhammedî’yi ve O’nun sevgi ve merhamet anlayışını dünyanın her yerine götürmenin hesabı yapılmalıdır. Yoksa, kendi kuruntularımızla yaşama, kahvehanede, sağda-solda konuşup durarak ömür tüketme, laf-ı güzafla hayatı bitirme İnsanlığın İftihar Tablosu ve O’nun vaad ettiklerine inanan bir insanın işi olamaz. Evet, O’nun namını cihana duyurma gibi ulvî, mukaddes ve şerefli bir iş içinde olduğumuzun şuurunda isek, o yolda olduğumuza inanıyorsak, o zaman bizim üzerimize düşen ne yapıp edip mutlaka O’nun nâm-ı celîlini dünyaya duyurmanın bir yolunu bulmak olmalıdır.

Eğer siz, bu duygu ve bu düşünceyle meşbu iseniz, Allah’ın izniyle bütün vaktinizi ona göre programlar, hep o istikamette koşturup durur ve böylece hayatınızda cedel ve diyalektiğe düşecek bir boşluk bırakmamış olursunuz.

Bu noktada akla şöyle bir soru gelebilir: Hazımsız insanlar tarafından dile getirilen tenkit, itham ve iftiralara maruz kalabiliyoruz? Böyle bir durum karşısında ortaya konan mücadele de cedel kategorisi içine girer mi?

Eğer sizin meşru müdafaa adına tavzihte bulunmanız, tashih etmeniz hatta tekzipte bulunmanızı gerektiren durumlar olursa, mâkul bir tarzda bu yollara müracaat edebilirsiniz. Hatta gerekirse, bir kere daha o türlü bir iftira cüretkârlığına girilmemesi için tazminat davası açarak hukuk yoluyla müfterinin ağzına bir fermuar vurmayı düşünebilirsiniz. Elbette ki bu durum, sizin hukukî ve demokratik bir hakkınızdır. Buna kimse bir şey diyemez. Fakat neticede böyle bir müspet netice alma düşünce ve gayesi olmadıkça, falanın şöyle demesi, filanın böyle demesi, kendi mefkûresine kilitlenmiş insanları kanaatimce hiç alâkadar etmemelidir. Evet, adanmış bir gönül, insanımızı i’lâ istikametinde vazifesi neyse ona bakar/bakması gerekir. Yine Hazreti Pîr’in ifadeleri içinde, karşımızda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evladımız tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeye koşarken yolda biri bizi kösteklemek istemiş de ayağımız ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? İşte bu ruha kilitlenmiş insanlar, ömürlerini hep bu anlayış istikametinde dolu dolu geçirirler. Evet, onlar hep amelle, aksiyonla dolu dolu yaşarlar; Cenâb-ı Hak da onların sa’y u gayretlerine dolu dolu mükâfat ihsan eder, karşılığını kat be kat verir ve Hakk’ın inayetine sunulmuş o davetiyelerle, bir baştan bir başa bütün bir yeryüzünü çemenzâre çevirir.

FETHULLAH gÜLEN
*********************************

TARTIŞMA
Günlük yaşamımızda küçük gruplarla tartışma ortamı çoğunlukla kendiliğinden ortaya çıkar. Ancak bu tür tartışmaların bireyin üzerindeki etkisini kontrol etmek ve bir sonuca bağlamak oldukça güçtür. Bu nedenle tartışma bir öğretim yöntemi olarak kullanılırken, belli hedeflere ulaşılmasını sağlayacak biçimde planlı ve programlı bir şekilde yürütülmesi gerekir.


TARTIŞMA NEDİR?
Tartışma iki veya daha fazla kişinin belli bir konuda düşüncelerini sergileme yoluyla fikir alışverişinde bulunmalarıdır.

Tartışma Yönteminin Aşamaları

1. Tartışma Probleminin Seçimi: Tartışma problemi seçilirken katılımcıların ilgi ve tutumları ile konuyla ilgili ön bilgileri göz önünde bulundurulmalıdır. Konu katılımcılar için ilgi çekici olmalı ve tartışmaya karşı güdülenmelidir. Bunun yanısıra problem cümlesinin açık olması, konuyu tam olarak belirtmesi, konuyu sınırlayabilmesi gerekir. Problem cümlesi soru yada düz cümle olarak ifade edilebilir. Ancak soru cümlesi katılımcıların ilgisini çekmede ve onları araştırma yapmaya teşvik etmede daha etkilidir.

2. Tartışmayı Yönlendirecek Soruların Belirlenmesi: Tartışma yönteminde eğiticiler katılımcıları sorularla yönlendirmezse tartışmadan elde edilen sonuçlar hedefler doğrultusunda olmayabilir, konu dağılabilir. Bu nedenle eğiticinin tartışmayı yönlendirecek açılış, gelişme ve kapanış bölümüyle ilgili anahtar soruları önceden hazırlaması gerekir.

3. Araç ve Tekniklerin Belirlenmesi: Tartışma sürecinde bir çok öğretim araç ve tekniklerinden yararlanılabilir. Bu amaçla tartışmadan önce probleme uygun dramatazisyonlar yapılabilir, sergiler ve yakın çevre gezilebilir, yazılı materyaller okunabilir, radyo dinlenebilir ve film izlenebilir. Bu tür etkinlikler katılımcılarda ortak yaşantı oluşmasını sağlar ve tartışmaya katılımı sağlar.

4. Tartışmanın Yapılacağı Fiziksel Ortamın Düzenlenmesi: Tartışmanın yapılacağı fiziksel ortam ve katılımcı sayısı tartışmanın niteliğini etkiler. Çok kalabalık gruplarda tartışmalar bazı katılımcıların tartışma dışında kalmasını sağlar.
Tartışma ortamında sağlıklı iletişim kurulmasında, katılımcıların birbirlerini görmeleri önemli rol oynar. Bu nedenle katılımcıların, daire yada yarım ay biçiminde oturmasının sağlanması gerekir.


5. Değerlendirme: Tartışma sonunda, tartışma eğitici ya da katılımcılar tarafından değerlendirilmeli ve sonucu özetlenmelidir.

PANEL ve AÇIK OTURUM
toplumu ilgilendiren bir konunun dinleyiciler önünde, sohbet havası içinde, uzmanları tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. açık oturum ile panel özellikleri yönüyle birbirlerine çok benzerler. hatta bazı kitaplarda panel ile açık oturum aynı konuşma türü olarak verilir. arada sadece üslûp farkı vardır.

panelden amaç bir konuda karara varmaktan ziyade sorunu çeşitli yönleriyle aydınlatmak, farklı görüşleri, farklı anlayışları ortaya koymaktır.

panelde de bir başkan bulunur. konuşmacı sayısı 3 ile 6 arasında değişebilir. konuşmacılar, uzmanı oldukları konunun ayrı birer yönünü ele alırlar. konuşmalar, açık oturumda olduğu gibi başkanın verdiği sıraya ve süreye göre yapılır.

panelin sonunda, dinleyiciler panel üyelerine soru sorabilirler. tartışma dinleyicilere de geçerse o zaman tartışma, forum şekline dönüşür.

A.Münazara Nedir?
Münazara, bir konuda karşıt görüşleri savunan takımların fikirlerini çarpıştırdıkları bir tartışma platformudur. Bir münazara maçının konusu, iki taraflı tartışılabilecek her şey olabilir; ancak ağırlıklı olarak güncel sosyal ve siyasi meseleler tartışılır. Yarışmacılar maçın başlamasından on beş dakika önce tartışılacak konuyu ve hangi tarafı savunmaları gerektiğini öğrenirlar. Münazaracılar bu süre içerisinde, maç esnasında aldıkları notlarla son halini verecekleri ve sıra kendilerine geldiğinde sunacakları yedi dakikalık konuşmalarının taslağını hazırlarlar. Sunum esnasında bu notlardan yararlanmak serbesttir. Yaklaşık bir saat süren bu tartışma, jüri heyetinin maç boyunca aldığı notlara dayanarak maçın sonucunu açıklamasıyla sonlanır. Jürinin değerlendirmesini yaparken öncelikli olarak ele aldığı, yarışmacıların argümanlarını ne kadar etkileyici sundukları değil, bu argümanların ne kadar sağlam ve tutarlı olduklarıdır.


B.Münazara'nın Amacı:
Münazaranın öncelikli amacının, katılımcılara güncel konuları çok boyutlu, zengin bir çerçevede değerlendirebilme yeteneğini kazandırıp tartışma kültürünü arttırmak olduğu söylenebilir. Bunun yanısıra münazaracıların seri düşünüp, fikirlerini etkileyici şekilde topluluk önünde ifade etme yeteneklerinini geliştirmeleri de hedeflenir.


C.Münazara'nın Size Sundukları:
Haftada iki gün toplanacak olan münazara grubunda, öncelikle münazaranın inceliklerini hem izleyerek hem pratik yaparak öğreneceğiniz .. eğitim sürecine katılabilirsiniz. Daha sonraki toplantılardaki maçlara katılabilir ve sorumluların ve yeni münazaracı arkadaşların hazırlayacakları sunumları dinleyerek hem ilerideki münazara maçlarınıza bir temel oluşturup hem de genel kültürünüzü arttırabilirsiniz. Bunun yanı sıra, toplantılara düzenli katılan arkadaşlarımız, İstanbul Ligi'nin yanı sıra, Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde düzenlenen turnuvalarda ve uluslararası turnuvalarda Boğaziçi Üniversitesi'ni temsil edebilir ve yine bu sayede birçok üniversiteden zengin bir arkadaş çevresine sahip olabilirler. Sıcak bir arkadaşlık ortamında birlikte geçireceğimiz bir senenin sonunda, Tükiye'nin ve dünyanın önemli meselelerini tartışabilen ve fikirlerini etkileyici biçimde savunabilen kişilerden oluşan münazara camiasının önemli bir üyesi olabilir, burada kazandıklarınızdan ömür boyu hem okul hem de iş kariyeriniz boyunca yararlanabilirsiniz. Tüm bunları birlikte gerçekleştimek için sizleri Münazara Altkurulu'na davet ediyoruz.

Türkiyenin En Büyük Eğitim Sitesi - www.edubilim.com
_____________________________________


1 - Münazaranın Tarifi:
Münazara hüccete hüccetle, delile delille karşılık vermektir. Buda iki kişi veya daha fazla kişilerin aralarında ihtilaf ettikleri bir şeyde yapılan tartışmada olur. Her gurup ve taraf o şeyi ispat etmek veya reddetmek için hüccetini ve delilini ortaya koyar. İspatı veya nefyi murat edilen şeye münazaranın konusu veya tartışma mahalli denir. Bu tarif benim yaptığım tariftir. Münazaraya cedel, mücadele veya cidal gibi isimlerde verilmiştir. Buna "muhacece" (karşılıklı hüccet getirme) de denir. "Mumarat" ve "mira" ismiyle de bu ifade edilir olmuştur. Muhavere ve hivarda denir. Bu deyimlerin ve terimlerin hepsi Kur'an-ı Kerim’de bu manaya delalet etmek üzere gelmiştir. Sadece münazara lafzı kuran'da varit olmamıştır.

2 - Cidalin Çeşitleri:
Yüce Rab kitabında tartışmayı methetmiş ve birkaç yerde onunla emretmiştir. Başka birkaç yerde de sakındırıp kötülemiştir. 'ın sözlerinde çakışma ve çatışma olmaz. Bundan anlıyoruz ki Rab Hazretlerinin övdüğÜ cidal başka kötülediği ve yerdiği cidal başkadır. Buna göre meydana çıkıyor ki cidal iki çeşittir, biri övülen ve methedilen cidal diğeri de kötülenen ve yerilen cidaldir.

Birinci Kısım:

Övülen Cidal ve Tartışma:
Bu cidalin gaye ve hedefi 'a davet ve hakkı ortaya koyup ona yardımcı olmak, batılı geçersiz kılmak ve onun kötülüğÜnü ve yarasızlığını meydana çıkarmaktır.
Şu ayetler bunun delilidir:
"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel güzel öğÜtle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele yap! Çünkü Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir ve doğru yolda gidenleri en iyi bilen de ancak O'dur." (Nahl,125)

"Bu, kavmine karşı Bizim İbrahim'e vermiş olduğumuz hüccetimizdir. Biz dilediğimizi derecelere yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, her şeyi bilendir." (Enam,83)

"Baksana ona: O, kendine meliklik verdi diye İbrahim'e Rabbi hakkında hüccet yarışına kalkana, İbrahim ona «benim Rabbim o Kadir-i Kayyumdur ki hem diriltir hem öldürür» dediği vakit «ben de diriltirim ve öldürürüm» demişti. İbrahim: «Allah güneşi meşrıktan getiriyor, haydi sen onu mağribden getir» deyiverince o küfreden herif dona kaldı. Öyle ya: zalimler güruhunu muvaffak etmez." (Bakara, 258)

"Onlar: " Ey Nuh, gerçekten bizimle çok uğraştın ve bizimle yaptığın mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit edip durduğun azabı getir de görelim." Dediler." (Nuh, 32).

İşte bu ayetler müminlerin kafirlerle yaptığı mücadele hakkındadır. Mücadele hakkın meydan çıkması için yapılırsa inananlar arasında da caizdir.

Ebu Ömer b. Abdulber diyor ki: "Selefi Salihın hakkında cidal ve münakaşadan sakındırmışlardır. Onun sıfatları ve isimleri hakkında tartışmaya girmemek gerektiğini beyan etmişlerdir.

Ancak fıkha gelince bu hakta tartışma yapılabileceği üzerinde icma halindedirler. Çünkü bu bir ilimdir, ihtiyaç olduğunda feri meseleleri kuralına havale etmek gerekir. Ama inançlar böyle değildir. (Camii Beyanil-ilim, 2/92.)Ama dini füru meselelerini çıkarma da ihtilaf etmek, alimlerin bu hakta münazara ve mücadeleye girmesi, fayda elde etmek hakkın meydana çıkmasını sağlamak üzere olursa bu hususta ki ihtilafları yasak değildir. Hatta bu emredilmiştir. Açık bir fazilettir. Müslümanlar bu hususta icma halindedirler. (Sahihi Müslim, Bişerhinnevevl, 16/218-219.)

İşte bu kabul edilen ve övülen tartışma şeklidir.

« Son Düzenleme: 02 Kasım 2008, 09:36:23 Gönderen: NeVaNuR »

İkinci Kısım:
Kötülenen ve Hoşlanılmayan Cidal Şekli:

Onlardan bazıları şunlardır.

A - Bilmeden tartışmaya girmek. , bundan sakındırdı ve bunu yerdi. Böyle yapan birinin büyüklük taslayan şeytan peşinden giden biri olduğunu açıkladı.
Ve buyurdu ki. "işte siz öylesiniz, diyelim ki, biraz bilginiz olan konuda tartışınız. Ama hiç bilginiz olmayan konuda ne diye tartışırsınız? Oysa bilir, siz ise bilmiyorsunuz." (Ali İmran, 66)

"Çünkü kendilerine gelmişkesin bir delil olmaksızın 'ın ayetleri hakkında mücadele edenlerin göğüslerinde, sadece yetişemeyecekleri bir kibir vardır. Sen hemen 'a sığın çünkü işiten O'dur, gören O!" (Gafir, 56 )

"-İnsanlardan kimileri de hakkında bilgisizce tartışır da her kaypak şeytanın ardına düşer." (Hac, 3)

B - Hak ortaya çıktıktan sonra cidale devam etmek: Buda yerilen ve kötülenen cidallerdendir.

Mevla buyurur: "Bu kabul edildikten sonra hakkında tartışmaya kalkışacakların delilleri Rableri yanında geçersizdir. Üzerlerine bir gazap ve kendilerine şiddetli bir azap vardır." (Şura, 16)

"Gerçek ortaya çıkmışken hakta seninle münakaşa ediyorlardı. Sanki göre göre ölüme sevk olunuyorlardı." (Enfal, 6)

c - Hakkı iptal etmek için cidal ve tartışma:

"Halbuki, Biz gönderdiğimiz peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olmak üzere göndeririz. Küfredenler ise, hakkı batılla kaydırmak için mücadele ediyorlar; ayetlerimizi ve kendilerine yapılan tehdidi alaya aldılar." (Kehf, 56)

D - Batılı hak göstermek için yapılan mücadele ve tartışma: Kâfirlerin küfürlerini ve putlarını savunmak için yaptıkları cidal bu kabildendir. Bidatçilerin uydurdukları bidatleri ve kendi görüş ve hevalarını savunmaları için yaptıkları tartışma bunun başka bir örneğidir.

Mevla buyurur: "Meryemoğlu örnek getirilince kavmin hemen bağrışmaya başladı. Ve "bizim mabutlarımız mı hayırlı, yoksa o mu" dediler. Onlar, bu örneği ancak çekişmek için getirdiler; zaten onlar düşmanlık ededuran bir topluluktur.” (zuhruf/57-58)

İşte tüm bu örnekler mezmum ve kötü olan cidal örnekleridir
3 -Münazara ve Cidalin Edepleri, Ahlaki Kuralları:

A - Halis bir niyet: Münazara ve tartışma yapanın maksat ve niyeti hakkın izharı ve batılın iptali ve yok edilmesi şeklinde olmakla halis niyette meydana gelmiş olur. Münazara sadece bunun içi meşru kılınmıştır. Münazara ve tartışmadan maksat karşıdaki hasmı yenmek ve toplum içinde öne çıkmak olmamalıdır. Yani cidal yapan kişinin tartışmayla kastı, alimlere övünmek, cahillere posta koymak şeklinde olan nefsi arzulan değil de 'ın rızasını kazanmak olmalıdır.

B - Delil ve hüccetini bildiği şeylerden ve konulardan münazara yapmalıdır: Çünkü yüce Rab bilmeden tartışanları yermiştir. Sonra cahilin üzerine farz olan tartışmak ve çekişmek değildir soru sormak, mesele hakkında fetva almaktır. Denir ki münazaracı delil ve hücceti biliyorsa o zaman tartışmanın ne manası vardır? Deriz ki: Bunu faydası delil doğruda olabilir yanlışta olabilir. Bu ancak tartışma sonucu meydana çıkacaktır. Delilinin doğru olduğu meydana çıkarsa hak iyice meydana çıkar yerleşir, kesinleşir doğru Çıktığı için 'a hamdeder. Bu durumda çok zaman karşı tarafta olanda ona uyar hatta ona uyması vacip olur. Eğer delilinin hatalı ve yanlış olduğu meydana çıkarsa -halbuki o doğru sanıyordu- hak olana döner. Her hal ve durumda münazara ve tartışmanın faydası hakkın meydana çıkmasıdır.

c - Cahille münazaraya girmemelidir. Çünkü cahille tartışmaya girmek haramdır. Çünkü Mevla buyurur ki:

"Şöyle-böyle bilginiz olan şeye dair tartışıp duruyorsunuz ama hiç bilginiz olmayan şeyde de ne diye tartışmaya kalkışırsınız? bilir, siz bilmezsiniz"(Ali İmran, 66)

Cahile farz olan sormaktır. Çünkü Mevla buyurur: "...bilmiyorsanız sorun kitap ehlinin bilginlerine." (Enbiya 7) bilen cahile öğretecektir.

D - Kendisinden daha çok bilen bilgin biri ile münazaraya girmemeli: Çünkü onun görevi ve üzerine düşen, daha iyi bilene sormaktır, delille güçlendirdiği onun görüşüne uymak ve kabul etmek vazifesidir. Daha iyi bilenle münazara etmek münazara değil başvurma ve müracaat etmedir. Bu hakta Buhari Sahibinde, ilim bölümünde; "bir şey duyup da onu iyi anlamak için müracaatta bulunan kişi babı" başlığı altında bir bab ayırmıştır.

E - Yukarıda kaydedilenlerden meydana çıkıyor ki ancak ilim bakımından kendi seviye ve derecesinde olanla münazara etmelidir: İbni Abdulber diyor ki: "Dediler ki münazara ve hakkın meydana çıkması ancak iki denk veya birbirine bilgi bakımdan yakın kişiler arasında sahihtir ve gerçekleşir. Münazırlar din, anlayış akıl ve insaf bakımından aynı derecede olmalıdırlar. Eğer böyle olmazsa bu bir ağız dalaşı ve inatlaşmadır."
F - Münazara ve tartışma yapan hasmına karşı adil olmalıdır: Delil ve hüccetini ortaya koyması için ona hoş görülü ve müsamahalı davranmalı, sözünü kesmemelidir. Ona saldırmamalı, aşağılamamalı, hakaret etmemelidir. Bu şekilde hareket Firavun'un Musa (as)'a karşı davranış sünneti ve yoludur.

G - Tartışan ve münazara eden kişi, hak meydana çıktığında onu kabul etmeli ve orada durmalıdır: Eğer böyle yapmazsa kibirli inatçılardan olur 'ın onun gönlünü kaydırmasından, yamultmasından emin olunmaz.

Çünkü Mevla buyurur: "Hani bir zaman Musa kavmine: "Ey kavmim, benim size (gönderilmiş) 'ın peygamberi olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Sonra onlar yamukluk edince, 'da kalplerini yamulttu. Öyle ya, fasıklar güruhunu doğru yola çıkarmaz!" (Saf 5) .

H - Her iki münazaracıda birlikte tartışmayı keserler, hiç birisi hak olanı ortaya koymaya kadir olamazsa orada durmaları münazaraya devam etmemeleri ve tartıştıkları meseleyi daha iyi bilen birine sormaları gerekir:

Mevla buyurur: "Ey iman edenler, 'a itaat edin, peygambere de itaat edin, sizden olan yetkililere de. Sonra bir şeyde anlaşmazlığa düştünüz mü, hemen 'a ve Peygamberine arz edin onu, eğer 'a ve ahiret gÜnüne gerçekten inanan mü’minler iseniz. Bu hem hayırlı hem de netice itibariyle daha gÜzeldir." (Nisa, 59)

i - İnatçılarla ve bidat ehli ile tartışmaya girilmemelidir: Ancak bunlara delil getirmek ve daveti devam ettirmek için sadece tebliğ yapılmalıdır.

Çünkü Mevla buyurur: "Kitap ehli ile zulmedenleri bir yana, ancak en iyi bir şekilde mücadele edin ve deyin ki: "Biz, hem bize indirilene iman ettik, hem size indirilene ve bizim ilahımız ile sizin ilahınız birdir. Ancak biz yalnız O'na teslim olmuşuzdur." (Ankebut,46)

"Buna karşı seninle tartışmaya kalkışanlara de ki: "Ben yüzümü İslam ile tertemiz 'a tuttum, bana uyanlar da." O kitap verilenlerle verilmeyen ümmilere de ki: "Siz İslam'ı kabul ettiniz mi?" Eğer kavgayı kesip İslam'a girerlerse doğru yolu tutmuşlardır. Yüz çevirirlerse, sana düşen ancak tebliğdir; o kullan görüyordur." (Ali İmran, 20)

İmam-ı Malik'e sorularak dendi ki; adam sünneti biliyor ve o hakta münazaraya ve mücadeleye giriyor bu doğrumu? Dedi ki: Hayır, o sadece sünneti haber vermekten sorumludur. Eğer kabul edilirse ne ala, kabul edilmezse çekişmeye devam etmez susar.

Dolayısıyla bidat ve heva sahipleriyle tartışmak ve münazaraya girmek Ehli Sünnet katında mekruhtur. Ancak bazen zorunlu oldu¬ğunda bu yapılabilir. Ancak bidatçi biriyle tartışan kişinin hakkı ortaya koyacak yetenekte ve güçte olması ve bidatçinin delilini iptal edecek kültüre sahip olması gerekir. Çünkü onların önünde aciz kalıp kırılır dökülürse hak ehlinin gönlü zayıflar batılcıların güçleri parlar.

İşte bunlar münazara ve cidalin en önemli adabı ve ahlaki kurallarıdır.
Minare.net

_________________


Elif gibi yalnızım,
Ne esrem var, ne ötrem.
Ne beni durduran bir cezmim,
Ne de bana ben katan bir şeddem var.
Ne elimi tutan bir harf,
Ne anlam katan bir harekem...
Kalakaldım sayfalar ortasında.
Bir okuyan bekledim,
Bir hıfzeden belki...
Gölgesini istedim bir dostun med gibi…
Sızım elif sızısı...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://kutluforum.yetkinforum.com
 
Münazara,Cidal,Tartışma Şekli
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bitkilerde Üreme ve Gelişme

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: Din Kültürü Dersi-Eğitim Öğretim :: Güzel Ahlakla İlgili Konular-Adab-ı Muaşeret-
Buraya geçin: