KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nerede bu namazın huşû ve hudûu? Ahmet Kurucan

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Limoni
Co-Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 5275
Rep Gücü : 13104
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

MesajKonu: Nerede bu namazın huşû ve hudûu? Ahmet Kurucan   C.tesi Ara. 11, 2010 4:04 am

Sofrada yemeğin hakkını verenler; namazda namazın hakkını veriyor mu?
Ahmet Kurucan

Nerede bu namazın huşû ve hudûu?

Şahsi dairede tanışıklık veya yazı ve konuşmaları ile yakından takip edenler bilir; Hocaefendi'nin değişmez gündem maddelerinden biri insanın Rabb'isi ile olan irtibatı ve bu irtibattaki seviyesidir.


O, ister soru-cevap faslında, ister muhabbet ortamında açılan mevzularda bir girizgah yakalamaya çalışır, sözü oraya getirmek için. Çalışır demem aslında doğru bir tespit değil; bulur demem lazımdı çünkü mutlaka o girizgâhı bulur ve sözü bir kitabına da isim olan tabiriyle sohbet-i canan'a getirir.

Eskilerin 'cevabı hakim' dedikleri şeyin bir buudunun bu olduğuna inanıyorum ben. Tıpkı hazık bir hekim gibi. Nasıl doktor hastasına, hastası istemese de ona onun ihtiyacı olan ilacı verir. Aynen öyle de Hocaefendi de "çok sık tekrar ettiğim gibi, başınızı bir kez daha ağrıtacağım ama meselenin ehemmiyeti" vs. gibi girizgah cümleleri ile sözü asıl ihtiyacımız olan noktaya getirir.

Neden bu ısrar diyebilirsiniz? Benim bu soruya cevabım şu; Bediüzzaman Hazretleri'nin Hz. Eyyub'un (as) sabrını anlattığı yerde kullandığı teşbihle ifade edecek olursam, iç dışa, dış içe bir çevrilsek Rabb'imizle irtibat mevzuunda çok ağır hasta olduğumuz için. Hatta içimizin dışa, dışımızın içe çevrilmesine gerek bile yok; çünkü istisnalar bir kenara İslam dünyası olarak yoğun bakımlık halimiz meydanda ve bu manzara hakikat ehline bütün netliği ile ayân.

Hocaefendi'nin bir başka vesile ile dile getirdiği yaklaşımları içinde, çoklarımız "kültür Müslüman'ı" tanımlamasına hak verdirecek ölçüde ibadetlerimizi ihtifale çevirmiş durumdayız. Belki de ibadeti gerçek mana ve muhtevasıyla hiç görmüş, duymuş, yaşamış değiliz.

Sözü uzatmaya gerek yok, Kur'an "Namaz, fuhşiyattan ve münkerattan insanları alıkoyar" diyerek gerçek namazın haricî âlemdeki tezahürünü nazara veriyor. Hâlbuki bugün fuhşiyat ve münkeratı irtikap eden yüzlerce, binlerce namaz kılan Müslüman var. Haşa ve kella Allah hilaf-ı vaki beyanda bulunmayacağına ve kılınan namazlar da bazı Müslümanları fuhşiyat ve münkerattan alıkoymadığına göre demek ki o kılınan namazlar hakiki manada namaz değil. Olsaydı fuhşiyat ve münkeratın esamesi bile okunmazdı şahsi ve içtimai hayatımızda.

İşte yine bu çerçevede muhabbetin yapıldığı bir ortamdaydık. Latife sayılabilecek bir tespitle söze başladı: "Şimdi bir şey diyeceğim; bunu zahiri manasıyla alsalar herhalde manşetlere taşırlar ve derler ki: Fethullah Hoca namaz kılmayın dedi. Evet öyle diyorum, namaz kılmamalı ama namazı ikame etmeli." Sonra devam etti: "Kur'an bir tek yerde bile "sallu's salâte" veya "yusallûne's salâte" yani "namaz kılın, namazlarını kılarlar" demiyor. Aksine her yerde "akimu's salate, yukîmûne's salâte, ve izâ kâmû ile's salâti, ve izâ kadaytumu's salâte" yani "namazı ikame edin, namazlarını ikame ederler, namazı ikame için kalktıklarında, namazı ikameden sonra" buyuruyor. Unutmayın namaz, imanın dışa vurumudur."

Ne zaman namaz ile alakalı mevzu açılsa Hocaefendi'nin tarif ettiği veçhesiyle namazı ikame etmeye muvaffak olamayanlar, başta bu satırların yazarı olmak üzere mahcubiyetlerinden yüzlerini yere çevirir, derin düşünceye dalar ve ihtimal namaz vesilesi ile gerçekleştirdikleri Rabb'e yönelişlerini muhasebe ve murakabe etmeye başlarlar. Hakiki namaza ve hakikati namaza erişme özlemini içten içe duyarlar. Ben çevreme bakmadım ama belki de herkes öyle yaptı ya da o derinlerden derin, incelerden ince hissiyatı ile hazirûnun kalb ve gönüllerinde bir ümitsizlik hissetti ki Hocaefendi hemen sözün yönünü değiştirdi ve "ama" dedi, ilavede bulundu: "Rabb'e yöneliş ve yönelişteki meratibi hafife almamalı. Mızraklı İlmihal seviyesindeki bilgilerle dahi olsa Rabb'ine yönelen herkesi takdirle karşılamalı. Çünkü her insan kendisine telkin edildiği ölçüde namazını kılarsa, bu onun mağfiretine vesile olabilir."

Bu sözler salonda yüzünü yere eğip muhasebe ve murakabesini yapanları kısmen de olsa rahatlatmıştır diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Hocaefendi hemen akabindeki sözleriyle çıtayı yine yükseltti. Bir "ama" daha diyerek sanki istisnadan bir başka istisnaya geçti: "Ama asıl mesele orada kalmama, bir adım, iki adım ileri gitmedir. Evet, Mızraklı İlmihal'de anlatıldığı gibi namazda ilk mertebe, namazın içinden ve dışından denilen şartları yerine getirerek namazın ikame edilmesidir. Allah'ın evvel emirde istediği budur. Fakat onun bir adım sonrası, bir öte mertebesi, namazda namaz erkânının ifade ettiği manaları düşünme ve namazı bu mülahazalar üzerine ikame etmektir. İsterseniz buna namazda fani olma diyebilirsiniz. Bir sonraki mertebe Hz. Ebubekir'lerin, Hz. Ömer'lerin namazı. Onları anlamakta zorlanırız biz."

Kısa bir sessizlik oldu salonda. "Zorlanırız biz " son duyduğumuz kelimelerdi. Başımı kaldırıp baktığımda Hocaefendi'nin çoğu zaman olduğu gibi his deryalarına kendini salmış, hıçkırıklarını tutmaya çalıştığına şahit oldum. Bir dakikaya yakın devam eden bu manzara salonda bulunan bazılarının da kendini salmasına vesile olmuştu. Sonra Hocaefendi şu cümlelerle devam etti: "Ve nihayet peygamberlerin namaz ufku." Noktayı koydu Hocaefendi dedim; dedim ama son cümlesi koymadığını gösteriyordu. Sözün başlangıcına döndü ve "bu istikamette mertebeler kat' ettikten sonra, bir önceki mertebedekileri ya da hâlâ mebdede kalanları hafife almamalıdır." Mebde dediği, verdiği örnek içinde Mızraklı İlmihal seviyesinde namazı ikame edenler.

Sonra ne mi oldu? Hocaefendi muhataplarının hem gönlüne hem de aklına hitap ettiği bu muhabbette ibreyi akla doğru çevirdi ve tatlı-sert bir ses tonu ile: "Rica ederim! Döşekte döşeğin, sofrada yemeğin hakkını verenler neden namazda namazın hakkını vermezler? Yarın ahirette insana demezler mi, bu senin namazın. Amenna. Ama bu namazın huşû ve hudûu nerede?"

Bu sözler muhasebe ve murakabede ayrı bir kapı açmıştı hepimiz için. Belki çokları hayalen ahirete intikal etmiş, böyle bir soru ile karşılaştığında ne cevap vereceğini düşünüyordu ki Hocaefendi sözlerini tamamlamaya durdu: "Evet! İnsan müntehaya, zilliyet planında dahi olsa sahabenin namazına, peygamberlerin namazına talip olmalı. Çıtayı adım be adım yükseltmeli. Muhabbetullah demeli başlamalı, zevk-i ruhani demeli devam etmeli ve meta'l lika/vuslat ne zaman, diyecek noktaya kadar gelmeli. O'na kavuşmak için ocaklar gibi cayır cayır yanmalı; yanmalı ama "gel" emri gelinceye kadar da burada sabırla beklemeli. Aslında müminin dilemmasıdır bu."

Baktım, Hocaefendi tekrar gözyaşlarını silmeye durmuştu. Bir taraftan Allah'a kavuşma isteği, diğer taraftan kavuşma anını belirleme yetkisinin kendisinde olmayışıydı onu ağlatan. Te'vile, tefsire gerek yoktu bunu anlamak için. Tam manasıyla neler düşündü, neler düşünüyordu bilemiyorum ama tahmin etmek de alabildiğine kolay.

Son söz Hocaefendi'nin: "Hasılı, namazı hayatının en zevkli ameli olarak eda etmeli. Ardından nerede benim namazım, nerede hakiki namaz demeli ve şunu unutmamalı, erkânına riayet edilerek kılınan bütün namazların hepsi nezd-i uluhiyette makbuldür."


a.kurucan@zaman.com.tr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nerede bu namazın huşû ve hudûu? Ahmet Kurucan
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Fen-Edebiyat fakültesi
» Gaffur nerede???? :D
» 040670002 AHMET EMRE KILINÇ
» Ahmet Bukhatir Dua
» Ahmet Utlu VS Hülya Yaylalı

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Tasavvuf-Dua-Gönül Dünyamız-
Buraya geçin: