KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 2:57 pm

http://www.arastiralim.com/tag/batil-inanislar

BATIL İNANIŞLAR

Tibet’de Ateşli ve Yırtıcı Cenaze Töreni




Tür: BATIL İNANIŞLAR





1700 kişinin öldüğü Tibet Depremi, Nisan 2010.





Budistler deprem sonrası dua ediyorlar.





Cesetlerin çoğu inançlar gereği yakılıyor.



Rahip tarafından ateşe atılan bir çocuk ceseti.



Bazı cesetler ise özgürlüğe kavuşması için akbabalara yediriliyor.


**************************************



Aztekler ve Kanlı Din Anlayışı


20 BİN KİŞİ BOĞAZLARI KESİLEREK KURBAN EDİLDİ
Bugünkü Meksika topraklarında, M.S. 400 – 1500 yılları arasında büyük
bir uygarlık yaratan Aztekler, yaptıkları kanlı törenler ile de
tanınıyordu. Huitzilopochtli adlı Güneş Tanrısı’nın şefkatini kazanmak
için insan kalplerini yiyen ve kanlarının içilmesine inanan halk, dini
törenlerde de tüyler ve kâğıttan yapılan yılanlar ile süslenen çoğu
mahkûm olan kişileri kurban seçiyordu. Rahipler, flüt eşliğinde yapılan
törende, taş bıçak ile kurbanların kalbini çıkarıyor ve vücudu,
piramidin basamaklarına atıyor, kalbin üzerine biber koyarak yiyordu.
Yağmur Tanrısı Tlaloc’a, 4 –7 yaşları arasındaki çocukları getiren
ve boğazlarını keserek kurban eden toplumda, en büyük kitlesel kurban,
1487′de Mayor Tapınağı’nın açılışında 20 bin kişinin sunaklarda kurban
edilmesiyle olmuş ve bu iş 4 gün 4 gece sürmüştü.


ASTEKLERDE KANLI DİN ANLAYIŞI
Amerika kıtası keşfedildiği zaman, Kızılderililer, Aztekler, Mayalar,
İknalar yaşıyorlardı. Peru’da yaşayan İnka Uygarlığının başlangıcı
İsa’dan önce 1200 yıllarına kadar çıkıyordu. İnka kralları soyunun
asaletini korumak için kendi kız kardeşiyle evlenirdi. İnka’lıların çok
değişik tanrıları vardı; bu tanrılara hayvan ve insan kurban ederlerdi.
İnkalarGüney Amerika’nın Geçit vermez Ant Dağlarının
tepelerinde bu günkü teknikle bile zor yapılabilecek uçurumlara köprüler
kurarlar, yerleşim yeri oluştururlardı. Bu uygarlıkların MÖ 5000 yıl
öncesine kadar hesabı yapılmış takvimleri vardır. Onların barut ve
alevli silâhları yoktu. İlkin atları bile yoktu. Alabildiğine her yer
altınlarla doluydu.


Meksika’da yaşayan Aztek dininin temel inançlarından biri şuydu:
“Güneşin gökyüzünde kalıp ışık saçabilmesi için insanların
kalpleriyle beslenmesi gerekir. Bunun için de durmadan savaş yapmak bir
din görevidir. Bu görevi yerine getirmek için Meksikalılar durmadan
savaşlar, akınlar yapmış yakaladıkları esirleri kurban taşı üzerine
gererek yatıştırmışlardır. Tarih kayıtlarına göre Tenoktitlandaki büyük
pramidin Güneşe adanması sırasında 1486 da 20.000 kişi kurban edilmiş ve
bunların kalpleri rahibeler tarafından taş bıçaklarla göğüslerinden
çıkarılmıştır. Ateş tanrısına adanan kurbanlarda, göğüsleri açılmadan
ateşe atılıyordu. Beslenme tanrısına adanan kurbanların derileri
yüzülüyor ve törenler bitinceye kadar öbürleri bu derileri üstlerine
giyiyorlardı. Kurban yerinde ölenlerin, savaş yerinde ölenler gibi,
doğrudan doğruya güneş cennetine gittiğine inanılıyordu. Bazen tanrılara
sunulan kurbanların etlerini yemek, bir dinsel ayin olmakta idi.


TANRILAR İNSAN KANI İÇTİLER
Aztek dini çok tanrılı olmakla birlikte iki tanrı, Huitzilopochtli ve
Quetzalcoatl daha bir ön planda olup her işi düzenleyen takvimle sıkı
bir bütün halinde damgalarını tüm kültlere basmışlardır. Aztek dininin
inanılmayacak denli fazla sayıda insan kurbanıyla kendini gösteren
tüyler ürpertici bu özelliği vardır. Aztekler insanları kitleler halinde
tanrılarına kurban ediyorlardı; hatta büyük doğal afetlerde yaklaşık
20,000 insanın kurban edildiği bilinmektedir. Aztek rahiplerinin açıkça
bilinen işlevi de, amansız tanrıların öfkelenerek herkesi kötürüm ve
hastalıklı bırakmamaları, dünyayı yakıp yıkmak için onlara körpe insan
yürekleri ve insan kanı sağlamaktı. Bunlar piramitlerin basamaklarından
çıkartılır, dört rahip tarafından tutularak tapınaklara yürütülür,
kurban taşı üzerine kolları ve ayakları gergin durumda sırt üstü
yatırılır, beşinci rahip tarafından kullanılan ve volkanik taştan
yapılmış bıçakla göğüsleri baştanbaşa yarılarak açılır, sonra kurbanın
hala çarpmakta olan yüreği yerinden burularak koparılır ve tanrıya
sunulurdu.


Ceset ise piramit merdivenlerinden yuvarlanarak atılırdı. Savaş
tutsaklarının yanında köleler, bazı genç erkek ve bakire kızlar kurban
edilenler arasındadır. Bu yönüyle Aztek uygarlığı bir anlamda yüksek
kültürünü günümüz insanına vahşi görünen bir takım uygulamalarla
birleştirmektedir.
(www.populertarih.com)
*******************

Pis Günahlardan Arınmak




Tür: BATIL İNANIŞLAR




A woman cleansed a young man at the Temple of Saint Simon in
Chimaltenango, Guatemala, 2010. Thousands of devotees are celebrating
the patron saint of marginalized people.Share|








Nov
10
2010



Kanlı Erkekliğe Adım Geleneği




Tür: BATIL İNANIŞLAR





Kafa Kesme Ayini, Nuer Kabilesi, Etiyopya

Share|









Sep
23
2010



Güneşe Tapınmak




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Güneş’e tapınmak, tarihin en eski dönemlerinden beri var olan batıl
bir inançtır. Güneş’in kendilerine ısı ve ışık sağladığını gören
insanlar, bu durum karşısında varlıklarını bu gökcismine borçlu
oldukları zannına kapılmışlar ve Güneş’i ilahlaştırmışlardır. Bu sapkın
inanç, tarihte pek çok toplumu Allah’ın hak dininden uzak tutmuştur.
Kuran’da bu konuya değinilir ve Hz. Süleyman devrinde yaşayan Sebe
Halkı’nın Güneş’e taptıkları şöyle anlatılır:
Onu ve kavmini, Allah’ı bırakıp da güneşe secde etmektelerken
buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir, böylece onları (doğru)
yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar hidayet bulmuyorlar.
(Neml Suresi, 24-25)
Güneş’e tapmak, geçmişteki birçok topluluğun inancını oluşturuyordu.
Bugün ise evrimciler, Güneş’e tapan kavimlerde olduğu gibi, canlılığın
oluşmasını Güneş’e borçlu olduğumuzu düşünürler. Hatta bazıları
atalarının Güneş’e tapıyor olmasını son derece akılcı bir inanç olarak
değerlendirecek kadar ileri gitmişlerdir.
Gece, gündüz, güneş ve ay O’nun ayetlerindendir. Siz güneşe
de, aya da secde etmeyin. Alah’a secde edin, ki bunları kendisi
yaratmıştır. Eğer O’na ibadet edecekseniz.
(Fussilet Suresi, 37)
Hani İbrahim babası Âzer’e, “Sen putları ilah mı ediniyorsun?
Şüphesiz, ben seni de, kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum”
demişti. İşte böylece İbrahim’e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve
nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun. Üzerine gece
karanlığı basınca bir yıldız gördü. “İşte Rabbim!” dedi. Yıldız batınca
da, “Ben öyle batanları sevmem” dedi. Ay’ı doğarken görünce de, “İşte
Rabbim!” dedi. Ay da batınca, “Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu
göstermezse mutlaka ben de sapıklardan olurum” dedi. Güneşi doğarken
görünce de, “İşte benim Rabbim! Bu daha büyük” dedi. O da batınca
(kavmine dönüp), “Ey kavmim!” Ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz
şeylerden uzağım” dedi. “Ben hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri
ve yeri yaratana döndürdüm. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.”
(Enam Suresi, 74-79)Share|









Sep
14
2010



Hurafe Sonuçları




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Share|









Sep
05
2010



Cahiliye Dönemi ve Çıplak Hac




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Haccın sebebi olan Kâbe, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmâil
tarafından Mekke’de yapılmıştır. İnşâat tamamlandıktan sonra Cibrîl
(a.s.), tavâfın ve hac ibadetinin nasıl yapılacağını amelî olarak onlara
göstermiş, Hz. İsmâil de Hicaz halkına öğretmişler. Ancak, Hz.
İbrâhim’in tebliğ ettiği dini hükümler zamanla unutulmuş, Mekke
putperestliğin merkezi olmuştur. Hz. İsmâil’in öğrettiği hac usûlü yavaş
yavaş değişmiş yerini putperestlerin haccı almıştır.
İslâm’dan önce müşrik Araplar, içinde günah işlenilen elbiselerle
Kâbe ziyâret edilemez, derlerdi. Bu sebeple Kâbe’yi çırıl çıplak tavâf
ve ziyaret ederlerdi.
Hicretin 9′uncu yılında hac farz kılındı. Fakat o sene Rasûlüllah
(s.a.s.) haccetmedi. Hz. Ebû Bekir’i Hac Emiri olarak Mekke’ye gönderdi.
Hicretin 8′inci yılında Mekke fethedilmiş, Kâbe putlardan
temizlenmiş, Mekke halkı Müslüman olmuştu. Ancak henüz Müslüman olmayan
müşrik kabîleler hâlâ Kâbe’yi çırıl çıplak tavâf ediyorlardı.

Diğer taraftan, Hicretin 9′uncu yılında hac, “nesî” uygulaması yüzünden belirli zamanından önce yapılacaktı.
Bilindiği üzere, oruç, hac, kurban gibi ibâdetlerin vakitleri kamerî
aylara göre tesbit edilir. Kamerî yıl (ay senesi), yaklaşık 354 gün,
Güneş yılı ise yaklaşık 365 gündür. Aradaki 11 günlük fark sebebiyle,
hac günleri her yıl yer değiştirir; bazen yaz, bazanda kış mevsimine
gelir. Hac mevsimini çok sıcak veya çok soğuk aylara rastlatmamak, sâbit
bir mevsimde (ilkbaharda) tutmak için Araplar üç yılda bir, seneye bir
ay ekleyerek o yılın aylarını 13′e çıkarırlardı. Buna “nesî” deniyordu.
Böylece hac mevsimi değişmez, fakat, aylar yer değiştirirdi. 33 senede
bir, aylar yerine gelirdi. Nitekim, Hicretin 10′uncu yılında kamerî
aylar aslî yerine geldiler. Kur’an-ı Kerîm, müşrik Arapların bu çirkin
âdetini yasaklamıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) hac farizasını aslî günlerinde edâ etmek
istediğinden o yıl hacca gitmedi. Hz. Ebû Bekir’i Hac Emiri tâyin etti.
Medine’den hacca gitmek isteyen 300 kişi de Hz. Ebû Bekir’le gittiler.
Hz. Ebû Bekir yola çıktıktan sonra, müşriklerle münâsebetleri
düzenleyen hükümler indi. Bunların müşriklere duyurulması gerekiyordu.
Rasûlüllah (s.a.s.) Hz. Ali’yi de bu iş için gönderdi. Hz. Ali yolda Hz.
Ebû Bekir’e yetişti.
- Hac Emiri yine sensin, ben Tevbe Sûresi’nin yeni inen ilk âyetlerindeki hükümleri müşriklere tebliğ ile görevliyim, dedi.
Hz. Ebû Bekir, Zilhicce’nin 8′inci günü Mekke’de bir hutbe okuyarak,
haccın nasıl yapılacağını anlattı. Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir’in
anlattığı şekilde haccettiler. Müşrikler kendi bildiklerini yaptılar.
Hz. Ali ise, Zilhicce’nin 10′uncu günü Mina’da bir hutbe okudu.
Hz.Peygamber (s.a.s.) tarafından gönderildiğini bildirdi. Tevbe
Sûresi’nin ilk âyetlerini yüksek sesle okuduktan sonra:

  • Müslümanlardan başka hiç kimse Cennete giremez.
  • Bu yıldan sonra hiç bir müşrik Kâbe’ye yaklaştırılmayacak.
  • Hiç kimse Kâbe’yi çıplak tavâf etmeyecek.
  • Kimin Hz. Peygamber (s.a.s.)’le anlaşması varsa, müddeti bitinceye kadar ona uyulacak, dedi.

Bu ilândan sonra çok geçmedi. Bütün Arabistan Müslüman oldu. O yıldan sonra da hiç bir müşrik Mekke’ye bırakılmadı.
(www.diyanet.gov.tr)Cumhuriyet Gazetesi arayıp da bulamadığını buldu. Türkçe ezan
rezilliğine imza atan bir radyoyu ballandıra ballandıra haber yaptılar.
Park FM adlı radyoda iftar vaktinde Türkçe ezan okunuyor. Cumhuriyet gazetesi de büyük bir sevinçle bunun haberini yaptı:
Marmaris’te yayın yapan Park FM radyosu, iftar vaktini Saadettin
Kaynak tarafından Saba makamında okunan Türkçe ezanla haber veriyor.
Radyonun Genel Yayın Yönetmeni Necdet Demiray, “Radyoculuk yalnızca
müzik yayını yapmak değil, aynı zamanda toplumu bilgilendirmek, toplum
değerlerinin en iyi ve en çağdaş yönlerini sunmaktır. Anayasamızda
ibadet etme özgürlüğü vardır. Bu paralelde insanların kendi dilinde,
anlaşılır biçimde ve dinin içindeki kavramları özümseyerek yayın yapmayı
ilke edindik. Bundan hareketle ezanın Türkçe olarak dinlenebileceği ve
ibadete uygulanabileceğini düşündük” diyor.
(Timeturk, 17.08.2010)




















BATIL İNANIŞLAR





Aug
21
2010



Dar Giyeceksen Kapanma Arkadaş




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Yazı ve kitapları ile bir döneme damgasını vuran Emine Şenlikoğlu tesettür firmalarını yerden yere vurdu: “Para
kazanmak uğruna tesettürle vurdular İslam’ı. İslami tesettür diye bir
şey kalmadı. Dandik dandik örtünüyorlar. Daracık giyiniyorlar. Allah’a
nasıl hesap verecekler

GUATR ameliyatı geçirdikten sonra 1.5 yıl Belçika’da tedavi gören ve
romanları için araştırmalar yapan İslami kesimin sivri dilli kadın
yazarı Emine Şenlikoğlu, Türkiye’ye döner dönmez Habertürk Gazetesi’ne
konuştu. Şenlikoğlu’nun eleştiri oklarından bu kez tesettür firmaları
nasibini aldı.



Emine Şenlikoğlu
Çarşaf giyen 57 yaşındaki Şenlikoğlu, “Bir dönemMüslüman
kesim tarafından da hakarete uğradım. Televizyona çarşafımla çıkmamı
yadırgadılar. Çarşaf nedeniyle görüntüm bozukmuş. Oysa şu an İslami
tesettür diye bir şey kalmadı, mahvettiler. Dandik dandik örtünürlerse
bu tesettür değildir
” diye konuştu. Şenlikoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
O kadar daracık giyinen tesettürlüler var ki. Dar giyeceksen
başını kapatma, tüm vücut hatların ortada. ‘Ne yapalım bulamıyoruz’
diyorlar. Mağaza sahipleri Allah’a nasıl hesap verecek. Para kazanmak
uğruna, tesettürle vurdular İslam’ı. Demek ki tesettüre girenler de
bozulmaya hazırmış. Yüzünde bir kilo boya, daracık bir kıyafet, üstünde
dize kadar tunik. Zaten tesettür değil ki onunkisi. ‘Mecburmu
bırakıyorlar seni’ diye soruyorum. Kimisi ‘Ben daha yeni kapandım’
diyor, mahcup oluyorum. Kimisi ‘Bu da tesettür’ diyor. İslam’da çarşaf
şart değil, ancak giysin bol olacak, hatları belli etmeyecek
.”
(21-08-2010)Share|









Aug
17
2010



Her İftar Akşamı Türkçe Ezan Eziyeti




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Cumhuriyet Gazetesi arayıp da bulamadığını buldu. Türkçe ezan
rezilliğine imza atan bir radyoyu ballandıra ballandıra haber yaptılar.
Park FM adlı radyoda iftar vaktinde Türkçe ezan okunuyor. Cumhuriyet gazetesi de büyük bir sevinçle bunun haberini yaptı:
Marmaris’te yayın yapan Park FM radyosu, iftar vaktini Saadettin
Kaynak tarafından Saba makamında okunan Türkçe ezanla haber veriyor.
Radyonun Genel Yayın Yönetmeni Necdet Demiray, “Radyoculuk yalnızca
müzik yayını yapmak değil, aynı zamanda toplumu bilgilendirmek, toplum
değerlerinin en iyi ve en çağdaş yönlerini sunmaktır. Anayasamızda
ibadet etme özgürlüğü vardır. Bu paralelde insanların kendi dilinde,
anlaşılır biçimde ve dinin içindeki kavramları özümseyerek yayın yapmayı
ilke edindik. Bundan hareketle ezanın Türkçe olarak dinlenebileceği ve
ibadete uygulanabileceğini düşündük” diyor.
(Timeturk, 17.08.2010)
Türkçe Ezanı Dinlemek İçin Tıklayınız.
Share|









May
30
2010



Dünya Kardeşlik Birliği Tarikatına Şok




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Uzaylılardan vahiy alarak, Kuran-ı Kerim dahil üç büyük kutsal
kitabın yerine geçecek “Bilgi Kitabı “adlı din kitabı yazdığını iddia
eden “Dünya Kardeşlik Birliği, Mevlana Yüce Vakfı
adlı kuruluşa yargıdan tokat geldi. Gazeteci Hulki Cevizoğlu, bu vakıfla
ilgili gerçekleri masaya yatıran bir program yapmıştı.
Başkanlığını 82 yaşındaki vedia bülent önsü çorak adlı kadının
yaptığı sözkonusu vakıf ile bu vakfın yayınladığı bilim dışı ve kutsal
dinlere hakaret eden, “Kur’an’ı Kerim dahil tüm kutsal kitapların
döneminin kapandığını” ileri süren “Bilgi Kitabı” adlı kitap; Hulki
Cevizoğlu’nun Ceviz Kabuğu programında masaya yatırılmıştı.


Diyanet işleri başkanlığı ve ilahiyat fakültelerince kurulan bilim
heyetleri, bu kuruluşun kitabını “islam ve bilim dışı” olarak
tanımlamış, bilgi kitabının “ülkede din ve mezhep kavgaları
yaratabilecek; dinî ve milli birlik ve bütünlüğümüzü bozabilecek
nitelikler taşıdığını” resmi raporları ile kamuoyuna açıklamışlardı.
“Mevlana’nın ruhunu taşıdığı” ileri sürülen vakıf başkanı Vedia
Bülent Önsü Çorak ve “Dünya Kardeşlik Birliği Mevlana Yüce Vakfı” olarak
anılan kuruluş, basında deşifre olmaları üzerine Ceviz Kabuğu programı
ve Hulki Cevizoğlu’na 455 milyarlık tazminat davası açmıştı. Dava, dün
sonuçlandı ve kadıköy 4. Asliye hukuk mahkemesi davayı reddetti.


Dünya Kardeşlik Birliği tarikatı; çıkarmış oldukları bilgi kitabının
kutsal kitapların yerine geldiğini ve Kur’an-ı Kerim dahil diğer
kitapların hiçbir hükmünün kalmadığını, bilgi kitabının direkt Allah’ın
kitabı olduğunu kitaplarının uzaydan indirildiğini fakat uzaydaki
irtibatlarının bugünkü ortamda konuşulmasının birçok sakıncası olduğunu
ve Kur’an-ı Kerim’in hükmünün 2000 yılında sona erdiğini iddia ediyordu.
Kıble’nin mekke değil liderleri olan Bülent Çorak’ın evinin bulunduğu
bölge olduğunu ileri süren kuruluş, “******çü” olduklarını ileri
sürerek taraftar topluyor ama bilgi kitabında ve fasiküllerinde
******’ün uzaylı olduğunu yazarak, ulu önderin manevi kişiliğine ve
eserlerine hakaret ediyordu.
(2003)Share|









Apr
10
2010



Muhammad Abduh




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Sual: Günümüzdeki mezhepsizlerin mutlak müctehid diyerek övdükleri Abduh nasıl birisidir?



Muhammad Abduh
Cevap: Mutlak müctehid mezhep sahibi büyük imam
büyük âlim demektir. Halbuki M. Abduh İslam âlimlerinin büyüklüğünü
üstünlüklerini bile anlayamayan bir zattır. Kahire mason locası reisi
olan Cemaleddin-i Efgani’nin din adamı perdesi altında İslam’ı içerden
yıkmak propagandalarına aldanmıştır. Müctehidlik bir yana avam Müslüman
olarak bile kalamamıştır. 1849 yılında Mısır’da doğup 1905 de vefat
etti.



Cemaleddin-i Efgani
Abduh hakkında kitaplardaki bilgiler özetle şöyledir:
Beyrut mason locası başkanı diyor ki:
(Mısır’da Efgani’den sonra mason locası başkanı olan imam Abduh
masonluk ruhunu yayarak çok hizmet etti.)
[Daire-tül-mearif-ül-masoniyye]
Efgani’den sonra Abduh da masonluğa çok yardım etti. (Les franco-maçons)
“Salih amel işleyen kâfir de olsa Cennete girer” diyor. Hayranı
Seyyit Kutup bile “Üstad Abduh düşünüşünü nakzeden âyetleri
hatırlamıyor” diyerek tenkit ediyor.
Fil suresindeki kuşlara sivrisinek; attıkları taşlara da mikrop diyor. Elmalılı Hamdi tefsirinde buna gerekli cevabı vermiştir.
İslamiyet ve nasraniyyet kitabında “Bütün dinler birdir. Dış
görünüşleri değişiktir” diyor. Londra’daki papaza yazdığı mektupta
(İslamiyet ve Hıristiyanlık gibi iki büyük dinin el ele vererek
kucaklaşmasını beklerim. O zaman Tevrat ve İncil ve Kur’an birbirlerini
destekleyen kitaplar olarak her yerde okunur) diyor.
Yine İslamiyet ve nasraniyet kitabında “Bir kimseden yüz bakımdan
kâfirliği bir bakımdan imanı bildiren bir söz işitilse o kimse imanlı
kabul edilir. Herhangi bir filozofun fikir adamının yüz bakımdan
kâfirliği gösterdiği halde bir bakımdan imanı göstermeyen söz
söylemiyeceğini düşünmek ahmaklıktır. O halde herkes imanlı
bilinmelidir. İslamiyet’te zındık kelimesi yoktur. Sonradan meydana
çıkmıştır” demektedir. Küfrü açıkça görülmeyen bir Müslümanın sözündeki
bir iman onu küfürden kurtarır kaidesini yanlış anlatarak bütün
kâfirlere filozoflara mümin demektedir. Kendi de zındık olduğu için bu
kelimenin söylenmesini istememektedir.
C. Zeydan “Abduh eski âlimlerin koyduğu kuralları beğenmezdi” diyor. (Medeniyet-i İslamiyye)
Mehmet Sofuoğlu “Abduh faize helal der Kur’anı mahluk kabul eder” diyor. (Tefsir kitabı)
İstanbul yüksek İslam enstitüsü eski müdürü ve öğretim üyesi Ahmed Davudoğlu Hoca Din Tahripçileri kitabında diyor ki:
1) Şeyh-ül-islam Mustafa Sabri efendinin Mevkıful akl kitabında
dediği gibi Abduh Efgani vasıtasıyla Ezhere masonluğu sokup kadınların
açılmasını destekledi.
2) Ezher Mecellesinde “Mısır’da ilk mason locasını kuran Abduh’tur” diyor.
3) Şeytan Cin gibi şeyleri kabul etmez. Mucizeler ona göre İslam için
birer kara lekedir. Mesela Hazret-i Musa’nın denizi yarma mucizesine
med-cezir olayı der.
4) Kur’anda bulunan her şeye doğru demek gerekmediğini söyler.
5) Teselsülün bâtıllığına inanmaz.
Büyük İslam âlimi 14. asrın müceddidi olan seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri buyuruyor ki:
(Abduh İslam âlimlerinin büyüklüğünü anlayamamış İslam düşmanlarına
satılmış sonunda mason olarak İslamiyet’i içerden yıkan azılı
mülhidlerden olmuştur.)
İngilizler yüzyıllardır İslam ülkelerini binlerce Müslümanı ve din
adamlarını aldatarak mason yapmış insanlığa yardım kardeşlik gibi
laflarla dinden çıkmalarına dinsiz olmalarına sebep olmuştur.
İslamiyet’i büsbütün yok etmek için bir çok paşa maşa olarak
kullanılmıştır. Mesela Mustafa Reşit Paşa Ali Paşa Fuat Paşa ve Mithat
Paşa Talat Paşa gibi masonlar İslam devletlerini yıkmakta
kullanıldıkları gibi Efgani ve Abduh gibi masonlar ve yetiştirdikleri
[Reşit Rıza gibi] çömezler de İslam bilgilerini bozmaya yok etmeye alet
olmuşlardır.
Abduh da üstadı Efgani gibi mason olmuş mucizeleri inkâr etmiş sahih
hadislere uydurma damgası vurmuş Kadir gecesi gibi mübarek gecelerin
hiçbir kıymeti olmadığını söylemiştir. Abduh yabancılar tarafından
destek görmüştür.
Mısır sömürge valisi Lord Cromer diyor ki:
(Elbette İslami reformist hareketin geleceği Şeyh Muhammed Abduh’un
çizdiği yolda ümit vaad ediyor. Ve o yolun yolcuları Avrupa’nın her
türlü yardım ve teşviklerine layıktır.) [M. Muhammed Hüseyin Modernizmin
İslam Dünyasına Girişi Tercüme Sezai Özel]
(Mehmet Ali Demirtaş, www.mehmetalidemirbas.com)Share|









Mar
02
2010



Dünyanın En Gizemli Tarikatları




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Dünyayı yönetenlerin asıl onlar olduğu söyleniyor. Dudak
uçuklatan servetleri ve milyonlarca üyeleri var. Peki bu örgütler
hangileri? Amaçları nedir? Nasıl doğdular? İşte dudak uçuklatan
servetleri ve milyonlarca üyesiyle dünyanın en gizemli tarikatları:
MASONLUK
‘Mason’ kelimesi taş ustası anlamına gelir. Başlangıçta mason
loncaları gerçekten masonlardan, yani taş ustalarından oluşmaktaydı
fakat daha sonra nedeni bilinmeyen bi şekilde, taş ustası olmayan bi kaç
kişi bu loncalara girdi ve bu akımla birlikte oluşan yeni gruba ‘Hür ve
kabul edilmiş mason’ (free mason) dendi.


5 MİLYON ÜYESİ BULUNMAKTADIR
Masonluk, başlangıcının resmi olarak 16′ncı yüzyılın sonu ve 17′nci
yüzyılın başlarına dayandığı düşünülen bir çeşit ‘Kardeşlik’
organizasyonudur. Dünyanın birçok ülkesinde beş milyon üyesi
bulunmaktadır. Sadece İngiltere, İskoçya ve İrlanda’da 480 bin, Amerika
Birleşik Devletleri’nde ise iki milyona yakın üyesi bulunmaktadır.
MASONLARIN SIRLARI
Masonlar için sır ve gizliliğin bir gereği olan sembolizm çok büyük
önem taşır. Masonlukta semboller, Masonik ilkeleri daha iyi anlatmak
ritüellerin içerdiği aşamaları ve öğütleri belleklere iyice yerleştirmek
bunların uzun ömürlü olmalarını sağlamak için kullanılırlar. Masonlukta
sır olarak nitelendirilen şeylerin başında Masonik işaretler, sözcükler
ve simgelere verilen anlamlar gelir.
İLLUMİNATİ
1776 yılında Almanya’nın Münih kentinde, Adam Weishaupt isimli
Kabbalacı bir hukuk profesörü ve Baron von Knigge önderliğinde kurulan
gizli bir topluluktur.
AYDINLATILMIŞ OLANLAR
Illuminati, ‘Aydınlanmış Olanlar’ anlamına gelmektedir. Topluluğun
kuruluş amacı cehaletle, baskıcılıkla ve kilisenin dogmalarıyla mücadele
etmekti. Her ne kadar asıl amaç, aydınlanarak dinsel dogmalardan uzak,
hür düşünceyi ve Newtoncu pozitif bilimin önünü açmak idiyse de, daha
sonraları gizli siyasi amaçları olduğu öne sürüldü. İlluminati dünya
siyaset tarihinin belki de zaman içerisinde üzerine en fazla komplo
teorisi üretilmiş topluluğu halini almıştır.


KİLİSEYE KARŞI KURULDU
İlluminati tarikatının kuruluş kökeni şu şekilde ifade ediliyor:
‘Kilisenin düşünce tarzına ve dayatmalarına büyük bir antipati besleyen
Galileo Galilei, bir topluluk kurarak bu dogmalarla mücadele etmek ve
parlak gençleri ve aşırı derecede zeki insanları bünyesinde toplayarak
onlara özgürlüğün, hür düşüncenin ve aydınlanmanın faziletlerini
aşılamak istiyordu. 1774 yılında Mason olan Weishaupt, bu emellerinin
Masonluk içerisinde var olduğunu görse de, Masonluğun emellerinin ve
felsefesinin siyasetler üzeri olması itibariyle ve Almanya’daki
kilise/cizvit egemenliğini sona erdirmek istemesinden ötürü, bu
doğrultuda bir topluluk kurmaya karar verdi ve kendisi gibi düşünen 11
arkadaşıyla beraber 1776 yılında Illuminati’yi.
OPUS DEİ
Opus Dei, 2 Ekim 1928′de Madrid’te sıradan bir papaz olan Jose Maria
Escriva de Balaguery Albas tarafından kurulan 79 yıllık İspanyol asıllı
bir örgüttür.
KATOLİKLERİN TARİKATI
Katolikliğe sadık, laik iş ve meslek sahiplerini biraraya getirerek
Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve iyi eğitim görmüş elit
bir kadroyu oluşturmak amacı ile kurulan bu örgüt günümüzde Vatikan’da
en etkili laik kurumdur.


PAPA OLAĞANÜSTÜ BİR KİŞİDİR
Gizli bir örgüt olan Opus Dei’nin tüm üyeleri Katolik meslek
sahiplerinden oluşmaktadır. Bunun yanında her ülkede de örgütten sorumlu
bir Kardinal bulunmaktadır. Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin
de, Papalık Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı-Krallığı’nın kutsal
önderidir. Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette
Olağanüstü bir kişidir. Bu nedenle Opus Dei, böylesine olağanüstü bir
kişi tarafından temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi
ikinci planda görür.
DUDAK UÇUKLATAN SERVETİ VAR
2.8 milyar dolar serveti, 15 üniversitesi, 97 teknik okulu, 36
ilköğretim okulu olan Opus Dei ile ilgili pekçok tartışma yaşanmış ve
olumsuz görüşler dile getirilmiş buna rağmen örgüt herhangi bir açıklama
yapmamıştır.
KURU KAFA VE KEMİKLER TARİKATI
Bu tarikat, New Haven’deki Yale Üniversitesi’nde 1832 yılında William
H. Russel’in öncülüğünde bir grup Yale’li öğrenci tarafından kuruldu.
ÖRGÜTE GİRMEK KOLAY DEĞİL
Kuru Kafa ve Kemikler Tarikatı, Yale’nin diğer gizli örgütleri
(Ferman ve Anahtar, Kitap ve Yılan, Kurt Başı, Eliyahu ve Berzelius)
arasında en eski ve en itibarlı olanıdır. Bu üniversitenin son sınıf
öğrencilerinden, her dönem sadece 15 kişi seçen bu örgüte girebiliyor.


HEDEF YENİ DÜNYA DÜZENİ
En büyük hedefi, Yeni Dünya Düzeni’nin gerçekleştirilmesidir.
Tarikata katılanlar, ‘Yeni Dünya Düzeni’ ana hedefi esas alınarak
eğitilirler. 1898 yılına kadar ABD yönetimi üzerinde sadece kısmi bir
etkisi olan Kuru Kafa ve Kemik Tarikatı, dünyanın en zengin ve en saygın
insanlarını dünyanın en önemli mevkilerine yerleştirme çabası taşıdığı
da belli çevrelerce söylenmektedir. Yeni Dünya Düzeni’nin en önemli
fikir merkezlerinden biri olan Kuru Kafa ve Kemik Tarikatı’nın, diğer
masonik örgütlere nazaran ABD’nin en etkin örgütü oldugu da biliniyor.
TRİLATERAL KOMİSYON
1973′te David Rockefeller, Henry Kissenger ve Zbigniew Brzezinski tarafından kurulmus gizli bir örgüttür.
TARİKATIN AMACI
Tohumları ABD’de atılan ‘Yeni dünya düzeni’ fikrini tüm dünyaya yani
Kuzey Amerika, Avrupa ve Japonya’ya daha iyi yayabilmek için
oluşturulmuştur.


TEK DÜNYA DEVLETİ KURULUNCA PİRAMİT BİRLEŞECEK
Brzezinski 1973-1976 arasında başkanlığını yapmıştır. Tarikatın
simgesi şu şekildedir: Bir kürenin üç yanından üç üçgen uzayarak kürenin
ortasında buluşurlar ama birleşmemişlerdir. Bunları birleştirdiğiniz
taktirde tek bir büyük üçgen meydana çıkar. Her bir üçgen trilateralin
üç bölgesini simgeler. Üçgenler muhtemelen piramiti simgelemektedir.
Büyük üçgen de büyük piramittir. Büyük piramitin birleşmemiş olması, tek
dünya devletinin henüz kurulmamış olduğunu gösteriyor olabilir.
BOHEMİAN KLÜBÜ
1872 de kurulmus bir örgüttür. ABD’nin batı yakasındaki elitleri bu
topluluğun üyesidir. Cumhuriyetçi başkan ve başkan adaylarının tümü bu
topluluğun üyesidir.
HER EYALETTE TAPINAKLARI VAR
Faliyetleri son derece gizli olan topluluğun özel vadisine giriş ABD
devlet guçleri tarafından engellenmektedir. Merkezdeki çiftlik aynı anda
yüzlerce kişinin hafta sonu toplantılarına katılabileceği niteliktedir.
ABD’nin hemen her eyaletinde tapınakları vardır. Sembolleri baykuştur.
Ritüellerde baykuşa hitap edilir ve bir simge olarak baykuş motifi
kullanılır.


KİLİT NOKTALARDAKİ ZENGİN ÜYELER
Bohemian Grove hem çok zengin hem de en kilit noktalardaki elitlerin
oluşturduğu daha üst ve çok daha gizli bir seçkin kulübüdür. Bine yakın
ABD eliti sürekli olarak hafta sonu California’da veya diğer
eyaletlerdeki çiftiklerde toplanıp törenler yapıyorlar ve gizli
ritüeller uygulanıyor.
(www.timeturk.com, Şubat 2010)

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler


En son huzeyfe tarafından Salı Şub. 08, 2011 3:19 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:01 pm

Gizli Tarikat Opus Dei




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Kimilerine göre dünyayı yöneten en etkili katolik örgüt. 1
milyona yakın sempatizanı, dünyada 70 ülkede 80 bin üyesi bulunan ve de
dünyanın en gizemli Katolik Teşkilatı olduğu ileri sürülen İspanya kanı
taşıyan OPUS DEİ’nin Madrid merkezinde, örgütün önemli isimleriyle
yaptığım çok özel sohbeti paylaşacağız:
OPUS DEİ TANRI’NIN İŞÇİLERİ
Türk kamuoyu OPUS DEİ’cilerle yaklaşık 2 yıl önce tanıştılar, buluşma
Da Vinci Şifresi ile tüm dünyada 45 milyon adet satan Dan Brown’un
kitabı aracılığıyla oldu. Bundan önceki kitabında ‘Amerikan Ulusal
İstihbaratı NSA hakkında olay dosyaları açıklayarak ciddi tepkiler
toplayan Dan Brown, Da Vinci Şifresi isimli dünyayı sarsan kitabında
Opus Dei Tarikatı’na yaptığı projeksiyonla hepimizin dikkatini bu
gizemli tarikatın üzerinde toplayıverdi.



Dan Brown
DA VİNCİ’nin şifresi ve OPUS DEİ gizemi
Dan Brown, Da Vinci Şifresi’nin girişinde Opus Dei için şu notu
eklemişti: ‘Opus Dei olarak bilinen Vatikan Piskoposluğu, beyin yıkama,
baskı ve bedensel çile denen tehlikeli bir ibadet yapıldığına dair
tartışmalar yaratan, koyu dindar bir Katolik mezhebidir.” Ve bu
satırların ardından tüm gözler OPUS DEİ’e çevrildi.
Şimdi tam bu noktada size 1 yıl önce 27 şubat 2004′te yazdığım yazımı
hatırlatmak istiyorum, lütfen hızlı okumayın, sindirin anlatacaklarımı,
çünkü bu yazı dizisinde size bilgi bombardımanı yapacağım ve şayet
tarayarak süratle okursanız bilgilerim yetim kalır. Evet 1 yıl önce
bakın Güler KÖMÜRCÜ ne yazmış;
Yahudi-Katolik savaşı mı başladı
‘İlk atışı 1 yıl önce Yahudiler yaptı. Satış rekorları kıran Dan
Brown’un ‘Da Vinci’nin Şifresi isimli kitabıyla, Katolik alemini toptan
çökertecek, kiliseyi bombalayan bir atış yapıldı. Kitabın yazarının
kimliği hiç öyle sıradan değil, Yazar Brown, ABD’nin derin devletinin
kurumlarından biri olan, CIA’nın da tepesindeki NSA (National Security
Agency)’nin üzerindeki sır perdesinin aralanmasını sağlamıştı. Bu önemli
bir not değil mi?
Dan Brown, Katolikler’e ‘Katolik Alemine’ de atış yaptı ve Hz. İsa
hakkında ve de Hıristiyanlığı kökünden sarsacak bilgileri açıkladı. Hz.
İsa’ya ‘Tanrı’nın oğlu’ gözüyle bakan Katoliklere, ”yanılıyorsunuz İsa
sizin gibi sıradan bir ölümlüydü, evlendi, çocuk sahibi oldu, İsa’nın
kuşağı halen yaşıyor. İncil de kutsal bir kitap değildir, Romalılar
oturup Paganist uyarlamalarla İncil’i kaleme aldılar, İsa da kutsal
değildir” dedi kitabında. Bitmedi, İsa’nın kuşağının kimler olduğunu- bu
önemli ‘sır’a, masonik bağlantılarıyla bilinen Tapınak Şövalyeleri’nin
sahip olduğunu da açıkladı yazar. Yani, Hıristiyanlığın, özellikle de
Katolik aleminin bugüne kadar olan tüm inanç sistemini-doğrularını
bombaladı.
Ve haklı olarak Katolik dünyası ateş püskürmeye başladı, VATİKAN-
PAPA bu kitabı ağır dille kınadı ama kitap önemli bir tartışması
başlatmış oldu.
Psikolojik harp ve inançlara bombardıman
Peki Dan Brown, ‘psikolojik harp’in ‘örtülü operasyon’larından biri
olarak kabul edilen ‘inançlara saldırı’ operasyonu mu yapıyordu yoksa,
ne?
İşin uzmanlarına göre, ‘Katolik dünyasını, kiliseyi yaşantılarının
merkezi olarak gören 1 milyara yakın katolik nufusu ‘omurgalarından’
vurmayı, inançlarını sarsmayı hedefliyordu birileri. Peki katolikliği
yıkma operasyonu yapanlar, ikinci adımda boşalttıklarını ne ile ikame
etmeyi planlıyorlardı? Cevabı Katoliklerin en etkili teşkilatı OPUS
DEİ’cilerin bizzat kendi ifadelerinden öğreneceğiz.
Şimdi, tali yoldan çıkıp, tekrar ana konuya dönelim, OPUS DEİ nedir-örgütün arka plan kodlarına bakmaya devam edelim;
Opus Dei 1928 yılında İspanyol papaz Josemaria Escriva de Balaguer
tarafından Madrid’de kuruluyor. Geçtiğimiz yıllarda ‘aziz’ ilan edilen
Escriva Madrid’deki bir kiliseye günlerce kapanıyor ve orada ‘inzivada’
iken Tanrı’dan aldığı mesajla ‘OPUS DEİ tarikatını kuruyor.



Josemaria Escriva (1902 – 1975)
Aziz Escriva 26 Haziran 1975′te ölünce yerine yıllardır yanında bulunan Dr. Diez Sollano geçiyor.
Opus Dei, Latince’de ‘Tanrı’nın işi’ anlamına geliyor, OPUS DEİ’ciler de ‘Tanrının işçileri.’
Tarikatın misyonu; ruhban sınıfından olmayan kişilerin toplum içinde
‘Tanrı’nın sözünü’ yaymakta dinamik bir rol üstlenmesini sağlamak.
Tüm dünyada toplumun değişik kademelerinde, orta sınıftan, üst
yönetici sınıfa, finans ve politik çevrelere kadar her seviyede OPUS DEİ
üyesi bulunuyor.
Sempatizanlarının bugün 1 milyonu bulduğu belirtilen Opus Dei tarikatı, Katolik dünyasında adeta ikinci bir kilise durumunda.
Günümüzde Vatikan’da en etkili olan -Laik- kurum olan OPUS DEI’nin
tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden oluşmakta fakat her ülkede
örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmakta. Vatikan pasaportu taşıyan bu
Kardinaller’in dokunulmazlıkları var ve sadece Papa’ya karşı
sorumludurlar.
OPUS DEİ, İspanyol General Franco döneminde son derece önemli
ilişkiler kuruyor. Derken Başbakan Jose Maria Aznar hükümetlerinde de
etkin görevlere getirildikleri biliniyor. Tarikat üyesi olduğu iddia
edilenlerden biri de IMF Başkanı Rodrigo Rato. ABD’de değişik görevlerde
30 bin kayıtlı üyeleri bulunuyor.
Opus Dei’nin Vatikan’daki esas aktörü ise Papa’nın sözcüsü, İspanyol
Dr. Joaquin Navarro-Valls. 1978-1985 arasında, Opus Dei’ye yakınlığıyla
tanınan İspanyol ABC gazetesinin Doğu Akdeniz temsilciliğini de yapan
Navarro-Valls’un devamlı oturduğu Roma’dan gayet sık bir şekilde
İstanbul’a seyahat ettiği biliniyor. Sonraki yıllarda Vatikan’a geçerek
basın sözcülüğü yapan Navarro-Valls’un, Türkiye’ye giden Vatikan resmi
heyetlerinde de yer alıyor.
Navarro-Valls, geçen ay seçilen Yeni Papa 16. Benediktus’un da ‘Basın
temsilcisiliği’ görevini de yürütmeye devam ediyor. Kısacası sadece
Kardinallere ayrılmış olan böylesine önemli bir görevi tarihte ilk kez
din adamı olmayan, Laik Navarro-Valls yürütmeye devam ediyor.
OPUS DEİ’nin özellikle İspanya’nın turizm sektöründe, inşaat sektörüne etkili işadamı üyeleri bulun uyor. Ve eğitim.
Halen OPUS DEI’nin dünya çapında 400 üniversitesi ve 200′e yakın
koleji, 700 civarı gazete ve dergisi, 60 radyo ve televizyon kanalı, 40
haber ajansı ve 12 sinema şirketi var. Sembolleri dünyayı temsil eden
bir dairenin içindeki haç.


Gül ve HAÇ Tarikatı, tapınak şövalyaleri ile hiçbir alakalarının
olmadıklarını belirten OPUS DEİ”ciler kimilerine göre son derece
‘tehlikeli’ bir örgüt. Bakın Vatikan uzmanı Doç. Dr. Ali Murat Yel geçen
ay TEMPO’da yaptığı bir söyleşi de ne diyor:
‘Opus Dei tehlikelidir konuşamam’, ‘Opus Dei hakkında konuşmak çok da
doğru olmasa gerek. Tehlikeli bir durum. Duyabilirler, bizim aleyhimize
çalışıyor denebilir. O yüzden Opus Dei’ye çok girmeyelim. Sadece genel
hatlarını çizelim.’
Gelgelelim tarikatın yöneticilerine göre Opus Dei kesinlikle
açık-şeffaf bir tarikat ve bu iddiaların kaynağı da ‘kulaktan dolma’
yazılara bakıp-incelemeden fikir yürütenler.
ÜÇ TİP ÜYE VAR
Opus Dei’de 3 tip üye bulunuyor: ‘Numerari’ (tam üyeler) hiç
evlenmiyorlar, hatta Opus Dei evlerinde hep beraber yaşıyorlar.
Kazançlarının hepsini kendi tarikatlarına bırakıp sadece ihtiyaçları
olanı alıyorlar. ‘Sopranumerari’ ise Opus Dei’ye tam üye olup evlenip,
çocuk sahibi olan üyelerden oluşuyor. Bunlar yaşamlarının Opus Dei’nin
evleri dışında normal bir biçimde yürütüyorlar ve aylık aidat ödüyorlar.
‘Aggregati’ adı verilen üçüncü tip üyeler ise evlenmedikleri halde
çeşitli nedenlerle Opus Dei’in evlerinde yaşayamayacak insanlara tanınan
bir üyelik biçimi. Bunların dışında ‘cooperatori’ adı verilen Opus
Dei’in yardım ve eğitim çalışmalarına katılan gönüllüler var. Tam üyeler
normal üniversitelerde eğitildikten sonra, teoloji eğitimini de
tarikata bağlı üniversitelerden birinde gerçekleştiriyorlar. ‘Numerari’
olanların doktora yapması da şart.
‘Opus Dei tarikatının müritlerinden ‘numerari’ olanlar, İsa’nın
çektiği acıyı tatmak ve ona ulaşmak istedikleri için Ortaçağ’da olduğu
gibi çivili zincirleri her gün 2 saat bacaklarına bağlıyorlar.


(Güler Kömürcü, Akşam)Share|








Nov
02
2009



Din Üzerinde Hak İddia Eden Sapkınlar




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Bu hafta Türk basınında sessiz sedasız bir haber peydah oldu.
Habere göre Antalya, bu hafta sonu 1’inci Avrasya Kabala Kongresi’ne ev
sahipliği yapıyor. “Günümüzün önde gelen kabalistlerinden Dr. Rav
Michael Laitman’da bu kongreye teşrif ediyor! Ve fakat medyadan kimse bu
organizasyonu ve katılan isimleri sorgulama ihtiyacı hissetmiyor! Bu
başlı başına dikkat çekici bir durum. Kabala ile ilgili bir toplantı
için neden Antalya, neden Türkiye seçildi? İslam ile Kabala arasında
kim, neden bağ kurmaya çalıştı? Merak ettiğimiz bu soruları, Zaman
gazetesi yazarı Ali Ünal’a sorduk.



Rav Michael Laitman
Ali Bey bize kısaca Kabala’nın ne olduğunu açıklayabilir misiniz?
Temelde, ilahi dinlerin tümü manevi kaidelerin üzerine oturur. İslam
için de böyledir, Hz. Musa’nın getirdiği Yahudilik ve Hz. İsa’nın tebliğ
ettiği din için de bu böyledir. Kur’an-ı Kerim’de bunların hepsi
İslamdır. Bizim peygamber efendimizin (s.a.v) getirdiği dinden tek
farkı, onlar belirli zamanlarda belirli kavimler tarafından
sahiplenilmiştir, dolayısıyla Allah’ın insanlar için gönderdiği dini
evrensel manada temsil etmezler. İslam ise son peygamber olan peygamber
efendimiz (s.a.v) tarafından bütün insanlara, cinlere ve alemlere
gönderilmiş olduğu için, önceki peygamberlerde bir manada, zamanla ve
kavimle sınırlı olan o dini, nihai sınırlarını evrensel sınırlara
taşımıştır, tamamını temsil eder. Dolayısıyla Hz. Musa, Hz. İsa, Hz.
İbrahim gibi diğer peygamberlerin tebliğ ettiği önceki dinlerdeki
gerçekler İslamiyet’de de vardır. Zamanla bu peygamberlerin getirdikleri
bu gerçekler, farklı şekillerde tahrif edilmiş, yanlış anlaşılmış,
yanlış anlatılmış, değişikliğe uğratılmıştır. Hz. Musa’nın tebliğ ettiği
dinde, özellikle Kur’an-ı Kerim’de Bakara Suresi’nde Harut ve Marut
kıssası vardır. Burada da temas edildiği üzere Hz. Süleyman’ın bir
peygamber olarak, birer mucize olarak, Allah’ın verdiği maneviyattan
kaynaklanan – mesela rüzgara binip, onunla seyahat etmesi gibi, cinleri
ve şeytanları emrinde istediği gibi çalıştırması gibi, çok önemli
güçleri vardır. Sağlığının sonuna doğru bunu, Yahudiler büyüye yormaya
başlamışlar. Hz. Süleyman’ı – haşa, hiçbir zaman olması mümkün değil de –
puta tapmakla suçlamışlardır. Daha sonra onun bu manevi gücünü,
mucizelerini büyüye yorarak, büyücülük ve ispiritizma gibi şeyler
Yahudilik içinde çok yaygınlaşmıştır. Bilhassa Babil sürgünündeki
Yahudiler’de bunun zirveye vardığını, Kuran-ı Kerim’de okuyoruz.
İşte Kabala, Hz. Musa ve ondan sonra gelen İsraili peygamberlerin (En
son Hz. Davut ve Hz. Süleyman) tebliğ ettiği İslam’daki maneviyatın,
oradaki manevi gücün saptırılmasından ileri gelen, onu bir takım büyü
gibi, ispiritizma gibi, medyumluk gibi, değişik şeylere yönelten bir
akımdır. Fakat o günden bu yana, batı dilinde ezoterik denilen, İslam’da
batıni denilen, Yahudilerin olduğu yerde doğan akımları derinden
etkilemiştir. Şu an ne başlığını ne de yazarının adını hatırlayamadığım
bir kitapta şöyle bir iddia geçiyordu: Modern batı psikoloji disiplini
Freud’a dayanır, Freud’un da kaynağı tamamen Kabala’dır. Kabala bir
takım işaretler, bir takım sembollerle ilgilidir. Masonlukta ve
siyonizmde etkileri olduğunu görüyoruz. Batıda ortaya çıkan bütün
ezoterik akımlarda önemli şekilde Kabala’ın teesiri vardır. Sufizm ile
bir alaka kurulucaksa, hiçbir zaman İslam’ın aslında zahiri / batıni
veya Şeriat / Sufizm gibi bir ayrım söz konusu değildir. Bunların tamamı
bir bütündür. Ama zamanla bazı Müslüman mürşitler, insanların manevi
yönlerini eğitmeye gitmiş. İslam’ın manevi yönüne daha fazla ağırlık
vermişler. Dolayısıyla bu manevi olarak kalbi ve ruhi bir “Seyr-i Süluk”
denilen, Allah’a yönelme, onun marifetini, muhabbetini elde etme ve bu
şekilde de İslam’ı çok daha iyi bir şekilde yaşayabilme adına bir akım
olarak gelişmiştir. Büyükleri de tarikatlarda temsil edilmiştir. Elbette
sapmalar olmuştur. Kabala ise Allah’ın gönderdiği dinin manevi
boyutunda bütünüyle bir sapmadır. Maneviyat olmaktan çıkmış, paranormal /
psişik denilen hadiseler haline getirilmiştir.
Dr. Laitman’ın resmi internet sitesinde şöyle bir açıklama
var: Bütün dinler ve inançlar Kabala’dan gelmektedir. Bu iddiaya karşı
ne diyorsunuz?

Katiyen, böyle bir şey yoktur, bütün dinlerin Kabala’dan gelmesi
mümkün değildir, çünkü Kabala Hz. Süleyman’dan sonra ortaya çıkmıştır.
Hz. Süleyman da bildiğimiz kadarıyla 3000 yıl önce yaşamıştır. İnsanlık
tarihi ve dinler 3000 yıldan ibaret değildir. Hz. İbrahim, Hz.
Süleyman’dan 1000 sene önce yaşamıştır. İnsanlığın tarihini tam
bilemiyoruz, çok daha fazla peygamber gelmiştir. Bu bakımdan Kabala
dinleri etkilememiştir. Batıda ezoterik / batıni akımlar ve dinlerden
sapmalarda etkili olmuş olabilir ama dünyadaki bütün dinleri
etkilemiştir gibi bir iddia geçerli değildir.
Siz Kabala’ın başlangıcını Hz. Süleyman’a götürüyorsunuz
fakat Dr. Laitman ilk kabalist olarak Hz. Adem’i, ilk kabalayı öğreten
olarak da Hz. İbrahim’i işaret ediyor.

Katiyen. Bu, dini sadece batıni yanından ibaret görmek gibi, bir
saptırmadır. Bunun ne bir bilimsel yanı vardır, ne de ilahi kitaplarda
geçer. Ne Hz. İbrahim ile ne de Hz. Ademle bir alakası yoktur. Hz.
Süleyman’dan sonradır. Kuran-ı Kerim’de de geçer. Onun iktidarı, tarih
boyunca iktidar noktasına gelmiş, en güçlü iktidardır. Peygamber
hükümdardır. Onu Yahudiler sadece kral olarak bilir. O sadece bir kral
değil, peygamber hükümdardır. Kuran-ı Kerim’de geçen, 25 büyük
peygamber, resulden birisidir. Fakat onun peygamberlikten kaynaklanan o
muazzam gücünü Yahudiler büyücülüğe yormuşlardır. Kabala’da tamamen
bunun neticesidir.
Peki Sufizm ile Kabala arasında kurulan bağlantı veya
İslam’da geçen İnsan-ı Kamil ile Kabala’da geçen Adam Kadmon arasında
herhangi bir benzerlik var mıdır?

Tek bir dinden ayrılma olduğu için, bir takım kavramlar noktasında
muhakkak benzerlikler olacaktır. Mesela Tasavvuf ile Hinduizm, Budhizmi
veya Taozim arasında. İslam’daki Vahdet-i Vücud kavramı, Batı’daki
Panteizm kavramının tam karşıtıdır. Panteizm, kainat adına Allah’ı inkar
etmeye dayanırken, Vahdet-i Vücud ise tam tersine Allah adına, adeta
kainatın varlığını görmez. İnkar etmez de, sadece görmez. Cenab-ı Allah
dışında diğer varlıklar birer gölgedir, ayna üzerindeki yansımalardır,
der. Fakat Panteizm ve Monizm bunun tam tersidir. Onlar maddi kainat
adına Allah’ı inkar ederler. Ancak bunu bilmiyorlar, bilhassa günümüz
felsefecileri. Bugün Hilmi Ziya Ülken’in “Türkiye’de Çağdaş Düşünce
Tarihi” adlı kitabını okuyordum. Orada, yapılmaması gereken, çok ayıp
bir şekilde, İsmail Fenni Ertuğrul panteist olarak ilan ediliyor,
Vahdet-i Vücud’çu olmasına rağmen! Bunlar meseleyi bilmemedir, çok
yanlış anlamalara yol açar. Buna benzer şekilde tasavvuf ile
eflatunculuk ya da neoplatonizm denilen akımlar arasında bağlantılar
kuruluyor. Başka kavramlar bulunamadığı için bu tür benzetmeler
kullanılıyor. Oysa ifade ettikleri manalar çok farklıdır, zıttır.
Peki bu Avrasya Kabala Kongresi’nin Türkiye’de yapılmasını
nasıl yorumlayabiliriz? Antalya’yı tesadüfen mi seçtiler? Yoksa bu
topraklarda belirli bir gündemi oturtabilmek için mi?

Bu zamanda herkes bir arayış içersinde. İnsan ne sadece maddeden, ne
de yalnızca manadan ibaret değildir. Her ikisinden ibaret bir varlıktır.
Hem zihni, hem kalbi, hem ruhu, hem bedeni tatmin etmek ister. Bunlar
arasında denge sarsıldığı zaman da o dengeyi sağlama adına ve sapmanın
beraberinde getirdiği açlıkları tatmin için insanlık tarihi boyunca,
sayısız denilebilecek derece çok akımlar doğmuştur. Bence bu arayışlar,
bu asırda çok daha fazla. Kimi Yoga ile kimi meditasyon ile kimi
,özellikle ABD’de çıkan, yeni çağ akımlarıyla tatmin etmeye çalışıyor.
Kabala’ın yaygınlaştırılmaya çalışılması bu bağlamda söz konusu, ben
buna bağlıyorum.
İslam’ın tartışmaya açılmayacak en güçlü yanı maneviyatıdır. Bazıları
dinin hukuki tarafını, Şeriat’ı tartışmaya açarak İslam’ı tenkit etmeye
çalışıyorlar. Bir şey başardıkları söylenemez. Oysa İslam’ın tamamen
vahiye dayanan manevi yanı çok önemlidir. Şimdi buna karşı insanların
bağlılığını durduramayınca, böyle farklı farklı, sözde manevi, batıni,
ezoterik, bazılarınca heterodoks denilen, kuraldışı, hiçbir gerçekliği
olmayan, materyalizmden başka bir tarafı olmayan şeyler ortaya atılıyor.
Sahih bir maneviyat vermiyor hiçbiri. Adeta tuzlu suyu içmek gibi,
insanlarda daha çok açlığa sebep oluyor. Pek çoğu insanları intihara
sürükleyebiliyor. Satanizm gibi çok daha aşırı akımlarda, insan kanı
içme, kurban etmek gibi yönlere götürüyor. Sapmadan başka bir şey değil.
İslam’ın sahihliğine karşı verilen bir mücadelenin uzantıları olarak
görülebilir. Niyetleri nedir tam olarak bilemesek de iki şekilde de
değerlendirilebilir. Ancak bunlar Türkiye’de bir şey yapamazlar.
Kabala’ın günümüz modern psikoloji disiplininde ve Masonik akımlarda
çok ciddi tesirleri olmuş, bir çok akımın doğumuna sebep olmuştur, bunu
da yabana atamayız.
(Alper Özgen, www.iyibilgi.com, 10-2009)
*************************



















BATIL İNANIŞLAR





Oct
30
2009



İnsanı İnsanlıktan Çıkaran Bozuk İnançlar




Tür: BATIL İNANIŞLAR





Hindistan’da düzenlenen dini festival ve ağzında kemikle dolaşan bir Hindu, 2008.Share|









Jun
19
2009



İskender Evrenesoğlu şaklabanlıkları sınır tanımıyor




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanlığı’nca hazırlandığı ileri
sürülen “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nda ismi geçen ve kullanım için
her an kenarda olduğu belirtilen İskender Evrenesoğlu’nun, Allah
tarafından vahiy ve ilham ile arşta yazdırıldığı iddia edilen “Risalet
Nurları” adlı kitapta şaklabanlıkta sınır tanınmıyor.



İskender Evrenesoğlu
Evrenesoğlu yazdığı “Risalet Nurları” adlı kitabının önsüzünde,
kendisine bu kitabı “Allah’ın büyük lûtfukeremiyle yazdırdığı sohbet
niteliğinde bir kitap” olduğunu ileri sürüyor. Evrenesoğlu’nun kendisine
indirildiğini iddia ettiği kitabın“Anlaşmazlık Suresi” adlı bölümde ise
şu satırlar yer alıyor; “Onlara aralarındaki anlaşmazlıkları
halletmelerini söyle. Ayrı ayrı toplantı tertip et. Sonra Demirel,
Erbakan, Türkeş ve Feyzioğlu kullarımızla toplan. Önce evvelden ittiba
etmiş olan zeki kulumuzu al. Sonra Tahsin ve Soner kullarımız ittiba
edecekler. Erbakan da ittiba edecek.”
“İrticayla Mücadele Eylem Planı”nda ismi geçen ve kullanım için her
an kenarda olduğu belirtilen İskender Evrenesoğlu’nun, şaklabanlıkları
sınır tanımıyor. Evrenesoğlu, yazdığı “Risalet Nurları” adlı kitabını
Allah tarafından vahiy ve ilham ile arşta yazdığını iddia ediyor.
İskender Evrenesoğlu’nun Allah’ın kendisine vahiy ile kitap
yazdırdığını söylemesi şaşırtıcı bulunurken, kitabın önsüzündeki şu
satırlar olayın vahametini gün yüzüne çıkarıyor. Önsüzde şu cümleler
geçiyor; “RİSALET NURLARI benim için son derece değerli Allah’ın büyük
lûtfukeremiyle yazdırdığı sohbet niteliğinde bir kitaptır.”
Evrenesoğlu’nun sözde vahiyle inen kitabının İnzal Suresi adı
altındaki bölümde, yazdığı kitab için “lehfi mahfuzda, ümmül kitab’ın
içinde mevcut olduğunu, Kur’an-ı Kerim’den sonra dünyaya Allah’ın
indirmekte olduğu ilk kitap” diye bahsetmesi şaklabanlığın da bu kadarı
dedirtti.
DEMİREL, ERBAKAN, TÜRKEŞ VE FEYZİOĞLU KULLARIMIZLA TOPLAN
Evrenesoğlu saçmalıkları kitabın çeşitli bölümlerinde görülüyor.
“Anlaşmazlık Suresi” adlı bölümde şu satırlar yer alıyor; “Onlara
aralarındaki anlaşmazlıkları halletmelerini söyle. Ayrı ayrı toplantı
tertip et. Sonra Demirel, Erbakan, Türkeş ve Feyzioğlu kullarımızla
toplan. Önce evvelden ittiba etmiş olan zeki kulumuzu al. Sonra Tahsin
ve Soner kullarımız ittiba edecekler. Erbakan da ittiba edecek.
Bismillahirrahmanirrahim. Rahim ve rahman olan Allah’ın huzurunda
kendisine kitap, taht, sancak, nur ve kılıç ihsan edilmiş olan mehdi
hazretlerine ittiba ediyorum. Bu ittiba cümlesidir. Bu rabbinizin
huzurunda bir ahiddir. Artık rabbinizin katından aldığınız emirleri
ifaya başlayınız.”
SANA KİTAP VERMEDİK Mİ?
İskender Evrenesoğlu’nun, kitabında Allah Teala tarafından kendisine
“Sana Kitap Vermedik Mi?” şeklinde cümlesi yer alırken, devamında şu
satırlar bulunuyor; “Öyleyse makamına göre hareket üzre ol. Bunda
nefsinle ilgili birşey yoktur. Bu bilgiler ona da verilmektedir. Herkes
makamını bilir. Senin keşfini açmadık mı? Sana fethi nasip kıldık.
Hikmet verdik, marifet ihsan ettik. İlmi ise bütünüyle verdik.”
Kitabın Mehdi suresi bölümünde ise; “Bu Kitabül Kerim Risalet nurları
adı altında sana yani mehdi’ye, yani İskender el Ekber kulumuza
indirmekte olduğumuz bir yol gösterici ve aydınlatıcıdır. Onu gördüğün
gibi, nezdimizde olan aziz ruhun mehdi vasıtasıyla indirmekteyiz.”
Cümlesi bulunuyor.
(Hüseyin KULAOĞLU, www.habervaktim.com, Haziran 2009)Share|









Jun
17
2009



Nöbetçi Sahte Şeyh Evrenesoğlu Tacizci Çıktı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Ergenekon’un nöbetçi şeyhi Evrenesoğlu cinsel taciz suçuyla
tutuklanmış. Kendini peygamber ilan eden Evrenesoğlu, sarkıntılık ettiği
kızın annesini de taciz etmiş.



Yalancı Peygamber İskender Evranosoğlu
Ergenekon’un hazırda beklettiği sözde şeyhlerden İskender
Evrenesoğlu, cinsel taciz suçlamasıyla Amerika’da tutuklandı. Maryland
eyaletine bağlı Chesapeake’de dersleri için dua istemeye gelen bir kızı
taciz ettiği belirlenen Evrenesoğlu’nun, polis kayıtlarında kıza cinsel
tacizde bulunduğu ve “Bundan hoşlandın mı?” diye sorduğu yazılı.
‘ONA BABA DİYORDUM’
Skandal haber yapan Amerikan Channel 3 televizyonuna bağlanan taciz
kurbanı kız, Evrenesoğlu’nu 16 yıldır tanıdığını, ona ‘baba’ dediğini
söyledi. Genç kız, “Çok saydığım ve sevdiğim, Allah dostu sandığım Mihr,
her yerimi elleyerek beni taciz etti” dedi. Geçen eylül ayında dersleri
için ondan dua istemeye gittiğini anlatan genç kız, tacizi
Evrenesoğlu’nun müritlerinden korktuğu için polise anlatamadığını
belirtti.


Taciz kurbanı kız, “Benim için gerçekten çok zor bir dönemdi. Okulu
bırakıp Türkiye’ye döndüm. Bunun Allah’tan olamayacağını düşündüm ve
polise gittim” diye konuştu.
REZALET İNTERNETE DÜŞTÜ
Tacizde bulunduğu kızla Evrenesoğlu arasında geçen konuşma video
paylaşım sitelerine düştü. Evrenesoğlu’nun ‘evladım’ diye hitap ettiği
halde taciz ettiği kızın psikolojisinin bozuk olduğu ses kaydından da
anlaşılıyor. Kız, sözde şeyhi arayarak yaptıkları için bir açıklamada
bulunmasını istiyor.
Ancak Evrenesoğlu, “Ne açıklaması bekliyorsun evladım. Olay bitti”
diyor. “15 yıldır ailecek bu yola baş koyduk” diyen kız, kayıtta
babasının Evrenesoğlu için canını feda ettiğini anlatırken, “Size
emanettik. Teşekkürü böyle mi olmalıydı?” diye soruyor. O sırada
telefonu alan ve cinsel tacize uğrayan kızın annesi olduğu anlaşılan bir
kadının söyledikleri ise Evrenesoğlu’nun utanç verici icraatlarını
gözler önüne seriyor. İşte o sözler:
“SİZE CANIMIZI MALIMIZI VERDİK”
Tacize uğrayan kızın annesi: Ben kendime yapılanı tamam mezara
götüreyim demiştim ama evladıma yapılanı hazmedemem. Oruçluyken gelip
size aynı şeyi yaşamış. Burada her saniye ölüyoruz. Sizin bir anlık
zaafınız için. Emanettik biz size. Bu kadar mıydı?
Evrenesoğlu: Doğru söylüyorsun emanettiniz siz bana. Yine emanetsiniz.
Tacize uğrayan kızın annesi: Hiç inanmıyorum size. Ne malımızı
bıraktık, canımızı da verdik. Namusumu veremem, bu kadar haysiyetsiz
değilim. Erkek eli değmemiş evladım.
PEYGAMBER OLDUĞUNU İDDİA EDİYOR
Denizci Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlandığı iddia edilen
‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’nda ‘hazırda bekletilen’ eleman olarak
geçen sahte peygamber Evrenesoğlu’nun kadınlara uyguladığı cinsel
tacizden, dengesiz tavırlarından ve iğrenç tutumundan rahatsız olan
müritleriyle yaptığı konuşma da internette yer alıyor.
İğrenç tacizi Allah’ın yaptırdığını iddia eden Evrenesoğlu’na müridin
tepkisi ise düşündürücü: “Yaptığınız şey bir Kur’an ayetinde
anlatılsın, bir hadiste geçsin. Yok. Size özel bir uygulama.”
(Bugün, Haziran 2009)Share|









Jun
16
2009



Ölü gelin Hurafesi




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Çin’de akla zarar bir olay yaşandı. Beş kişi, araba kazasında
ölen bir adama ‘öbür tarafta’ eşlik etmesi için bir ‘ölü gelin’ bulmaya
kalkınca, tutuklandı.
Tuhaf olay, oğlunun ölümüyle sarsılan yaşlı bir adamın, diğer dört
kişiye ‘öteki hayatta’ oğluna eşlik etmesi için bir ‘ölü gelin’ bulmak
üzere yaklaşık 5 bin dolar vermesiyle başladı.
Çin’in Shaanxi bölgesinde gerçekleşen olayda, beş adam, geçen yıl
üniversiteye giriş sınavında başarılı olamayınca zehir içerek intihar
eden genç bir kıza ait mezarı açıp, kalıntıları çıkardı.
Beş adam olayın anlaşılması üzerine yakalanarak tutuklandı. Çin’in
kırsal kesimlerinde yaşayan köylülerin yüzyıllardır süregelen batıl
inançları nedeniyle bu tür olaylar yaşanabiliyor.
Bekar ölen erkeklere öbür dünyada eşlik etmesi için, yakın zaman önce ölmüş genç kızlar ‘ölü gelin’ adayı olarak aranıyor.
Daha sonra iki ceset için düğün töreni yapılıyor ve gelin, kocasıyla aynı mezara gömülüyor.
Mao döneminde, batıl inançlardan kaynaklanan bu tür uygulamalar karşı
sıkı bir mücadele verilmişti. Ancak bazı kırsal kesimlerde bu
gelenekler hala sürdürülüyor.
Geçen yıl, genç bir kadını ‘ölü gelin’ olarak satmak üzere boğarak
öldüren bir çete yakalanmıştı. Olay, Tim Burton’un animasyon filmi
‘Corpse Bride’ı (Ölü Gelin) anımsattı.
(Gazeteport, Haziran 2009)Share|









Jun
16
2009



Vehhabîlerin Aşırılıkları




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Vehhabîlerin kötü ve aşırı taraflarından biri de, Ehl-i Kıbleyi
kolayca tekfir etmeleridir. Ehl-i Kıble ne demektir? Kelime-i Şehadet’i
kalp ile tasdik, lisan ile ikrar eden ve Kıble’ye dönerek namaz kılan
Müslümanlardır.
Kural şudur: Aksi isbat edilmedikçe Ehl-i Kıble Müslümandır, küfürle suçlanamaz.
Bir mü’mini, bir Müslümanı uluorta, delilsiz, gerekçesiz, dinî
hüccetsiz, fetvasız, kadı ilamı olmadan şirkle, küfürle suçlamak ona
yapılacak en ağır suçlama ve hakarettir.
Ehl-i Kıble tekfir edilmez kuralı mutlak mıdır? Değildir. İstisnâî durumlar vardır.
Bir Müslümanın inançlarında, sözlerinde, din ile ilgili bilgilerinde,
eylemlerinde; onu dinden imandan çıkartan vahim bid’atlar, bozukluklar,
sapıklıklar varsa, bu durum yetkili ve vazifeli müftüye bildirilir ve
fetva istenir. Müftü araştırır ve dinî kaynaklara dayanarak bu kişinin
küfre düştüğüne hüküm verirse, bu fetva yine yetkili ve vazifeli kadıya
ulaştırılır, o da inceler ve şer’î bir hüküm ile bu fetvanın doğru
olduğunu tasdik ederse kişinin o zaman dinden çıkmış olduğu bilinir.
Vehhabîlik gibi aşırı fırkalar, kendi mezheplerinden olmayan Ehl-i
Tevhidi ve Ehl-i Kıbleyi kolayca ve pek ucuz bir şekilde kâfir ve müşrik
ilan etmektedir. Bu, korkunç bir aşırılıktır.
Böylelerine inanacak olursanız, dünyada Müslüman kalmaz.
Muhyiddin Arabî hazretleri büyük bir velidir. Onun vahdet-i vücudunun
panteizm ile ilgisi yoktur. Bu büyük zatı tenkit edenler elbette
olmuştur ama onu savunan, beğenen, ilmini ve irfanını itiraf eden
ulemânın ve büyüklerin sayısı, tenkit ve red edenlerden kat kat
fazladır. İbn Teymiyye Muhyiddin Arabî için “O Şeyh-i Ekber değil,
Şeyh-i Ekferdir” (En kâfir şeyhtir) demektedir. Ne aşırı suçlama.
Bende Vehhabîlerin Mekke-i Mükerreme’de basılmış Arapça bir kitabı
var. İsmi “Soru ve Cevaplarla Tevhid.” Bir tür Vehhabî ilmihali. Oradaki
sorulardan biri şudur: “Kaç türlü evliya vardır?” Cevap: İki türlüdür,
biri Evliyaurrahman, ikincisi evliyauşşeytan. Bundan sonraki soru ve
cevap şudur: “Tarikat ve tasavvuf evliyası hangi türdendir?” Cevap:
Onlar evliyauşşeytandır!
Vehhabîlerin küfürle suçladığı, şeytanın evliyası (dostları) dediği
bu zevat kimlerdir? Abdülkadir Geylanî, Ahmed er-Rufaî, Mevlana
Celalüddin Rumî, İmamı Şazelî, İmamı Rabbanî ve biz Ehl-i Sünnet ve
Cemaat Müslümanlarının büyük Müslüman bildiğimiz, Allah’ın velileri
bildiğimiz bütün tasavvuf uluları.
Vehhabîler, iki büyük imam olarak kabul ettikleri İbn Teymiye’yi ve
Muhammed ibn Abdilvehhab’ı göklere çıkartırlar, onlara toz kondurmazlar,
âdeta mâsum kabul ederler, öte taraftan mezhep ve meşreplerine uymayan
ulemâyı, evliyaullahı, urefayı tekfir ederler, şirk ile suçlarlar.

(Suudi evlilik yöneticisi Vahhabi Dr. Ahmad Al-Mu’bi verdiği
fetvada zorunlu durumlarda 1 yaşındaki kızlarla da evlilik olabileceğini
savundu, 2008.)

Ehl-i Tevhid ve Ehl-i Kıble sadece Necdîlerden, Vehhabîlerden oluşan
bir topluluk değildir. Bütün Ümmet-i Muhammed Ehl-i Tevhid ve Ehl-i
Kıbledir.
Vehhabîler itikattaki bozuklukları ve mü’minleri tekfir etmeleriyle
gerçekten vahim ve tehlikeli bir uçurumun kenarındadırlar. Çünkü yüce
dinimizin “Mü’mini tekfir edenin kendisi kâfir olur” kuralı vardır.
Ehl-i Sünnet ulemâ ve fukahası Vehhabiliği tenkit konusunda yekun
olarak binlerce kitap yazmışlar, onların hatâlarını sağlam deliller ve
güçlü gerekçelerle ortaya koyup çürütmüşlerdir.
Vehhabî ulemâsının ve müftülerinin fetvaları biz Ehl-i Sünnet ve Cemaat Müslümanlarını bağlamaz.
Gerçek İslâm tasavvufu şeriattan, dinin zahirinden kıl kadar
ayrılmamıştır. Şeriatı en güzel, en samimî, en candan, en yürekten
uygulayanlar tasavvuf ve tarikat erbabıdır. Zerre kadar insafı ve
vicdanı olan bunu kabul ve tasdik eder. Hazret-i Mevlânâ Celalüddin Rumî
efendimiz beş vakit namazı kılarlar, ayrıca geceleri saatlerce
ağlayarak nafile kılardı. Nafile oruçlar dolayısıyla mübarek vücudları
dal gibi olmuştu. Böyle bir zata kâfir demek ne büyük bir cehalet ve
küstahlıktır. Meşrebini, tasavvuf yolunu kabul etmeyebilirsin ama
küfürle suçlayamazsın, hakaret edemezsin.
Biz Müslümanlar tartışmalarımızı İslâm kardeşliği sınırları içinde
yapmalıyız ve isim vererek kimseyi şirkle ve küfürle suçlamamalıyız.
Türkiye coğrafyasına iman ve İslâm tasavvufla girmiştir. Tasavvufu yıktınız mı ne İslâm kalır, ne iman, ne Kur’ân, ne de Şeriat.
İmam-ı Gazalî hazretleri (Vehhabîler onu da hiç sevmezler) El-Munkizu
min ed-dalal adlı kitabında (Türkçe tercümeleri vardır) en samimî ve
doğru yolda olan Müslümanların sûfîler olduğunu anlatır.
Hangi sufîler?
İtikadları Kur’ân’a ve Sünnete uygun olan, Şeriata sımsıkı bağlı
bulunup emirleri yerine getiren, yasaklardan kaçınan, nefs-i
emmârelerinin istediğini yapmayan, Peygamber-i zîşanın ahlakıyla
mütehalli (ziynetli) bulunan gerçek sûfîler. Bu mübarek kimseleri şirk
ve küfürle suçlayanlar ne büyük haksızlık ettiklerini bir bilseler.
Bendeniz bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak yıllardan beri müteşeyyihi
(sahte ve yalancı şeyhleri, şeyh taslaklarını), sahte dervişleri, din
sömürücülerini tenkit eder dururum. Benim ellerini ve eteklerini öptüğüm
kimseler Peygamber Efendimiz’in (Salat ve selam olsun ona) vârisleri,
vekilleri ve halifeleri olan gerçek din alimleri, gerçek şeyhler, gerçek
veliler, gerçek tasavvuf ehlidir. Duaları üzerimize sâyebân olsun.
Mü’minleri kolay ve ucuz şekilde tekfir edenler, farkında olmadan küfre
düşmekten korksunlar.
İslâm kardeşliğini darbeleyen ve berhava eden kötülüklerin başında,
aşırı bid’at fırkalarına mensup cahillerin ve mutaassıpların Sünnî
Müslümanları ve tasavvuf ehlini tekfir etmeleri gelmektedir. Cenab-ı Hak
cümlemizi böyle aşırılıklardan korusun.
(M. Şevket Eygi, Milli Gazete, 2009-06-15)Share|









Jun
14
2009




_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:01 pm

Fazlur Rahman Toplantısı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Önümde büyük boy, ciltli, iyi kağıda basılmış 360 sayfalık bir kitap var.
İsmi: “İslâm ve Modernizm. Fazlur Rahman Tecrübesi.” 1997′de İstanbul’da 2000 adet bastırılmış.
Bastıran: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı.
Sunuş yazısını o zaman Belediye Başkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan yazmış. Şu cümlelerle başlıyor.
“Kardeş Pakistan’ın yetiştirdiği büyük bilim adamı ve düşünür Fazlur
Rahman, İslâm dünyasında olduğu kadar Batı’da da önemsenen, düşünce ve
tezleri üzerinde geniş tartışmalar açılan bir şahsiyettir. Düşünce
hayatıyla yakından ilgilenenler merhum Fazlur Rahman’ın Türkiye’de ne
büyük bir etkiye sahip olduğunu bilirler. Fazlur Rahman’ı hararetle
savunan öğrencileri ve izleyicileri olduğu gibi, ona şiddetli muhalefet
gösterenler de var.”
İstanbul Belediyesi 22-23 Şubat 1997′de bir Fazlur Rahman toplantısı
tertiplemiş. Buna yabancı uzmanlar da çağrılmış, her gün dört oturum
yapılmış, yekun olarak sekiz oturumda otuz kadar tebliğ okunmuş.
Bu kitap, Tarihsellik ekolü veya fırkası denilen bid’at cereyanının
kurucusu olan Pakistanlı Fazlur Rahman’ın Ehl-i Sünnete uymayan fikir,
inanç ve görüşlerinin bir nevi tanıtım ve savunmasıdır.
O Fazlur Rahman ki, kendi ülkesinde binden fazla din alimi, fakih,
müftü, müderris tarafından protesto edilmiş ve kovulmuştur. Kitabın
başında Prof. Mehmet S. Aydın’ın bir takrizi (övgüsü) yeralıyor.
Benim bildiğim kadarıyla şu anda Ankara İlahiyat Fakültesi Fazlur Rahman’ın yoluna girmiştir.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan, hürmet ve itimat ettiği muhterem Emin
Saraç hocaefendiye sormuş olsaydı, Fazlur Rahman’ın kim olduğunu,
mahiyetini, içyüzünü öğrenmiş olurdu.
Ben bir Ehl-i Sünnet Müslümanı olarak Fazlur Rahman’ı hiç tutmam ve
sevmem. Çünkü onun tarihsellik tezi kabul edilirse ortada din diye bir
şey kalmaz. O tarihsel, bırak, bu tarihsel boş ver; geriye Yahudilerin
ve Haçlıların istediği ılımlı, light, evcil, sulandırılmış bir İslâm
kalır. (Diyalog İslâm’ı)



Fazlur Rahman Malik
Türkiye’yi ve İslâm dünyasını kurtaracak yol, zihniyet, tez; yirminci
asırda Ehl-i Sünnet İslâmlığının bayraktarlığını yapmış olan
Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Düzceli Muhammed Zahid el-Kevserî gibi
icazetli gerçek hocaların zihniyetidir.
Fazlur Rahman, kelamcıların incelemesi, tahlil etmesi ve yanlışlarını
ortaya koyması gereken bozuk bir fırka kurmuştur. Bu fırkanın,
Türkiye’de çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanlara bozuk olduğunun
bildirilmesi ve başta inançlı aydınlar olmak üzere halkın uyarılması
gerekmektedir.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu Fazlur Rahman toplantısı için
kimbilir ne büyük masraflar etti. Dış ülkelerden gelenlerin uçak, beş
yıldızlı otel masrafları, ziyafetler, hediyeler vs. Keşke bu paralarla
bir Ehl-i Sünnet büyüğü tanıtılmış olsaydı. Ne kadar faydalı ve hayırlı
olurdu.
Ehl-i Sünnet’i Savunmak Her Müslümanın Vazifesidir
MÜSLÜMAN bir gazeteci, okur-yazar olarak niçin Ehl-i Sünnet’i destekliyorum, savunuyorum?
Çünkü böyle bir destekleme ve savunma benim vazifemdir.
Ehl-i Sünnet Müslümanlığı Kur’ân’a, Sünnet’e; Allah’ın rızasına,
sevgili Peygamberimizin (salat ve selam olsun O’na) bize bıraktığı
mirasa uygun Müslümanlıktır.
Ehl-i Sünnet Asr-ı Saadet’le bizim aramızdaki devamlılıktır. Onda kopukluk olmasını istemeyiz.
Ehl-i Sünnet ana caddedir. Kardeşlerimizin bu ana caddeyi bırakıp
patikalara, çıkmaz sokaklara, dar ve ulaştırmaz yollara sapmalarını
istemeyiz.
Ehl-i Sünnet İmamı Azam Ebu Hanife’nin, İmamı Mâlik’in, İmamı Şafiî’nin, İmamı Ahmed ibn Hanbel’in bize anlattığı dindir.
Kurdukları fıkıh sistemleri devam etmemiş olan onlarca büyük müctehid efendilerimizin yoludur.
Ehl-i Sünnet Ashab-ı Kiram efendilerimizin yoludur.
Ehl-i Sünnet Selef-i Sâlihîn efendilerimizin yoludur.
Ehl-i Sünnet Tâbiîn efendilerimizin yoludur.
Ehl-i Sünnet ‘âmil ve rabbanî, gerçek ve icazetli ulemanın yoludur.
Ehl-i Sünnet büyük müfessirlerin yoludur.
Ehl-i Sünnet büyük muhaddislerin yoludur.
Ehl-i Sünnet orta İslâm yoludur.
Ehl-i Sünnet akl-ı selimin ışığında vahye ve sünnete dayalı İslâm’dır.
Ehl-i Sünnet on dört asırlık icma-i ümmet yoludur.
Ehl-i Sünnet evliyaullah’ın yoludur.
Ehl-i Sünnet İmamı Buharî’lerin ve diğer büyük hadîs imamlarının,
Gazalîlerin, Abdülkadir Geylanî’lerin, İmamı Süyutî’lerin, İmamı
Şaranî’lerin, Muhyiddin ibn Arabî’lerin, İmamı Birgivî’lerin, Şah
Muhammed Bahaüddin Nakşibendî’lerin, Ahmed er-Rufaî’lerin, Mevlana
Celalüddin’lerin, Ahmed Yesevî’lerin, İmamı Rabbanî’lerin ve diğer bütün
büyüklerin yoludur.
Ehl-i Sünnet gavsların, kutubların, ebdalların, nücebanın, nükebanın ve diğer ruhaniyet büyüklerinin yoludur.
Ehl-i Sünnet Selahaddin’lerin, İmamı Şamil’lerin, Emîr Abdülkadir Cezairî’lerin yoludur.
Ehl-i Sünnet Ahmed Zeynî Dahlan’ların, Yusuf İsmail Nebhanî’lerin,
Şeyhülislâm Mustafa Sabri’lerin, Zahid el-Kevserî’lerin yoludur.
Ehl-i Sünnet Bediüzzaman Said-i Nursî’nin, Erbilli Esad Efendi’nin,
Abdülhakim Arvasî’nin, Süleyman Hilmi Tunahan’ın ve benzeri meşayihin
yoludur.
Elbette bir Müslüman olarak bu mübarek ve feyizli ve nurlu yolu tutacağım, bu yolu savunacağım ve destekleyeceğim.
Bu yola karşı olanlarla, bu yolu kapatmak isteyenlerle, bu yola
düşmanlık edenlerle en güzel, meşru ve uygun şekilde münazara etmek
benim vazifemdir.
Yüce Kur’ân’ımızın cahiller, icazetli müfessir olmayanlar, kötü
niyetliler tarafından re’ye, heva ve hevese dayalı olarak yanlış şekilde
yorumlanmasına elbette karşı çıkacağım ve halkı uyaracağım.
Ehl-i Sünnet’i savunmak sadece ulemanın işi ve vazifesi değildir, bütün Müslümanların vazifesidir.
Ulema ilim ile ulema sınıfına dahil olmayanlar da akıllarının ve
kültürlerinin yettiği derecede gerçekleri açıklayarak bu hizmet ve
vazifeyi ifa ve eda ederler.
Ehl-i Sünnet yıkılmasın, darbelenmesin, halkın ve gençliğin bir kısmı aldatılmasın. Gayemiz budur.
(Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, Aralık 2008)
***
Fazlurrahman Mezhebi
Birkaç yıldan beri ülkemizde “Ehl-i Kitabın necatı” konusunda klasik,
geleneksel İslâm inancına uymayan iddialar ortaya atıldı. Birtakım
modern, çağdaş, aykırı fikirli, şazz görüşler sahibi ilahiyatçılar,
yazarlar Yahudilerin ve Hıristiyanların da ehl-i necat ve ehl-i cennet
olduğunu yazmaya ve söylemeye başladılar.
İslâmî bir cemaat bu hususta pek ileri gitti.
1400 küsur yıllık İslâm tarihinde görülmemiş, işitilmemiş yeni
fikirler ortaya atıldı. Günümüzde üç ibrahimî hak din bulunduğu,
bunların üçünün mensuplarının da Cennetlik olduğu tezi ileriye sürüldü.
Böylece hak din olmakta, İslâm’a ortaklar çıkartıldı.
Ehl-i Kitabın necatı ve Cennetlik oluşu bid’at inancını yakın tarihte
Pakistanlı Fazlurrahman pek hararetli bir şekilde savunmuştur. Gerçek,
icazetli, Sünnî din hocalarından üstad Ebubekir Sifil, Millî Gazete’nin 1
Eylül 2008 tarihli nüshasında şu bilgileri veriyor:
Fazlurrahman, henüz hayatta iken oğlu Hıristiyanlığa geçmiş, hem de
papaz olmuştur. Fazlurrahman bu durumu kabullenemeyip tepki gösterince
oğlu kendisine:
“Baba, bu üç dinin bağlılarının Cennet’e gideceğini söyleyen sen
değil miydin? Şimdi benim Hıristiyanlığa geçmemi niçin kabul etmiyor,
tepki gösteriyorsun” cevabını vermiştir.
Ebubekir Hoca bu bilginin kaynağı olarak Pakistan Uluslararası İslâm
Üniversitesi’nin eski Rektörü Prof. Dr. Mahmud Gazi’yi gösteriyor. Bu
zat, şu anda Katar’da bir üniversitede görev yapmaktaymış.
Ebubekir Sifil Hoca şu bilgiyi de ilâve ediyor:
“Yine Prof. Dr. Gazi’nin aktardığına göre, Fazlurrahman, ömrünün son
demlerinde Londra’da bir araya geldiklerinde kendisine, çok büyük
hatâlar yaptığını, oğlunun bu durumunun da bu hatâların ürünü olduğunu
söylemiş ve pişmanlık izhar etmiş. Bütün bu bilgiler, timetürk.com
sitesinin editörü olan ve Rıhle dergisinin yazar kadrosunda bulunan
muhterem Turan Kışlakçı’dan alınmıştır.”
Daha önce yazmıştım ama tekrarında fayda olduğu için yine yazıyorum:
22-23 Şubat 1997 tarihinde İstanbul’da, dünyanın her yerinden gelen
uzmanların katılımıyla “İSLÂM ve MODERNİZM-FAZLURRAHMAN TECRÜBESİ” adlı
büyük bir kongre toplanmıştı.
Bu işi İstanbulBüyükşehir Belediyesi hayli masraf yaparak organize etmişti.
Kongrede konuşulanlar, okunan tebliğler büyük boy, iyi kağıtlı,
ciltli bir kitapta bir araya getirilmişti. (İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı yayınları. İlk baskısı 2000
adet basılmıştır.)
Bu kitabın sunuş yazısını Belediye Başkanı SayınRecep Erdoğan yazmıştı.
Fazlurrahmancılık Türkiye’de yayılmış mıdır? Bendeniz Sünnî bir Müslüman olarak “Maalesef yayılmıştır” diyeceğim.
Büyük ve köklü İlahiyat fakültelerimizden birinin Fazlurrahmancıların
yuvası haline geldiği söyleniyor. Onlara Ankara Ekolü deniliyormuş.
Diyalog ve Hoşgörü mezhebini benimsemiş bir kısım ilahiyatçılar,
medyacılar, cemaat mensupları Fazlurrahman’ın tezinden çok
etkilenmişler.
Fazlurrahmancılar Diyanet’e sızmaya çalışıyorlarmış.
Geçenlerde emekli bir ilahiyatçı, “Kur’ân Yahudileri ve
Hıristiyanları İslâm’a çağırmıyor” tezini ileri sürmüş, ağır tepkiler
alınca tevil yoluna gitmişti.
Fazlurrahmancılık ile BOP(Büyük Ortadoğu Projesi) arasında irtibat var mıdır?
Bu iş için dış dünyadan Türkiye’ye maddî yardım gönderilmekte midir?
Ehl-i Sünnet Müslümanlarının temsilcilerine, kurmaylarına düşen vazifeler şunlardır:
1. Fazlurrahman’ın hayatı, fikirleri, tezleri, görüşleri, kurduğu
mezhep, açtığı çığır ile ilgili ilmî araştırma yapmak, bu konudaki bütün
bilgileri bir araya getirmek.
2. Ehl-i Sünnet’in ilm-i kelâm’ı ışığında Fazlurrahmancılığı muhakeme edip değerlendirmek.
3. Polemiğe kaçmaksızın Müslüman halkı bu konuda uyarmak.
4. Fazlurrahmancıları açıkça ortaya çıkmaya davet etmek.
5. Fazlurrahman mezhebinin veya fırkasının dış dünyada kimler tarafından desteklendiğini araştırmak.
6. İslâm dünyasının her ülkesindeki Ehl-i Sünnet ve Cemaat ulemâsı ile bu konuda işbirliği yapmak, bilgi alışverişinde bulunmak.
7. İsrail, Siyonizm, Vatican, Haçlılar, Evangelistler, AB gibi dış
güçler Fazlurrahman cereyanıyla ilgileniyor mu?Bunu kendi emelleri
uğrunda kullanıyor mu?
8. DİYANET’in hadîs çalışması heyeti içinde kaç Fazlurrahmancı veya Ankara Ekolü mensubu bulunmaktadır?
(Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, MAYIS 2009)Share|








Jun
12
2009



Modernizm, Cinsellik ve Hurafe




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Toplumda modernist veya çağdaş bilinen pek çok kişinin
hurafelerin kölesi olduklarına sıkça şahit olmaktayız. Hatta bunların
bir kısmının medyum ve falcılara abone oldukları ve onların
yönlendirmeleriyle hayatlarını kurguladıkları da bilinen bir gerçek!
İşin en ironik tarafı şu:
Çağdaş ve modern geçinen bu insanlar, dinden diyanetten söz açılınca
onu “doğma, çağdışı, akıl ve bilim dışı” gibi nitelemelerle karalamaya,
tahkir ve tezyif etmeye çalışıyorlar.
Bu durum şunu gösteriyor:
Doğru dini bilgi sahibi olmayan insanlar, ne kadar dünya bilimlerini
okumuş, üniversiteleri bitirmiş, kültür ve sanatta zirveye çıkmış
olsalar da, fıtri olan ruh ve maneviyat boşluğunu doldurmak için hurafe
ve batıl inançların kucağına düşüyorlar.
Koca koca medya patronlarının medyum kapılarında dolaşması, ses
sanatçılarının falcılara koşması, film yıldızlarının tarotçulardan medet
umması gibi hurafe tutsaklıkları, çağımız bilgisinin ve eğitim
düzeyinin test edilmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Diyanet İşleri Başkanlığı, çok önceleri gündemine aldığı halde bir
türlü etkili olarak uygulamaya geçiremediği hurafelerle mücadelede
maalesef yalnız ve yetersiz kalmaktadır.
Örgün ve yaygın eğitimin, Kitle iletişim araçlarının, kültür ve sanat
camiasının, resmi-sivil diğer kurum ve kuruluşların da buna duyarlı
olması, destek vermesi gerekiyor.
Şu bilinen sosyolojik bir gerçektir:
Dini inancın zayıf olduğu dönemler, hurafelerin de en yaygın olduğu
dönemlerdir. Yani, bir yerde hurafeler yaygınsa, o yerde din anlayışı
çok zayıf demektir.
İslamı tanımayanlar, hurafenin din kaynaklı olduğunu düşünürler. Oysa
hurafelerin karşısında en şiddetli mücadeleyi veren, onlara adeta savaş
açan bir din İslamiyet.
Diyanet, daha önce Türkiye’de hemen her şehirde yaygın olarak bilinen
1380 hurafe ve 19 fal türü belirlemişti. Ama bunların üzerine maalesef
gitmedi, gidemedi.
Diyanet’in elinde veri olarak bulunan bu sonuçlar incelendiğinde açıkça şunu görüyorsunuz:
Türkiye, sanıldığı gibi dini unsurları hiç de güçlü bir ülke değil.
Ya da sanıldığı kadar Türkiye dindar bir topluma sahip değil.
Araştırmacı Adil Gür’ün bir gazetede yayınlanan son anket çalışmasında da bu çarpıcı gerçek dile getirilmiş.
Bu araştırmada cinsellikle ilgili konularda toplumun “dindar” nitelemesine hiç de uymayan bir profil var karşımızda.
Böyle olunca da şu görüntü çıkıyor ortaya:
Toplumumuzda bir yanda ilk bakışta zahirde ve teoride kuvvetli bir
Müslümanlık söylemi var. (ki bu durum çoğu insanı yanıltıyor ve haklılık
payı olmayan zararlı sonuçlara götürüyor.Sıkıntısı da samimi
Müslümanları buluyor) Diğer yanda da, toplumun iç dünyasında ve pratikte
farklı bir hayat anlayışı ve yaşayışı var!
Bu hiç sağlıklı bir görüntü değil.
Dengeli ve bilinçli bir toplum için bu ikilemden süratle kurtulmamız gerekiyor.
Maneviyatı ve ruh dünyası sağlam erdemli bir toplum mu istiyoruz,
yoksa hurafelere tutsak olmuş geleceğini falcıların tayin ettiği bir
toplum mu?
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun el atacağı konulardan biri de bu.
(M. Emin Parlaktürk, 2009-06-12)

BATIL İNANIŞLAR





Jun
11
2009



Şahane var olanı da elinden aldı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


‘Şarap dışındaki içkiler az içilmesi kaydıyla haram
değil’. Bu sözler, karısını Şahane isimli danışmanıyla aldatan Yaşar
Nuri Öztürk’e ait.




Yaşar Nuri Öztürk ve danışmanı Şahane Müftüoğlu
Şahane isimli danışmanıyla basıldığı için karısıyla araları açılan
Yaşar Nuri Öztürk Hanefi mezhebindeki fıkıhlara göre “şarap dışındaki
içkilerin sarhoşluk kaydıyla haram” olduğunu öne sürdü. Fatih
Altaylı’nın Habertürk’teki Teke Tek programına katılan Öztür,k İslam’da
fıkıhların öneminden bahsetti ve İmam-ı Azam’ın devrim niteliğindeki
fikirlerinden birini anlattı. İmam-ı Azam’a göre, Hanefilerde şarap
dışındaki içkilerin sarhoşluk kaydıyla haram olduğunu söyledi.
10 KADEH İÇTİM 11. DE SARHOŞ OLDUM
Öztürk fıkıh ve kelam bilgini İmam-ı Azam’ın hocası Irak fıkhının
babası sayılan İbrahim El Nehaiye’nin bir anısını şöyle aktardı:
“Nehaiye’ye soruyorlar: ” ‘Nebiz (şarap dışındaki sarhoş eden
içkilerin tümü) içtim’ diyor, ’10 kadeh içtim, hiçbir şey olmadı. 11.
kadehte sarhoş oldum. Şimdi ben 11. kadehten mi sarhoş olacağım, o beni
sarhoş eden son kadehten mi?’ “O son kadehten’ diyor.”
İBN-İ ABBAS DA AYNISINI SÖYLÜYOR
Yaşar Nuri Öztürk aynı anlatıma İbn-i Abbas’ta da rastladığını
söyledi ve orada yazılanları da şöyle anlattı: ” Bu benim garibime
gitmişti. İbrahim El Nehaiye gibi muhteşem bir fakih bunu neden
söylüyor? Şaka da olsa söylemez! demiştim. Dün İbn-i Abbas-ı okuyordum.
İbn-i Abbas’ı biliyorsun, sahabenin hocası. İbn-i Abbas’ın nebizlerle
ilgili fikrini okudum. İbrahim El Nehiye’nin bu tabiri kelimesi
kelimesine yazıyor. Orada 10-11 yerine kadeh olarak 9-10 diyor yalnızca.
Sahabi gelmiş İbn-i Abbas’a sormuş. “9 kadeh içtim 10. da sarhoş oldum”
Demiş ki İbn-i Abbas “Hamr yani şarap Kuran’da ismen haram olduğu için
azı da çoğu da haramdır. Şarap dışındaki içecekler nebizgillerdir.
Bunlar sarhoşluk kaydıyla haramdır”
ÖZTÜRK: BEN BU FİKRE KATILMIYORUM
Ancak Yaşar Nuri Öztürk hem Nehaiye’den hem de İbn-i Abbas’tan alıntı
yaparak anlattığı bu fikre katılmadığını da sözlerine eklemeden
edemedi: “Bana sorarsan sen bu fikre katılıyor musun? diye. Ben
katılmıyorum. Ben şöyle karşı çıkıyorum: İllete bakıyorum. Hanefilik
burada kıyası kullanmamış. Hanefiler Nisa suresinden “sarhoş olduğunuzda
namaza durmayınız” ayetinden yola çıkıyor.
SARHOŞ OLMADAN İÇİYORUM DİYENE İSLAM AÇISINDAN KIZAMAM
Ama biri çıkar da bana “iki tek rakı içiyorum, ama sarhoş olmuyorum.
Ben Hanefiyim. Hanefi fikhının bu fetvasına saygım var” derse, ben bu
adamı İslam açısından sorgulayamam, ona kızamam. Bin yıllık fıkıh
ortada.
(İnternethaber, Haziran 2009)Share|









Mar
22
2009



Reiki tuzağı




Tür: BATIL İNANIŞLAR İslam dünyasını karıştıran kitap




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Yazdığı ‘Love In A Headscarf’ ile bir anda ünlenen S. Zehra Canmuhammed müslüman kadının da flört edebileceğini söyledi.



Shelina Zahra Janmohamed
Yazdığı ‘Love In A Headscarf’ (Başörtüsü İçinde Aşk) kitabı ile bir
anda ünlenen ve tüm dünya medyasının peşinden koştuğu isim haline gelen
Selina Zehra Canmuhammed müslüman kadının da flört edebileceğini,
islamın buna engel olmadığını, hatta Hz. Muhammed’e ilk yanaşanın Hz.
Hatice olduğunu söyledi.
MÜSLÜMAN KADIN DA FLÖRT EDEBİLİR
Tanzanyalı göçmen bir ailenin kızı olan ve halen Londra’da yaşayan
Oxford Üniversitesi mezunu 34 yaşındaki Canmuhammed, sıradışı kitabı
Başörtüsü İçinde Aşk kitabı ile Müslüman kadının da batılı kadınlar gibi
doğru insanı bulana kadar flört etmesi gerektiğini ve iyi bir eşin
flörtsüz bulunamayacağını yazarak İslam dünyasında yeni bir tartışma
başlatmıştı.


50 ERKEKLE FLÖRT ETMİŞ
10 yıl boyunca yaklaşık 50 başarısız flört deneyimini espirli bir
şekilde kaleme alan Canmuhammed, aslında verilmek istenen mesajın çok
ciddi olduğunu, Müslüman kadının da aşık olabileceği ve aşkı kendi
seçtiği insanla yaşayabileceğini, İslam dinini temelinde de sevmek,
sevilmek ve aşk olduğunu söyledi.


“50 KİŞİ İLE ÇIKMAM İSLAMA AYKIRI DEĞİL”
Kendisini Avrupalı Müslüman olarak tanımlayan Canmuhammed, ailesinin
görücü usulü ile, zorlama bir evlilik için hiç bir zaman baskı
yapmadığını ve aracılar, arkadaş çevresi bazen aynı sosyal ortamda
bulunduğu, elektrik aldığı kişiler ile belirli ölçü ve sınırlar içinde
görüştüğünü ve bunun İslam’a aykırı olmadığını kaydetti. “Eğer koca
adayları uygun değilse, doğru insanı bulmak için arayışlarınıza devam
etmelisiniz. Sayının bir önemi yok artık günümüzde. Bir ömür
harcayacağınız insanın sizinle tam uyum içinde olması gerekir. Zorla
evlilik olmaz. Dünyadaki boşanma oranları her şeyi açıklıyor” dedi.
(www.aktifhaber.com, 2-2009)Share|















Feb
26
2009



İlahiyatçıdan İslam’a hakaret




Tür: BATIL İNANIŞLAR





Prof. Dr. Şahin Filiz
******çü Düşünce Derneği (ADD) Zonguldak Şubesi tarafından
düzenlenen ‘Çağdaş Cumhuriyeti Kuşatma Operasyonu Din İstismarı’ konulu
panelde konuşan Prof. Dr. Şahin Filiz, İslami değerler ve Osmanlı’ya
karşı ağır sözler sarf etti.
Camilerde saz da çalınmasını, ibadet dilinin Türkçe olmasını istedi.
Filiz, 600 yıllık şanlı geçmişi ile tarihe geçen Osmanlı Devleti’ni de
‘mezbelelik’ olarak nitelendirdi. GMİS Şemsi Denizer Konferans
Salonu’nda gerçekleştirilen ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Zonguldak
İl Başkanı Osman Yayla, CHP Zonguldak Belediye Başkan Adayı İsmail
Eşref, Genel Maden-İş Başkanı Ramis Muslu’nun da katıldığı panelde
konuşan ADD Genel Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Şahin Filiz, “İslam
diye tanıtılan din bizim bildiğimiz din değildir. Bu siyasetçilerin veya
siyasi amaçlarla dini kullanan insanların yaratmış olduğu bir siyaset
dinidir.” iddiasında bulundu.
Filiz, “İstismarcıların dininde çalıp çırpmak sevap haline gelmiştir.
İnanan bir müslüman çalarsa bırakın günah olmayı, sevap olmaktadır.
‘Bizimkiler çalarsa bunun bir sebebi hikmeti vardır’ anlayışındalar.”
dedi.
CAMİLERDE SAZ ÇALINMASINI ÖNERDİ
İslamiyet’in en önemli mekanlarından biri olan Camileri “hiçbir
sosyal faydası bulunmayan mekanlar” olarak nitelendiren Prof. Şahin
Filiz’in şu sözleri, son günlerde, Kur’an Kursu ve Başörtüsü açılımları
ile dikkat çeken CHP’li siyasetçilerden hiçbir tepki çekmedi.
Türkiye’de 80 bin cami olduğunu hatırlatan Şahin, “Bu camiler 75
milyon insanın vergileriyle yapılıyor değil mi? Madem ki herkes bir
birini Müslüman kabul ediyor, bu camileri vakit namazlarında namaz
kılanlar için ayırırsınız; semah yapılacaksa aynı camilerde semah da
yapılır. Efendim biz saz da çalmak istiyoruz. Tabi ki çalacaksınız, adam
öldürülüyor camide de saz niye çalınmasın? 80 bin cami, bütün masrafı,
emeğiyle hepsi sadece 5 vakit namaz kılınmak için. O da üç beş insanın
namazını imam eşliğinde kılmaları için israf edilen mekanlar olarak
karşımıza çıkıyor. Ve sosyal hiçbir faydası yok bunların.”
TEK PARTİ ZİHNİYETİNİ SAVUNDU: İBADET DİLİ TÜRKÇE OLMALI
Filiz Müslümanların nasıl ibadet etmeleri gerektiği konusunda da yol
gösterdi. “İbadet dili mutlaka Türkçe olmalıdır” diyen ADD’li Profesör,
Ezan’ı da ‘gürültü’ olarak nitelendirdi:
“Ezan vakit bildirmek içindir bağıra bağıra insanları rahatsız etmek
için değildir. Bakın bunu söylediğiniz zaman burada da bir kısmı karşı
çıkıyor. Ama çok iyi istismar aracı olarak kullanılıyor. Bu yüzden
ibadet dili mutlaka Türkçeleştirilmelidir. Çare ortadadır. Biz
Cumhuriyet ilkelerine sahip çıkıyoruz diyen siyasi partiler, iktidar
olduktan sonra tarikat ve cemaat liderleriyle en fazla biz görüşürüz
demezlerse eğer, rahmetli Ecevit de onu yapmıştı ve en büyük hata oydu.”
dedi.
(Bugün)
ERGENEKONCUDA SEKS KASEDİ ÇIKMIŞTI
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’u bile fişleyen Ergenekon
tutuklusu Albay Göktaş’ta Şahin Filiz’in seks kasedi çıkmıştı.
Ergenekon terör örgütü soruşturmasında tutuklanan emekli Albay
Mustafa Levent Göktaş’ın hukuk bürosundaki bilgisayarından ele geçirilen
CD’lerde bazı yüksek yargı mensupları, Ankara Adliyesi’nden bazı hakim
ve savcılar, bir generalin oğlu ile Konya Selçuk Üniversitesi İlahiyat
Profesörü Şahin Filiz’in kadınlarla uygunsuz görüntülerinin olduğu
ortaya çıkmıştı.
Ergenekon’un üst düzey yöneticilerinin talimatıyla Prof. Filiz ile
görüştürülmesi için bir kadın gönderildiği öğrenilmişti. Kadının Filiz
ile çekilen yakın görüntülerinin daha sonra şantaj amacıyla kullanıldığı
bildirilmişti. Böylece Filiz’in başörtüsü aleyhinde açıklamalar yapmaya
zorlandığı belirtilmişti.
(www.aktifhaber.com, 2-2009)Share|










Jan
27
2009



Evrimci Süleyman Ateş




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Süleyman Ateş (d. 31 Ocak 1933, Elazığ,
Türkiye), Türk din adamı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 12. Diyanet İşleri
Başkanıdır. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni birincilikle
bitirdi. Aynı üniversiteden Doktor’a derecesi aldı. Almanya Bochum Ruhr
Üniversitesi’nde sahasında araştırmalar yaptı. Suudi Arabistan Riyad
İmam Muhammed Üniversitesi ve Cezayir Emir Abdulkadir Üniversitesi’nde
Tefsir ve Tasavvuf derslerini okuttu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Temel İslami İlimler Bölüm Başkanlığı ve İstanbul
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde Temel İslami İlimler Bölüm
Başkanlığı yaptı. 16 Nisan 1976 tarihinde Diyanet İşleri Başkanlığına
atandı. Bu görevi 1978 yılına kadar sürdürdü. Başta “Yüce Kur’an’ın
Çağdaş Tefsiri” adlı 12 ciltlik eseri olmak üzere altmışı aşkın eseri
vardır. (Vikipedi)



Eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş bazı bozuk düşünceleri ile gündemde kaldı.
Süleyman Ateş, İbn-i Teymiyye’yi büyük bilen bir kimsedir. Diyanet
işleri Başkanı iken resmî bir yazı ile bu fikrini bir abonemize
bildirmiştir. O da Karaman gibi İbn-i Teymiyye’nin bazı ictihadî
hatalarının bulunduğunu zikretmektedir. İbni Teymiyye, Vehhabîlerin
büyüğü ve öncüsüdür. O şeyh-ül-islam değil, bid’at ve âsâm, yani
sapıklık ve günahlar şeyhidir, önderidir.
Muhtasar İslâm İlmîhali isimli kitabında Profesör Kâmil Miras’ın
alyans hakkındaki (Altından mamul nişan yüzüğü hakkındaki) yazısını
aynen Karaman gibi benimsemiş, altın nişan yüzüğü takmanın cevazını
yazmıştır. Altın fiatlarının ucuz olması, süs için değil nişan için
takılması, ekseri insanlar tarafından takılması gibi gerekçelerle altın
yüzüğün harâmlılığını kaldırmıştır. Bilindiği gibi bir şeyi harâm kılmak
veya haramliğinı kaldırmak ancak Allahü teâlâya mahsustur. Bu salâhiyet
Peygamber aleyhisselâm ile dinde sözü senet olan müctehidlere
verilmiştir. Kâmil Miras gibi İbn-i Teymiyyeciler kendilerini MUTLAK
MÜCTEHİD zannettikleri için harâmları helâl, helâlleri harâm
kılabiliyorlar.
Bütün İbn-i Teymiyyeciler gibi Doç. Dr. Süleyman Ateş de Muhiddin
Arabi gibi tasavvuf büyüklerine karşıdır. Vah-det-i vücut isimli
tasavvufun Hint ve Yunan felsefesinden geldiğini söyleyecek kadar ileri
gitmiştir. Ateş aynen şöyle demektedir:
«Vahdet-i vücut, Hint ve Yunan felsefelerinin Arapçaya çevrilmesi ve
müslümanların diğer milletlerle teması sonucu İslâm tasavvufuna
geçmiştir, İslâmın öz malı değildir.» (İslâm Tasavvufu S. 99)
Bununla da kalmıyor, aynı kitabında Brahmânların sapıklıklarını anlattıktan sonra şu fikre varıyor:
«Bu fikir, İbnul Arabi’nin tesiriyle tasavvufa iyice yerleşmiş, hemen
her mutasavvufta bunun izleri görülmeye başlamıştır.» (İslâmda Tasavvuf
S. 100)
Bu görüşlere karşı mutasavvıfların da bulunduğunu zikrettikten sonra
misal olarak Aliyyül Kari’nin İbnül Arabi’nin sistemine .karşı çıktığını
belirtmektedir. {S. 100-101)
Tasavvuf lehinde olan, sahih hadîs-i şerîflere mevzu diyen, Peygamber
aleyhisselâmın mübarek anne ve babalarına kâfir diyecek kadar ileri
giden Aliyyülkari acaba nasıl mutasavvuf olur hayret ettik. Böyle bir
kimseden nasıl nakil yapılır?
Şeyhi Ekber Muhiddin Arabi hazretlerinin şeriata aykırı gibi görünen
ifadelerini İmâm-ı Rabbanî hazretleri Mektûbâtında açıklamıştır.
Muhiddin Arabî hazretlerinin büyükler arasında bulunduğunu bildirmiştir.
Süleyman Ateş, İbni Arabi hazretlerine hücum etmekle kalmıyor,
evliyanın büyüklerinden, silsile-i aliyyenin onbeşincisi olan Şahı
Nakşibend Bahâeddin-i Buharî hazretlerine de hücum ederek şöyle
demektedir:
«O da aşağı yukarı İbnül Arabi’nin fikirlerini benimsemiş görünmektedir.» (İ. Tasavvuf S. 104)
İmanın altı esasından birini inkâr veya şeriata aykırı şekilde te’vil
eden kimse kâfirdir. Mevdûdî kaza ve kaderi inkâr ederken Süleyman Ateş
de meleklerin rüzgâr olduğunu yazmıştır. Yani meleklerin varlığını
apaçık bir şekilde inkâr etmiştir. Bunu ispat için KUR’ÂN-I KERÎME GÖRE
EVRİM TEORİSİ isimli yazısından iki paragrafı aynen alıyoruz :
«Burada bulutları sevkeden melek, basınç değişikliği ile meydana
gelen rüzgârdan başka bir şey değildir. Bir hadîse göre de sesleri
kulaktan kulağa nakleden melektir. Şüphesiz bu melek de seslerimizi
titreşimiyle etrafa yayan atmosferdir. Demek ki tabiat kuvvetleri de
melek olmaktadır. Zira melekler Allah’a isyan edemeyen, yani hür irade
yeteneğinden yoksun, emredildiği şeyi yapan güçlü varlıklardır. Tabiat
kuvvetleri de aynı niteliğe sahip değil midir?
İşte Âdem’e secde eden melekler, irade yeteneğini, akıl gücünü insana
boyun eğen tabiat kuvvetleridir. İnsan akıl gücünü kazanınca tabiat
kuvvetlerini emri altına almış, onlardan yararlanmasını, onların korkunç
etkilerini önlemesini bildirmiştir.” (İlahiyat Fakültesi Dergisi C. 20,
S. 143-144)


Necip Fazıl, bu ifade için şöyle diyor:
«Dehşet ki dehşet, bu adam hem meleklere itikadı elden bırakmıyor,
hem de onları tabiat kuvvetlerinin aynı ve tâ kendisi kabul ederek
maddeleştiriyor, şuursuzlaştırıyor,” iradeden mahrum cemadlar olarak
görüyor, küfrün böylesine hiç rastlanmamıştır.» (Rapor 3, S. 34)
Doç. Süleyman Ateş, mason Abduh’un düşük faizlere cevaz verdiği gibi %
3 faize cevaz vermektedir. Uygarsal fetvası aynen şöyledir:
«Her muamelesinin faizle işlediği bir toplumda yaşayan fert de ister
istemez faize bulaşır. Onun korunmak için bankalara yatırdığı paradan
banka % 50, % 100 kazanırken kendisinin aldığı % 3′lü faiz aslında
parasının süre içinde uğradığı değer kaybını bile karşılamaz. Zarurete
binaen o da parasının faizini alır, ama içi tutmuyor, takvası müsaade
etmiyorsa faiz olarak aldıklarını fukaraya, hayır kurumlarına verir.»
(Tefsir Dersi Notları S. 12)


Ehl-i ilim bilir ki, bir kimse bir milyon lirasını bir lira faizle
birisine verse bir milyon bir lira olarak geri alsa, faiz olan yalnız
bir lirası değil, bir milyonun tamamı da faiz olmuş olur. S. Ateş,
gördüğünüz gibi Kur’ân-ı Kerîmi böyle tefsir etmektedir. Salâhiyetli
müfessirlerden nakil yapmayanın hali böyle olur.
Özürü kabahatinden büyük olarak da faizi alır, içi tutmuyorsa aldığı
faizi fakirlere veya hayır kurumlarına verir, diyor. Paranın tamamının
faiz olduğunu bilemiyor»
Necip Fazıl, bu ifade için şöyle diyor:
«Deminki, İslâmın madde ötesi itikatlarına tam aykırılık halinde
küfür. Bu da yeryüzü muamelesine ait bir kanunun, hem mahiyet olarak
bilinmemesi, hem de küçümseyici bir eda içinde tatbik imkânından mahrum
sayılması bakımından küfür çapında bir dalâlet.
Bu adamın suratına su hadîs mealini çarpınız: FAİZİN EN HAFİF ŞEKLİ,
ANASIYLE KÂBE DUVARI DİBİNDE ZİNA ETMEKTEN BETERDİR.» (Rapor 3, S. 35)
Darwin’in de evrimciliğini aşan Doç. Süleyman Ateş maymunun insandan
geldiğini söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Kendisi gazetelerde günlerce
tnnkid edildiği halde, «İnsanlar Âdem aleyhisselâmdan gelmiştir. Âdem
aleyhisselâmı da Allah yaratmıştır.» gibi bir ifade kullanmaktan
hasseten çekinmiştir. Bütün canlıların ilkel hücrelerden evrimleşe
evrimleşe geldiğini kat’iyetle ifade etmektedir. KUR’ÂN-I KERÎM’E GÖRE
EVRİM TEORİSİ isimli yazısından bazı kısımları hep birlikte okuyalım :
«Hayatın, ilkel hücrelerden evrimleşe, evrimleşe önce basit
canlıların, sonra daha üstün yapılı canlıların ve sonunda da insanın
meydana geldiği kesin kanıtlarla ortaya konmuştur.
İnsanın maymundan değil, maymunun insandan turediği de düşünülebilir.» (İ. Fak. Dergisi C. 20, S. 131)
Görüldüğü gibi insanın Âdem aleyhisselâmdan geldiğine dair en küçük
bir ifade bile yoktur ilkel canlılardan evrimleşerek insan meydana
gelmiş, hem de bu kesinmis. Allahü teâlâ insanın Âdem aleyhisselâmdan
geldiğini bildirirken evrimci doçentimiz, ilkel hücrelerden meydana
geldiğini söylüyor.
Necip Fazıl, bu ifadeler için de KÜFÜR damgasını bastıktan sonra şöyle diyor :
«Maymunun insandan geldiği iddiasında bu adam şöyle bir vesika
gösterebilir: «(Bana bakın da insandan neler gelebileceği üzerinde
ibretle düşünün ve artık maymunu da insandan gelmiş kabul edin.)» (Rapor
3, S. 39)
Doç. Süleyman Ateş, biraz daha ileri giderek aynı sayfada şöyle diyor :
«İnsanın şu veya bu hayvandan tekâmül etmiş olması onun değerini
düşürmez. Çünkü Allah kâinatı tekâmül kanununa göre yaratmıştır.»
Görüldüğü gibi insanın bir hayvandan gelmesi, onun değerini düşürmezmiş.
Hemen aşağıda şöyle diyor :
«Belki de insan, bugünkü hayvanların hiç birinden değil de doğrudan
doğruya çamurdan yaratılan ilkel bir varlıktan evrimleşerek ortaya
çıkmıştır. Muhakkak olan nokta insanın bir evrim geçirdiğidir.»
(Kur’ân-ı Kerîme Göre Evrim Teorisi İ. F. Dergisi C. 20 S. 131}
Süleyman Ateş’in bu ifadesinde üç tane azîm hata vardır :
1 – Cümleye belki ile başlamış, belki ihtimali ifade eder. İhtimal üzerine dinî karar veriyor.
2 – Çamurdan yaratılan varlığa ilkel varlık diyor. Çamurdan yaratılan
ilk varlık Âdem aleyhisselâmdır. Adem aleyhisselâm ilkel bir varlık
değil, kâmil bir insandır, ulül’azm bir Peygamberdir.
3 – Bugünkü insanın ilkel varlıktan evrimleşerek ortaya çıktığını
söylüyor ki tamamen Kur’ân-ı kerîme aykırıdır. Allahü teâlâ bugünkü
insanın Âdem aleyhisselâmdan geldiğini bildiriyor. Âdem aleyhisselâmın
da Ulül’azm bîr Peygamber olduğunu bildiriyor. Binlerce Peygamber
içerisinde Ulül’azm derecesine yükselen sadece altı tane Peygamber
vardır, bunlar, Âdem, Nuh, İbrahîm, Musa, İsa ve Muhammed Mustafa
(Aleyhimüssalâtü vesselam) hazretleridir.
Doç. Süleyman Ateş, Âdem aleyhisselâma ilkel insan demekle, bugünkü
insanın evrimleşerek yani tekâmül ederek yüksek seviyeye çıktığını
söylemekle Cenâb-ı Hakkın -hâşâ- yalancı olduğunu söylemektedir, ilkel
insan evrimleşerek ve devrimleşerek kâmil insan olmuş, yani bugünkü
insan henüz evrim geçirmemiş olan Âdem aleyhisselâmdan, Şit
aleyhisselâmdan, İdris aleyhisselâmdan hâşâ çok kâmil bir varlıktır.
Nuh aleyhisselâmın 950 sene kavmini ıslâha çalıştığı Kur’ân-ı kerîmde
sarahaten bildirilmektedir. Bin sene yaşayan bir Peygamber mi kâmildir,
yoksa bugün yüz seneyi zor aşan evrimleşmiş ve de devrimleşmiş
mahlûklar mı kâmildir? Doç. Süleyman Ateş’in insanların evrim
geçirdiğine dair kesin kanıtları varmış. Kanıtının yalan olduğuna dair
bizim de elimizde yanıtlar vardır. Hem de Kur’ân-ı kerîmden.
Doç.’imiz, Peygamber falan ayırt etmeden, eski insanların çok geri
olduğunu, ilimsiz, hikmetsiz, akılsız olduğunu söylemekle 24 bin veya
124 bin Peygamber gönderen Allahü teâlâyı yalancı çıkarmak istiyor. Aynı
derginin 137. sayfasını dehşete kapılmadan okuyalım.
«Nihâyet evrim insan sınıfına yaklaşmıştır. Hayvanlık mertebesinin
başında maymunlar ve benzeri hayvanlar vardır. Bunlarla insan arasında
azıcık bir mesafe kalmıştır. Burası atlanınca insan olur. Bu noktaya
gelince nefsin boyu düzelir, azıcık ayırım gücü, bilgi kazanma yeteneği
hasıl olur. Dünyanın uzak kutup bölgelerinde yaşayan bu ilkel insanlarla
hayvan arasında büyük fark yoktur. Bunlardan hikmet sâdır olmaz, komşu
milletlerden de bilgi öğrenmezler. Bu yüzden halleri bozuk, yararları
azdır. Daha da evrimleşen orta kuşaktaki insanlar, işte gördüğünüz bu
zekâ, bilgi ve maharet düzeyine gelmişlerdir.»
S. Ateş’in KUR’ÂN-I KERÎME GÖRE EVRİM TEORİlSİ ifadesi için Necip fazıl şunları söylemektedir:
«Al sana bir rezalet daha… Hiç Kur’ân hükümlerine, (teori-nazariye)
sıfatı yakıştırılabilir mi? Bu bir felsefe, yani başıboş düşünce tabiri
ve sağlam veya çürük ve daima yalanlanması mümkün görüşlere verilen ad…
Bu cümleyi kullanan bir Diyanet İşleri Başkanında, Kur’ân ile herhangi
bir kitabı, vahy ile felsefeyi ayırdedici ölçü yok demektir. Olmayınca
da Diyanet İşleri, cinâyet işleri olmaz da ne olur?» (Rapor 3, S. 44)
Dinîmiz bazı hallerde azle cevaz vermiştir. Annenin hayatı tehlikeye
girerse anne karnındaki çocuğu kürtajla ve ameliyatla almak caizdir.
Zaruret olan bu hallere kıyas ederek doğum kontrolünün cevazına
hükmetmek bir cinâyettir.
S. Ateş’in doğum kontrolü için verdiği cevaza Necip Fazıl söyle cevap vermektedir :
«Doğum kontrolünü teşvik ve insan üremesini tevkif edici görüşler,
dayandığı dinî ölçüler tamamen yanlış olarak davayı göz bağcılığına
getirmeye çalışmaktan başka bir şey belirtmez. (Rapor 3 S. 41)
Necip Fazıl’ın S. Ateş hakkındaki genel hükmü ise şöyledir: «8 adet
vesika bu adamın, iman, meçhule saygı, anlatılamaz ve anlaşılamaz olana
karşı korku, ilim, irfan ve zekâ adına zerre miktarınca nasibi
olmadığını göstermeye yeter.» (Rapor 3 S. 41)
Doç. Süleyman Ateş’in bütün kitapları nakil esasından ziyade indi
görüşleriyle doludur. Hemen her kitabında İbni Teymiye’den de nakiller
yapmakta kimliğini gizlememektedir.
Süleyman Ateş, evrime ve devrime uyarak, Allahü teâlâ ismini çok kere
Yüce Tanrı olarak kitaplarına almıştır. Allah kelimesinin kat’i surette
tanrı olarak kullanılmayacağını da bilmemektedir. Tanrı kelimesi ilâh,
mabud manasına kullanılır. Fakat Allah manasına kullanılmaz. Meselâ
Müslümanların tanrısı Allah’tır denir, kendi ifadelerine göre
evrimcilerin tanrısı maymundur şeklinde kullanılabilir. Fakat bizim
rabbimize tanrıdır denemez.
S. Âteş Kur’ân-ı kerîmi tefsir ettiğini bütün kitaplarında
bildirmektedir. Âyetlerin tercümesi tefsir olamaz. Bu tercümeler Murâd-ı
ilâhiyi bildirmez. Ancak tercüme edenin o âyetten anladığını bildirir.
Kur’ân-ı kerîmin bir âyet-i celîlesinin mealini alırken selâhiyetli bir
müfessirin kitabından nakil suretiyle almak lazımdır. Eğer herkes kendi
anladığını alırsa ortaya 72 tane sapık mezhep çıkar.
İşte Süleyman ATEŞ:
- Kur’ân-ı kerîmi kendi kafasına göre tefsir etmeye kalkan,
- Evrime inanan, hattâ Kur’ân-ı kerîmde evrim teorisi olduğunu bile söylemekten çekinmeyen,
- İnsanların ilkel bir hücreden türediğini söyleyen,
- Maymunun insandan gelmiş olabileceğini savunan,
- Melekleri tabiat kuvvetleri olarak kabul eden, meselâ rüzgârı melek sayan
- Altın yüzüğe cevaz veren,
- Düşük faizi meşru kabul eden,
- Doğum kontrolünü teşvik eden,
- Vahdet-I vücud isimli tasavvufun, Hind ve Yunan felsefesinden geldiğini iddia eden,
- İbni Teymiyye’yi büyük bir âlim olarak bilip ondan nakiller yapabilen evrimci bir kimsedir.Share|










Jan
27
2009



Mealcilik sapıklığı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Öncelikle şunu belirtelim ki Kur’an Meali okumak başkadır,
Mealcilik olarak nitelediğimiz şey başkadır, insanlar elbette ki ana
dilleri (en iyi anladıkları dil) ile yazılı olanları dinleyerek veya
okuyarak anlayabilir. Bu sebeple de bütün peygamberlere Allah’ın mesajı
hep o peygamberlerin ve içinden çıkarıldıkları toplumların apaçık
anladıkları dilden gönderilmiştir(1)Niçin yabancı bir dilden
gönderilmediğini, şu adam ne diyor bir anlayan olsa da bize de anlatsa
(41/44) diye ifadelendiren Allah, yeryüzünde gezip dolaşan melekler olsa
idi biz elbette onlardan (meleklerden) birini onlara elçi gönderirdik
(17/95) derken, diğer yandan meleklerden de on­ların arasından elçiler
gönderdiğini (22/75, 35/1) buyurmaktadır.
Bu konu ile ilgili âyetlerin tümü özetle şunu anlatmaktadır ki Allah,
kullarına bir yol göstermek ve onların dünyada işlerini düzene
koymalarını, sonuç olarak da ahirette rahat etmelerini istemektedir.
Bunun için hangi topluma mesaj gondermişse mutlaka o toplumun
anlaşabilmek için konuştuğu dil ile konuşan, yani o topluluğun
(toplumun) bir ferdini o topluma elçi olarak seçmiş ve kendisine
vahyederek kaçınılmaz olarak içinde yaşadığı toplumdan başlayarak vahyi
insanlara açıklaması, okuması emredilmiştir.
Bu açıklamanın ise o toplumun dilinden olması kadar gerekli ve
kaçınılmaz bir şey olamaz. İşte bu sebepledir ki Kur’an, Hz. Muhammed’e
kendi toplumunun konuştuğu, anlaştığı dil ile ki o dil Arapça’dır –
gönderilmiştir. Yoksa Arapça’nın bir imtiyazı, bir üstünlüğü, bir
farklılığı olmasından dolayı, cennette konuşulacak dil olması(!)ndan
dolayı delil. Bu gibi sözler uydurmadır.
Bu arada şunu da belirtmekte zaruret görüyoruz ki Kur’an tercüme
edilemez, meallendirilemez değildir. Asırlar boyunca tercüme edilmiş ve
meallendirilmiştir.
Kimilerinin sandığı gibi tercümedeki güçlük, meallendirmedeki zorluk
Arapça ile Türkçe arasındaki bir özel durumdan doğmamaktadır.
Unutulmamalıdır ki hiçbir dilde yazılmış bir eser bir başka dile,
orjinal dilindeki gibi ne tercüme edilebilir, ne meallendirilebilir.
Zira her dilin tarihî süreç içinde o dili konuşan toplumun
coğrafyasından, iklimine, arazi yapı­sından yediklerine, yaşam
biçiminden ekonomik durumuna, yerleşik veya göçebe oluşundan dünya
görüşlerine kadar sayılması uzun sürecek birçok unsurun etkisi ile
oluşmuş kelimeleri kavramları, kelime ve kavramların anlam farklılıkları
vardır.
Zira içinde yaşanılan şartlar kelimeler aynı da olsa bu kelimelerin
kafalardaki izdüşümü farklı bulunmaktadır. Örneğin soğuk denildiği zaman
Mekke’de yaşayanların anlayacağı soğuk – Allah bilir – sıfır üzeri
15-20 derece olmalıdır. Aynı kelime bir Erzurum için veya kutuplar için
çok farklı derecede bir soğukluğu anlatacaktır. Kutuplardaki soğuğu
Arab’ın aklının alması bile çok güç iken, Mekke’deki sıcağı da
Grönland’da yaşayan birilerinin anlaması her halde güç olmalıdır. Bu
örneğimizi hemen her konuda çoğaltabilmek mümkündür ve ne demek
istediğimizi anlatmaya örneğimizi yeterli görüyoruz.
Şu açıkça bilinmelidir kî peygamberin uygulamaları -yeter ki Onun
uygulamaları olduğundan emîn olalım – bütün müslümanları bağlar. Örneğin
namazın hemen bütün erkânı Kur’an’da bulunduğu halde rekat sayısı ile
ilgili bilgilerimiz peygamberimizden gelen hem lafzî, hem amelî
rivayetteki tevatürdür. Aksine de hiçbir rivayete rastlanmamıştır.
Rastlansa idi bir avuç da olsa bir kısım müslüman çıkar ve o rivayete
göre namaz rekatlarını belirlerdi. Böyle bir rivayete asla
rastlanmamıştır. Bu sebeple namaz rekatlarının sayıları da müslümanım
diyenleri bağlamaktadır. Bir hususta Allah’ın elçisinin yaptığına itibar
etmeyip, hevasına (kendi anlayışına) uymanın İslamda yeri bulunmadığı
bilinmelidir.
Yine kimi mealcilerin Kur’an’a itibar edeceğiz diye ‘şarabın haram
edildiği’ diğer içkilerin içilebileceği kanısında olmalarını da en
azından anlayış kısırlığı ve kendini kilitlemek olarak görüyor ve
değerlendiriyoruz. Böylesi şaşkınlıkları da şu âyetle açıklıyoruz: “…
(Ey Muham-med), Rabb’inden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve
inkârını artıracaktır…” (5/68)
Dikkat edildiğinde görülen şey şudur. Meal okuyanlar değil, mealcilik
yapanlar, yani itibar edilecek şeyin yalnızca meal olduğunu söyleyerek
Kur’an’a da aykırı bir tutum sahibi olanlar Allah’ın o Kitapta
peygamberi için “Onda sizler için güzel bir örnek vardır” (33/21,
60/4-6) âyetini görmüyorlar mı? Kitap, yani Allah, elçisine hukukî bir
deyimle atıfta bulunmaktadır. Bu atfa itibar etmemek, atıf yapana itibar
etmemektir ve hukuk mantığına, hukukun esaslarına aykırıdır.
Tevhide sarılacağız derkon, tevhidi zedeleyenler şirke girmekten
korktuklarını söyleyerek bu ve benzer esaslı yanlışlara düşenleri
uyarmak ve Allah’ın kitabını tepkisel olarak değil, peşin hükümsüz
algılamalarını ve ona göre düşünüp, amel etmelerini tavsiye ediyoruz.
Biz bugüne değin ne kadar mealci ile tanışmış, görüşmüş ve konuşmuş
isek inanınız hepsini kolaycı olarak görmüşüzdür. Hiçbir orjinaliteleri
olmadığını fakat kendilerini çok şey sandıklarını görmüşüzdür.
Kur’an meali okuyunuz ama asla mealci olmayınız. Mealcilerin siyâsî
açıdan kısırlığı ortak paydalarındandır. Mealcilerin kolaycılığı ve
burunlarının ucunu bile görmekten acizliği, kendilerine imrenilmesini
engellemektedir.
Bizim, yılların birikimi sonucu kanaatimiz odur ki Mealcilik,
Kur’an’ı anlamanın ve hayata geçirmenin önündoki en yeni engeldir. Uzak
durulmasını dileriz.
(İktibas Dergisi, Ercümend Özkan, Sayı: 216)Share|










Jan
22
2009




Bazı ilahiyat profesörleri Kur’an’daki hataları düzelteceklermiş!





Tür: BATIL İNANIŞLAR




Nisan 1994. Bursa-Gönlü Ferah Oteli’nde bir toplantı yapılıyor.

Kur’an Vakfı’nın tertiplediği toplantıda konu şu: Dinde Islâhât Yapılmalı.

Lügatlar, “Islâhât” kelimesi hakkında şunları yazıyor:

ISLÂHÂT: Düzeltme, iyileştirme işleri, reform. Eksik ve kusurlarını
giderme, tamamlama. Kötü yönlerini düzelterek mükemmel bir hale getirme.

İlâhiyatçılarımız, İslam ve Kur’an hakkında işte bunu yapmayı düşünüyorlar.

Kur’an’ın ve İslâm’ın eksik ve kusurlarını düzelteceklermiş.

Dikkat!

Yukarıdaki kelimeler içinde “reform” da geçiyor.

Olmasa bile, diğer kelimeler de aynı manayı taşıyor zaten.

Rabbimiz ne buyuruyor, onlar ne diyor!

Peygamberimiz’in Veda Haccı’nda, yani hayatının son günlerinde,
“Bugün dininizi kemâle erdirdim; size nimetimi tamamladım. Sizin için
İslâm’ı din olarak beğenip seçtim” buyuruyor. (Mâide Sûresi, 3)

Bazıları da kalkmış, Allah’ın “tamamladım” buyurduğu dinin, eksiklerini tamamlayacaklarını söylüyorlar.

Kimler?

İlâhiyat profesörleri.

Daha önce de kaç kere demiştik ya. İllallah bu tip ilâhiyatçılardan.

Bu memlekette senelerdir “Dinde reform yapılmalı” teranelerini duyar dururuz.

Ama yapılamaz; yapılmaya kalkışılsa da Müslümanlar hem kabul etmez,
hem de itiraz ederler. Yapmak isteyenler bunu çok iyi bilmektedirler.

Bilhassa “dinde reform”a vatandaşlarımızın şiddetli bir allerjisi var.

Onun için bu tipler, “Yeniden Yapılanma” derler, “İslam Gerçeği” derler, “Gerçek İslam” derler de katiyyen “Reform” demezler.

Üstelik, “Hayır! Biz reform yapmak istemiyoruz” derler.

Onlara cevabımız:

İyi de, reform, deforma olan şeyde yapılır. Siz, İslam’ın
bozulduğunu, orjinalliğini kaybettiğini ve düzeltmek istediğinizi
söylemiyor musunuz?

O halde, yapmak istediğiniz, reform değil de nedir?

Bal gibi, ismi konulmamış bir reform.

Gelelim başta bahsettiğimiz toplantıya.

Gönlü Ferah Oteli’ndeki toplantıyı yöneten, eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş.

Toplantıda üç mesele ele alınıyor:

1) Kur’an ve Kur’an ilimleri,

2) Sünnet (Hadis) ve ilimleri,

3) Fıkıh ve usul-i fıkıh ilimleri.

Bunlarda ıslâhat yapacaklar. Ama, acaba hangisinden başlasalar.





Süleyman Ateş

Bir grup, fıkıh ve usûl-i fıkıh ilimlerinde tasfiye ile başlamayı teklif ediyor.

Bir grup, “önce sünneti (hadisleri) halledelim” diyor.

Öyle ya. Hadislerin doğru zannedilenleri bile şüpheli. Akla,
maslahata, hatta Kur’an’a uymayanı var. Uyulması gerekenlerle,
uyulmayanları da ayırmaları lâzım.

Üçüncü grup ise şöyle diyor:

- İşe Kur’an’dan başlayalım. Çünkü, Kur’an’da hatalar, imlâ bozukluğu var.

Hani, “Hadislerin Kur’an’a uymayanları bile olduğunu” söylüyordunuz.
Hadisler Kur’an’a uysa bile, bu durumda sizin hışmınızdan
kurtulamayacak. Çünkü siz Kur’an’ı bile hatasız kabul etmiyorsunuz ki.

Kur’an’da hatalar ve imlâ bozukluğu var diyen ilâhiyatçı devam ediyor:

- Hatta kısmen tashihe (düzeltmeye) başladım. Çok anlam düzelmeleri oluyor.

Bu kadar ileri gidilince, adaşım olan yazar, bir fırsat “Bul”up, söz “Aç”ıyor. Ve diyor ki:

- Bu kadarına da pes yani. Kur’an, tevâtüren nakledilmiş ilâhî kelamdır. Ondan şüphe kişiyi dinsizliğe götürür.

Süleyman Ateş müdahale ediyor:

- Senin söz hakkın yok. Üstelik ben Kur’an hakkında öyle şeyler biliyorum ki, söylesem yer yerinden oynar.

Keşke konuşsaydı, içindekileri öğrenseydik de tek yer yerinden oynasaydı.

Kur’an’ı düzeltecek olan, Hayri Kırbaşoğlu’ymuş.

Sünneti elemek isteyenler, daha çok Ankara İlâhiyatın öğretim görevlileriymiş.

Ama bu iki konuya sonra el atılacakmış.

Çünkü, toplantıda, “Fıkhı ve fıkıh usulünü ictihatla değiştirmek”
fikrinde olanlar çoğunlukta olduğu için önce ona karar verilmiş.

Değerli okuyucular, bu karar uygulanırsa, bütün ibâdetlerin şekilleri değişir.

Geçen sene, Orhan Uğuroğlu’nun “Söz Hakkı” programında konuşan Çorum
İlahiyat’ın Dekanı Prof. Hasan Onat, demek ki boşuna konuşmuyormuş.

Hacda, mikat mahallinin ihramsız geçilmeyeceği hakkında diyordu ki:

- Ben, mîkat mahallini ihramsız geçip, ihrama Cidde’de girdim. Fıkıh
kitapları, bu durumda bir kurban kesilmesini yazıyor ama ben
kesmeyeceğim. Çünkü göreceksiniz, birkaç sene sonra benim söylediğim
kabul edilecek. Zaten Hac yeniden dizayn edilmeli.

Toplantıda kimler varmış? Meselâ Hayrettin Karaman orada mıymış?

Evet, oradaymış. Ama bu konuşmalar karşısında hiç sesini çıkarmamış.

Bekir Topaloğlu ise bir laz fıkrası anlatıp geçmiş.

Eveeet! Durum vaziyeti bu sevgili okuyucular.

Anlaşılıyor ki, icmâ-ı ümmet silinmiş; sünnet/hadisler hakkında şüphe
var; Kur’an’sa, hataları(!) düzeltildikten sonra, müracaat edilebilir
hale gelecek.

Görüyorsunuz ki, eveleyip gevelemeden, isim vererek açık açık yazdım.

Ben o toplantıda yoktum. Kaynağım, şahitlerin konuşup ve yazdıklarıdır.

Buna rağmen, yazımda isimleri geçen zatların, haklarında yazılanlara
itirazları varsa, gönderecekleri açıklamaları samimiyetle bekliyorum.

İsterlerse, “Sükut ikrardan gelir” kâidesine göre, susmak da haklarıdır.

Esselâmü alâ meni’t-tebeal Hüdâ.

(Ali Eren, 3 Aralık 2001)




_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:02 pm

BATIL İNANIŞLAR





Jan
15
2009



Farelere adanan tapınak




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Hindistan’da Karni Mata isimli bu tapınak neredeyse tamamen
farelerin ibadetine adanmış. 151 yaşındaki Hindu tanrıça Shri Karniji
uzun ilahi yolculuğunu başından beri bu tapınakta sürdürdüğü için
oldukça kutsal olduğu düşünülen bu tapınağa hergün yüzlerce ziyaretçi
geliyor.


Yalnız mucizelerle dolu bu Hindu tanrıçasının tapınağının yerli
ziyaretçileri de fareler. Shri Karniji’ye tapanlar, tüm insanların
birgün fare olarak yeniden dünyaya geleceklerine inanıyorlar. Tapınağa
ibadet için gelenler buraya gelen yüzlerce farenin temiz olduklarını ve
bugüne kadar hiçbir hastalığa yol açmadıklarını savunuyor. Tapınağın
ziyaretçileri bu fareleri sadece beslemekle kalmıyor, kutsal saydıkları
bu farelerin daha önce kemirdikleri yiyecekleri de hiç çekinmeden
yiyorlar.


Zaman zaman aynı tabaktan yemek yedikleri bile oluyor. Tapınağa giren
çıkan bu farelerin nasıl çoğaldıkları bir sır. Fareler tapınağı ve
çevresini hiç terk etmiyor. Fakat tapınak görevlileri bugüne kadar
ortalıkta hiç yavru fare görmediklerini belirtiyorlar.


Genellikle gri olan farelerin sadece birkaç tanesi beyaz. Bu beyaz
farelere dokunma şansını elde edenllerin hayatları boyunca kutsanacağına
inanılıyor.
(Ekolay, 1-2009)Share|









Jan
07
2009



Mormonlar ve Türkiye operasyonu




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Genel anlamda dinlerdeki dünyanın son zamanlarıyla ilgili
öğretilere “Eskatoloji” denir. Hıristiyan eskatolojisinde “Mesih’in
İkinci Gelişi”nin ve “ Kıyamet Savaşı”nın özel bir yeri vardır. Bu
inanca göre, İsa Mesih’in İkinci Gelişi’yle birlikte Hıristiyanlar,
İsrail’deki Megiddo Ovası’nda Mesih-Karşıtı olan “Gog ve Magog ( Yecüc
ve Mecüc) Ordusu”nu yok edecektir.
Kimi Hıristiyanlar, bu savaşın ardından yeryüzünde 1000 yıllık bir
Mesih Krallığı kurulacağına da inanırlar. Böylece yeryüzünde kendilerini
“Tanrı’nın Ailesi” olarak gören Hıristiyanlar egemen olacaktır (!?) Bu
1000 yıllık döneme “Milenyum” adı verilmektedir. Bu inancın Başkan Bush
ile ye dönüştüğü haklı olarak savunulmaktadır.
Bu inanca sahip olan yeni dini akımlardan birisi Mormonlar’dır. Bu
makalede Mormonların ortaya çıkış sürecini, mevcut durumlarını, Mesih ve
kıyamet başta olmak üzere inançlarını ve Türkiye’ye yönelik olarak
yürüttükleri faaliyetleri ele alacağız.
Mormonların Ortaya Çıkışı
Mormonlar, Hıristiyanlıkta yeni türeyen akımlardandır. Mormon
inancına göre, “İsa`nın ve elçilerin emekleriyle kurulan kilise yani
gerçek Hristiyanlık, Konstantin dönemine kadar (M.S. 312) yeryüzünden
silinmiştir.” Mormonlar bu noktadan hareketle kendilerini İsa’nın gerçek
izleyicileri olarak görmektedirler. Nitekim bu görüşleri kiliselerine
vermiş oldukları isimden de anlaşılmaktadır. Mormonlar kendilerini “The
Church of Jesus Christ of Latter-day Saints: Mesih İsa Kilisesinin Son
Zaman Azizleri” olarak adlandırırlar.
Bu nedenle genellikle Protestanlık içinde değerlendirilirse de Luther
ve Calvin gibi protestan önderlere değil de Joseph Smith’in (1805-1844)
öğretilerine dayanır. Bu yüzden Mormonların protestanlarca da sapkın
sayılırlar. Bu tür tartışmalar Türkçe misyoner literatürüne de
yansımaktadır.
Mormonluk üzerine çalışma yapmış ender Türk akademisyenlerden Yasin
Aktay’ın belirttiği gibi “ Mormonluk Amerika’da ortaya çıkmış bir
dindir. Kendini Hıristiyanlığın çağımızdaki daha doğru yorumu olarak
ikame eden bir dünya dini olarak sunmak istese de Amerikalılık bu dinin
her yanına sinmiş durumdadır. Amerika’daki dinlerin büyük bir çoğunluğu,
aynı zamanda Amerika’ya dinsel teolojik bir rol atfederler. Tanrı’nın
uzun vadeli plânlarında Amerika’ya adeta ikinci bir vadedilmiş toprak
statüsü tanınmış olduğuna dair his, hatta inanç, son derece yaygındır.”
İsa’nın İkinci Gelişi ve Kıyamet Savaşı
Mormonların Hz.İsa’nın yeniden gelişine dair inançları ve bu gelişe
hazırlanmak için bu gelişin hazırlanması için yükümlülükler söylemi,
başta the Book of Mormon’da olmak üzere bütün kutsal metinlerinde
merkezî bir yer tutar.
Mormonlar da diğer evangelik unsurlar gibi, Allah’ın ahir zamanda
İsrailoğullarını vadedilmiş topraklarda bir araya getireceğine dair
güçlü bir inanca sahipler. Tanrı’nın Krallığı’nın tesisiyle sonuçlanacak
bu süreç, aslında Yahudilerin çoğunun ölümüyle sonuçlanacak bir büyük
savaşı, yanİ Armegedonu içeriyor. Mormonluk da diğer Amerikan dinleri
gibi bütün hesaplarını, gelecekle ilgili bütün siyasî ve ekonomik
yatırımlarını bu savaş üzerine kurmaktadır.1841`de Mormonların önemli
isimlerinden Elder Orson Hyde, Kudüs`e yollanmıştı. Hyde, burada `
Siyonist` bir dua etmiş ve tüm Kutsal Topraklar`ın Yahudilere ait
olduğunu Zeytin Dağı`ndan aşağıya bağırarak kendince ilan etmiştir.
Mormonluğun Doğuşu
Mormonluğun tarihi 1820 yılında Batı New York bölgesinde yaşamakta
olan ve o zamanlar ondört yaşında olan Joseph Smith’in yaşadıklarına
dayanır. Smith’in kendi anlattıklarına dayanan Mormon tarih kayıtlarına
göre, 1820 yılında ondört yaşındaki Smith, kişisel bir bunalım
döneminden geçmekte, ruhsal fırtınaların arasında yolunu kaybetmiş
olarak yolunu aramaktadır. Bu esnada etrafta bulunan sayısız din ve
kilisenin arasındna hangi dinin daha doğru olduğu, hangi kilisenin doğru
yola yönlendirdiği konusunda tam anlamıyla bir kararsızlık hali
yaşamaktadır. Mevcut olanlardan hiç birinin içindeki fırtınaları
dindirebilecek bir sağlam liman oluşturamadığını hissetmektedir. Bu
ondaki ruhsal huzursuzluğu daha da artırmakta, ama aynı zamanda yoğun
varoluşsal sorular eşliğinde arayışını daha da motive etmektedir.
Smith’in babasının çiftliğinin yakınlarında bir ağaç koruluğu vardır.
Allah’a ne yapması gerektiğini sormak üzere o koruluğun içine kendini
atmayı alışkanlık haline getirmiştir. Daha önce Hz. İsa’nın
havarilerinden James’ın mektubunda okuduğu üzere, akıl ve hikmetten
yoksun kalmış olanların veya akıl ve bilgelik arayanların yapmaları
gereken bir şey olarak bu alışkanlığı edinmişti.
Bu ziyaretleri esnasında Tanrı ve İsa’nın ayrı varlıklar olduğunu ve
insanlar gibi göründüklerini kendisine öğreten vahiyler almıştır. Bu
bilgiler hakim bir çok dinin genel kabullerine aykırı şeylerdir. Bu
koruluğa ziyaretlerini sürdüren Smith, 21 Eylül 1823’te yani ilk vahyi
aldıktan tam üç yıl sonra, Tanrı’ya kendisine daha açık bir şekilde
göstermesi için dua etmiş, Tanrı da kendisine yol göstermek üzere elçisi
Moroni’yi göndermiştir.
Bu esnada Moroni kitabı değil sadece kitabın haberini getirmiştir.
Hatta kitabın nerede bulunduğuna dair haberi de vermiştir. Joseph de
kendisine tarif edilen yere, yani Cumorah Tepesi denilen yere ertesi gün
giderek eliyle koymuş gibi altın levhalara yazılı kitabı taş bir
sandukanın içine konulmuş olarak bulur, ama kitabı bu sefer sadece
görmesine izin verilmiştir. Bundan sonra, kendisine verilecek olan
kitabın ağırlığını kaldırabilmesi için dört yıllık bir eğitime tabi
tutulması gerekecektir. Bu yüzden Moroni Smith’e ilk görünüşünün her yıl
dönümünde Cumorah Tepesi denen yerde buluşmaya çağırdı. Her
yıldönümünde oraya gittiğinde kendisiyle görüşmekte ve her seferinde
kendisini, Tanrı’nın mahiyeti ve planları, Tanrı Krallığının mahiyeti,
mevcut kilise veya dinlerin bu Krallığı gerçekleştirme bakımından
yetersizliği, tahrif edilmişliği hususunda aydınlatmakta ve gerçek
kilisenin yeniden restore edilmesi işleminin kaçınılmaz bir ihtiyaç
olduğunu, bunun için de kendisinin seçilmiş olduğunu söyleyerek,
kendisini büyük göreve hazırlamıştır.
Nihayet 1827 yılının 22 Eylül’ünde Moroni, yine Joseph’e aynı tepede
her yıl buluştukları yer ve zamanda görünmüş, ama bu sefer kendisine
İngilizce’ye çevirmek üzere altın levhaları vermiştir. İbranice bilmeyen
Joseph’in bu kitabı nasıl çevireceği de kendisine ilahi bir destekle
bildirilmiştir. Antik dönemde peygamberler tarafından bir dili çözmek
üzere kullanılmış olan Urim ve Thummim genç Joseph’e İbranice’yi
anlamasını ve bu dildeki metinleri İngilizce’ye çevirmesi için yardımcı
olacaktır. Zaten çeviri devam ettiği süre içinde Moroni’nin desteği de
devam etmekte, sürekli yapılan çevirilerin doğruluğunu temin etmek üzere
kontrol etmektedir. Bu yüzden yapılan çevirinin de ilahi destekli ve
onaylı bir çeviri olduğuna inanılmaktadır.
John Smith ve Moroni
Bu yüzden Mormonlar temel kitapları olan Mormon Kitabının yanı sıra
İncil’i de kapsayan bir dinsel metin küliyatına sahiptirler. Mormon
tapınak merkezinin bazı resmi baskılarıyla, İncil’in Smith tarafından
yapılmış çevirisi ile Mormon Kitabı, Doctrines and Covenants ve Pearl of
Great Price bir arada yer almaktadır.
İnsanın geleceğini kendi davranışlarıyla belirlediğini kabul eden
Mormonlar kaderciliğe karşı çıkarlar. Mormonlar’a göre, kıyametten sonra
üç krallık olacak: “Gökteki Krallık,” “Yeryüzü Krallığı” ve “Yalancılar
İle Zina Yapanların Öbür Dünyadaki Krallığı”.
Örgütlenme Modeli
Mormonlar, Hristiyanlıkta varolan ruhbanlık sistemi yerine
kendilerine özgü bir sistem geliştirmişlerdir. Mormon inancına göre dört
mertebe bulunmaktadır. Bunlar,
• Diyakoz,
• Öğretmen,
• Harun Rahibi (Harun Kahini) ve
• Melkizedek Rahibi (Melkizedek Kahini)’dir.
Topluluk bünyesindeki bütün erkekler 12 yaşında diyakoz, 14 yaşında
öğretmen, 16 yaşında da “Harun rahibi” sıfatını kazanırlar. Yaklaşık iki
yıl sonra “yaşlı” sıfatıyla, daha çok manevi konularla ilgili
“Melkizedek rahipliği”ne erişebilirler ve 18 ay süreyle misyonerlikle
görevlendirilebilirler. Birer kurul biçiminde örgütlenmiş her aşamanın
kendine özgü etkinlikleri vardır.
Yapılanmada ise en üstte aynı zamanda peygamber olduğuna inanılan
Kilise Başkanı bulunmaktadır. Başkanın iki danışmanı vardır; Başkan ve
Danışmanlar, Birinci Başkanlık’ı oluştururlar. Onların altında Onikiler
(Elçiler) Kurulu vardır. Bu kurulun altında ek üyelerle birlikte
Yetmişlerin Meclisi (Yetmiş Başkan) bulunmaktadır. Bu meclisin altında
da dünya çapında başka meclisler vardır.
Ayrıca, topluluk çeşitli bölgelere ayrılmıştır ve bölge başkanları
tarafından yönetilmektedir. Bu bölgeler de yerel topluluklara ya da
dallara ayrılırlar. Bunlar piskoposlar tarafından yönetilir.
Mormon Kitabı
Mormonlar’ın kutsal kitabı olan “Mormon Kitabı” ilk kez 1830’da New
York’ta yayımlanmıştır.Mormon dininin kurucusu Joseph Smith’e vahiy
yoluyla indirildiğine inanılan bu kitap, milattan yüzyıllarca önce
Peygamber Lehi önderliğinde Kudüs’ten Amerika’ya göç ettiğine inanılan
bir grup İbrani’nin tarihini anlatmaktadır. İnanışa göre, bunlardan
inançlarını unutarak putperest olan “Lamanlar,” Amerika yerlilerinin
ataları. Öteki grup “Nephiler” kültürel olarak gelişip büyük kentler
kurmuşlarsa da, M.S. 400’de Lamanlar tarafından yok edilmişler. Ama bu
olaydan önce Hz. İsa, Nephiler’e görünmüş ve öğretisini onlara aktarmış.
Taraftarlarının Tanrı’nın sözü kabul ettikleri Mormon Kutsal Kitabına
göre yeni bir Kilise kuruldu. Bu kilise, “İsa’nın Son Gün Azizleri
Kilisesi” diye adlandırıldı. Taraftarlarına da “Mormon” denildi.
J. Smith’e göre Amerikalılar, İsrail kabilelerinden gelmiş ve
kızılderililerle beyazlardan oluşmuştur. İsa, dirildikten sonra,
beyazlar arasında faaliyette bulunmuş, fakat onun kilisesi
Kızılderililerce tahrip edilmiştir. Son beyazlar, XV. yüzyılda yaşamış
Mormon ile oğlu Moroni’dir. Tabletleri onlar gömmüş ve Smith de
bulmuştur.
Mormonlar Yeni Kudüs’ü Kuruyor
Smith, yeni Kudüs’ün Kirtland’da kurulmasına dair, 1831’de bir vahiy
aldığını açıklamıştır. Bu yeni inanç sistemi, orada, büyük bir gelişme
göstermiştir. Değişik yerlerde taraftar bulmak için, 1835’de, 12 kişiyi
misyoner olarak göndermişlerdir. İlk Mormon misyonerleri Liverpol’e
ulaşmış ve 8 ay içinde 200 kişiyi kendi inançlarına
kazandırmışlardır.Mormonlar, dini ve siyasi muhalefetle karşılaşmış,
Kirtland’ı terk ederek Missouri’ye; oradan da aynı muhalefetle
karşılaşınca Missisipi’yi geçerek İllinois’e gitmişlerdir. 1840’da
“Nauvoo” şehrini kurmuşlar ve başarılı olmaya başlamışlardır. İngiltere
ve Güney bölgelerden birçok taraftar, bu yeni kurulan şehre göç
etmiştir.
Mormonların göç güzergahı
Mormonlar, farklı dini kimlikleri ve yaşantıları, ayrıca bulundukları
yörelerde elde ettikleri ticari ayrıcalıklar ve siyasal güçleri
dolayısıyla toplumun diğer kesimlerinin düşmanlığını kazanmış, bu
nedenle muhtelif bölgelere göç etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Son
olarak yerleştikleri İllinois’da da bölge halkının tepkileri eyleme
dönüşmüş ve Joseph Smith önce hapse atılmış daha sonra da linç edilerek
öldürülmüştür (1844).
Smith’in ölümünden sonra kimin lider olacağı tartışması gündeme
gelmiş, Mormonların büyük bir kısmı bu yeni dini hareketin önde gelen
isimlerinden Brigham Young`ın liderliğini kabul emiştir.
Mormonlar’ın Joseph Smith’ten sonra ikinci peygamber olarak kabul
ettiği Young, Amerika’nın kuzey doğusundan Salt Lake City’ye kendilerine
vaad edilmiş toprağı bulmak üzere 1846 yılında yapmak zorunda
kaldıkları uzun yolculuğu planlayan ve idare eden kişidir. Mormonluğun
biçimsel formasyonunu büyük ölçüde Young tarafından gerçekleştirmiştir.
Young, 37 defa evlenmiştir. Brigham Young, “On İki Havariler Konseyi”
adına Mormonlar’ı Utah’a kadar götürmüştür. Utah’ta “Büyük Tuz Gölü”
kıyısında, “Tuz Gölü Şehri”ni kurmuşlardır. Bu şehre de, İngiltere ve
İskandinav ülkelerinden birçok göçmen mormon gelmiştir.
Kısa bir süre sonra bölgedeki siyasi inisiyatifi ele geçiren
Mormonların lideri Young 1851’de bölge valisi olmuştur. Ancak, Başkan
James Buchanan döneminde (1857-61) federal hükümetin yetkilerine karşı
çıkması, Young’ın görevden alınmasına ve Mormon milisleriyle federal
kuvvetlerin karşı karşıya geldiği Utah Savaşı`na yol açmıştır. 1857’de,
Mountain Meadows Kıyımı olarak bilinen olayda başıbozuk Mormonların
California’ya giden kervanlara saldırarak Mormon olmayanları öldürmeleri
ise savaşın şiddetini artırmış ve bu savaş dönemi Utah’ta Mormonların
doğrudan siyasal denetiminin ortadan kalkmasına neden olmuştur. Bir
kısım Mormon ise Young`ın liderliğini kabul etmeyerek, İllinois’da
kalmış ve burada Joseph Smith’in ilk eşi Emma ve oğulları III. Joseph
Smith’in de katılımıyla 1860 yılında “Son Zaman Azizleri Yeniden
Örgütlenmiş İsa Mesih Kilisesi’ni (Reorganized Church Of Jesus Christ Of
Latter Day Saints) ”, merkezi Smith’in 1831’de “Sion” (inanışa göre
Kudüs’ün ABD’de yeniden inşa edileceği yer) olarak belirlediği
İndependence olmak üzere resmen kurmuşlardır. Faaliyetlerine halen
anılan isimle devam eden sözkonusu Mormon grubu, o tarihten bu yana
Smith’in soyundan gelen ve peygamber olduğuna inanılan kişilerce
yönetilmektedir.
Mormonların yerleştiği bölgeler kısa bir zamanda gelişmiş ve 1850’de
Amerikan Hükümeti tarafından Utah Federe Devleti yapılmıştır. Mormonlar
burada çok güçlenmişler ve büyük bir Mormon tapınağı inşa etmişlerdir.
Başkent, Salt Lake City, aynı zamanda Dünya Mormonlarının merkezidir.
1990 sayımına göre nüfus 159.936’dır. Utah’ta yaşayanların % 70’i, Salt
Lake City civarında yaşayanların da % 62’sinin mormondur.
Mormonların İnançları
Kendi kaynaklarına göre hareketin lideri olan Joseph Smith 1830’da inanç ilkelerini şöyle belirlemiştir.
1. “Biz Tanrı Ebedi Baba`ya, O`nun Oğlu İsa Mesih`e ve Kutsal Ruh`a inanıyoruz.
2. Biz insanların Adem`in suçu için değil, kendi günahları için cezalandırılacağına inanıyoruz.
3. Biz tüm insanların Mesih`in kefareti aracılığıyla, Sevindirici
Haber`in yasalarına ve törenlerine uyarak kurtulabileceğine inanıyoruz.
4. Biz Sevindirici Haber`in ilk ilkelerinin ve törenlerinin Rab İsa
Mesih`e iman Tövbe Günahlardan bağışlanmak için suya daldırılarak
yapılan vaftiz Kutsal Ruh Armağanı`nın ellerin baş üzerine konularak
verilmesi olduğuna inanıyoruz.
5. Biz Sevindirici Haberi vaaz etmek isteyen ve onun kutsal
törenlerini uygulamak isteyen bir kişinin Tanrı tarafından peygamberlik
aracılığıyla çağrılması gerektiğine ve yetkili kişiler tarafından
ellerin baş üzerine konularak atanması gerektiğine inanıyoruz.
6. Biz İlk Kilise`de var olan aynı organizasyona inanıyoruz, yani
havariler, peygamberler, çobanlar, öğretmenler, gezici vaizler vesaire.
7. Biz dil, peygamberlik, vahiy, görümler, iyileştirme, dillerin tercümesi armağanlarına ve diğer armağanlara inanıyoruz.
8. Biz Kutsal Kitap`ın doğru tercüme edildiği kadar Tanrı`nın Sözü
olduğuna inanıyoruz; biz ayrıca Mormon Kitabı`nın da Tanrı`nın Sözü
olduğuna inanıyoruz.
9. Biz Tanrı`nın açıklamış olduğu ve bugün açıklamakta olduğu her
şeye inanıyoruz, ayrıca Kendi Krallığı hakkında daha birçok büyük ve
önemli şeyler açıklayacağına da inanıyoruz.
10. Biz İsrail`in tam olarak bir araya toplanacağına ve On Oymak`ın
geri geleceğine inanıyoruz; Sion (Yeni Yeruşalem) Amerika kıtasında inşa
edilecek ve Mesih`in bizzat kendisi dünyayı yönetecektir. Dünya
yenilenecek ve cennetsel görkemine kavuşacaktır.
11. Biz vicdanımızın sesine uyarak her şeye gücü yeten Tanrı`ya
ibadet edebilmenin bizim hakkımız olduğunu ve herkesin de aynı
ayrıcalığa sahip olduğunu ve buna izin verilmesini öne sürüyoruz,
bırakın insanlar nasıl istiyorlarsa, istedikleri yerde istedikleri şeye
ibadet etsinler.
12. Biz krallara, başkanlara, yöneticilere, yargıçlara bağlı olup
yasalara uymamız gerektiğine, yasalara saygı gösterip desteklememiz
gerektiğine inanıyoruz.
13. Biz dürüst olmaya, doğru olmaya, iffetli olmaya, hayırsever
olmaya, erdemli olmaya ve herkese iyilik yapmamız gerektiğine
inanıyoruz; gerçekten de, Pavlus`un öğütlerine uyduğumuzu söyleyebiliriz
– Biz her şeye inanır, her şeyi umut ederiz; birçok şeye katlandık ve
her şeye katlanabilmeyi umut ediyoruz. Eğer doğru olan güzel bir şey
veya hakkında iyi konuşulan ya da övgüye değer bir şey varsa, biz bu
şeylerin peşinden koşarız.”
Mormonlar, yöneticilerinin peygamber olduğuna ve kendilerinin yegane
doğru kilise olduğuna inanırlar. Vahiy sürecinin devam ettiklerine
inandıkları için inanç ve uygulamalarda da, zamana ve zemine göre
düzenlemeler söz konusu olabilmektedir.
Mormonluğun doğduğu dönemlerde Amerika’da popüler olan ırkçılık,
gerekse Mormonların, Mormon kitabı içeriğinde de bahsedildiği üzere
siyah ırkı lanetlenmiş olarak görmeleri nedeniyle zenciler uzun bir
dönem Mormon Kilisesi’ne kabul edilmemişler, ancak 9 Haziran 1978’de
dönemin kilise başkanının bu konuda bir vahiy aldığını ve “Tanrı’nın
zencilerin kiliseye kabul edilmesinin önündeki engellerin kalktığını
bildiren bir ilahi mesaj gönderdiğini” bundan böyle kiliselerine
zencilerin de kabul edileceğini bildirmesi üzerine kiliseye dahil olup
belirli mertebelere ulaşma imkanı bulabilmişlerdir.
İnanç esasları arasında yer alan çok kadınla evlilik, 1895’de W.
Woodruft tarafından kaldırılmıştır. Ancak bir çok Mormon, “baskı altında
gelen vahiy” gerekçesiyle bu kararı tanımayarak, sahih Mormonluğa devam
etmek adına çok evlilik uygulamasına devam etmiştir. Bu türden örnekler
zaman zaman yargıyı harekete geçirmektedir. Tütün ve içki yasak
olduğundan ayinler sadece ekmek ve su ile yapılır.
Mormonlara göre İsa’nın yeniden döneceği yer Amerika’dır, yeni Kudüs
Amerika’da kurulacaktır; bizzat İsa hükümdar olacak, dünyayı yenileyecek
ve tıpkı cennet gibi yapacaktır. İsa, bin yıllık bir saltanat sürecek
ve onu inananlar, yardımcı olanlar (Mormonlar) kurtulacaklardır.
Mormonların Sosyo-Ekonomik Durumu
Mormon kilisesinin çok büyük örgütsel gücü ve sosyal ve malî
imkânları vardır. Kiliseye bağlı bir çok menkul ve gayrimenkul emlâkle
son derece zengin bir örgütü, kendine ait üniversitesi (Brigham Young
University), televizyon kanalı ve şirketleriyle Amerika’nın en güçlü
kiliselerinden biridir. Sıkı ve düzenli örgütsel yapı, açık kuralların
varlığı ve yoruma açık dine sahip olmaları, muhtemel ihtilafları
geciktirmeksizin ve Mormon cemaatinin faydalarını gözetecek şekilde
anında çözecek peygamberlerinin varlığı, Mormonların kısa zamanda kat
etmiş oldukları mesafeyi açıklıyor. Özellikle sonuncusu, yani yaşayan
bir peygamber, ihtilaf vukuunda ilahi vahy destekli bir çözüm imkanı
sunarak iç sürtüşmelerin bir mezhepleşmeye yol açmasını engelliyor. Yani
Mormon kilisesinin başkanı aynı zamanda özel ilâhî işaretlerle seçilmiş
olduğu kabul edilen bir peygamberdir ve bu tür bir liderin varlığı
tartışmaların kilitlendiği yerde ilâhî bir işaretle bitirilmesini
sağladığı için derin ihtilaflara yol açabilen tartışmalar kolayca
çıkmamaktadır. Bu durum cemaat içi demokratik siyasî katılım
kanallarının fazla gelişmemesine yol açması dolayısıyla eleştiriye konu
olmaktadır. Utah eyaletinin de Mormon kilisesine ait olduğunu söylemek
mümkünken, bu eyaletin bütün dünyadaki ekonomiler içerisinde en hızlı ve
istikrarlı gelişmekte olan bir yapıya sahiptir.
Mormonlar Utah’ta baskıcı tutumları ile tanınmaktadır. “Safiye
Sultan’ın yazarı Ann Chamberlin, Mormonların baskısından yakınmakta idi.
Ayça Atikoğlu’nun aktardığına göre “Chamberlin… Mormonların baskısından
sonra Türkiye’de kendisini çok özgür hissediyordu. Ann’in bir çiftlikte
kocası ve iki oğluyla yaşadığı Utah, tümüyle Mormon tarikatının
idaresindeymiş. Mormonlar o denli baskıcıymış ki, yazara göre radikal
İslamcılar bile onların yanında özgürlükçü kalırmış. Utah’da devlet
okulları da Mormonların yönetiminde olduğu için Ann, oğullarını özel bir
okulda okutarak Mormonların etkisinden uzak tutmaya çalışıyormuş.”
Misyonerlik Faaliyetleri
Mormonlar kendilerine yeni taraftarlar kazanmak amacıyla misyonerlik faaliyetlerine de önem vermektedirler.
İlk defa 1835 yılında Joseph Smith tarafından Hz. İsa’nın 12 havarisi
örnek alınarak 12 kişinin kendisine taraftar kazanmak için çeşitli
ülkelere gönderilmesiyle Mormonların misyonerlik hareketi başlamıştır.
Günümüzde ise Güney Amerika’da, Kanada’da, Avrupa’da ve Dünyanın birçok
yöresinde fikirlerini yaymak üzere şube ve bürolar kurmuşlardır. Dünya
çapında sayıları 200 civarında bulunan misyoner grup taraftar kazanmaya
çalışılmaktadır. İsa Mesih`in Son Zaman Azizleri Kilisesi (Churc Of
Jesus Christ Of Latter-day Saints)”nin resmi internet sitesinde yer alan
ve 31.12.2001 tarihi baz alınarak hazırlanan verilere göre görevi
sadece misyonerlik olan ve bütün mesaisini bu yönde sürdüren 60.850
misyoner bulunmaktadır.
Merkezi Utah olan Mormonların resmi internet sitesinde yer alan ve 31
Aralık 2001 tarihi baz alınarak hazırlandığı görülen istatistiki
verilere göre; kilisenin 160 ülkede temsilciliğinin bulunduğu, Dünya
çapında toplam 11.394.522 üyesi olduğu, 2001 yılı içerisinde 292.612
kişinin dinlerini değiştirerek kendilerine katıldığı iddia edilmektedir.
Donald S. Tingle’ın, “Son Zaman Azizleri (Mormonlar)” başlıklı
makalesine göre “Mormonlar, dünyanın en hızlı gelişen dinsel kuruluşu
olduklarını iddia etmektedirler. Kendilerine ait etkileyici istatistik
raporları bu iddiaya ağırlık kazandırmaktadır. 1981 yılının Nisan ayında
yapılan 151. Yıllık Genel Konferanslarındaki bilgiye göre 83 ülkedeki
üye sayıları 4.638.000`e ulaşmıştır. Otuz bin misyoner her gün yeni
insanları Mormonlaştırmaya devam etmektedir. 1980 yılında günde 578 kişi
vaftiz oluyor, Mormon olarak yetiştirilen 65.000 bebeğin vaftizini
saymazsak, vaftiz olanların toplam sayısı yılda 211.000 kişiye
ulaşıyordu.
1981 yılında Mormonlar, daha küçük boyutta dokuz tapınak
yapacaklarını duyurdular. Böylece inşaatı biten, devam eden ya da
planlanan tapınakların sayısı otuz yediye çıktı. Bir önceki yıl yedi
tapınağın inşaa planı duyurulmuştu.”
Amerika`nın en popüler dergilerinden biri olan U.S. News 13 Kasım
2000 tarihli sayısının kapak konusunu Mormon cemaatine ayırmıştır.
Aslında Mormonlar, bilimsel düşünce ve modern toplum yargılarıyla
ters düşen bir sürü düşünceye sahip; o yüzden diğer dinî cemaatlerden
büyük tepki alıyorlar. İncil`i kendilerine göre yorumluyor, tarikatın
kurucusunu peygamber olarak görüyor, Tanrı`ya fiziksel bir vücut
giydiren grup, insanın o vücuttan bir parça olduğuna inanıyor. Çok
kadınla evlenmeyi teşvik eden grup liderlerinden pek çoğunun bir düzine
hanımı olduğu biliniyor.
Dünyanın birçok yerinde faaliyet gösteren Mormonların topladığı
bağışların ve elde ettikleri gelirin yıllık miktarı, 25-30 milyar dolar
arasında değişiyor. Son yıllarda ticarî sahalara da girmiş olan grubun
bankaları, hastaneleri, fabrikaları var; ayrıca iki televizyon, 12 radyo
istasyonuna sahip oldukları, gazete ve dergilerinin olduğu da
biliniyor. Elde ettikleri kârla 12 bin mahallî kilise açan grup, kurduğu
`toplantı evleri` vasıtasıyla taraftarlarını yetiştiriyor…
Çok sıkı yetiştirildikleri ve kapalı bir cemaat oldukları, deyiş
yerinde ise ser verip sır vermedikleri için, Amerika’nın Ulusal Güvenlik
Örgütü (NSA), elemanlarını özellikle Mormonlar’dan seçmektedir. NSA,
aracılığı ile Amerika dünyadaki elektronik iletişimin yüzde doksanını
izlemektedir.
MORMONLARIN TÜRKİYE OPERASYONU
Son zamanlarda Türkiye’de yeniden faaliyet gösteren misyoner
gruplardan birisi Mormonlardır. Yeniden diyoruz, çünkü Mormonların
topraklarımızda Sultan Abdülhamid döneminden itibaren boy göstermeye
başlamıştır. Joseph Wilford Booth ve Rebecca (Reba) Moyle Booth “Turkish
or Armenian Missions”nda görev yapan misyonerlerdi.Sultan Abdülhamid,
Mormonların yanı sıra misyonerlik faaliyetlerine karşı dikkatli olunması
için tedbirler aldırmıştır. Araştırmacı Ömer Faruk Yılmaz bu bağlamda
Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nden şu vesikayı örnek olarak vermektedir
-sadeleştirilmiş-: “Amerika’da ortaya çıkan Mormon mezhebini Osmanlı
memleketlerinde yaymak gayesiyle Amerikalı Albert Herman isimli bir
şahsın Haleb’e gelerek ara sıra da olsa çevreyi dolaşmakta olduğu, ele
geçirilen evraktan bu kişinin zararlı halinin yeteri kadar isbat edilmiş
bulunduğu keyfiyeti Dahiliye Nezareti’ne arz edilmiştir. Bu halin
getireceği zarar malum olduğundan gereken tedbirlerin alınması Padişah
Efendimizin emir ve iradeleri gereğidir.” Mormonların Avrupa
örgütlenmesinin irtibat merkezi olan Almanya/Frankfurt’ta kurulu “The
Churc Of Jesus Chirist Of Latter-Day Saints Area Office Of The General
Counsel” (Son Zaman Azizleri İsa Mesih Kilisesi Bölge Ofisi Genel
Konseyi) aracılığıyla ülkemizde de resmi olarak faaliyet göstermek
amacıyla 1994 yılı içerisinde girişimlerde bulunmuştur.Bu çerçevede,
1994’ten önceki dönemlerde Robert Kolej’de öğretmen olarak görev yapan
George Lemion C. ile eşi Clara L.’nın, Beşiktaş’taki bir adreste söz
konusu kilisenin Ruhani Mahfili’ni açmak amacıyla Avukat Necati T.
aracılığıyla başvuruda bulunmuştur. Güvenlik birimleri bu konuda olumsuz
görüş bildirmişlerdir. Ancak yine de Mormon msiyonerler belirtilen
adreste toplantılar ve çeşitli etkinlikler yapmışlardır.
Ağustos 1999 tarihinde ülkemizde meydana gelen deprem sonrasında
Mormon Kilisesinin temsilcileri olan Clark COX ve Janet COX isimli
şahıslarca yardım faaliyetinde bulunmak üzere İstanbul’da ofis açmak
için Dışişleri Bakanlığı nezdinde izin talebinde bulunmuşlardır. Gerekli
iznin alınmış ve 1996’da kurulan “Latter-Day Saint Charities (LDSC)”
isimli kuruluş tarafından deprem bölgesine yönelik yardım, propaganda ve
örgütlenme faaliyetleri yürütmüşlerdir.
LDSC isimli kuruluşun temsilcilerinin deprem çalışmalarından sonra da
ülkemizde kalmışlardır. Söz konusu Mormon kuruluş ile Tarımsal Enerji
ve Mekanizasyon Araştırma Vakfı (TEMAV) ve Atılım Üniversitesi arasında
yardım ve işbirliği yapmak amacıyla protokol imzalanmıştır. Bu protokol
Dışişleri Bakanlığı’nın da olumlu görüşleri alınarak Yükseköğretim
Kurulu Başkanlığınca onaylanmıştır. Böylece mormon misyonerler öğretim
görevlisi olarak Atılım Üniversitesinde görev almışlardır. Söz konusu
Mormon misyonerler Atılım Üniversitesi ve TEMAV yöneticilerinin
girişimleriyle ülkemizde ikamet ve çalışma izni almışlardır.
Mormon misyonerler, propaganda ve örgütlenme amacıyla Köy Hizmetleri
ve GAP İdaresi Başkanlığı personeline, 8 Milletvekiline, Hacettepe
Üniversitesi öğrencilerine ve bazı yurttaşlarımıza ücretsiz yabancı dil
eğitimi vermişlerdir.
Mormonlar, internette de Türkiye’ye yönelik propagandalara başlamış
durumdadırlar. İstanbul’da Etiler’de bir ev kiliseleri faaliyet
halindedir. İzmir ve Ankara’da henüz kilise açılmamış olmakla birlikte
ilk örgütlenmeler tamamlanmıştır. İzmir’deki faaliyetlerde tekstil
ticaretiyle uğraşan “Aysel Barışcan” başı çekmektedir.
Araştırmacı olduğumuzu belirterek İstanbul’daki kiliselerindeki bir
ayine gözlemci olarak katıldık. Kilise üyeleri Amerikalı, Avrupalı,
Afrikalı ve Türklerden oluşmakta. Burada Türkiye’deki faaliyetleri
koordine eden Amerikalı mormon misyoner çift Pia ve Tom Savoldi ile
tanıştık. Utah Eyaleti’nden gelen misyonerlere çeşitli sorular
yönelttik; ancak bu sorularımıza kaçamak cevaplar aldık. Türk üyelerden
birisi olan bize aracılık eden Emin Diker, Almanya’da Mormonlara
katılmış. Tanıştığımız üyelerden birisi ise Rusya’ya hizmet amacıyla
gidip Mormon bir kadınla evlendiği için din değiştiren bir gençti. Bu
toplantıda yapılan konuşmalardan Mormonların özellikle yardımlaşma ve
dayanışma dernekleri üzerine odaklandığı anlaşılıyordu. Bu konuda
“İstanbul Fatih Rotary Kulübü” gibi kimi Rotary kulüpleri de bu konuda
Mormonlara lojistik destek vermektedir.
16 Temmuz 2003 Dedeman Oteli, Saat 19:30’da başlayan
toplantıda.Türkiye’de alan dışında görünmekle birlikte en etkili
faaliyet gösteren mormon misyoner Steven R. Covey olmalı. 1989`da
basılan “The 7 Habits of Highly Effective People” (Yüksek Derecede Etkin
İnsanların Yedi Alışkanlığı” isimli kitabı yıllarca New York Times`ın
Best Seller listesinde yer almıştır.
Covey, Harvard Universitesinde MBA`ı bitirdikten sonra University of
Provo`da doktorasını tamamlamıştır. Tez konusu 1776`dan beri Amerika’da
başarı için yazılanların bir değerlendirmesidir. Covey’in bu çalışmadan
çıkardığı temel sonuç şudur: II. Dünya Savaşı’na kadar Amerika’da başarı
karaktere bağımlı kabul edilmiş iken daha sonraları iletişim ve dış
görünüş gibi ikincil özellikler öne çıkılmaya başlamıştır. Covey,
“Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” listesi insanları eskiden olduğu gibi
tekrar karakter temelli değer yargılarına döndürmek için hazırlanmış
görünüyor. Eleştirmenler, bu listenin Covey’in yayılmasında yıllarca
aktif rol aldığı Mormonluğun öğretilerinin yeniden paketlenmesinden
başka bir şey olmadığını söylüyorlar. Bu saptama abartı içermekle
birlikte Covey’in seminerleri aracılığıyla Mormonluğu aşılamak için özel
bir gayret içerisinde olduğu söylenebilir. Covey’in politik
tericihlerini de anmak gerek; Covey Başkan Bush’un da danışmanları
arasında yer almaktadır.
Covey ve söz konusu kitabının kapağı
Mormonların Masonluk ve Tapınak Şövalyeleri ile ilginç ilişkileri de
vardır. Bu durum örgütlenme modelleri ve faaliyet tarzları üzerinde de
etkili olmuştur. Bu bakımdan mormonlar için “gizlilik ve kapalılık”
oldukça önem taşır. Bu bakımdan Mormonların faaliyetlerinin sonuçlarını
deşifre etmek zor görünüyor. Ancak görevi gereği Mormonlarla iç içe
yaşayan ve Mormonların ülkesinde Utah Üniversitesi’nde öğretim üyesi
olan M. Hakan Yavuz
“Mormon Türkler!” başlıklı yazısında verdiği bilgiler dikkate değer
ipuçları sunuyor; Yavuz’un yazısını izleyelim: “Yaklaşık 4 yıldır Mormon
dininin hakim olduğu Utah eyaletinin başşehri Salt Lake City’de
çalışıyorum. Eyaletin başşehri ayrıca Mormonluğun merkezi konumunda.
Mormonluk mason localarından kovulan bir grup tarafından kurulduğu
için hem içten hem de dıştan aşırı bir mason sembolizmi ile kuşatılmış
durumda. Mormonluğun temel özellikleri ataerkil oluşu, modern bilimlerle
uzlaşması, Amerikan pragmatizmini dinselleştirmesi ve insanlara
“yarınları” açık bir gelecek vaadetmesi.
Mormon teolojisi Amerika’nın Batı sınırlarında şekillendiği için
bireycilikle cemaatçilik iç içe geçmiş. Güçlü bir kutsal anlayışına
sahip olan Mormonlar, dinlerini “günlük yaşamlarına aktarmış” haldeler.
Kısacası, Mormonluk teolojik açıdan zayıf ve birbiri ile çelişen
temeller üzerine inşa edilse de “yaşanan bir din” olarak Utah
eyaletindeki hakim kültürdür. Çalışmak, üretmek ve üretilenin Allah
yolunda harcanması Mormonluğun sosyal ilkelerinden. Çok üretim, az
tüketim ve gelirin % 10 kısmının her yıl “zekat” olarak kiliseye
verilmesi dini ibadetlerdendir.
Kilisenin rakamlarına göre Türkiye’de Mormonluk hızlı bir şekilde
büyümektedir. 1998 yılından bu yana Türkiye’de Mormon sayısı 850’yi
bulmuştur. Ayrıca, Türkiye’deki Mormon cemaati ile Salt Lake City
arasında dinamik bir dizi ilişki gelişiyor. Geçen hafta Mormon
Kitabı’nın tümü Türkçe olarak yayınlandı. Şu an Kürtçe tercümesi
üzerinde çalışılıyor. Türk Mormonların sayısı büyük şehirlerde hızlı
şekilde artıyor. 1996 yılında 250 olan Mormon sayısı 1998’de 500 ve
2002’de ise 850 oldu. Biri Anadolu yakasında diğeri ise Avrupa yakasında
olmak üzere iki Mormon din görevlisi sürekli olarak Türkiye’de yaşıyor.
Mormon kilisesine ait olan Birgham Young Üniversitesi Türkiye’den
yabancı dil öğrenmek için ABD’ye gelmek isteyen gençlere birtakım mali
imkanlar sunuyor.
Türkiye’deki Mormon cemaatini diğer Mormon cemaatlerden ayıran
birtakım özellikler var. Birincisi, Türk Mormonlar Latin Amerika veya
Afrika’daki Mormonların tersine orta veya orta sınıf üstü ailelerden
geliyor; en az iki yabancı dil biliyor; ve üniversite öğrencileri.
Türkiye’nin dini haritası değişiyor.
Yavuz’un verdiği sayının çoğunluğunu Utah’ta İngilizce, lisans ya da
lisans üstü eğitim yapmak için gidenler önemli bir yekün tutmaktadır.
Bunun anlamı şudur, yakın bir zamanda Türk üniversitelerinde epeyce
Mormon Türk Hoca göreceğiz. Türkiye’de sadece İngilizce dil kurslarında
değil hem üniversitelerde hem de liselerde çok önemli ölçüde Amerikan ve
İngiliz misyoner çalışmaktadır. Bunlar arasında mormon misyonerler de
vardır. Ancak Mormonlar kendi ülkelerinde eğitim verme konusunda da özel
bir çaba içeresindedirler. Utah’daki bu okulların bir kısmı doğrudan
cemaat okulu olduğunu da belirtmeliyiz.
Utah’ta Türklere yönelik de eğitim hizmeti veren seküler kimi kolej
ve üniversiteler şunlardır: Brigham Young University / College of
Eastern Utah / Mountain West College / Southern Utah University /
University of Phoenix Brochure / University of Utah / Utah State
University / Utah Valley State College / Weber State University /
Westminster College of Salt Lake City
Utah’ta Türklere yönelik de eğitim hizmeti veren kimi cemaat
kolejleri şunlardır: College of Eastern Utah / Dixie College / LDS
Business College / Salt Lake City Community College / Snow College.
İlginç olan bu durumun Avrupa ülkeleri için de geçerli olmasıdır.
Kayhan Karaca’nın “Avrupa’da Anti-Amerikanizm” başlıklı haber yorumuna
göre “Salt Lake City’den gelen Mormon tarikatı elemanları, ‘bedava’
İngilizce dersleri vererek tüm Avrupa kentlerinde olağanüstü taraftar
topluyor.”
Sonuç
Misyoner Örgütler tarafından yürütülen sistematik ve stratejik
faaliyetleri, din ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde yorumlamak kadar bu
faaliyetlerin tek amacının Hıristiyanlaştırmak olduğunu düşünmek de tam
bir safdillik olur.
Türkiye’de Sağ-Sol, Alevi-Sünni, Türk-Kürt, Laik-Antilaik
çatışmalarının başarıya ulaştığı söylemek aşırı kötümserlik ise, bu
çatışmaların başarısız olduğunu söylemek de aşırı iyimserlik olur. Söz
konusu çatışmalar için indirgemeci bir yaklaşımla “tümüyle dış-odaklı”
demek de misyoner örgütlerin operasyonunu “üç-beş çapulcu” edebiyatı ile
geçiştirmek de gerçekçi bir tutum değildir. Bunun için yüzyılın
başındaki Ermeni olaylarını hatırlamalıyız. ABCFM’den geriye yalnızca
Ermeni olaylarında toprağa düşen 500.000’i aşkın şehit kalmadı. ABCFM
arkasında;
• uluslararası ilişkilerimizde “Ermeni Soykırım İftiraları”nı,
• Amerika’da ve (bütün bir Batı’da) “Kötü Türk İmajı”nı,
• Türkiye’de “Görünen ve Görünmeyen Kilise”ye üye binlerce “İsimli ve İsimsiz Hıristiyan”ı
• ve nihayet Misyoner Severler Lobisi’ni bıraktı.
• Misyoner Örgütlerin kolejlerinde devşirip kendi uygarlığına ve
insanına yabancılaştırdığı kimi aydınlar, iş adamları, bürokratlar ve
politikacılar da işin cabası.
(www.netpano.com, Ali Rıza Bayzan, 6-2005)Share|









Dec
10
2008



Diyanet’in hurafe listesi




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Diyanet İşleri Başkanlığı, hurafelere karşı halkı
bilinçlendirmek amacıyla harekete geçti. Diyanet,’21. Yüzyıl
Türkiyesi’nde Hurafeler” adı altında hazırladığı kitapta, halkın yanlış
bildiği inanışları açıkladı. İşte liste:
- Ateşe su dökülürse cin çarpar, yiyeceklerin ağzı kapatılmadığında gece onlardan cinlerin yediği anlayışı,
- Kuran ve sünnet ile örtüşmediği halde dövme yaptırmak, erkeklerin
küpe takması, burçların insan karakterine etkili olduğu inancı,
- Türbe, yatır gibi yerlerden medet ummak. Bir yatırın mezar taşına mum yakıp, dilek tutmak,
- Sünnet olan çocuğun acısının azalacağına inanılarak sünnet olma anında annesi ve diğer hanımlar tarafından oklava çevirmek,
- Yeni doğan çocuğun dindar olması için göbek bağını keserek cami avlusuna bırakmak,
- Konuşmayan çocukların konuşabilmesi için cuma namazından sonra
müezzin tarafından cami anahtarını çocuğun ağzına sokup çıkarmak,
- Yürümeyen çocukların ayaklarına ip bağlayarak cuma namazından ilk çıkan kişiye ipi kestirmek,
- Kırkı çıkmamış bir bebeğin tırnakları kesilirse o çocuğun hırsız olacağına inanmak,
- Küçük çocukların üzerinden atlanıldığında boylarının kısa olacağına inanmak,
- Çocuğu olmayanlara çocukları olması için deve dili veya etini yedirmek,
- Çocuk doğan eve 40 gün süre ile et alınmaması gerektiğine inanmak,
- Yeni doğan çocuğun kırkı çıkmadan evden çıkarılmaması gerektiğine inanmak,
- Boyu ölçülen çocuğun cüce kalacağına inanmak,
- Gelinin kucağına erkek çocuk verilince çocuğunun erkek olacağına inanmak,
- Loğusa kadının herhangi bir şeyden zarar görmemesi inancıyla,
bulunduğu yere süpürge, soğan, sarımsak asmak, yastığının altına iğne,
bıçak gibi şeyler koymak,
- Loğusa kadını kırkı çıkana kadar yalnız bırakmamak,
- Hamile kadınların saçlarını kesmemeleri gerektiğine inanmak,
- Nikah esnasında gelin ve damadın birbirlerinin ayağına bakması halinde, önce basanın sözünün geçeceğine inanmak,
- Gelin ve damadın üzerine para, üzüm, şeker ve leblebi gibi şeyler atıp, kapıda küp kırmak,
- Evlenmeyen genç kızların kısmetinin açılması için müezzine minareden para attırmak, mendil veya eşarp sallatmak,
- Baykuş ötmesi, kara kedinin insanın önünden geçmesi, horozun
vakitsiz ötmesi, insanların ve araçların önünden tavşanın geçmesinin
uğursuzluk sayılması, karganın ötüşünün o bölgeye gelecek belanın
işareti olarak kabul edilmesi,
- İki bayram arasında nikah yapmak, duaların kabulü için mübarek
gecelerde ziyaretgahlarda mum yakmak, gece vakti tırnak kesmek, cuma ve
arefe günlerinde çamaşır yıkamak, dikiş dikmek, temizlik yapmak, akşam
sakız çiğnemeyi ölü eti çiğnemek gibi kabul etmek, gece aynaya bakmak
gibi şeylerin uğursuzluk getireceğine inanmak,
- Elden ele sabun, makas, bıçak, iğne ve soğan vermenin uğursuzluğuna inanmak,
- Sağ elinin içi kaşındığında para geleceğine, sol elinin içi
kaşındığında da para çıkacağına, ayak altı kaşındığında da yola
çıkılacağına inanmak,
- Cam ve porselen gibi eşyanın aniden düşüp kırılmasını, bir belanın defedileceğine işaret saymak,
- Merdiven altından geçmeyi uğursuzluk saymak,
- Cenazenin 7., 40., 52. gecesi ile ölüm yıldönümünde hatim ve mevlit okutmak,
- Cenazenin alkışlanma uğurlanması, cenazenin arkasından slogan atmak
ve çiçek serpmek, cenaze için üçüncü gününde helva ve yemek dağıtmak,
kefen arasına dua, ayet ve vasiyetname koymak, ölen kimse için arefe
günü kurban kesmek,
- Hastanın başı üzerinde tuz gezdirmek, köz söndürmek, kurşun döktürmek,
- Dileğin kabulü için ağaçlara bez-çaput bağlamak, türbelere adakta bulunmak, türbe ziyaretlerinden şifa beklemek,
- Hıdrellez günü sahile gidilerek kuma veya toprağa ev, araba veya
kadın resimleri çizilerek böylece çizilen resimler sayesinde ileride
onlara sahip olunacağına inanmak,
- Camiye girerken cami duvarını öpmek,
- Tekke ve türbelerde kurban kesmek, türbe ve tekkelerden şifa beklemek, mum yakmak, el yüz sürmek,
- Misafirin, askere gidenin veya yola çıkanın arkasından su dökmek,
- Kahve falına bakmak, falcılara, büyücülere gitmek,
- Ay ve güneş tutulmasında silah atmak, teneke çalmak.
(İHA, 12-2008)Share|









Oct
30
2008



Şeytanilerin Cadılar Bayramı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Cadılar Bayramı, bir Pagan festivali olarak İngiltere’de
İrlandalılar, İskoçlar ve Galliler tarafından kutlanılmaya başlanmış;
19′uncu yüzyılda bu gelenek Kuzey Amerika’ya göçenler tarafından da
devam etmiştir. Batı Dünyası; 20′inci yüzyılda Cadılar Bayramı’nı bir
Amerikan popüler kültürü olarak tanımıştır.
Cadılar Bayramı genelde birçok Batı Dünyası ülkesinde kutlanır. Ancak
popüler listesi Avustralya, Yeni Zelanda ve Filipinler gibi ülkeleri de
etkilemiştir.
Cadılar Bayramı’nın sembolü gülen bir balkabağıdır; bunun için de bir
balkabağının içi boşaltılarak gülen bir surat şeklinde kesildikten
sonra içinde bir mum yakılarak şeytani bir surat gösterilmeye çalışılır.
Yemek olarak resmi şekeri, elma şekeridir. Bunun yanı sıra tüm
şekerlemeler de kullanılır. Muhafazakar (Katolik) Hıristiyanlar genelde
Cadılar Bayramı’nı desteklemezler ve yanlış bulurlar.
Tarihçe
Cadılar Bayramının kökeni aslen Samhain olarak bilinen kadim Kelt
Festivalidir. Samhain Festivali hasat mevsiminin bitişini kutlamak için
gerçekleştirilir. Geleneksel olarak,festival kadim Paganlar tarafından
kış için malzemelerin ve malların hazırlanması için kullanılırdı. Eski
Gaeller şimdi Cadılar Bayramı olarak bilinen 31 Ekim’in yaşayanlar ve
ölüler dünyası arasında bir bağ yarattığına inanırlardı. Ölüler kötü
niyetli ve telikeli kabul edilir, yaşanılan sorunlardan hastalıklardan
ve kötü hasattan onlar sorumlu tutulurdu. Festivalde ateşler yakılır,
genellikle kış için öldürülen hayvanların kemikleri bu ateşlerde
yakılırdı. Şeytani ruhları taklit edebilmek için maskeler ve kostümler
giyilirdi.
(Vikipedi)Share|









Oct
16
2008



Futbola inananlar




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Eski hakemlerden Veli Necdet Arığ, Peygamberimizi futbol seyircisi olarak göstererek şöyle bir iddiada bulundu:



****** ile armut yiyen efsane hakem ve
Türk futbolunun en yaşlı hakemi Veli Necdet Arığ.
“Arabistan Yarım Adası’nda futbolun sürekli seyircilerinden birisi de
Hazreti Peygamber Efendimizdi.” Bu iddia ne kadar doğrudur, doğruysa,
doğruluk derecesi nedir? Bu bilginin aslı var mıdır, kaynaklarda bu
bilgilere rastlamak mümkün mü?
“Şayet varsa, gerçekten Sayın Arığ’ın dediği gibi midir, yoksa nasıl
yer alıyor” diye şöyle bir kısa araştırma yaptığımızda karşımıza şu
bilgiler çıkıyor.
Peygamberimizin meşgul olduğu, kendilerinin de bizzat ilgilendiği,
teşvik ettiği spor aktiviteleri arasında, gayeli oyunlar dediğimiz savaş
hazırlığına yönelik oyunlar vardır. Bunlar, at biniciliği, ok
atıcılığı, mızrak kullanma, yüzme, güreş, at ve deve yarışları gibi
oyunlardır. Bir de meşru çerçevede eğlenceye yönelik spor
diyebileceğimiz oyunlar görülüyor. Bunların en çok görüleni atletizm
anlamında yarışlardır. Hatta kendileri de birkaç defa eşi Hz. Aişe ile
koşu yapmıştı.
Peygamberimizle ilgili mevcut klasik kaynaklarda bu ve benzeri
sportif etkinlikler yer alıyor. Fakat bugün anlamda futbol ve benzeri
ayak topunun oynandığına ve seyredildiğine dair bir bilgiye
rastlayamıyoruz. Ancak hayatının önemli bir bölümünü siyer araştırmasına
adayan, Peygamberimizin hem Mekke, hem de Medine hayatıyla ilgili derin
araştırmalar yapan, geçtiğimiz sene kaybettiğimiz Pakistanlı bir âlim
olan ve bir süre Türkiye’deki üniversitelerde de ders veren Muhammed
Hamidullah, “İslam Peygamberi” isimli iki ciltlik kitabının ikinci
cildinde “kurrek” adıyla bir çeşit futbol diyebileceğimiz oyundan söz
eder.
Daha sonraki araştırmacılar da “kurrek” oyunu ile bilgiyi bu
kaynaktan almışlar. Bu kaynakta verilen bilgi şöyle: İslamdan önce
Cahiliye döneminde Mekkeliler ìkurrekî denilen bir tür ayak topu
oynarlardı. Büyük kalabalıklar bu sporu seyretmeye gelirdi. Bu kurrek
oyununu oynamak için Mekke’nin her semtinde sahalar bulunurdu. Medine’de
de kurrek bulunurdu. Bu oyunun şekli ve yönetimiyle ilgili ayrıntılı
bilgiye sahip değiliz. Ancak Hz. Peygamber kurrek oyununu
yasaklamamıştır.
Ulaşabildiğimiz ve birinci derece kaynak sayılan kitaplarda bu
kadarcık bilgi yer alıyor. Buradan yola çıkarak Peygamberimizi “sürekli
futbol seyircisi” gibi göstermek ve hâşâ bir “futbol fanatiği” gibi
tanıtmak, ne Peygamberimizin şahsiyetiyle bağdaşır, ne de onun ahlak ve
sünnetine uyar. Kaldı ki, şimdiki futbolla o zaman oynanan “kurrek”le
ilişki kurmak da pek mümkün görünmemektedir. Bir benzerlik olsa bile,
sadece ayakla oynanan bir oyun olarak biliniyor. Diğer yandan oyunun adı
kaynaklarda ìkurebî değil, “kurrek” olarak yer alıyor.
(Mehmet Paksu, Bugün)Share|









Oct
08
2008



Hz. Muhammed’in yaşamadığını iddia eden alman ilahiyat profösörü oyuna mı geliyor?




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Münster
Wilhelms Üniversitesi Din Araştırmaları Merkezi’nde “İslam Dini”
Profesörü ve aynı zamanda hukukçu olan Prof. Dr. Muhammed Sven Kalisch,
Peygamberimiz Muhammed (sav)’in varlığını ve Kur’an-ı Kerim’in sübutunu
ispatlayan tarihi bir kanıtın olmadığını ileri sürdü. Kalisch, bu konuda
son yıllarda verdiği demeçler ve yazdığı yazılar yüzünden Müslümanların
büyük öfkesine neden oldu.
Kalisch Kur’an hermötiği konusunda geçmiş kelam ilminden istifade
edilmesi gerektiğini savundu. İslam’ın fikir tarihinin Mutezile, İbn
Sina, İbn Rüşd, Sühreverdi el-Maktul veya tasavvufçularla yeterli
potansiyele sahip olduğunu belirten Kalisch, kadim kelamcıların da
Kur’an’daki birçok olayın tarihi olduğuna işaret ettikleri söyledi.
Kalishc sözlerini şöyle sürdürüyor: “Thomas Thompson, Philip Davies,
Niels Peter Lemche veya Israel Finkelstein gibi Eski Ahid ve Arkeoloji
uzmanları, son on yıllarda bize Hz. İbrahim, Hz. Musa’yı ve İncil’de ve
Kur’an’da yer alan diğer bazı peygamberleri gerçekten yaşamış olan
tarihi şahıslar listesinden silebileceğimizi öğrettiler. Bu bilgiler,
Kur’an hermenötiğinin daha da geliştirilmesini, vahiy kavramının tekrar
ele alınmasını ve dinlerle ilgili İslami Kelam’da yeni perspektiflerin
geliştirilmesini gerektiriyor. Bu, özellikle yukarıda sözü edilen
Müslüman filozof ve tasavvufçuların perspektifleri üzerine tesis
edilebilir.”
Kalisch’e meslektaşlarından destek
Prof. Dr. Muhammed Sven Kalisch’e Almanya’daki diğer meslektaşları
destek verdi. Alman Kültür Radyosuna konuşan Özgür Berlin
Üniversitesi’nde İslam Bilimleri üzerine dersler veren Prof. Gudrun
Kraemer, Kalish’in iddialarına katıldığını peygamberin varlığını
ispatlayan tarihi bir delilin olmadığını ileri sürerek, “Bize Peygamber
Muhammed’in varlığını ispatlayan bilimsel bir kanıtın olmadığını
söyleyen Kalisch’e katılıyorum” dedi.
İslami kuruluşlardan Kalisch’e tepki
Almanya’da Müslümanlar Koordinasyon Kurulu (Koordinierungsrat der
Muslime, KRM) Münster Üniversitesi bünyesinde kurulan ülkenin ilk İslam
İlahiyat Kürsüsünün sahibi Prof. Sven Kalisch ile yollarını ayırdı.
DİTİB, İslam Kültür Merkezleri Birliği, İslam Konseyi (Islamrat) ve
Almanya Müslümanlar Merkez Konseyi (Zentralrat) gibi çatı teşkilatlarını
bünyesinde barındıran KRM adına yapılan basın açıklamasında İslami
teşkilatların başında Prof. Sven Kalisch’in bulunduğu Münster Dini
Araştırmalar Merkezi’nin (CRS) danışma kurulunda yer almayacakları ve
işbirliğini bitirdikleri açıklandı.
KRM Dönem Sözcüsü Ali Kızılkaya imzasını taşıyan açıklamada bu tavra
İslami teşkilatların dini görüşü ile Prof. Sven Kalisch’in yayınladığı
dini görüşleri arasında büyük bir farkın ortaya çıkması gerekçe
gösterildi.
Açıklamada KRM altında birleşen İslami teşkilatların Mart 2007
tarihinde Münster Dini Araştırmalar Merkezi Danışma kurulunda
dondurdukları çalışmalarından şimdi tamamen çekildiklerini kaydedilerek
“KRM olarak artık Müslüman öğrencilere bu kürsüde ders almalarını
tavsiye edebilecek durumda değiliz” dendi.
KRM Başkanı Eyüp Aksel Güler ise “Kalisch’in İslam’ın temel
öğretileri hakkında kuşku uyandırmaya çalıştığını bunu kabul etmelerinin
mümkün olamayacağını” söyledi. Güler, “Kalisch’in amacı Peygamberimiz
Muhammed (sav) ve Kur’an’ın temel esasları hakkında kuşku uyandırmak
olduğunu” söyledi.
Araştırmalar konusunda herkesin özgür olduğunu ancak bilimsel
araştırma ve bilimsel teorilerden yana olduklarını vurgulayan Güler,
“Kalisch’in ağzını kapatmak istemiyoruz ancak kimseyi de bu adamdan ilim
öğrenmeyi tavsiye etmiyoruz” dedi.
15 yaşında Müslüman oldu
15 yaşında Müslüman olduğunu söyleyen Sven Kalisch, üniversite
öğreniminin bitiminden sonra Hamburg’da avukatlık yaptı ve Hamburg Şii
Merkezi’nde çalışmalarda bulundu. Sven Kalisch 2003 yılında kurulan
Münster Dini Araştırmalar Merkezi’ne İslam Din Dersi bölümünün sorumlusu
olarak profesör ünvanı ile atandı.
Prof. Dr. Muhammed Sven Kalisch
Bu dönemde İslami teşkilatlar kendisinin seçilmesi için yeşil ışık
yaktılar. Henüz o dönemde de zihin değişikliği sinyalleri veren Sven
Kalisch’in şahsi düşüncelerini ders konusu yapmayacağı güvencesi vermesi
İslami teşkilatların kendisini bu kürsü için desteklemesinde etkili
oldu. Prof. Sven Kalisch yazılarında Hz. Muhammed’in yaşayıp
yaşamadığının kesin olmadığını söylerken Kuranı Kerim’in de Allah’ın
Sözü olduğuna inanmıyor.
(TIMETURK, 2008)Share|









Aug
16
2008



Agarta efsanesi ruh çağırmanın ileri safhasıdır




Tür: BATIL İNANIŞLAR


HABERTURK.COM Yazarı Murat Bardakçı Agarta efsanesini anlattı:
Agarta efsanesi ile Ergenekon efsanesi arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir?

Hun’la, Göktürk’le alakası yoktur Agarta’nın, Batı kaynaklıdır. 19.
yüzyıl Avrupasında özellikle Fransa’da bir moda başladı. İspirtiyonizma,
manyetizma, ruh çağırma gibi çeşitli salon eğlencesi yapma maksadıyla
başladı bunlar. Sonra bu çalışmalar kendi düşünce sistemlerini üretti.
Mesela hayali uygarlıklar yaratıldı. Sonra bunlar daha da genişledi,
UFOlar falan çıkarıldı. Agarta da bunlardan biri. Yani salon eğlenceleri
sonrasında ortaya çıkmış birşey. Fransızlar ortaya attı bunları, güya
iki büyük kayıp kıta varmış. Biri Atlantis, biri de bu. Güya bu kıtalar
tabii afetler veya savaş sonrasında çöküyor fakat o kıtaların bilge
kişileri biraraya gelip bir yeraltı medeniyeti yaratıyorlar ve binlerce
senedir burada yaşıyorlar. Bu yeraltı medeniyetlerin nerede olduğuna
dair çeşitli uyduruk düşünceler ortaya atıldı. En büyük görüş Tibet’te,
Himalayalar’ın altında olduğu fakat bu Güney Amerika’dan Los Angeles’a
kadar uzanıyor. Şurada var burada var diye ortaya atılıyor. Böyle bir
mit, böyle bir hayal. Fakat buna inananlar da çıktı. Hitler döneminde,
Naziler bunların Aryan ırktan olduğu düşüncesiyle Tibet’e keşif
heyetleri gönderdiler. 600 değil 6000 yıldan fazla olduğu iddia edilir.
Ama hayali, saçma sapan birşeydir.
Ergenekon ile nasıl bir ilişkilendirme olabilir?
İkisi de efsane ama Ergenekon çok eski bir efsanedir, milli
efsanedir. Agarta hoş birşey, veya Şimbala diğer ismi. Burada bilgeler
yaşarlarmış, dünya kötülüğe büründüğünde bunlar ortaya çıkıp
temizleyeceklermiş. Mehdi kavra

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:03 pm

BATIL İNANIŞLAR





Jul
16
2008



Sadece para kazandırabilen tanrı




Tür: BATIL İNANIŞLAR







Büyük Buda Heykeli, Leshan, Çin.Share|









Jul
07
2008



Ölülerden yardım dilenmez




Tür: ÜRPERTİ, BATIL İNANIŞLAR





360 yıllık bir insan mumyası ile büyücülük yapan Endonezyalı yerli.Share|









Jun
28
2008



Bari imamları




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Pakistan’ın başkenti İslamabad’ın 5 km doğusunda bulunan küçük bir
köyde her yıl yapılan ve 5 gün süren şenliklerde çok ilginç görüntüler
ortaya çıkıyor. Bari İmam adı verilen köyde düzenlenen şenliklere
katılan kalenderler 5 gün boyunca kendilerini ibadete veriyorlar.Ama
kalenderlerin yaptığı ibadeti İslam dinindeki ibadetle karıştırmamak
lazım. Ellerinde tesbih, dillerinde zikir eksik olmayan bu kalenderlerin
bir defa olsun namaz kıldıklarını göremezsiniz.

Share|









Jun
28
2008



Bahailer ve Masonlar




Tür: BATIL İNANIŞLAR, MASONLUK, MEKANLAR


Bahailik, 19. yy ortalarında İran’da ortaya çıktı, Osmanlı
coğrafyasında yaşanan olaylar sonrası gelişti. Bahai din önderlerini
1860’lı yıllarda izleyen ABD’nin Beyrut Konsolosları onları “İslam
dünyasının masonları” olarak tanımladı. Bahai Din önderlerinin kutsal
mezarı İsrail’in Hayfa şehrindedir. Bahai topluluğu, Osmanlı’nın çöküş
yıllarında İngiliz istihbaratının emrinde çalıştı.
19. yüzyıl başlarında İran’da ortaya çıkan Bahailer’in serüveni ve
günümüze yansımaları inanç ile modernizmin “yeni bir din” olarak
görülebilir. İran sarayında yüksek görevde bulunan Mirza Hüseyin Ali,
“Kıyamet öncesi insanlığı kurtaracak bir mehdi” olduğunu ileri sürerek
ortaya çıktı. Tanrıdan “vahiyler” aldığını ve kendisinin insanlar ile
tanrı arasında iletişimi sağlayan bir “kapı” olduğuna inanıyordu. Kapı
sözcüğünün Arapça karşılığı “Bab”dır. “Babi” veya Farsça karşılığı ile
“Bahai” yeni bir din önderini de ifade eder.Şii mezhebinin yaşandığı
İran coğrafyasında ortaya çıkan Mirza Hüseyin ali’nin “Babilik/
Bahailik” inancı islam uleması tarafından “dinden ayrılma” olarak
görüldü. Ve Mirza Hüseyin 1850 yılında Tebriz’de kurşuna dizildi.
Ölmeden önce oğlu Mirza Hüseyin Ali’yi “Bahaullah” ilan etmişti.
Bahaullah Mirza Hüseyin Ali, Osmanlı toprakları olan Bağdat’a yerleşti.
Dini çalışmalarını sürdürdü. 1864 yılında Edirne’ye sürüldü. Ve orada 5
yıl kaldı.



ABD, Chicago Bahai Tapınağı
Bahaullah’ın taraftarları mart 1867 tarihinde ABD’nin Beyrut
konsolosluğuna bir dilekçe vererek “lidelerinin serbest bırakılması”
için yardımcı olmasını istediler. 53 imza ile verilen dilekçede
Edirne’de cezaevinde bulunan Bahaullah’ın serbest bırakılması
isteniyordu. Bahai liderinin dilekçesinin bir örneği ABD Devlet
Arşivi’nde koruma altına alındı. Bahai lideri ile ilgili dilekçede
“Masonik bir mühür” bulunduğu kaydı düşüldü.
Bahailerin “Masonlukla ne ilgileri olabilirdi. Bahailer’in kendi
arşivlerinde bulunan belgeler üzerinden yapılan araştırmalar sonucu
“Bahaullah” diyebilinen Mirza Hüseyin Ali’nin dua metinlerini “Mason
yıldızı” tarzında yazdığı ortaya çıktı. Mason yıldızı “Büyüye karşı
korunma” özelliği taşıdığı gibi iki ayağı duran insanın “En Yüce
varlık” olduğu görüşlerini yansıtır. 1840’lı yıllarda Bağdat civarında
40.000 taraftarının bulunduğu hakkında istihbari bilgiler elde eden ABD
konsolosluğu ve diğer batılı ülkeler diplomatik misyonları Bahai
liderinin sürgün yerinin Akka kalesi olarak değiştirilmesini sağladılar.



Hindistan Delphi Lotus Bahai Tapınağı
Padişah Abdülaziz, Mirza Hüseyin Ali’nin çalışmalarını kontrol ve
susturmak amacıyla Akka’ya sürgün etti. Mirza, Akka kalesinde sürgünde
iken Hayfa’da serbest dolaşma haklarına kavuştu. Kuranı Kerim
surelerinin “hükmünü kaybettiği” görüşünden hareketle tanrıdan aldığı
ayetlerle “Kitabı Akdes”i 1871-74 yılları arasında yazdı .
Taraftarlarının sayısı hızla arttı.1880’li yıllarda dünyanın önde gelen
Yahudi asıllı Rotschild ailesi ve “masonlar” ile ilişkilere geçti.
Yahudilerin Filistin topraklarına yerleşmesine yardımcı olduğu OSMANLI
Arşiv belgelerine bile yansıdı. 1890 yılında öldü. Ölmeden önce de Abbas
Efendi’yi “Bahaullah” tayin etmişti. Abbas Efendi, II. Abdülhamit’in
gücünün kıldığı II. Meşrutiyetten sonra “Bahailik” inancının serbestçe
yayılması çalışmalarını hızlandırdı. I. Dünya Savaşı devam ederken
“İngilizler ve Yahudiler ile işbirliği” yaptı. İngiltere1920 yılında
“şövalye madalyası” ile ödüllendirildi. 1921 yılında öldüğünde babasının
Karmil dağındaki mezarının yanına gömüldü. Bundan sonrası… Bahailer
Şevki Efendi yönetiminde çalıştılar. Dünya genelinde ırkçılığın
zararları karşısında insan sevgisi ve kardeşliğin esas olduğu “kadın
haklarının” öne çıktığı görüşleri savundular. Hindistan’ın Bombay,
İsrail’in Hayfa, ABD, Kenya başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde
Bahai tapınakları inşa ettiler.Günümüzde (2000’li yılların başları)
dünyadaki Bahailer’in sayısının 6-8 milyon civarında olduğu açıklanıyor.
Kökleri “Peygamber Hz. Muhammed’e dayandırılan,ancak zamanla yeni bir
din inancının öncüsü olarak tarih sahnesine çıkan Bahailer’in bugünkü
görünüşleri “İslam dünyasının masonları” olarak da görülebilir.
Bahailer’in dünyaya kendilerini tanıttıkları internet sitelerinde Yahudi
ve Masonluğun ortak simgesi olan Davut yıldızını kullanmaları onların
geldikleri yeri göstermesi bakımından önemlidir.



Günümüzde İsrail’in Hayfa kentinde bulunan Bahai türbe/tapınağıShare|









Apr
06
2008



Sek içmeyen ilahiyatcı




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Antalya’nın Kemer ilçesinde ******çü Düşünce Derneği Kemer Şubesi
tarafından ”Dinin ve Kadının Türban ile İstismarı” konulu konferans
düzenlendi. Kemer Belediyesi Kültür Salonu’nda yapılan konferansa
katılan Doç. Dr. Şahin Filiz, ”Büyük önder Mustafa Kemal ******, İslam
dinini en iyi anlayan insanlardan biri” dedi.
Kur’an-ı Kerim’de ”türban” gibi bir ifade olmadığını belirten Şahin,
”kadınlarımız, kendilerini erkeklerden bir adım geride görmeye
itilmektedir” diye konuştu.
Doç. Dr. Filiz, konuşmasının ardından izleyicilerin sorularını
yanıtladı. Bu sırada bir katılımcının, ”Dinimizi öğrenmek için sadece
Kur’an-ı Kerim’i kaynak alabilir miyiz” sorusu üzerine Filiz, ”Kur’an-ı
Kerim sek içilmez, yanında başka kaynakları da incelemek gerekir” dedi.
Bunun üzerine bir katılımcının, ”Biz buraya dinimizle ilgili bilgiler
edinmeye geldik. Ama siz bizi Peygamberimizden ve dinden soğuttunuz.
Kur’an-ı Kerim’in tek başına kaynak olup olmayacağını alkollü bir
örnekle açıklayamazsınız” şeklindeki sözleri üzerine salondaki
dinleyiciler arasında tartışma yaşandı. Tartışmanın büyümesi üzerine,
konferansa son verildi.
(AA, 2008)Share|









Mar
25
2008



Batınîlik nasıl ortaya çıkmıştır?




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Batınîler Irak’ta ortaya çıkmıştır. Bilâhare, Hindistan,
Pakistan, İran ve Afrika’nın bazı bölgelerinde tutunmuştur. Bu mezhep
sahiplerince din perdesi altında saltanat yolu açılmaya çalışılmış ve
sonunda İbn-i Meymun’un torunlarından Ubeydullah isimli birinin
başkanlığında bir devlet kurulmuş ve bu devlet bilâhare Şam’dan Fas’a
kadar genişleyerek İmparatorluk haline gelmiştir. 270 sene hüküm
sürdükten sonra, hicri 567 senesinde yıkılmıştır.
Bu mezhep, İslâmiyet’ten önce yayılan ve halkın malını, sahip olduğu
her şeyini, hattâ kadınlarını dahi ortak kabul eden, sözde eşitliği ve
genel barışı uygulama iddiasında olan Mezdek isimli bir sapığın ortaya
attığı fikirlerden çokça etkilenmiştir.
Kendi mezheplerinin imamlarını başkalarından ayrı olarak ilâhi feyze
mazhar kabul ederler. Onlara göre, imamları masumdur, hata yapmaz, günah
işlemez, yaptıklarından sorumlu tutulamaz. Zira, imamlar, başkalarının
bilmediği şeyleri bilirler.
Esasen, İsmailiyye mezhebine yukarda sıraladığımız asılsız inançları
sokan, 9. asır başlarında bu tarikata kasıtlı ve siyasî amaçlarla giren
Yahudi dönmesi Abdullah İbn-i Meymun’dur. Onun İsmailiyye mezhebini
seçmesi sebepsiz değildir. Diyebiliriz ki, Yahudi Hahambaşı Abdullah
İbn-i Sebe’nin İslâmiyet’e vurduğu darbenin bir benzerini, bu, yani
Abdullah İbn-i Meymun vurmuştur. Nasıl ki, İbn-i Sebe, Hz. Ali (ra.) ve
oğullarını istismar ederek fitneyi ateşlendirmişse, İbn-i Meymun da,
Evlâd-ı Resul olan Ca’fer-i Sâdık ve oğlu İsmail’i istismar ederek,
maalesef, sapık fikirlerini çok değişik perdeler altında yayabilmiştir.
Tarihte, kan dökücülükte eşine nadir rastlanan İbn-i Meymun, neticede
nice Müslümanların dinden çıkmalarına da Sebep olmuştur.
İbn-i Meymun, bu tarikatı gizli ve siyasî bir cemiyet ve komite
haline getirdi. Zerdüşt Dininin yedi prensibini örnek olarak, kendi
tarikatına giren sofileri yedi dereceye ayırdı. Tarikatın piri olarak
kendisi de yedinci dereceye oturdu ki, bu mertebe-hâşâ-Allah’tan
doğrudan doğruya emirler olan “İmamlık” makamıydı. Bu makamda bulunan
imam, o kadar salâhiyetliydi ki, helâli haram, haramı da helâl
yapabilirdi. Ona mubah olmayan hiçbir şey yoktu.
Bu tarikatta ileri gidenler zamanla kendileri ibadetten istinkâf
ettikleri gibi, başkalarını da ibadetten uzaklaştırdılar ve sonunda
onların dinden çıkmalarına Sebep oldular. Hattâ Cennet ve Cehennemin bu
dünyada olduğunu, insanın zevk ü safa içinde, keyfince bir hayat
yaşaması lâzım geldiğini ileri sürerek ahireti inkâr ettiler ve
ettirdiler.
Şiâ itikadını taşıyan fırkalar içinde tarih boyunca en tahripkâr bu
fırka olmuştur. Asya’nın başı dönmüş bu kanlı anarşistleri, fikirde,
itikatta, ahlâk ve hayatta fesat çıkartmışlar; İslâm âleminde yıllarca
sükûn ve huzuru bozmuşlardır. Bu anarşistlerin başında Şeyh-i Cebel diye
anılan Hasan Sabbah ve onun cennet fedaileri gelmektedir.
Hasan Sabbah Şiâ’nın Bâtıniye koluna mensup olup, Şiâ hareketinin
gelmiş geçmiş en büyük bozguncularından biridir. Asya’da ilk defa
kelimenin tam anlamı ile anarşizmi o kurumsallaştırmıştır. Alamut
Kalesi’nde sistematik bir biçimde her türlü terör hareketlerini
plânlamış, uygulama sahasına koymuştur.
Hasan Sabbah, “Selçuklu İmparatorluğu”nun imansız bir düşmanı idi.
Amacı, Selçuklu İmparatorluğu’nu yıkmak, Şiâ fikriyatının gelişmesine
engel olan bu güçlü devleti ortadan kaldırmaktı. Bu gayesini
gerçekleştirmek için “Cennet tasvirlerine uygun” bir bahçe inşâ ettirdi.
Bu bahçede göz kamaştırıcı köşkler yaptırdı. Bu bahçede ve köşklerde
özel yetiştirilmiş şarkıcılar, Cennet hûrilerini andırır genç kızlar
vardı.
Hasan Sabbah’ın adamları değişik bölgelerden yaşlarında cesaretli,
atılgan gençleri toplayarak Alamut Kalesi’ne getirirlerdi. Bu gençlere
önce Cennet ve Cennet’in zevk ve eğlenceleri anlatılırdı. Sonra bu
gençler uyuşturucu maddeler ile uyutulur “Cennet bahçesine” indirilirdi.
Orada ayılan gençler, gözlerini açtıklarında karşılarında muhteşem
köşkler, huri gibi kızlar, rengârenk çiçekler, meyve bahçeleri görünce,
Hasan Sabbah’ın müjdelediği Cennete girdiklerine gerçekten inanırlardı.
Günleri zevk ve safa ile geçerdi. Bir müddet sonra tekrar uyuşturucu ile
uyutulur ve cennet bahçesinden çıkartılırlardı. Artık bu gençlerin en
büyük arzuları, Hasan Sabbah’ın bu Cennet bahçesine tekrar girebilmek
olurdu. Şeyhü’l-Cebel Hasan Sabah bu dessas plânı ile birtakım gençleri
kendine bağlamış, onları kendisinin “intihar timleri” haline getirmişti.
Şiâ Şeyhi Hasan Sabbah bir kimseyi öldürtmek istediği zaman, bu
gençlerden birisini çağırır, “Git filân kimseyi öldür, bu işi başarır
gelirsen seni Cennete gönderirim. Eğer ölürsen meleklerimi gönderir seni
Cennete aldırırım.” derdi. Böylece Cennet aşkı ile yanıp tutuşan bu
gençler, şeyhin bu emrini mutlak bir teslimiyetle yerine getirir,
istenen adamı ne pahasına olursa olsun öldürürlerdi.
Hasan Sabbah, tam 33 yıl Alamut Kalesi’nde, bu kanlı faaliyetlerini
sürdürdü. İran Şiîlerinin bu anarşist şebekesi, yüzlerce, binlerce
Müslüman’ın kanına girdiler. Sosyal huzuru kaçırdılar, terör estirdiler.
Dirayetli bir devlet adamı olan, Selçukluların dünyaca meşhur veziri,
Nizâmülmülk’ü şehit ettiler. Şiîlerin yayılmasına mani gördükleri âlim
ve fakihler, Hasan Sabbah’ın fedaileri tarafından katledildiler.
Şiâ Şeyhi Hasan Sabbah’tan sonra, halefleri de aynı yoldan yürüdüler.
Selçuklu veziri Ebû Nâsır, bunlar tarafından katledildi. Halife
Müsterşid de bu anarşistler tarafından şehit edildi. Bâtınilerin tarih
boyunca yapmış oldukları tahripler yalnız masum ve müdafaasız insanları
öldürmekle kalmamış, bunlar, aynı zamanda şehirler basmış, kervanlar
yağmalamış, mukaddes beldelerde bile kan dökmekten geri kalmamış,
katliâm yapmışlardır. Meselâ, Şiâ’nın Bâtıniye koluna mensup Cennabi
oğlu Ebû Tahir, etrafına topladığı birkaç bin çapulcuyla hicri 311
yılında hacca gitmekte olan hacıları pusuya düşürerek çoğunu kılıçtan
geçirdi, mallarını yağmaladı.
Hicri 317 yılında da aynı çete yine Hac mevsiminde Arafat’tan
Mekke’ye dönen hacılara saldırarak hepsini kılıçtan geçirdi. Bu toplu
katliâmdan kurtulan bir kısım hacılar Kâbe-i Muazzama’ya sığındılarsa da
bu anarşistler, Kâbe’ye girdiler ve onları da Beytullah’ın içinde şehit
ettiler. Hattâ bir kısmının cesetlerini zemzem kuyusuna attılar.
Kâbe’nin örtüsünü yağma ettiler. Ebû Tahir, Kâbe’nin kapısını ve
Hacerü’l-Esved’i söküp götürdü. Hicri 339 yılına kadar tam 22 sene
Hacer-ü’l Esved bunların elinde kaldı. O zamanki Bağdat hükümeti bu gözü
dönmüşlerden Hacer-i Esved’i geri almak için 50.000 altın teklif etti.
Bu teklifi reddettiler. Nihayet Afrika’daki Fâtımilerin “Mehdi”sinin
şiddetli tehdidi üzerine Hacer-i Esved’i iade ettiler.
(Mehmet Kırkıncı)Share|









Mar
06
2008



Bir ilahiyatçının Yahudi alimi ağzı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Ana Bilim
Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, islam dininde başörtüsünün yeri
olmadığını ve Kuran’da da başörtüsünün farz olduğuna dair herhangi bir
ayetin bulunmadığını ileri sürdü.
Doç. Dr. Filiz, başörtüsünün Yahudilikte bir gelenek olduğuna dikkat çekerek, Yahudi geleneğinin İslamı etkilediğini iddia etti.
Doç. Dr. Filiz, başörtüsünün İslam dininin bir emri olmadığını savunarak, bu konuda şu görüşleri ileri sürdü:
“Dini temeller bakımından başörtüsü, kesinlikle dinin bir emri, ya da
farz ibadeti değildir. İnançla da ilgili uygulanan bir ibadet olmadığı
halde, sanki dini bir emirmiş ve farzmış gibi yansıtılıyor. Başörtüsü
takılmadığı takdirde de, dini yönden büyük cezaları varmış gibi hareket
ediliyor.
Burada, siyasi ve sosyal anlamda çözüme ilişkin kamusal bir dinsellik
yaratılmıştır. Normalde başörütüsü ile ilgili olduğu belirtilen
ayetlerde Nur Suresi 30,31, 33. Ahzab Suresinin 59’uncu ayetlerinde,
sadece bir tanesinin başötüsü ile ilgili olduğu iddia ediliyor. O da
Arapların, İslam öncesinde başlarına taktıkları örtünün çeki düzeni ile
ilgili bir ayettir. Daha önce Arap kadınlarının göğüsleri ve pek çok
bölgeleri açıktı.
Hatta Kabe’yi bile çıplak tavaf ederlerdi. Çıplak tavaf etmenin bir
fazilet olduğunu düşünürlerdi. Örtünme ayetleri, gerek kadının, gerekse
erkeğin her ikisine birden geçerlidir. Temel, kaba avret yerlerinin açık
olmasından dolayı toplum içinde hoş karşılanmayan kaba avret yerlerinin
(ön ve arkalarını) ve kadınların göğüslerinin örtülmesine yönelik
emirlerdir.
Ama son dönemlerde başörtüsü siyasallaştığı için, kamusal bir
dinsellik yaratıldığından dolayı, insanın temel örtünmesine ilişkin
ayetleri, tamamen başörtüsü simgesinde toplamışlar ve bunun bir farz ve
emir olduğu söylenmiştir. ‘Başörtüsüne özgürlük ve kadına özgürlük’,
tamamen siyasi ve sosyolojik bir hadisedir. Başörtüsünün farz olduğunu
kimse iddia edemez.”
Kuran da başörtüsü ifadesinin yer almadığını savunan Doç. Dr. Filiz,
“Kuran-ı Kerim’de sadce ‘Hımar’ kelimesi giçiyor. ‘Hımar’ kelimesi,
normal bir örtüyü ifade etmektedir. Başörtüsünü değil. Giysi
sıkıntısının çekildiği, hatta çıplak ibadet edildiği dönemde, Kuran’ı
Kerim’in söylediği şuydu: ‘Nasıl Hz. Adem ile Havva’nın cennet
açıldığında ön ve arkaları açılınca, doğal olarak, kendi yaratılışları
icabı örtündülerse, siz de öyle örtünün’ demektedir. Yoksa başınızı,
saçınızı örtün, örtmediğiniz takdirde yaptığınız haramdır anlamına
gelmez.” dedi.
Doç. Dr. Filiz, “Başörtüsü söyleminin arkasında yatan unsur; İslamın,
insana ve kadına vermiş olduğu hak ve şeref payesini, henüz islam
toplumu içine sindirebilmiş değildir.
Kadını, insan diye görmeyen kültürden gelen müslümanlar, henüz daha
islamın, kadını insan olarak görmesi emrini hazmetmiş değiller. Hala
daha akademik seviyede bile cariyeler ve hür kadınlar şeklinde ayrımlar
vardır. Hatta, deniyor ki, “Hür kadınlar örtünür de, cariyeler
örtünmez.’ Peki kim bu cariyeler, denince. Buna cevap yok. Burada
başörtüsünün, belirli sınıfa ait hür kadınların, bir simgesi olarak
gösterilmesi ve başını açanların ise kadın bile sayılmadığı
söylemleriyle karşılaşıyoruz.” dedi.
Hz. Muhammed’in de başörtüsü ile ilgili net bir hadisinin
bulunmadığını belirten Filiz, başörtüsü ile ilgili olan rivayetlerin
birbiri arasında çelişki içerdiğini söyledi.
Başörtüsünün Yahudi geleneği olduğunu da anlatan Doç. Dr. Filiz,
Tevrat ve Talmud’da başörtüsü ile ilgili ayetlerin bulunduğunu
belirterek şunları söyledi:
“Yahudi geleneğini inceledim. Yahudilerde, ‘Başörtüsüz kadınlar
iffetsizdir, namussuzdur. İffet ve namusun korunmasının ölçüsü baş
örtüsüdür.
Baş çirkindir, örtülmesi gerekir. Başörtüsüz hiçbir kadın dışarı
çıkmamalıdır’ denilmektedir. Yahudi geleneği direkt olarak islamı
etkilemiştir. Yoksa islamda başörtüsü kesinlikle söz konusu değildir.
İslamda, oruç tutmadığınızda, tutmadığınız oruçu ya sonradan tutarak
telafi edersiniz, ya da parasını ödersiniz.
Başörtüsü, örtemeyenler ile ilgili kesin bir ceza yoktur. 76 tane
temel farzdan bahsedilmektedir. Bu 76 farzda kesinlikle başörtüsü
geçmemektedir. Kesin bir dini emir diyeceksiniz ve yapmayan hakkında da
bunun bir cezası yok diyeceksiniz. Allah ile kul arasında diyeceksiniz.
Allah ile kul arasında ise, kamusal alana dinsellik taşınmak isteniyor.
Dinsel kanıtlarda dil oyunu yapılıyor.”
(Hürriyet)

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:03 pm

BATIL İNANIŞLAR





Mar
01
2008



Dinden saptıran felsefe




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Anabilim
Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, türbanın İslamda yeri olmadığını ve
dinden sapma niteliği taşıdığını savundu. Doç. Dr. Filiz, “Siyasallaşan
ve seçkinci bir kamusal dinsellik alanını gittikçe ötekiler aleyhine
genişleten başörtüsü söylemi, İslam’ın ahlaki ve medeni özünü
gölgelediği gibi, bugün tüm ABD, AB yanlısı ve küresel ılımlı İslam
söyleminin yerli işbirlikçileri için, emperyalist ve mandacı tuzağın,
halk yığınları nazarında meşruiyetini sağlayan İslami makyajla servis
edilmesini de kolaylaştırmaktadır” dedi.
Aydın’ın Nazilli İlçesi’nde, ******çü Düşünce Derneği (ADD)
şubesinin düzenlediği, `Kadın üzerinden din istismarı’ konulu
konferansta konuşan Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam
Felsefesi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Şahin Filiz, çarpıcı
açıklamalarıyla dikkati çekti. Son günlerde kadın üzerinden büyük bir
din istismarı yapıldığını savunan Doç. Dr. Filiz, kadının başörtüsü ile
var edilip tanımlanan bir konuma getirildiğini ileri sürdü. Aslında
İslam’da kadının çok daha önemli ve saygıdeğer bir konumu bulunduğunu
anlatan Doç. Dr. Filiz, “Maalesef Türkiye’de kadınlara, `hür olmak,
örtünmek demektir’ psikolojisi yerleştirilmek isteniyor” dedi.
(http://www.milliyet.com.tr)Share|









Feb
19
2008



Siddhartha Gautama




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Siddhartha Gautama Budizm’in kurucusu olan Hint’li ruhani bir
liderdir. Budistler tarafından tüm dünyada Buda olarak kabul edilir.
Doğum ve ölüm tarihleri kesin değildir. 20.Yüzyıl bilimadamlarının çoğu
İsadan Önce ö. 560 d. 483 tarihlerini uygun bulurken, ölümü için 410 ile
400 yıllarını öneren tarihçiler de bulunmaktadır.Share|









Feb
19
2008



Buda




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Buda, Sanskrit dilinde “uyanmak,idrak etmek, bilinçlenmek” anlamına
gelen “budh” fiilinin geçmiş zaman kipi olup, “uyanmış, idrak etmiş,
bilinçlenmiş” anlamına gelir. Terim Asya dinleri terminolojisinde şu
dört anlamda kullanılır:
- Nirvana’ya ermiş ve dünyada tekrar doğmasına gerek kalmamış,
aydınlanmış insan. Bu unvan, Budizm’de tam ve aşılamaz aydınlanmaya
ulaşmış, öfke, açgözlülük ve cahilliği kesin bir şekilde alt etmiş,
dünyevi acılardan tamamıyla kurtulmuş insanı ifade eder.
- Siddharta ve Shakyamuni olarak da adlandırılan, Budizm’in kurucusu sayılan Gotama (Gautama) Buda (Buddha).
- Değişik bedenlerde doğan Buda’nın ruhu.
- Aşkın (Müteal) Realite.Share|









Feb
18
2008



Büyü malzemeleri marketi




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Share|









Feb
18
2008



Smoked Mummy of Pumo




Tür: BATIL İNANIŞLAR





Smoked Mummy of Pumo, formerly chief of the village; the current chief of the Dani tribe stands behind it.

(Photographer: Karl Lehmann)Share|









Jan
19
2008



Darbe uzmanının basörtüsüne darbe girişimi




Tür: BATIL İNANIŞLAR


“Kadınların saçlarının görünmesi günah olacaksa Allah onları
saçsız yaratırdı. Yapamazmıydı, yapardı. Ama yapmamış. Peki nereden
çıkmış bu türban. İran´daki o ilk gelen Humeyni bunu soktu. Humeyni,
1979´dan sonra dehşetli para harcayarak bizim Türkiye´deki genç
çocukları, kızları da bu yola sürükledi. İşte o halen devam ediyor.
İran´a hasret duymuşuz sanki. İran´a benzemek istiyoruz, inşallah bundan
kurtuluruz”
(7´inci Cumhurbaşkanı Kenan Evren)Share|









Jan
19
2008



Cehennemi tadacak başörtülü kadınlar




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Saçlarını deve hörgücü gibi yapan kadınlar hadîsi konusunda size
bir kaynak gösteriyorum; Sahih-i Buharî’den sonra en muteber ikinci
hadîs külliyatı olan Sahih-i Müslim’in Cennet 53 bölümünde şöyle bir
hadîs rivayet edilmektedir:
“Ateş (cehennem) ehlinden iki sınıf vardır, henüz onları görmedim.
(Birinci sınıf) Yanlarında sığır kuyruğu gibi bir şeyler taşıyıp onlarla
insanlara vuran kimseler… (İkincisi) Giyinmiş çıplak kadınlar ki,
bunlar Allah’a taatten (itaatten) dışarı çıkmışlardır. Bunlar (hem
kendileri baştan çıkmıştır), hem de başkalarını baştan çıkartırlar.
Başları deve hörgücü gibidir. Bu gibi kadınlar, Cennet’e girmek şöyle
dursun, onun kokusunu bile alamazlar. Halbuki Cennet’in kokusu şu şu
kadar uzak mesafeden hissedilir.” (Hadîsin ravisi Ebu Hureyre
hazretleridir.)
Gelelim saçları deve hörgücü gibi olan sözde tesettürlü kadın ve
kızlara. Onları çok yumuşak, çok saygılı bir şekilde uyarmak istiyorum.
Önce geçen gün İstanbul’un tarihî bir semtinde gördüğüm genç bir
tesettürlü hanımdan bahs edeyim. Başında çok cırtlak ve parlak renkli
yemyeşil bir eşarp vardı. Ayaklarında dizlerine kadar uzanan püsküllü
siyah rugan bir çizme… Dar bir pantolon… Omuzlarında atkı gibi siyah
küçük bir örtü…
Başını örttü diye bu hanım kıza tesettürlü mü diyeceğiz?
Yukarıda mealini verdiğim hadîs-i şerifte “Giyinmiş çıplak kadınlar…”
ibaresi yer alıyor. Evet, böyleleri tesettürlü çıplaklardır. Böyle
çarpıcı, göze batıcı, tahrik edici kıyafet, çıplak kadınlarınkinden daha
fazla dikkat çeker.
(M. Şevket Eygi)

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:04 pm

BATIL İNANIŞLAR





Dec
10
2007



Mevlana’nın kemiklerini sızlattılar




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO)
2007′yi ‘Mevlânâ Yılı’ ilan ederken ‘sema ayini’ni de “İnsanlığın Somut
Olmayan Baş Eserleri Listesi”ne aldı. Bunun üzerine Türkiye, Mevlevilik
hakkında bilgisi olmayan kişilerce yapılan ‘gösteri’lerin denetim altına
alınacağını taahhüt etti. Ancak buna uyan yok. Otel, eğlence mekânları,
açılışlar derken önceki akşam Star TV’de yayınlanan ‘Best Model of
Turkey’ yarışmasında, büyük bir skandala imza atıldı. Semazenlere mayolu
mankenlerin bulunduğu sahnede sema yaptırıldı.
Mevlânâ’nın 22. kuşaktan torunu Esin Çelebi, zikrin belirli örf ve
âdetlere bağlı olarak uygun mekânlarda yapılması gerektiğini belirterek,
“Durum çok vahim. Mevlânâ, bu olanlara ne derdi?” diye konuştu.
(http://www.aktifhaber.com)Share|









Nov
22
2007



Moon Tarikatı




Tür: BATIL İNANIŞLAR




ABD basın yayın organlarında, ‘Rahip Sun Myung Moon’un Birleştirme
Kilisesi, ABD’de sarsıntı geçiriyor olsa da, özellikle başkent
Washington ve çevresinde yayılan şirketleri ile giderek kuvvetleniyor’
yorumu yapıldı. Yapılan belirlemelere göre, Moon Hareketi, bu bölgede
300 milyon dolardan (58 trilyon lira) fazla ticari, politik ve kültürel
faaliyeti kontrolü altında bulunduruyor.
Washington Times Gazetesi’nin de sahibi olan Moon hareketinin mal
varlıkları bununla da kalmıyor. Japonya’da bilgisayar, Alaska’da deniz
mahsulleri, Kore’de silah fabrikaları, ABD’nin Conneticut Eyaleti’nde
bir üniversitesi, Manhattan’da bir kayıt stüdyosu ve turizm şirketi,
Teksas’ta hara, Kaliforniya’da ise golf tesisleri var.
Washington Post Gazetesi’nde, Birleştirme Kilisesi ile ilgili yayınlanan dizi yazısının bir bölümünde de, şöyle deniliyor:
‘Moon, kendisine inananların Kilise’ye akıttığı paranın bir
bölümünün, kültür, eğitim ve dini yatırımlara gittiğini söylüyor. Ancak
bazı eski kilise mensuplarına göre Birleştirme Hareketi’nin
kaynaklarının büyük bölümü politik etkinlik kazanmak amacıyla
kullanılıyor.’
Moon, rüyasında gördüğü Hz. İsa’dan emir almış
6 Ocak 1920: Sun Myung Moon, Kuzeybatı Kore’de dünyaya geldi.
1935 Yortu Pazarı: 15 yaşındaki Moon, Kore’nin şimdi Kuzey Kore olan
bölümünde bir dağda dua ederken, kendi iddiasına göre Hz.İsa’yı gördü.
İsa, Moon’dan misyonunu tamamlamasını ve dünyada Tanrı’nın
hükümranlığını sağlamasını istedi.
1945: 25 yaşına gelen Moon, Kore’deki Hıristiyan gruplara görüşlerini
aktarmaya başladı ama büyük bir tepkiyle karşılaştı ve tutuklandı.
1945-1971: Moon’un Kore’deki yaşamı tutuklamalar, evlenmeler ve boşanmalarla geçti. Bu arada müritleri de arttı.
1971: Moon, ABD’ye gelerek yerleşti.
1975: Japonya’da Sekai Nippo Gazetesi’ni yayınlamaya başladı.
1976: Moon, bir yandan kilisesini ve müritlerini yaygınlaştırırken,
bir yandan da Amerika’yı şeytanların işgal ettiği ve kendisinin ülkeyi
kurtarmak üzere Tanrı tarafından gönderildiği propagandasını yaymaya
başladı.
1982: Vergi kaçırmaktan 18 ay hapse mahkûm oldu.
1985: 13 ay hapis yattıktan sonra serbest bırakıldı.
1985′ten beri: Moon, Kore’de, öteki ülkelerde ve ABD’de iş alanlarını
giderek genişletirken, her yıl binlerce kişiyi evlendirme törenleri
düzenliyor. Bu törenler sırasında ‘Dünya Barış Konferansı’ adı altında
yabancı sanatçı, politikacı ve işadamlarını biraraya getiriyor.
Moon Tarikatı’nın Lideri Rahip Sun Myung Moon’un kıydığı toplu
nikâhlar, ilginç görüntülere sahne oluyor. Tarikatın topluma ve Allah’a
hizmet amaçlı, dünya barışını sağlamak için kıydığı toplu nikâhlar Seul
Olimpiyat Stadı ya da New York’taki boks maçlarının yapıldığı Madison
Square Garden gibi büyük spor sahalarında düzenleniyor. Evlenen
çiftlerin sayısı 1000′in üzerinde olduğu için böyle büyük alanlara
ihtiyaç duyuluyor.
Japon ve Koreliler’in çoğunluğu oluşturduğu çiftlerin çöpçatanlığını
Rahip Moon yapıyor. Nikâh gününe ya da birkaç gün öncesine kadar
birbirini tanımayan kadın ve erkekler evlendiriliyorlar. Birbirine
‘Allah adına’ güvendiklerini söyleyen çiftler, rahip tarafından
üzerlerinde cinsiyet, tabiyet, kişisel tercihler, yaş, eğitim derecesi
yazılan fotoğraflarına bakılarak eşleştiriliyor. Evlenmek için bir de
doğum kağıdı ve sağlık belgesi gerekiyor. Bazı gelinler törene gelemeyen
müstakbel kocalarının resimlerini ellerinde tutarak evleniyorlar.
Toplu nikâhlarda 100′den fazla ülkeden insan evlendiği için bazen
aynı dili konuşmayan bir kadın ve erkek de eşleştirilebiliyor, onlar
evliliklerinin ilk günlerinde tercümanla diyalog kurmaya çalışıyorlar.
Nikâhı kıyan Rahip Moon’un ‘Evlenmeyi kabul ediyor musunuz?’ sorusuna 4
kez ‘evet’ diyen çiftler o andan itibaren evli sayılıyorlar.
Tarikatın geleneğine göre yeni evlilerin 40 gün cinsel ilişkiye
girmeleri yasak. Bu 40 günde birbirlerini ruhsal açıdan tanıyan çiftler
sonra fiziksel olarak ilişkiye giriyorlar. Tarikat üyeleri, bunun da
tarikatın evlilik anlayışının günümüz evlilik anlayışlarından farklı,
seksi çok önemsemeyen temeller üzerine kurulu olmasından kaynaklandığını
söylüyorlar.
(Tercüman)Share|









Nov
15
2007



Köpekleşen Hindu




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Hindistan Times’ın haberine göre, P. Selvakumar adlı adam, düğün
töreni için yıkanan ve turuncu bir sari giydirilen Selvi adındaki sokak
köpeğiyle Tamil Nadu eyaletindeki bir Hindu tapınağında evlendi.
Selvakumar, 15 yıl önce iki köpeği taşlayarak öldürüp leşlerini bir
ağaca astığından beri rahat yüzü görmediğini anlattı. Selvakumar, “Bu
olaydan sonra kollarım ve bacaklarım felç oldu, kulaklarımdan biri
duymaz hale geldi” dedi. Bir astroloğun hastalıklarından kurtulmasının
tek yolunun bir köpekle evlenmesi olduğunu söylemesi üzerine Selvakumar
kendisine bir dişi köpeği eş seçti.
(11-2007)Share|









Nov
09
2007



Kendine bile faydası olmayan tanrı




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Share|









Sep
27
2007



İlahiyatçı Zekeriya Beyaz yine saçmaladı




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Sivri yorumlarıyla tanınan İlahiyatçı Zekeriya Beyaz, katıldığı
“Orada neler oluyor” programında yine ilginç açıklamalar yaptı. Türban
konusunda yapılan tartışmalara değinen Beyaz ” O ya da bu bez parçası
hiçbirinin kutsallığı yoktur. Onu da takar bunu da giyinir, öbürünü de
sarar başına. Allah’a aittir niyet kimse bilemez. Dolayısıyla insanları
böyle kıskaca alıp kıstırmanın bir manası yoktur. Ne türbanın kutsallığı
vardır, ne pantolonun ne de donun… Eğer bir şeyi örtüyorsa en kutsal
şey dondur o zaman! Bezde kutsallık arıyorsanız bir şeyi örttüğü için,
en önemli yerleri örtüyor dolayısıyla en kutsal olan kilottur” dedi.Share|









Aug
25
2007



Thai Wat Buddhist Temple




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Share|









Jul
28
2007



İslam reformisti Edip Yüksel




Tür: BATIL İNANIŞLAR




1957 ‘de Molla Sadrettin’in oğlu olarak Bitlis’te doğdu. İstanbul
Akıncılar Derneği bünyesinde Etkinlikler’de bulundu. 12 Eylül’den sonra
yargılandı. 1 Temmuz 1986′da kutsal olduğu iddia edilen 19 sayısıyla
ilgili özel vahy aldığını iddia etti. Düşünceleri nedeniyle kendini
sıkışmış hissettiğini öne sürerek ülkesini terk etti, ABD’ye göçtü.
Allah’ın elçisi olduğunu iddia eden Reşad Halife’nin öğrencisi oldu.
Reformist görüşleri üzerine birçok kitap yazdı. Türkiye’de çeşitli
tartışma programlarına katıldı. Hukuk alanında doktora yapan Yüksel evli
ve iki erkek çocuğu sahibidir.
Temel Görüşleri:
- Dini Tek kaynak Kur’an’dır. Hadis ve Sünnet dinde esas alınmamalıdır.
- Kur’an’ı koruyan sistem 19 Mucizesi olarak savunduğu kodlamadır.
- Muhammed Son resul değildir. Son nebidir.
- Kadınlar başlarını örtmek zorunda değillerdir.
- Domuzun sadece eti haramdır, yağı yenilebilir.
- Namaz günde 5 Vakit değil, 3 Vakittir.
- Hacc’ı birkaç günde yapmak şart değildir, 4 ay içinde yapılabilir.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:05 pm

BATIL İNANIŞLAR





Jul
26
2007



Cadılar bayramı




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Halloween, binlerce yıl öncesinden, insanların her kötülüğü ruhlardan
ya da cinlerden bildiği dönemlerden kalma bir gelenek. İnsanlar, o
dönemlerde başımıza bela olmasınlar diye, her yıl ekim ayının sonlarıyla
kasımın ilk günlerinde evlerinin önünde cinlerin, perilerin, cadıların
ısınması için ateş yakıp yiyecek bırakırmış. Hristiyanlar bu adeti yok
edemeyince kutlamaya dönüştürmüş, hatta Cadılar Bayramı olarak bilinen
olay, Azizler Günü bile ilan edilmiş. Fotoğraf, Amerika’da çekilmiş ve
bu fotoğraf, Cadılar Bayramı ya da Halloween’in hikayesini ‘o’ anda
özetleyivermiş.
(NTVMSNBC)Share|









Jun
26
2007



Yıllarca dünyayı kandıran uzaylı işaretleri




Tür: BATIL İNANIŞLAR




1970’lerin başlarında ilkel şekilleriyle görülmeye başlayan gizemli
daireler, öylesine büyük ilgi gördü ve infial uyandırdı ki, 1990’lara
gelindiğinde hemen hemen dünyanın her yerinde bu şekillere rastlandı.
Sayıları çığ gibi artan gizemli tahıl çemberlerinin sırrı üzerine
geliştirilen teori ve efsanelerin sayısı aynı hızla katlanarak günümüze
kadar geldi. Bu gizemli ve sırrının hâlâ çözülemediği iddia edilen
çemberler, pek çok filme ve romana konu olmaya devam ediyorlar…
1990’larda Büyük Britanya’nın güneyindeki kırsal kesimler futbol
sahası büyüklüğünde dev ve garip şekillerle dolmuştu. Birbirine teğet,
eksenle bağlı, paralel kesilmiş acayip dairesel ve geometrik şekiller
istila etmişti adeta tüm dünyayı ve herkes bu dairelerin nasıl
oluştuğuna dair bir yanıt arıyordu. Gerçi daha sonra sır çözüldüğünde
anlaşılacaktı ki gerçekte aranan şey dairelerin nasıl oluştuğuna dair
bir yanıt değil, asla kanıtlanmaması istenen bir gizem oluşturup,
insanların doyumsuz merakını alabildiğince sömürebilmekti…
Turistler akın akın şekillerin bulunduğu bölgeye geliyor, ellerindeki
kameralarla hararetli şekiller çiziyorlardı. Kızıl ötesi dürbünlerle
gece tarlalarda nöbet bekleyenler dahi vardı…
İngiltere Meclisi de dairelerin doğurduğu krizden nasibini alıyordu.
Kraliyet ailesi konuyla ilgili özel araştırmalar başlatmıştı…
Bazı araştırmacılar ise, bilimsel metottan taviz vermiyor, meydanı
UFO bilimci, ‘ruhçu’ ve cincilere bırakmamak için akıl yürüterek
çemberlerin gizemini çözmeye çalışıyorlardı. Şekillerle ilgili ‘bilimsel
temelli’ bir çok görüş öne sürüldü…
1991 yılında Southamtonlu iki kafadar bütün bu krizin kendi
muzipliklerinden kaynaklandığını açıkladıklarında önce kimse olanlara
inanmak istemedi. 1970’lerde her zaman rutin olarak gittikleri The Percy
Hobbes adlı birahanede sıradanlaşan hayatlarına renk katmak ikili, bir
gece dünyanın bayına böyle bir çorap örmeye karar vermişlerdi.
Okudukları bir UFO romanından etkilenen iki kafadar, kendiliğinden
oluştuğuna inandırıldıkları şekiller çizerlerse insanların şaşırtıp
eğlenebileceklerine karar verdiler. Başlangıçta işleri kolaydı. Bower’ın
çerçeve dükkanının arkasında bulunan ağır bir çelik çubuk vasıtasıyla
buğday başaklarını düzleştiriyorlardı. Sonraları tahta ve ip kullanmanın
daha şaşırtıcı sonuç doğurduğunu keşfettiler. Başlangıçta işleri sadece
5-10 dakika sürüyordu. Ama işaretlerin ünü arttıkça ve dairelerin
sırrıyla ilgili tezler çoğaldıkça daha karmaşık şekiller için bu işe
daha fazla zaman ayırmaya mecbur kalıyorlardı.
(http://www.haber7.com)Share|









Jun
22
2007



Şeyh Ahmed’in Vasiyetnamesi Efsanesi




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Adı, “Şeyh Ahmed’in vasiyeti”. Şeyh Ahmed diye tesmiye olunan
kişi, bazen Efendimiz’in (s.a) Medine’deki kabrinin türbedârıdır, bazen
de mescidin hatibi olur. Ne zaman yaşadığı, tarihi bir kimliğe sahip
olup olmadığı muğlaktır. İslâm dünyasında ne zaman bir kriz zuhur etse,
ortalığa “Şeyh Ahmed’in vasiyeti” denen bu ilginç metin yayılıverir.
Meselâ 1. Dünya Harbi yıllarında henüz internet haberleşmesi olmadığı
için bu garip mektup, “şapirograf” teknolojisiyle teksir edilerek el
altından sağa sola dağıtılırdı. Bunlardan bir nüshayı, rahmetli halamın
Ahmediye, Kesik Baş Destanı, Mevlid-i Şerif, Evrâd ve Yunus Divânı gibi
kitap ve risâleleri sakladığı kara üzüm sandığında gördüğümü
hatırlıyorum.
Vasiyetnâmenin klasikleşmiş bir metin akış şeması vardır. Buna göre
Şeyh Ahmed bir cuma gecesi namazdan sonra uykuya dalar ve rüyasında
Harem-i Şerif tarafından “Ya Şeyh Ahmed” diye bir nidâ işitir. “Lebbeyk”
nidâsıyla o sese doğru teveccüh eden Şeyh Ahmed, Efendimiz’in şahsıyla
karşılaşır ve onun ağzından Şeyh Ahmed’e bazı mesajlar nakledilir.
Tarihçilerimizden Prof. Dr. Ali Birinci, “Tarih Yolunda-Yakın Mazînin
Siyâsî ve Fikrî Ahvâli” isimli eserinde her devirde yasaklanmış bir
risâle olarak “Vasiyetnâme” hakkında etraflı bilgi sunuyor. Buna göre
metin ilk defa 1896 (1314) yılında görüldü ve hemen yasaklanmış olmasına
rağmen halk arasında rağbetle karşılanarak “Halk İslâmı” nezdinde en
çok okunan üç-beş eser arasında yer buldu. Meşrutiyet yıllarında
Vâsiyetnâme’nin Arapça nüshasının Mısır’da da basıldığı ve dağıtıldığı
anlaşılıyor. Risâle, II. Meşrutiyet’in kısa süren çok partili hayat
denemesinde, siyasi çekişmenin bir aracı olarak da kullanılmış ve devrin
iki ünlü yazarı Hüseyin Cahit Yalçın ve Lütfi Fikri Bey arasında sert
polemiklere yol açmıştı. Yakın tarihlerde Hürriyet yazarı Oktay Ekşi, 17
Ağustos depremi ertesinde gördüğü bir Şeyh Ahmed vasiyetindeki,
“Depremde 16 bin kişi öldü, bunların içinden Müslüman çıkmadı’’
ibâresine haklı olarak köpürmüştü.
Şeyh Ahmed Vasiyetnâmesi’nin 150 sene boyunca tazelenen bir metin
olarak saf Müslüman gönüller üzerinde yaptığı etkiyi tahlil etmek
mümkün; zira bu metin, Efendimiz’in ağzından aktüel hâdiseler hakkında
bir ikaz mâhiyeti taşıyor. Adı ve kimliği bile belirsiz birinin gördüğü
rüyâya dayanılarak bir mânâda uydurma hadis imâl edilmesi, metnin
muhtevâsına câzibe katıyor ama nihâi planda bu risâlelerin gri
propaganda eseri olduğu ve Müslümanlar arasında zihin karışıklığı
yaratmak gayesine yöneldiği tartışılamaz. Bir buçuk asır boyunca saf
gönüllü Müslümanların, “Kütüb-i Sitte” gibi güvenilir Hadis
mecmuâlarından istifâde etmek yerine, uydurma olduğu su götürmez
propaganda risâlelerine itibar etmesi de, uzun uzadıya üzerinde
durulması lâzım gelen bir hicrân mevzuudur. Ezcümle, çoğaltılması ve
başkalarına da ulaştırılması hakkında lânet hükümleri de ihtivâ eden bu
gibi karanlık metinlere asla itibar edilmemesi gerektiğini ihtar edenler
kervanına biz de katılmış olalım.
(Ahmet Turan Alkan, Aksiyon Dergisi, 2005) Share|









May
25
2007



Yetişkin erkekleri emzirme fetvası




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Dünyanın en büyük üniversitelerinden biri olan Mısır El Ezher
Üniversitesi'nde çalışan İzzet Attiya'nın fetvasına göre, aynı iş
yerinde çalışan kadın ve erkeklerin bir odada yalnız kalabilmeleri için,
önce kadın çalışanın erkek meslektaşını emzirmesi gerekiyor. Fetvada
böylece erkek ile kadın arasında bir süt anne ile emzirdiği çocuk
arasındaki gibi masum bir bağ kurulduğu ve cinsel ilişki ihtimalinin
ortadan kalktığı iddia edildi. Üniversitenin Hadis bölümünün başkanı
olan Attiva'nın fetvası din bilginleri tarafından reddedildi.
(BBC – http://www.haber7.com)Share|









May
09
2007



Sapkın bir inanç




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Share|









May
05
2007



The Leshan Giant Buddha




Tür: BATIL İNANIŞLAR




The Leshan Giant Buddha is the tallest stone Buddha statue in the
world. It is carved out of a cliff face that lies at the confluence of
the Minjiang, Dadu and Qingyi rivers in the southern part of Sichuan
province in China, near the city of Leshan. The stone sculpture faces
Mount Emei, with the rivers flowing below his feet.Construction was
started in 713, led by a Chinese monk named Haitong. He hoped that the
Buddha would calm the turbulent waters that plagued the shipping vessels
travelling down the river. Standing 71 metres tall, the statue depicts a
seated Maitreya Buddha with his hands resting on his knees.Share|









Apr
26
2007



Çamura saplanan Şiiler




Tür: BATIL İNANIŞLAR



_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:07 pm

BATIL İNANIŞLAR





Apr
24
2007



Kendi geleceğini bilemeyenler




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Afrika Mali'de Dogon bilicisi kehanet haritası çiziyor.Share|









Apr
23
2007



The Byodo-In Temple




Tür: BATIL İNANIŞLAR



The Byodo-In Temple is a non-denominational Buddhist temple located
on the island of O'ahu in Hawai'i at the Valley of the Temples. At
47-200 Kahekili Highway, the Byodo-In Temple is a replica of a
900-year-old Buddhist place of worship at Uji in Kyoto prefecture of
Japan.Share|









Apr
21
2007



Bu tanrılar yüzünden fakir kaldık




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Tayland Bangkok'taki en eski ve en büyük tapınak olan Wat Pho
tapınağına girenleri ilk karşılayan, 46 metre uzunluğunda, 15 metre
yüksekliğinde Yatan Buda oluyor. Share|









Apr
19
2007



Khajuraho temples




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Khajuraho is a village in the Indian state of Madhya Pradesh, located
in Chhatarpur District, about 385 miles southeast of Delhi, the capital
city of India. However some of the temples that have two layers of
walls have small erotic carvings on the outside of the inner wall.
According to some current Hindu interpretations, they portray that, for
seeing the deity, one must leave his or her sexual desires outside the
Temple.Share|









Apr
16
2007



Tatminsizliğin yüzü




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Bu insanlar Hindistan'ın Allahabad Kenti'nde yoğun olarak
bulunuyorlar. Hindu inanışına göre, ''kutsal adamlar'' olarak bilinen
insanlar. Bal Mukund Brahmchari, 82 yaşında. Kendisini sıcaktan
koruması, ferahlık vermesi için yüzüne ve vücuduna sandal ağacı kremi
sürmüş.
(AP Photo / Rajesh Kumar Singh)Share|









Apr
05
2007



Putların hepsi sonunda devrilecek




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Moai are statues carved from compressed volcanic ash on Rapa Nui,
Easter Island, Chile. Chile is a country in South America occupying a
long and narrow coastal strip wedged between the Andes mountains and the
Pacific Ocean.Share|









Apr
05
2007



The Golden Temple




Tür: BATIL İNANIŞLAR



The Golden Temple, located in Amritsar in the state of Punjab, India
is the most sacred shrine of Sikhism. Sikh devotees, for whom the Temple
is a symbol of freedom and spiritual independence, come to the Temple
from all over the world to enjoy its environs and offer their prayers.
*****************************




















BATIL İNANIŞLAR





Apr
03
2007



Putların hepsi boştur!




Tür: BATIL İNANIŞLAR



This is the monument to the unknown soldier of WWII in Japan. The Buddha is hollow, and you can go inside it.Share|









Mar
31
2007



Tapan ve tapınan akılsızlar!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Share|









Mar
31
2007



Bu tanrıların hepsi hayvan




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Hinduların taptığı kutsal tanrılar. Bazıları domuz, bazıları köpek… Kısacası hepsi de hayvan!Share|









Mar
31
2007



Hinduların kutsal banyosu




Tür: BATIL İNANIŞLAR



İnsanlar islam dininin güazelliğini neden anlayamıyor?Share|









Mar
21
2007



Şiilerin aşure günü vahşeti




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Share|









Mar
20
2007



Tapınanlarından daha akıllı olan putlar!




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Japonya’dan bir kare. Tokyo’daki Meiji Tapınağı’na bağışlanan sebzeler böyle tablo gibi bir görüntü oluşturuyor. (Hürriyet)
Not: Japonların putlara tapmalarını yadırgamamak
gerekir! Bu Japonların saflığından değil putların akıllılığındandır.
Baksanıza vatandaşın pazardan alamadığı sebzelerin daha iyisini putlar
yiyor!Share|









Feb
27
2007



Cin bu sefer hoca çıktı!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Adana’da Doktor Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları
Hastanesi’nde tedavi gören 24 yaşındaki Emrah Kaya, burada hastalara
uyuşturucu verilmesi ve dayak atılması görüntülerinin televizyonda ve
gazetelerde yer almasından sonra ailesince alınarak, cinci hocaya teslim
edildi.
Kaya Ailesi, içinde cin bulunduğu söylenen zihinsel engelli kızları
Emrah’ı, hoca olarak tanınan 45 yaşındaki Abdullah Yeşiltepe ile bir
odaya kapattı. Talihsiz Emrah, 2 gün kaldığı bu odadaki cin çıkarma
seansında yaşımını yitirirken, cinci Abdullah Yeşiltepe tutuklandı.
Tutuklanan Cinci Hoca Abdullah Yeşiltepe’nin, Suudi Arabistan’a
captagon adlı uyuşturucu hap götürmek isterken yakalanıp bir süre
cezaevinde yattığı ortaya çıktı. Cezaevinde Kuran okumayı öğrenen
Yeşiltepe, tahliyesinden sonra da ’Ben şıh oldum’ diyerek muska yazmaya
başladı.
(Hürriyet, 2007)
*********************************

















BATIL İNANIŞLAR





Feb
15
2007



İslamiyete zarar veren müslümanlar!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Bugün bütün dünyada Müslümanlığın imajının yerle bir olmasının sebebinin büyüğü Vehhabiliktedir.
Radikal İslam denen şeyin kaynağı Vehhabilik olduğu için Türkiye’de
İslam’ın radikal versiyonu tutunamamıştır, tutunamaz. Bu sebeple
Afganistan, Çeçenistan ve Bosna savaşlarına 1500 Türkiyeli gitmiş ve
Vehhabilikle tanışmış. (MGK Raporundan)
Bu Vehhabilik denilen şey İngiliz İstihbaratı tarafından kurulmuştur.
Mezar ziyaretlerini yasaklayanlar, kızların kendi babaları ile bile sokağa çıkmalarını yasaklayanlar onlar.
Aşırılık her alanda kendini gösterdi ve Vehhabilik sonradan gelişen
her türlü yeniliğe sonradan olma diyerek hep karşı çıktılar. Böylece tüm
yenilikler engellendi. Dikkat edilirse bu tür davranışlar ağır baskı
rejimleri ve istila zamanlarında ortaya çıkıyor.
Vehhabi inancı Şia’ya (İran) karşı aşırı düşmancadır. Ama bunun
yanında Maliki, Şafi ve Hanefi’ye de düşmandır. Bunlar “Kuran bize
yeter” sloganıyla hareket edip hadisleri inkâr ederler.
Şimdi… Vehhabiliğin en ataerkil çöl aşiretleri arasında filizlenmesi,
kadınların kimlik kartına dahi sahip olmadıkları Suudi Krallığı’nın
resmi ideolojisi haline gelmesi ve aynı ideolojiye bağlı grupların bugün
ABD yönetimi ve diğer emperyalistler tarafından destekleniyor olmasının
hiç de tesadüfi bir tarafı yoktur.
Vaktiyle İngilizler tarafından kurulan Vehhabiliğin çelişkileri bugün
ABD tarafından sonuna kadar karşı propaganda olarak kullanılmaktadır
ama Suudi Arabistan da sonuna kadar kollanmaktadır.
Aslında Suudi Arabistan Amerikan işgali altındadır. Bu ülkede
1980′den bu yana beş askeri üssü var ABD’nin. Ve 30 bin Amerikan askeri…
Bu rejimin ayakta durmasını sağlayan ABD’den başkası değildir. Çünkü
Suudi Arabistan halkının Vehhabilikle alakası yoktur, bu yüzden ülkede
sıkı bir dikta uygulanmakta.
Sovyetler’in Afganistan’dan çekilmesinin ardından Taliban’ı sahneye süren yine ABD’dir.
Afganistan egemenliği Orta Asya egemenliği stratejisinin en önemli
parçası olmalı. Doğu, Batı, Kuzey ve Güney tüm geçitleri denetleyen
Afganistan’a ABD tarafından Çin ve Sovyetler’i tehdit eden askeri üsler
kuruluyor. Şahghay İşbirliği Örgütü işte ABD’nin bu stratejisine karşı
kuruldu.
Sufi ve Rasyonalist inançlara sahip olan bu anlamda da daha ılımlı ve
barışçıl olan Çeçenistan Bosna Hersek, Afganistan halklarına karşı
Vehhabilik ABD tarafından dolaylı yollarla hep desteklenmiş ve
yaygınlaşması sağlanmıştır.
(Nuh Gönültaş, Bugün, 2006)Share|









Feb
14
2007



Kurşun döktüren takım ter döktü!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Süper Lig’in ikinci yarısı
öncesinde kurşun döktüren Gençlerbirliği kulübü yöneticileri hakkında
Tekke ve Zaviyeler Kanunu’na muhalefet ettikleri iddiasıyla soruşturma
başlattı…
(NTV, Şubat 2007)Share|









Feb
13
2007



Garantili yapılır!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Share|









Jan
17
2007



Hz. Muhammed’in Yalancı Tasfirleri




Tür: BATIL İNANIŞLAR






Hz. Muhammed’i de Hz. İsa gibi tasvirleştirerek putlaştırmak isteyen
ve islam düşmanı kesilen çizerlerin bir oyunu olan yüzlerce çizimden
birkaçı. Bu tür çizimler arasında Hz. Hatice ve Hz. Muhammed’i iki
sevgili gibi gösterenler bile var. Bu resimlere karşı yapılacak tek iş,
islam dünyasının ders alarak alemlerin efendisi Hz. Muhammed’i gerçek
bir şekilde tanıtması.Share|









Jan
13
2007



Ekber Şah’ın sapkın dini




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Ekber Şah Bâbürlü Türk İmparatorluğunun üçüncü hükümdârıdır.
Ömerkot’ta 1542 yılında dünyâya geldi. Ekber’ şah’ın en zararlı
icrââtlarından birisi, “Dîn-i İlâhî” adıyla yeni, bozuk bir din
kurmasıdır. Bu târihten îtibâren ölümüne kadar imparatorluk bünyesinde
ve özellikle sarayda Ehl-i sünnet âlimlerine îtibâr azaldı ve Ekber’in
dînine temâyülü olanlar baştâcı yapıldı. Mecûsî, Brehmen ve
Hıristiyanlara hürriyetler tanırken, Müslümanlara çeşitli eziyet ve
işkenceler yapılmaya başlandı. Büyük İslâm âlimi İmâm-ı Rabbânî hapse
atıldı ve işkencelere mâruz kaldı. Ehl-i sünnet âlimlerinin lâyık
oldukları değere kavuşmaları, Ekber’den sonra tahta çıkan oğlu Cihângîr
zamânında olacaktır. Ekber’in bu dîni ülke çapında pek taraftar
bulamadı. Yakın adamlarından târihçi Ebü’l-Fazl’ın öldürülmesi ile bu
din zayıflamaya başladı, Ekber’in ölümünden sonra ise tamâmen terk
edildi. Ekber Şah’a göre İslam dini çöl Araplarının bir ürünüdür.
Onların düşünce ve yaşantısına uygundur. Başka toplumlar için bu dinin
hiçbir anlamı yoktur. Ekim 1603’te şiddetli bir dizanteri hastalığına
yakalanan Ekber, 25-26 Ekim 1603 gecesi öldü.
(www.dallog.com)Share|









Dec
29
2006



Hurafe örnekleri




Tür: BATIL İNANIŞLAR


1. Bir genç askere giderken evden çıkmadan önce bir dilim
ekmeğin yarısını yer, yarısını da geri bırakırsa, artık ekmek onu,
çağıracağı için kazaya belaya uğramadan geri dönermiş.
2. Biri yolculuğa çıkarken arkasından aynaya su serpilirse kazaya uğramazmış.
3. Biri gurbete giderken arkasından su dökülürse hem kazaya uğramaz, hem de gurbetten çabuk dönermiş.
4. Bir kişi sabunu başka birine elden verirse, sabun acı olduğu için,
acı olaylar görülürmüş veya iki kişi arasına düşmanlık girermiş.
5. Evliliğin ilk günü (gerdek gecesi) erkek veya kadın, hangisi önce uyursa o daha evvel ölürmüş.
6. Bir erkekle bir kadın evlendikleri zaman gerdek gecesi hangisi daha
evvel diğerine tokat vurursa onun sözü daha çok dinlenirmiş. En mutlu
gecede mutsuzluğa teşvik, bundan daha çok saçma inanç ve âdet olur mu?..
7. Gök gürlerken buğday anbarlanna el ile vurulursa hasat çok olurmuş.
8. Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.
9. Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.
10. Tarla veya bahçede bitkiler hastalanmış ise, tarla sahibinin güneş
doğmadan önce, tarlasının etrafını koşarak dolaşması gerekirmiş.
11. Çeltik ekilen arazinin etrafı eşeğe binmiş bir kimse tarafından Kur’an okunarak dolaşdırsa, o araziye DOLU yağmazmış.
12. At nalı asılan yere nazar isabet etmezmiş.
13. Önünde “beştaş oyunu” oynanan eve fakirlik gelirmiş (Kıbrıs).
14. Otururken ayak sallanırsa alacaklı kapıya gelirmiş (Kıbrıs).
15. Cezvede su içilirse zengin olunurmuş (Kıbrıs).
16. Kefen diken iğne kırılmalıdır. Zira ölümü ve uğursuzluğu celbedermiş (Kıbrıs).
17. Ayakkabılar ters dönerse şeytan üzerinde namaz kılarmış (Kıbrıs).
18. Gece sandık açmak, kendi mezarını açmaktır. Yani ölümü çağırmaktır.
19. Cenaze çıkan ev ile çevresindeki evlerin suları dökülmelidir. Çünkü
Azrail kılıcını o sularda yıkar. Sular pislendiği için içilmez olur
(Kıbrıs).Share|









Dec
24
2006



Vehhabiler’in kutsal bölgeleri işgali




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Vehhabiler 18 Şubat 1803′te Taif’e girdiler. Her yeri yakıp
yıktılar, halkı öldürdüler. Topladıkları kitapları meydanlara yığarak
ateşe verdiler. Peygamber’in amcaoğlu Abbas’ın türbesini yıktılar. İki
buçuk ay sonra 30 Nisan 1803′te Mekke’yi aldılar. Suud bin Abdülaziz
Kabe’yi tavaf etti. Ulema biat etti. Abdülaziz onlara şöyle konuştu:
“Sizin dininiz bu gün kemal derecesine ulaştı. İslam’ın nimetiyle
şereflenip Cenab-ı Hakk’ı kendinizden razı kılıp hoşnud ettiniz. Artık
âbâ ve ecdadınızın bâtıl inanışlarına meyl ve rağbetten ve onları rahmet
ve hayırla yad ve zikirden korkun ve kaçının. Ecdadınız tamamen şirk
üzre vefat ettiler… Hz. Peygamber’in mezarı karşısında, önceleri olduğu
gibi durarak, tazim ve salat-ü selam getirmek, mezhebimizce gayri
meşrudur… Onun için oradan geçenler okumadan geçip gitmeli ve sadece
selam vermelidir…” İbni Suud bu konuşmadan sonra Hz. Peygamber, Hz.
Ömer, Ebu Bekr, Ali ve Fatıma’nın doğdukları evleri yıktırdı.
(www.davetci.com)

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:14 pm

İslamiyeti ayağa düşüren Vahhabiler




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Vahhabiliğin kurucusu Muhammed bin Abdulvahhab adında Arab
yarımadasında yaşamış olan bir Hanbeli imamdır. Genel olarak Vahhabilik
bağımsız bir Mezheb değildir. 12. Yüzyılda yaşamış olan İbnu
Teymiyye’nin öğretilerine dayanan Aşırı Hanbeli akımıdır. İbn
Abdulvahhab’ın fetvalarını istismar ederek Osmanlılar’a karşı savaş açan
Suudi Hanedanı’nın fesatları nedeniyle Osmanlı Uleması isyanı Vahhabi
İsyanı olarak anmışlardır. Vahhabiler diğer mezheblere göre çok daha
aşırıdır. Vahhabiler zamanında özellikle Şiilere karşı birçok katliam
yapmıştır.Günümüzde El-Kaide islam örgütü vahhabilikten çıkıp selefiliğe
geçiş yapmıştır. Ayrıca arab kral sülalesi de Vahhabi Mezhebi’ne
bağlıdır. Suudi-Arabistanın %73′ü Vahhabi’dir. Vahhabilik Ahmediya
Mezhebi gibi, hak Mezheblerinden olmadığı için, tamamiyle Suudi Mezhebi
olarak geçerli değildir. Kurucusu Muhammed bin Abdulvahhab’ın İngiliz
ajanlarla olan bağlantısı, bu mezhebin fikir kurucularının aslında
İngilizler olduğu fikrini desteklemektedir.Share|









Dec
16
2006



Türban sosyete giysisidir!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Doğu Perinçek’in 4 Eylül 2006 tarihinde Aydınlık dergisine verdiği bir demeçten alıntı:
Türban, bir sosyete giysisidir. ABD tarafından Türk kadınının başına
1970’lerin sonunda geçirilmiştir. İslamiyet’te böyle bir hüküm yok.
İslamiyet’te ziynetlerinizi örtün deniyor. Ancak örtünün derken kafanıza
çuval geçirin demiyor. Kadının bir cinsel varlık olarak
sahnelenmemesine dikkat ediyor. Bir soru atıyorum ortaya. Türbanlı
olarak tarlada çapa yapabilir misiniz? Kadın, çapa yapıyor. Türbanla bir
laboratuarda çalışabilir misiniz? Bir doktor, türbanlı olarak doktorluk
görevini yerine getirebilir mi? Kafasında o giysiyle bir hastanın
akciğerlerini dinleyebilir mi? Hayata uymuyor. Kökü nerededir türbanın?
Rahibe kıyafeti, Hıristiyanlıktan gelme bir giysi. Bizim tarihimizde
yok. Bana bir tane türban resmi göstersinler 1970’ten önce. Osmanlı
tarihinde de türban yok.Share|









Dec
01
2006



Avrupa’nın cin korkusu




Tür: BATIL İNANIŞLAR


İngiltere Cumbria bölgesinin tozlu arşivlerinde bulunan belgede
1656-1663 yılları arasında Lamplugh adlı mahallede yaşayanların ölüm
kayıtları yer alıyor. Cadı olduğuna inanılan üç kadının boğulmak
suretiyle öldürüldüğünü belgeleyen el yazmasında cinlerle karşılaştığı
söylenen dört kişinin korkudan öldüğü, iki adamın kızgın yağla dolu
tavalarla kavga ettikten sonra hayata veda ettiği ve bir adamın
katıldığı şölende çok yemekten öldüğü belirtiliyor.
Cumbria arşiv görevlisi Anne Rowe konuyla ilgili olarak şunları
söyledi. ’17. yüzyılda insanlar cinlerden, perilerden korkardı. Doğal
yoldan hayata veda eden bir insanı hiç kimseye zararı olmayan dul bir
kadının büyü yaparak öldürdüğüne inanırlardı’.
(Star, 2006) Share|









Dec
01
2006



Yezidilerin melek şeytanı




Tür: BATIL İNANIŞLAR




Yezidilik Ortadoğu kökenli bir din. Irak, Suriye, Türkiye, İran,
Gürcistan ve Ermenistan’da cemaatleri var. Bugünkü sayıları 500 bin.
Ayrıca Almanya ve İsveç başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde birçok
göçmen Yezidi yaşıyor. Adem ile Havva’nın cennetten kovulmalarını
sağlayan Şeytan’ın, Allah’a karşı geldikten sonra tövbe edip
bağışlandığına inanıyorlar. Tavus kuşunu kutsal sayarlar, Tanrı- Melek
dedikleri Şeytan’a Melek Tavus derler. Melek Tavus, Allah’tan sonra en
değerli ve iyi melektir. İbadetleri, İslam’a aykırıdır. Yezidiler kendi
dinlerinden olmayanlarla evlenmez. Ayrıcı Türkiye’de birçok Kürt kökenli
yezedi bulunmaktadır.
(Haber7, 2006) Share|









Nov
25
2006



Camide jimnastik caizmiş!




Tür: BATIL İNANIŞLAR



İnsanlar boş olunca. Tartıştıkları da boş olur!Share|









Nov
02
2006



Kürtler hakkında bir hurafe




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Prof. A. Haluk Çay’ın yazdığı, Diyanet’in katkılarıyla
yayınlanan ‘Her Yönüyle Kürt Sorunu’ adlı kitapta geçen saçma bir
hurafe: “Hz. Süleyman şeytan tarafından kutsal yüzüğü dereye atılarak
tahttan indirildiği ve iktidarsız yaşadığı 40 günlük bir süre içinde,
balıkçıların Hz. Süleyman’a sunduğu bir balığın içinden kutsal yüzük
çıkınca, meleklerin de gayreti ile Hz. Süleyman tekrar tahta çıkar. Ne
var ki Hz. Süleyman’ın haremindeki cariyeler bu arada boş durmamışlar,
şeytanla cinsel ilişki kurup hamile kalmışlardır. Bunu farkeden Hz.
Süleyman cariyelerini dağlara bırakarak cezalandırmış. Çocuklar doğmuş,
birbirleriyle evlenip üremişler ve şeytan soyu Kürtler böyle
peydahlanmış.”Share|









Oct
20
2006



Örümcek adam namaza başladı!




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Diyanet İşleri Başkanlığı logosu taşıyan kitabın aslında asparagas bir internet haberi olduğu anlaşıldı…
***************
nazarla ilgili batıl inançalar

Yüzyıllardır toplumumuzda var olan ve belayı defedeceğine
inanılan bazı adetler vardır. Toplumun her kesiminde benimsenen bu
adetlerin en meşhuru nazar boncuğudur. Nazar boncuğu eğer bir süs olarak
düşünülür ve takılırsa o zaman bu bir zevk ve bir tercih olarak telakki
edilir. Fakat gelebilecek bela ve musibetlerin, değebilecek nazarların
bir boncukla engelleneceği düşünülürse o zaman mesele İslamî inanca
kadar uzanır. Zirâ bir hadis-i şerifte: “(Nazar değmesin diye) Kim bir
temime takarsa Allah o kimsenin muradını tamam etmesin. Temime takan bir
kimseye Allah bir menfaat vermesin.” (Ahmed) buyrulmuştur.
Temime: Arap çocuklarına nazar değmesin diye takılan nazarlık, muska ve tılsım gibi şeylerdir.
Zararı defeden ve kârı getiren ancak Allah’u Zülcelal’dir.
Dolayısıyla zararı defeder düşüncesiyle bir şeyin, çocukların üzerine,
evlere, arabalara, hayvanlara v.s. şeylere takılması insanı şirk yoluna
sevkeder. İslam daha ilk zamanlarda bunları yasaklamıştır. Hadiste
zikredildiği gibi, ‘Allah o kimsenin muradını tamam etmesin’ buyruluyor.
Yani arabasına boncuk asıp o taş parçasının kendini, çocuğunu, evini
veya arabasını koruyacağını zannedenlerin haberleri olsun ki, muradları
tamam olmayacaktır.
İbn-i Mesud hanımının odasına girerken boynunda gördüğü (boncuğu)
çekip koparmış ve “Allah’a yemin ederim Abdullah’ın aile efradı Allah’ın
indirmediğini Allah’a ortak koşmaktan zengin olmuştur.” buyurdu. Ve
devamen Rasulullah’tan işittim O şöyle diyordu: “Sara ve sıtma için
takılan ağaç parçaları, nazar boncukları ve tevelle şirktir.” buyurdu
(İbni Hibban ve Hakim)
Tevelle: Kadının kocasına yaptığı şirinlik muskasıdır.
O halde, nazar boncuğu, iğde dalı, nohut kurusu (üzerlik) v.s. neye
inanılıyorsa bunlar aynı cahiliyede insanların taştan veya helvadan
yaptıkları ve yardım dilekleri putlar gibi bir taş ve tahta parçasıdır.
Müslümanın yardım beklediği taş ve tahta parçası değil, Yaratan’ın
bizzat kenisidir.
Müslümana düşen vazife gördüğü hurafeleri üslubunca yerinden indirip,
zararı defedebilenin yalnızca Allah-ı Zülcelal Hazretleri olduğunu
bildirmek ve haykırmaktır. Unutulmamalıdır ki nazar haktır, yani
gerçektir. Onu defetmek için Allah’tan yardım istenmelidir. Efendimiz
sallallahu aleyhi ve sellem’de, “Ve hüve hasir”e kadar Mülk Suresinin
baş kısmından üç defa okumanın bir yardım şekli olacağını, böyle
yapıldığı takdirde Allah’ın izni ile fayda bulunacağını söyler.
Bazı rivayetlerde nazar için Kalem Suresi’nin son iki ayetinin okunması gerektiği ifade edilmiştir.
Sahabe’nin ve Tabiîn cumhur görüşü nefes ile tedavide bir zarar olmadığıdır.
Kişi Allah’ın izni ile şifanın geleceğini umarak ayetleri ve sahih rivayetlerde öğrendiği duaları okuyabilir.
Eğer kişi bunları okumaya güç yetiremiyorsa örneğin okuma yazması
yoksa, çok ihtiyarsa veya çocuksa o zaman bu ayet ve dualar bir kağıda
yazılır ve ihtiyaç sahibi bunu üzerinde taşıyabilir. İşte biz buna muska
diyoruz. Muskanın yazılması için böyle bir gereklilik olmak zorundadır.
Ayrıca bir muskanın içinde şu üç özellikten biri bulunmak zorundadır:
1- Allah’ın isimleri olmalıdır.
2- Kur’an olmalıdır.
3- Açık bir şekilde yazılmak şartı ile hadis veya dua olmalıdır.
Okunmayan yazılar, anlaşılmayan şeyler, sayılar, harfler,
karakterler, yıldızlar asla caiz değildir. Bunları yazanların uyarılması
ve icap ederse kınanması gerekir. Üzerinde bu tip rumuzlar ve sayılar
olan muskaları taşımak caiz değildir. Zira bunlar insanı şirke iter.
(Neylül Evtar)
Tabii ki bu tip şeylerin terkinin evlâ olduğu, nefes etmenin daha sıhhatli olduğu aşikârdır. (Kurtubî)
Rebi, İmam-ı Şafi’ye muskanın hükmünü sorduğunda, Kur’an ve bazı zikirlerin bir sakıncası olmadığı cevabını alır.
Cevşen taşımak hurafe mi?
Bu meyanda Cevşen de konumuzla alakalı diğer bir husustur. Cevşen
taşıyanların durumunu iki ayrı şekilde değerlendirmek mümkündür:
1- Kişi Cevşeni içinde bulunan dualar hürmetine takar ve zararı
yalnızca Allah’ın defedeceğini düşünürse taşıyabilir. Fakat yazısının
tam okunaklı olması gerekir. Eğer okunaklı ve cam içinde ise bunlarla
tuvalet v.s. yerlere girilmemesi gerekir.
2- Metropol şehirlerde ve bazı elit kesimlerde cevşen tabulaştırıp
kendisinden yardım beklenilen bir kurtarıcı gibi algılanmaya
başlamıştır. Bu ise İslam’ın ruhuna aykırıdır.
Bu noktada ulemanın Cevşen hakkında ciddi bir mütalaada bulunması
gerekir ve insanlarımıza sağlıklı ve netice vermesi gerektiği
kanaatindeyiz.
“Şu halde şüpheden kaçınıp takva ile amel etmek en hayırlı olacaktır.”
TEFECİLER
Müslümanların zaaflarından yararlanıp onlara anlaşılmayan kağıtları
satanlar veya Cevşen satarken Hz. Peygambere bile iftira atanlar
tefecilerdir. Zararı defedenin yalnız Allah olduğunu bilip yalnız O’ndan
yardım dilemeliyiz. Bir önceki sayıda Cevşen satanların verdiği
kağıttan bahsetmiştik. Eğer bu kağıdı vermeyip bu sadece bir duadır
deselerdi yarar veren ve zarar defeden yalnız Allah’tır deselerdi Cevşen
bu kadar yayılır mıydı?. Tabi ki hayır.
(Fikret Şanlı, www.ilkadimdergisi.com)Share|








Sep
21
2006



Asparagas fare haberi




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Kur’an okuyan annesine karşı saygısızca davrandığı için bir anda fareye
dönüşen Ürdünlü genç kızın fotoğrafının, Avustralyalı bir heykeltraşın
yaptığı silikondan bir heykele ait olduğu çıkarıldı…Share|









Sep
20
2006



Kuran’ı değiştirmek isteyen Reşad Halife




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Reşad Halife Kur’an’da 19 Mucizesi olarak bilinen ve İslam dünyasında
tartışmalara yola açan “matematiksel sistemi” 1974 yılında keşfeden
bilim ve reformist din adamı. 1935 yılında Mısır’da doğdu. ABD’de
biyokimya dalında doktora yaptı. Bir süre Birleşmiş Milletler’de bilim
danışmanı olarak çalıştı. Uluslararası bilimsel dergilerde yayımlanmış
iki düzine makalesi bulunmaktadır.
1974 yılında Kur’an’da 19 sayısı ve katları üzerine kurulu bir
matematiksel sistemin mevcut olduğunu ve 9:128-129 ayetlerinin bu
matematiksel sistemi bozduğunu iddia ederek bu ayetlerin Tanrı’ya ait
olmadığını öne sürdü ve bu ayetleri içermeyen Kur’an nüshasını çevirisi
ile beraber 1989 yılında Amerika’da yayımladı. Allah’ın ayetlerinde
haber verilen elçisi olduğunu iddia etmesi ile İslam dünyasının tüm
tepkilerini üzerine çekti. Reşad Halife, hadis ve sünnetin “Şeytani
öğretiler” olduğunu, hadislerin Peygamber adına uydurulmuş ve kitleleri
dinden ve Tanrı’dan uzaklaştıran palavralar olduğunu ve sadece
Kur’an’nın dini kaynak alınması gerektiğini savundu.
19 Mart 1989 yılında toplanan ve aralarında Şeyh Abdülaziz Bin Baz
ile Yusuf Kardavi’nin de bulunduğu 38 kişilik “Dünya İslam Fıkıh
Konseyi” tarafından Salman Rüşdü ile birlikte ölüme mahkum edildi.
Kendisi hakkındaki ölüm fetvası ve tehditlerine rağmen sabah gün
doğmadan önce Tucson Camisine tek başına giden Halife, bu davranışnın
bedelini hayatı ile ödedi. Halife, Camiye saklanan iki kişininin
saldırısına uğrayarak yirminin üzerinde yerinden bıçaklanarak 31/01/1990
tarihinde öldürüldü. Cinayetin El-Kaide örgütünde “The Manager” olarak
bilinen ve ikiyüzün üzerinde kişinin öldüğü Amerika Birleşik
Devletlerinin Tanzanya ve Kenya elçiliklerinin bombalanması olayına
karışan, 1998′da yakalanarak yakalanarak ömür boyu hapis cezasına
çarptırılan Wadih El Hage tarafından organize edildiği anlaşıldı.Share|









Sep
20
2006



Mevlana dünya kardeşlik birliği dini




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Kendilerine uzaydan ilahi kitap geldiğini iddia eden bir grup
olan Mevlana Dünya Kardeşlik Birliği çoğunluğunu kadınların oluşturduğu
bir grup. Grubun kurucusu Bülent Çorak adlı bir bayan ve grupta
kendisinin peygamber olduğuna inanılıyor. İstanbul’da 1300 kadar üyesi
olduğu ve birbirlerini taşıdıkları çantadan tanıdıkları söyleniyor. Bu
çanta içine koydukları “fasikül” olarak adlandırılan kitabı el altından
dağıttıkları biliniyor.Share|









Sep
20
2006



Tarihin en büyük toplu intiharı




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Tarihin en büyük toplu intihar vakası 1978’’de Guyana Jonestown’’da
oldu. “ Dünyanın sonu geldi hepiniz cennete gideceksiniz” diyen lider
Jim Jones isimli rahip müritlerini ölüme sürükledi. Tam 914 kişi
siyanürlü bir içki içerek hayatına son verdi ve son anda bu içkiyi
içmekten vazgeçenler ise vurularak öldürülmüşlerdi.Share|









Sep
20
2006



Diyet dini




Tür: BATIL İNANIŞLAR


ABD’de kısa bir süre önce kurulan ve parolası ‘Şişmanlar cennete
giremez’ olan ‘Diyet’ tarikatının müritleri Tanrı katında kabul görmek
için acımasızca oruç tutuyor. ‘Kilo verme atölyelerinde’ Tanrı’nın
beğenisini kazanana kadar zayıflamaya karar veren tarikatın lideri ve
diyet uzmanı Gwen Shamblin ‘Tanrı, aşırı kilolu insanları sevmez. Eğer
şişmanlarsak, kendimizi kontrol altına almamız gerekir. Ve disiplin,
bizi cennetlik yapıyor’ dedi.
Tanrı adına oruç tutarak 100 kilodan 36 kiloya düşen Shamblin,
rejimiyle taraftarlarına öncülük yaparken yazdığı ‘Kilo Verme Diyeti’
kitabını da, kutsal kitap ‘İncil’ gibi görüyor. Bir milyondan fazla
satan kitabında müritlerine ‘Açgözlülük büyük günahtır’ diye öğütler
veren tarikat liderinin binlerce taraftarı bulunuyor.Share|









Sep
20
2006



Dünyada din sayısı sürekli artıyor




Tür: BATIL İNANIŞLAR


OSHO HAREKETİ: Rajneesh Chandra Mohan
tarafından kurulan bu dini hareketin mensupları turuncu renkli elbiseler
giymektedir. Büyük ekonomik kazançlar elde eden Mohan’ın, ABD’den
sürüldüğünde geride 90 aşkın Rolls- Royce marka arabası kaldığı
biliniyor. Osho hareketine katılan eşlerini Mohan’a sunmalarının yanı
sıra para ve emeklerini de vermeleri gerekmektedir. Bu harekatta, komin
bir hayat vardır ve herşey ortaktır.
REAL HAREKETİ: İstanbul’da 2005 yılında yapılan
toplantıya kamuoyunun tanıdığı hareketinin kurucusu Fransız asıllı
Claude Vorilhon tarafından 1973’de kurulmuş ve UFO inancına dayalıdır.
Bu inanca göre kolonlamayla ölümsüzlüğün yolu açılacaktır. Bu gruba üye
olmak için binlerce avro ödenmek zorunluluğu vardır. Hedonizm
inançlarının gereği aşırı eğlence ve toplu seks ayini
yadırganmamaktadır.
BRAHMA KUMARİS: Lekhraj Kripalani tarafından kurulan
bu akımın inancına göre, Vişnu ve Şiva adlı tanrıların Kripalani’ye
görünmüştür. Kadın hakimiyetinde, kadınlar tarafından yürütülen ve
kıyamet beklentisi içinde olan bir Hindi reform hareketidir. Bu akımı
yaymak için İstanbul’da ücretsiz yoga kursları verdiği biliniyor.
TANRININ ÇOCUKLARI: 1968’de ABD’de David Berg
tarafından kurulan dini akıma göre, kurucu Berg ahir zaman
peygamberidir. Bergi, bayan taraftarlarını Tanrının sevgisini yeryüzüne
yaymaları için pek çok erkekle cinsel ilişkiye girmek üzere
görevlendirilmiştir. Bayanların bir erkeği reddetmesi yasaktır. Bu
akımın inancına göre kıyamet yakında kopacak, ama kendileri sayesinde
dünya yeniden yaratılacaktır.
TRANSANDANTAL MEDİTASYON: 1958’de Hindistan’da
Mararishi Mahesh Yogi tarafından kurulan bu akıma ünlü müzik grubu
Beatles’in bağlanmasıyla ABD ve Almanya’da gelişti. Türkiye’ye 1968
yılında gelen Yogi’nin taraftarları Ankara, İzmir, Bursa ve Eskişehir’de
merkezler açtıkları biliniyor…
http://www.haber3.com
*********************yılan eğiticileri dini
955
yılında yılan sokması sonucu ölen George Hensley tarafından 1909
yılında A.B.D’de kurulmuş dini bir akımdır. Batı Virginia’daki Micco
Kilisesi yılan eğitilen ve sitriknin içerek ibadet edenlerin merkezidir.
İncil’deki “İman edenler vaftiz edilip kurtulacak, iman etmeyen ise
hüküm giyecek.İman edenlerle birlikte görülecek belirtiler şunlardır:
yılanları elleriyle tutacaklar.Öldürücü bir zehir içseler bile, bundan
zarar görmeyecekler. Ellerini hastaların üzerine koyacaklar ve hastalar
iyileşecek” (Markos 16:18) ayetler inançlarının temelini oluşturur.
Dinsel törenleri müzik ve ritmik el çırpma hareketleriyle düzinelerce
zehirli yılanı tüm salonda hipnotize etme yoluyla saatlerce sürer.Share|







Sep
19
2006



Sapkınlık dini Satanizm




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Satanizm’in temelinde geleneksel düşman olarak Hıristiyanlık
dini görülmekte, toplum tarafından kabul görülen temel ahlak kuraları
dedilmektedir. Cinsel sapıklıklar, cinayetler, kara büyü ve cadılık
Satanistlerin bizzatihi yaptıkları olaylardır. Satanizm ‘de bazı
sayıların özel bir önemi vardır. 13 sayısının kutsallığına inanırlar.
666 sayısına özel bir önem verdikleri bilinmekte olup, bu sayının kutsal
kitaplarda (tevrat, Zebur, İncil) geçen Şeytan ile ilgili ayet sayısına
denk olduğu düşünülmektedir. Kedinin dünyada şeytana en yakın hayvan
olarak kabul edildiği, bu sebeple ayinlerinde kedi kurban edilerek ruhi
anlamda Şeytan ile birleşmenin kabul gördüğü düşünülmektedir.
Satanist törenler, ortaya konulan pentagram işareti etrafında
mumların yakılması, baltaların elde tutulması, ters haç işaretinin
çizilmesi veya tahta bir haçın yakılması, Şeytana dua edilmesi ve kurban
olarak bir kedinin kesilerek kanının içilmesi ile gelişip, genellikle
burçları aynı olan veya birbirine yakın kız ve erkeklerin cinsel
ilişkiye girmesiyle biter.
Satanistler en büyük özelliklerinde birisi ise büyük bir gizliliktir.
Grup üyelerinin aile ve yakın çevrelerinden bile Satanist olduklarını
gizledikleri, buna sebep olarakta herhangi bir açıklamada bulunmaları
halinde Şeytanın lanetine uğrayarak başlarına kötü şeylerin geleceğine
inanmalarıdır.
Satanistler intiharı bir ibadet olarak algılarlar.İntihar eden kişi
veya grup elamanlarınca yapılan telkinlerle buna zorlanan şahıslar bir
an önce ölüp cehenneme giderek Şeytana hizmet etmeyi düşünmektedir.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:15 pm

Don isiminden din!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Namba Dini Güney Pasifik’ te Malekula adasında yaşayan İlkel
Nambalar kabilesinin dinidir. Namba’lar kabile erkeklerinin cinsel
organlarını örtmek için kullandıkları püsküle namba denildiğinden dolayı
bu ismi almışlardır ve ilkel bir yaşam sürerler. Nambalar, tabiat üstü
güçlere inanmaktadırlar. Bunların en üstünde, her şeyin yaratıcısı ve
yönlendiricisi Tana adı verilen bir yüce kudrete inanmaktadırlar. Bunun
yanında iyi ve kötü ruhların her zaman kişilerin çevresinde bulunduğu ve
her davranışı kontrol ettiğine inanırlar.
http://www.dunyadinleri.comShare|














Sep
18
2006



Afrika’dan özel Zombi tarifi!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Afrika Vodoo dini üyelerinin yaptığı bir büyü çeşiti.
Malzemeler:
- Bir yıldırımtaşı. Bu, yıldırım çarpması sonucu bir tepeden kopmuş ve
bir yıl bir gün bekledikten sonra bir “houngan” tarafından dokunulmuş
bir taş olmalı.
- Bir adet insan kafatası ve çeşitli kemikler.
- Sebze yağı
- İki adet mavi agamont kertenkelesi
- Büyük bir kurbağa
- Bir adet deniz yılanı
- İki adet (dişi olursa iyi olur) kirpi balığı
- Tarantula, kırkayak ve beyaz ağaç kurbağası.
HAZIRLAMA:
Zehir dişi kirpi balığının bol miktarda tetrodotoksin içerdiği Haziran
ayında hazırlanmalı. Denizyılanı kurbağanın bacağına bağlanır ve bir
kavanoza koyup gömülür. Kurbağa öfkeden ölür ve böylece zehirin
yoğunluğu artar. Kafatası ile yıldırımtaşı, okunmuş yağ ile birlikte
ateşe konur ve kararana dek yakılır. Tarifteki bütün hayvanlar
kızartılır ve pişirilmemiş sebzelerle birlikte bir havanda ezilir. İnsan
kemikleri yontulup sıyrılarak bu karışıma eklenir. Karışım ezilerek toz
haline getirilir ve bir kavanoza konularak (tercihen kullanılan insan
iskeleti ile birlikte bir tabutun içine koyarak) üç gün gömülü tutulur.
“Coup poudre” artık hazırdır. Seçilen kurbanın kapısının eşiğine bir
haç şeklinde serpilmesi gerekir. Daha kesin bir yol ise, karışımı
kişinin arkasına ya da ayakkabısına dökmektir. Kurbanınız o anda bir
ölüden farksız olarak yere yıkılacaktır. Kurban gömülüp cenazeye
gelenler dağıldığında, gece olması beklenir ve karanlıkta mezara
gidilir. Davul çalarken ölen kişinin adı söylenir. Tabutun gömülü olduğu
yer kazılır. Ceset, hemen cevap verecektir.
Şimdi, kurbanın biraz dövülmesi gerekecektir. Zombi, çok sakin bir
yapıda olsa da, kabaca uyandırıldığı için aniden çıldırabilir…
(Ne diyelim? Allah akıl versin!)Share|









Sep
18
2006



Kadıyanilik dini




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Bir diğer adı Ahmedilik olan Kadıyanilik 19.yüzyılda Mirza Ahmet
Gulam (1839 – 1908 ) tarafından 1889 da Hindistan ‘da kurulmuş bir dini
akımdır. Mirza Gulam Ahmed zaman zaman kendisinin Mehdi, Mesih ve Krişna
olduğunu iddia ederek Müslüman, Hıristiyan ve Hindulara sempatik
görünmek istemiş 1889 ‘da yayınladığı bir bildiriyle Allah tarafından
yenileyici olarak tayin edildiğini açıklamıştır.
Ahmedilik İslam, Hıristiyan ve Hindu çevrelerince sapkınlıkla
suçlanıp yeni bir din olarak kabul edilmemesine rağmen, Kadıyanilik
bahsedilen bu üç dinden çeşitli oranlarda etkilenerek bunların
birleştirilmiş sentezinden ortaya çıkmış bir dindir.Share|









Sep
18
2006



Abdullah Cevdet ve Bahailik




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Abdullah Cevdet yogun siyasal faaliyetleri sonucu Fransa’ya da
kaçmak zorunda kaldı. 20. yy. başından beri Bahailerin bulunduğu
Paris’te Cevdet muhtemelen Bahailik’le temas etti. Cevdet’in 1904-1932
senelerinde yayınladığı ve halkı aydınlatma aracı olarak gördügü
“İctihad” dergisinde, 1921 senesinin sonunda ve 1922’nin başında üç
makale yayınlandı. Bu üç makalesinde Bahailik hakkında çok olumlu bir
şekilde yazıyor. Abdullah Cevdet bu makalelere dayanarak İctihad’ın 1
Mart 1922 tarihli 144. sayısında bir makale yayınlar. “Bir dünya dini
olarak kabul edilmesini istedigi Bahailik hakkindaki” bu yazısında
peygambere hakaret ettiği gerekçesiyle önce tutuklanarak iki sene hapse
mahkum edilir.
http://www.dunyadinleri.com Share|









Sep
18
2006



Bahai Dini




Tür: BATIL İNANIŞLAR


1800′lerde İran’da Mehdi inancının uzantısı olarak doğan
Babiliğin Bağımsız Dine dönüşmüş biçimi. Tüm dünyada inananları olan
evrensel bir dindir. Bahai Tarihi, 1844′te Bab’ın (Seyyid Ali Muhammed)
yeni bir çağın gelmekte olduğunu ve yeni bir Peygamber’in geleceğini
ilan etmesiyle başlar. Bahailiğin kurucusu ve peygamberi, lakabı
Bahaullah olan Mirza Hüseyin Ali’dir 21 Nisan 1863′te yeni dini ve yeni
prensipleri Bağdat’ta sürgünde iken ilan etti.
http://www.dunyadinleri.com/

***************************************

Yezidilerce, Yezidi inanç sisteminin kurucusu ve peygamber
olarak kabul edilen Şeyh Adiy Bin Musafır, aslında Kadiri tarikatının
kurucusu Abdülkadir Geylani ile birlikte İslam alimi İmam Gazeli’den
ders almış; Müslüman inançlı bir sufi olarak kabul edilmektedir. 1072
yılında Lübnan’da Baalbek’te dogan Şeyh Adiy, 1116 yılındaki Mekke’ye
hac ziyaretinden sonra öldüğü 1162 yılına kadar Laleş Vadisi’ndeki eski
bir Hıristiyan manastırını dergaha çevirerek mürit yetiştirmiştir. Adiy
bin Musafir 1162 yılında öldüğü zaman Laleş’teki dergahına gömülmüş ve
türbesi çok geçmeden hac ziyareti için gelinen tapınağa
dönüştürülmüştür. Yezidilik inancı hemen hemen her dinden akideler
almıştır. Ve Tanrı, dünyanın koruyucusu değil sadece yaratıcısıdır. O,
faal değildir ve dünya ile ilgilenmemektedir!Share|








Sep
18
2006



Zerdüştlük




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Zerdüşt’ün doğumu, M.Ö. 570 olarak tahmin edilmektedir. Zerdüşt,
İran dinleri üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Tektanrılı bir inanç
telkin ettiği için onu bir peygamber olarak kabul edenler bulunduğu
gibi, ona bir hakim veya şaman olarak bakanlar da vardır. Gatha’lar diye
adlandırılan kutsal metinler ona dayandırılır. Zerdüşt, Yüce Tanrı
olarak telkin ettiği Ahura Mazdah ile yakın irtibatı bulunduğunu ilan
etti.Share|









Sep
18
2006



Dürzilik




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Dürzilik, Fatimi halifesi Hakım Biemrillah ‘i tanrı olarak kabul
eden ezoterik bir inanç akımıdır. XI. Yüzyılda Suriye ‘de ortaya çıkan
bu akımın adını kurucularından Ebu Abdullah Muhammet bin İsmail
Anustegin ed-Derezi ‘ den aldığı ileri sürülmektedir. Kimi
araştırmacılar Dürziliği İslam ‘ın Batini akımları arasında saymalarına
karşın, Sünni şeriatıyla olduğu kadar Şii-Batini anlayışla da çatışan
tarafları vardır.Share|









Sep
18
2006



Güneş Tapınağı Tarikatı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


1995′te Fransa’nın Vercors bölgesinde yanarak kömürleşmiş 16
ceset bulundu. Bunlarda kendi istekleri ile bu intihar yolunu
seçmişlerdi. Grup liderleri Luc Jouret’de kendi isteği ile yaşamına son
verenlerin arasında bulunuyordu. 1994 yılında Güneş Tapınağı’ndan 50
kişilik bir başka grup daha toplu olarak intihar etmişti.
UFO’lar ile yakın ilişki halindeydiler, grup liderleri Proxima adlı
bir gezegenden gelen uzaylı varlıklardan bilgi alıyordu. Uzaylı
varlıklar yaklaşmakta olan kıyametten tarikat üyelerini kurtaracakları
sözünü vermişlerdi!Share|









Sep
18
2006



Heaven’s Gate Tarikatı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


1975 yılında Marshall H. Applewhite tarafından kurulmuştur.
Applewhite, uzaylılardan bilgi aldığı ve kendisine bu bilgilerin
insanlar ile paylaşılması söylendiği için ‘Cennetin Kapısı’nı kurduğunu
iddia etmektedir. Tarikatın 39 üyesi 1997 yılında Hale-Bopp isimli
kuyruklu yıldızı işaret kabul ederek ruhsal evrimlerini tamamlamak
amacıyla lüks bir villada intihar etmişlerdir.Share|









Sep
18
2006



Uganda’da 650 tarikat üyesinin cennete uçması!




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Tarihin ikinci büyük toplu intihar olayı Uganda’da gerçekleşmiştir.
‘Tanrının On Emri’ adlı 650 tarikat üyesi, Ugandanın başkent Kampala’nın
320 kilometre güneybatısındaki Rukingeri bölgesinde bulunan Kanungu
kasabasında bir kilisede toplanıp saatlerce şarkı söyledikten sonra,
kendilerini ateşe vererek intihar etmişlerdir.
Tarikat üyelerinin intihar etmezden önceki gün soda ve meyvesuyu
içtikleri bir parti yaptıkları ve 16 Mart 2000 günü kilisenin önünde
giysilerini, paralarını, çantalarını ve kilisede bulunan bazı şeyleri
yaktıkları belirtildi. İddialara göre tarikat üyeleri intihardan bir gün
önce yakınköylerdeki akrabalarını ziyarete gittiler. Ve cuma günü de
Meryem Ana’nın kendilerini almaya geleceğini inanarak beklemeye
başlamışlar.
Tarikat üyelerinin, liderleri ‘peygamber’ lakaplı Joseph
Kibweteere’nin dünyanın sonunun geldiği ve cennete gitmek için
hazırlanmaları gerektiği şeklindeki uyarısından sonra kendilerini
kiliseye kapatarak ateşe verdikleri öğrenildi. Lider Kibweteere’nin
toplu intihardan önce müritlerine tüm mal varlıklarını paraya
çevirmelerini emrettiği öğrenildi. Kilisenin tüm pencerelerinin
çivilendiği ifade edildi.
Kendisi gibi kilise tarafından afaroz edilen 3 rahip ve 2 rahibeyle
tarikatı yöneten liderin daha önce 31 Aralık 1999′da dünyanın sonunun
geleceğini açıkladığı, ancak bu tarihi daha sonra 31 Aralık 2000 olarak
değiştirdiği öğrenildi. Tarikat lideri Joseph Kibweteere, yardımcısı
Cledonia Mwerinde ve 6 polisinde aralarında bulunduğu ölenlerin büyük
çoğunluğunu kadınlar ve çocuklar oluşturuyor.
(Akşam Gazetesi 20 Mart 2000)Share|









Sep
18
2006



Moon Tarikatı




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Moonculuk Kuzey Koreli Sun Myung Moon tarafından Güney Kore ‘de
kurulmuş bir tarikattır. 1920 yılında Kuzey Kore de doğan Moon önceleri
Budist, sonra Presbiteryen Kilisesine girmiş daha sonrada Yehova
Şahitleri dinini benimsemiştir. 1936 da İsa ‘nın kendisine görünerek ”
Tanrının Krallığını ” kurmasını teklif ettiğini açıklayınca Yehova
Şahitleri dininden kovulmuştur. Güney Kore ‘ye geçen Moon burada da
yaklaşık 20 yıl boyunca Allahla, Budhayla, Musa ile konuştuğunu etrafa
yaymıştır. Moon ‘un fikirleri 1950 yılında G.Kore sınırları aşarak
Japonya ve Batıya yayılmıştır. Moon 1954 yılında Güney Kore ‘nin
başkenti Seul ‘de, bütün dinleri birleştirmeyi amaçlayan, uzlaştımacı
Birleşik Kiliseyi kurmuştur. Moonculuk hareketi 1959 ‘da Amerika ‘ya
taşınmış ve buradada gelişmeye devam etmiştir.
Hareket mali kaynak temin için, ticari hayata el atmış; balıkçılık
,bitkisel üretim gibi yollarla zenginleşme imkanı bulmuştur. Moonculuk
ticari hayatın yanında kültürede el atmış yüksek tahsil araştırmaları
için bir ” ilahiyat okulu “kurmuştur. Mooncular çeşitli ülkelerde
hareketin fikirlerini yayan ve mali yönden destekleyen dergi,gazete gibi
yayınlar çıkartmaktadırlar.
İki üç sene hizmet etmiş üyeler Moon tarafından eşlendirilir;
yüzlerce, hatta binlerce çift aynı anda bir evlendirme töreniyle takdis
edilir.Takdis,önemli bir ayindir.Ayrıca her tarafta, ay ve yılın ilk
gününde, ya da hareketin kutsal günlerinde and içilir.
********
İskender Ali Mihr sahte nebi mi?




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Allah Üniversitesi’ni kuran ve NurTV televizyon kanalında fikirlerini
yayan İskender Ali Mihr Marmara Üniversitesi Banka ve Muhasebe Bölümü
mezunu. DP’de de görev yapmış ekonomistin bazı iddiaları:
“Kuranda 3 bin ayet vardır”
“Allah ile konuşuyorum”
“Benimle birlikte Allah ile konuşan 20 arkadaşımız var”
“Ben Resulüm”
“65 milyon insanda, 5 milyonu cennete gidecek”
“Alnındaki beni göstererek, bunun peygamberliğine bir işaret olduğunu belirtmesi “Share|









Sep
16
2006



Namazda Kuran okumayan mehdi!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Adapazarı’nda Ali Yakup diye biri çıktı, kendisinin Mehdi ilan
etti. Kendinin Mehdi olabilmesi için Üstad’ı daha yukarı çıkarması
lazım. Üstad’a Hz. İsa dedi. Risaleleri de İncil olarak kabul ediyor.
Namaz vakitlerini değiştirdiler, camiye gitmiyorlar. Zamm-ı sure yerine
Risalelerden okuyorlar…
http://www.cevaplar.org/Share|









Sep
16
2006



Hz. İsa döndü! Laik mehdi Yasar Nuri’yi arıyor!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Share|









Sep
14
2006



İçkili bara ilahi fetvası!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Beş kişiden oluşan Dorian grubunun ilk albümündeki sözleri Yunus
Emre’ye ait “gel gör beni aşk neyledi” ilahisinin sözlerinden yapılan
rock tarzı şarkının içkili barlarda söylenmesi, tartışma ya yol açtı.
Prof. Dr Zekeriya Beyaz yaptığı açıklamada “İlahiler Allah’a yakarıştır.
İlahilerin içkili barda söylenmesi içki içenlere Allah’ı hatırlatması
açısından faydalı bir şeydir. Bence bunda kötülük aranmamalıdır” diyerek
fetva verdi!
(2006-Zafer AKBAŞ / SABAH)Share|









Sep
13
2006



Mezhepsiz Vehhabiler




Tür: BATIL İNANIŞLAR


On sekizinci asrın ortalarında Arabistan Yarımadasında Necid
bölgesinde Mehmed bin Abdülvehhab tarafından kurulan kendilerini
müslüman kabul ederek dînî ve siyâsî bir yol kuran Vehhabiler
mezhebsizdir. Ehl-i sünneti kandırmak için genellikle “Hanbeliyiz”
derler.
Harem-i Nebevî müderrislerinden Abdurrahman b. İlyas tarafından
1909’da kaleme alınıp, Sadaret’e takdim edilen raporda şu bilgileri
görüyoruz: “O esnâda Necef ve Kerbelâ’ya tecavüz ile Vehhabîler,
mübarek makamların kubbelerini yıkarak, buralarda mevcud olan kutsal
emanetler ile kıymetli eşyaları gasb eylemişlerdir. Haremeyn’e (Mekke ve
Medine’ye) tecavüz ederek, kısa bir muhasaradan sonra Mekke’yi ve
Medine’yi zaptetmiş ve Hz. Peygamber’in kabrini yağma ve Ashâb-ı Kirâm
hazretlerinin kabirlerini yerle bir etmişlerdir. Vehhabîler, Mekke ve
Medine’yi istilâları sırasında, mahmel-i şerîfin ve hacıların da Hicaz’a
girmesine engel olmuşlardır.”
Prof. Dr. Erman Artun da şu bilgileri veriyor: “Vehhabiler, pek çok
sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kuran
ve Hadisler dışındaki kaynakları bidat kabul ettikleri için dini,
tarihi ve edebi eserleri parçaladılar, İslam büyüklerini ve ashabın
mezarlarını yıktılar. Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp
yağmaladılar.”Share|









Sep
10
2006



Aydın ilahiyatcı!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Kastamonu’nun Taşköprü İlçesi’nde düzenlenen ‘Sarımsak ve Kültür
Festivali’ kapsamında güzellik yarışması yapıldı. Yarışmada jüri
üyeliği yapan Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Ana
Bilim Dalı Başkan Yrd. Doç. Dr. Öznur Özdoğan, “Hem güzele bakmak, hem
de güzel olmak sevaptır. Çünkü yaradanımız hem ruhumuza hem de
bedenimize çok güzel bakmamızı emrediyor.” diye konuştu.
(KanalD)Share|









Sep
10
2006



Kedi idrarı ile tedavi!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Hepatit hastalığın tedavisinin olmadığını zanneden hastaların
doktora görünmediğini bildiren Prof. Dr. Örmeci, şunları söyledi:
“Doktora gitmeyen hastalar virüsü en yakınındaki insanlara bulaştırıyor.
Ayrıca hastalığının tedavisini batıl inançlarda arıyorlar. Hastalığın
tedavisi için özellikle kırsal bölgelerde sarılık olmuş kişiye kedi,
köpek idrarı içiriliyor. Yeni hastalanan kişiye Hepatit hastası olduğu
bilinen kişinin idrarı içiriliyor. Hepatiti geçirmek için alnını kesen,
kulağını kesen insanlar var. Bu zaten çökmüş durumda olan karaciğeri
iflas ettiriyor. Ayrıca bazı otlar karaciğere ağır gelerek karaciğer
naklini gerektirecek şekilde ağır hasar verebiliyor.”
**********************





















BATIL İNANIŞLAR





Sep
03
2006



Al sana bir göbek ver bana ber bebek




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Bir TV programında Adana bölgesinde bir türbenin etrafında göbek
atarak dolanan hanımların; “Al sana bir göbek, ver bana bir bebek”
demelerini ibretle izledim.Türbe ve yatırlardan medet ummak bir
ilkelliktir. Hele onlara bir de kurban kesmek cahilliğin ta kendisidir.
Bu uygulama kesinlikle doğru değildir ve küfürdür. Avrupa, Asya ve
Afrika’da eski çağlarda yaşayan azizlerin mezarları mumla
aydınlatılırdı. 19. asırda Kırgız Türklerinde de bu tip inanca
rastlanmaktadır. Molla Gazi isimli bir bilgin, yazdığı bir eserinde;
Kırgız-Kazak halkı ölüleri için mum yakmayı, Kur’an-ı Kerim okumaktan
daha üstün sayarlardı” demektedir. Son zamanlarda onlarda bu saçmalıktan
vazgeçmişlerdir.Share|









Sep
03
2006



Türkler’in türbelere çaput bağlama geleneği




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Kaşgarlı Mahmut, Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserinde bunu böyle ifade etmektedir:
Bugünün çağdaş Altaylı Şamanistlerin inandığı “İZİ”leri ise Göktürk
yazılarında “YER-SU” diye ifade edilirdi. “YER-SU” ruhu, Türk vatanını
koruyan bir tür güç kaynağıdır. Bunun aslı da şahıstır. Ona kurban
verilmezse insanlara zarar verebilir. Yalnız bu ruhlar, iyi huylu ve
kanaatkar olduğu için, bir çaput parçası, bir tutam at kılı, kurban
niyetiyle atılan bir taş bile “İZİ”leri tatmin ederdi. Fakat “İZİ”lerin
en çok sevdiği şeyde paçavraydı. Altaylı Türkler buna “YALAMA” derlerdi.
Yalama iki kayın ağacı arasına gerilen ve üzerine paralar bağlanan bir
şerit’e verilen addı. Türkler bu adetlerini Müslüman olduktan sonra da
devam ettirdiler. Evliya bildikleri kimselerin türbelerine, yanındaki
ağaçlara çaput bağlamayı kutsal saydılar. Çünkü Şaman dininin yapısı
buydu.Share|









Sep
03
2006



Vasiyetname hurafesi




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Vasiyetin adı, “Şeyh Ahmed’in vasiyeti”. Şeyh Ahmed diye tesmiye
olunan kişi, bazen Efendimiz’in Medine’deki kabrinin türbedârıdır,
bazen de mescidin hatibi olur. Ne zaman yaşadığı, tarihi bir kimliğe
sahip olup olmadığı muğlaktır. İslâm dünyasında ne zaman bir kriz zuhur
etse, ortalığa “Şeyh Ahmed’in vasiyeti” denen bu ilginç metin
yayılıverir. Meselâ 1. Dünya Harbi yıllarında henüz internet
haberleşmesi olmadığı için bu garip mektup, “şapirograf” teknolojisiyle
teksir edilerek el altından sağa sola dağıtılırdı.
Vasiyetnâmenin klasikleşmiş bir metin akış şeması vardır. Buna göre
Şeyh Ahmed bir cuma gecesi namazdan sonra uykuya dalar ve rüyasında
Harem-i Şerif tarafından “Ya Şeyh Ahmed” diye bir nidâ işitir. “Lebbeyk”
nidâsıyla o sese doğru teveccüh eden Şeyh Ahmed, Efendimiz’in şahsıyla
karşılaşır ve onun ağzından Şeyh Ahmed’e bazı mesajlar nakledilir.
“Geçen cumadan bu cumaya 16 bin kişi öldü. İçlerinden bir tek Müslüman
çıkmadı.” Ardından klasikleşmiş ibâreler, “Gelenlerin amel defterlerini
kara ve sol elinde gördüm. Ya Şeyh Ahmed!…Evvela ana ve babalarına asi
oldular ve zekâtlarını men ettiler. Hacı olup haram yemeyi adet ettiler.
Herkes nefsinden başka bir şey düşünmedi. Yüzlerinde hayâ kalmadı.
Dünya malı ile nasip olan tartılarına hıyanet etmeyi adet ettiler. Ya
Şeyh Ahmed!… Benim ümmetlerime haber eyle. Yaptıkları günahlardan tövbe
ve istiğfar etsinler.” Daha sonra bir kehânet ibâresi yer alır, “Çok
yakın bir zamanda, 3 gece güneş tutulacak. 3 günden sonra mağripten
doğup, maşrığa batacak. Kur’an-ı Kerim insanların gözüne
gözükmeyecektir. Ya Şeyh Ahmed, ümmetlerime haber eyle, kudret kalemiyle
her kim bu vasiyetnameyi bir köyden bir köye, bir kazadan bir kazaya,
bir ilden bir ile, bir devletten bir devlete gönderirse huzur-u mahşerde
günahları affedilir. Efendimiz’i (s.a) şahsı ile görmüş olur. Kim
vasiyetnameyi işitir de yazmazsa, bir köye veya bir başka yere
göndermezse, yüzü kara ola.”Share|









Aug
29
2006



Kuran’da yer alan Tayyip Erdoğan!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Kuran-ı Kerim’in Şifresi” kitabıyla şimşekleri üzerine çeken,
tezlerini bilimsel olarak ispatlayamadığı ve sistematik düşünceye aykırı
olduğu için büyük tepki alan Ömer Çelakıl’ın son iddiası: Kuran’ın
14′üncü suresinin 24′üncü ayetinde Türkiye, Tayyip ve Ankara kelimeleri
yan yana. Tabi ki ilahiyatçılar yine isyanlarda:
Prof. Süleyman Ateş (Eski Diyanet İşleri Başkanı):
Kuran-ı Kerim’de özellikle bir kişi ismi geçmez, bugüne kadar da bir
kanıt bulunmamıştır. Suredeki Tayyip kelimesi özel isim değil güzel, iyi
anlamındadır. Benim de adım birçok kez geçiyor Kuran’da.
Prof. İsmail Karaçam (MÜ İlahiyat Fakültesi Öğr. Üyesi):
Kuran-ı Kerim’in anlayışına, kültürüne tamamen ters, asılsız ve
uydurma söylemlerdir bunlar. Elinde gerçeği yansıtan deliller bulunmayan
bu tarifler inancı zayıf kişilerin kafalarını karıştırmaktan öteye
geçmez.Share|









Aug
29
2006



Şarlatanlık




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Büyü ve muskayla insanları iyileştirdiğini söyleyen ve bunu dini
bilgilerle yaptığını söyleyen dindar bir falcının sitesinde verdiği
çalışma alanları!
SEVGİ BAĞI İLETİŞİMİ
EŞLER ARASINDAKİ HUZURSUZLUKLAR GEÇİMSİZLİK KONULARI
KISMETİ BAĞLI OLAN BAYAN VE ERKEKLER
BÜYÜ, MUSKA, GÖZ, NAZAR,CİN MUSALLATINA MARUZ KALAN KİŞİLER
İŞ KONUSUNDA BAŞARILI OLAMAYAN KİŞİLER
TOPLUMA UYUM SAĞLAYAMAYAN KİŞİLER
EŞİNDEN, NİŞANLISINDAN, SÖZLÜSÜNDEN, SEVGİLİSİNDEN, AYRILANLAR
ŞANSI, RIZIKI, KISMETİ, BAĞLI OLAN KİŞİLER YADA İŞLERİ YOLUNDA GİTMEYEN KİŞİLER
TIBBEN MÜMKÜN OLDUĞU HALDE ÇOCUK SAHİBİ OLAMAYANLAR.
(Muskacı iyi hasılat yapacak konular seçmiş değil mi?)Share|









Aug
10
2006



Yılan kadından daha üstündür




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Hindu dininde kadın yeri hakkında şunlar şöyleniyor:
“Veba, ölüm, cehennem, zehir ve yılan kadından üstündür. Yani kadın, bunlardan daha kötüdür.”
Uydurma olan Tevrat da Hindu dininden geri kalmamıştır. Tevrat’ta şöyle yazılı:
“Hikmet ve aklı bulmak için, şerrin nasıl bir cehalet olduğunu,
ahmaklığın nasıl bir delilik olduğunu bilmek için döndüm dolaştım, bu
arada kadını ölümden daha acı buldum. O kadın ki, kendisi bir tuzak,
kalbi kement, elleri ise kelepçedir. Bin erkek içerisinde işe yarar bir
erkek buldum, fakat bin kadın içerisinde işe yarar bir kadın bulamadım.”Share|









Jul
24
2006



Hurafelerden örnekler




Tür: BATIL İNANIŞLAR


- Bir genç askere giderken evden çıkmadan önce bir dilim ekmeğin
yarısını yer, yarısını da geri bırakırsa, artık ekmek onu, çağıracağı
için kazaya belaya uğramadan geri dönermiş.
- Biri gurbete giderken arkasından su dökülürse hem kazaya uğramaz, hem de gurbetten çabuk dönermiş.
- Evliliğin ilk günü (gerdek gecesi) erkek veya kadın, hangisi önce uyursa o daha evvel ölürmüş.
- Bir erkekle bir kadın evlendikleri zaman gerdek gecesi hangisi daha
evvel diğerine tokat vurursa onun sözü daha çok dinlenirmiş.
- Soğan kabuğuna basılırsa fakirlik gelirmiş.
- Nar taneleri yere düşürülmeden yenilirse cennete girilirmiş.
- Çeltik ekilen arazinin etrafı eşeğe binmiş bir kimse tarafından Kur’an okunarak dolaşdırsa, o araziye DOLU yağmazmış.
- At nalı asılan yere nazar isabet etmezmiş.
- Önünde “beştaş oyunu” oynanan eve fakirlik gelirmiş (Kıbrıs).
- Ayakkabılar ters dönerse şeytan üzerinde namaz kılarmış (Kıbrıs).
- Gece sandık açmak, kendi mezarını açmaktır. Yani ölümü çağırmaktır.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
avatar

Mesaj Sayısı : 7665
Rep Gücü : 17970
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

MesajKonu: Geri: Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler   Salı Şub. 08, 2011 3:17 pm

Nazar boncuğu




Tür: BATIL İNANIŞLAR


“Kim nazar boncuğu takarsa, Allah ona -nazar boncuğu takması
sebebiyle- bir fayda yaratmaz. Kim de nazarlık takarsa, Allah ondan da
bir hayır nasip etmez.” (Hadis)
(Ahmed b. Hanbel, Ebu Ya’la, Hakim)Share|









Jun
22
2006



Eşekçe yapılan büyüler




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Merabalar, ben 4 senedir evliyim. Daha önceleri kocam ailesi
tarafına çok düşkün değildi ama sonradan bu olay değişti. Sanırım onlar
eşim düşkün olsun diye bişey yapmış olabilirler. Ben de istiyorum ki
bana düşkün olsun ne yapmam lazım? “Eşek dili yedir” dediler. Bu nedir?
Nasıl bulurum? Faydası var mıdır? Teşekkürler.Share|









Jun
16
2006



Hira Dağı’ndaki mağara da yıkılmalı!




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Islamic Heritage Faundation’ın başında bulunan İrfan Ahmet Alavi bakın ne diyor:
“Hz Muhammed’in annesi Amina’nın mezarı 1998′de bulundu.
Buldozerlerle yıkıldı ve içine benzin döküldü. İslam dünyasında binlerce
kişiye dilekçe göndermemize rağmen kimse bu yıkımı durdurmak için
harekete geçmedi.” Bugün Mekke’de 1400 yıl önceden kalma 20′den az yapı
kaldı. Bu kayıp tarihten örneklere bakalım:
Peygamber’in ilk eşi Hz Hatice’nin evi: Yıkıldı ve yerine abdesthane yapıldı.
Peygamber’in en yakın dostu Hz Ebu Bekir’in evi: Şimdi Hilton
Oteli’nin kompleksi içinde. 1200 yıllık Ebu Kubeys Camii’nin yerinde
Kraliyet Sarayı var.
Daha da korkuncu var:
80 yıllık Suudi Krallığı’nın yıkımları Hz Muhammed’in doğduğu evi
tehdit etmeye kadar vardı. Suudi yönetimi, şimdi bölgeyi yenileme
çalışmaları yapıyor. Nasıl mı? Araba parkı yaparak!
Hayatını hicaz bölgesindeki kalıntıları kurtarmaya adayan Sami
Angavi’ye kulak verin: “Mekke’ye veda zamanı yaklaştı. Bugün Mekke ve
Medine’nin son günlerine şahit oluyoruz.”
Kâbe’yi kuşatan gökdelenlere şimdi bir yenisi ekleniyor: Zam Zam
Tower! Yani Zemzem Kulesi. İstanbul’da yapılacak Dubai Towers gibi. Güç,
azamet ve zenginliğin göstergesinin gökdelenler olduğunu sanan zihniyet
için büyük bir zafer!
Onlara göre ilk ayetin indiği Hira Dağı’ndaki mağara da yıkılmalı.
Çünkü “Peygamber bize bu dağa çıkmaya, orada ibadet etmeye, kayalara
dokunmaya izin vermedi.” Peygamber’in eşinin mezar kalıntıları 1950′de
yok edildi. Suudi polisi gece gündüz nöbet tutarak insanların mezarın
yerine çiçek bırakmasını, saygı göstermesini engelledi.
İçinde Hz Paygamber’in torunlarından El Ureyd’in mezarının bulunduğu
cami dinamitlendi. Yıkıntının etrafında toplanan Suudi polisi kutlama
yaptı.Share|









Jun
16
2006



Uzaylıların kaçırması




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Bilimadamları, kendilerini uzaylıların kaçırdığını iddia eden
insanların büyük çoğunluğunda bir tür uyku bozukluğunun görüldüğünü
açıkladılar. İngiliz uzmanların yaptığı araştırmaya göre, uzaylılar
tarafından kaçırıldığını savunan kişiler, ‘uyku felci’ denen ve insanın
yarı uyanık olduğu halde hareket etmesini engelleyen bir rahatsızlıtkan
mustarip.Share|









Jun
14
2006



Ölüm bekleme odaları




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Orası Nepal’in Barning Ghat’ı. Ölüleri yakma yeri. Yaşlı ve
hasta Budistlere, ‘Ölmek istiyor musun?’ diye soruyorlar. ‘Evet’ diyeni,
bekleme odalarına kapatıyorlar. Ölüm gerçekleştiğinde de cesetler
yakılıyor. Sebebi ruhun nirvanaya ulaşması. Yani salt mutluluğa. Ancak
herkesin yakıldığı yer farklı. Köprünün altında yoksul insanlar
yakılıyor. Bekleme odalarına biraz daha yakın yer, komutan düzeyinde
asker, bürokrat ve zenginlerin. Onun hemen yanındaki özel yer ise kral
ve kraliyet ailesine ait. Kast sistemi, ölümde bile sürüyor.Share|









Jun
07
2006



Cehennemden gelen sesler




Tür: BATIL İNANIŞLAR


"Rus bılım adamları fay hattındakı kırılmaları dınlemek ıcın
sıbıryada bıryerde 14.4 km lik birkuyu acarlar seslerı dınlemek ıcın bır
aletı bukuyunun dıbıne gonderırler cok zayıf bırsekılde bır ınsan sesı
algılarlar ama bunun mumkun olamayacagını dusunurler ve daha da gelısmıs
bır aletı yerın dıbıne gonderırler ve mılyonlarca ınsanın cıglıklarını
ve bagırtılarını kaydederler ve bılım adamları ısı bırakırlar bazıları
pısıkolojık rahatsızlıklar gecırırler ata ıst olanlar ısı ımana gırerler
arkadaslar bu gercekmıs nette bununla ılgılı pek cok yorumlar var sımdı
tuylerınızı dıken dıken edecek sesler lınkı verıyorum."
Malesef internet okuyucuları bir ara bu yalanla meşgul oldu.Share|









Jun
06
2006



Delikten geçen kurtuluyor




Tür: BATIL İNANIŞLAR



(http://islamiyetgercekleri.com)

***************


















BATIL İNANIŞLAR





Jun
06
2006



Bazı hurafeler




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Baykuşun ötmesi, bacaya konma ve uçmasından, tavşanın
kaçmasından horozun vaktinden evvel ötmesinden, köpeğin ulumasından
çeşitli manaların çıkartılması. Bacanın dumanının eğri veya doğru
çıkmasından, kuşa kağıt çektirmekten, fala baktırmaktan çeşitli
manaların çıkartılması. Evden misafir giderse, o evi 3 gün süpürmemek
Haftanın günlerinden bazısını uğursuz saymak İki bayram arasında nikah
yapmamak, (Halbuki Peygamberimiz, Hz. Ayşe ile iki bayram arasında
evlenmiştir.) Sıcak su içerisinden çakıl veya taş alınırsa çocuk olur
inancı Dörtyol kavşağında ulunursa uyuzluk gidermiş inancı Falan ağaca
çaput bağlanırsa dert ve tasalar gider inancı Hıdrellez , Nevruz
(bahar) bayramı ve Yılbaşı kutlama inancı Ağaçlara çaput bağlamak,
dilekte bulunmak, çocuk istemek ve fayda göreceği inancı Cumartesi
günü yorgan kaplanırsa, sahibinin ölüsü o yorganın üstünden kalkarmış
inancı İğde çekirdeklerinin kutsal bilinmesi ve ondan fayda beklenmesi
inancı. Çeşitli beklentilerinden dolayı duvarlara Ayakkabı ve Kelle
asma inancı Cenaze merasimlerinde müzikli aletler çalma ve çelenk
gönderme adeti (Hıristiyanlık adetidir.) Katafalk adıyla tabuta konan
cenazeye önünde saygı duruşunda bulunma inancı (Hıristiyanlık adetidir.)
Kızın kısmeti açılsın diye, türbeleri dolaştırıp mum yaktırma inancı.
Yeni doğan çocukların bahtının güzel olması için çocuğu tekkeleri ve
türbeleri gezdirip, tuz, şeker, helva yedirme adeti. Çocuğu
olmayanların sahtekar hoca veya cincilere gidip okutma veya vücuduna
yazı yazdırma adeti (Hastalığın tedavisi için Kur’an veya Hadisler
okunması caizdir.ibretlik Haberler 1-2 ‘ye bakılabilir. Bunların
dışındaki tüm tılsım ve fevkler caiz değildir.) Gelin, kocasının evine
girerken kapı girişinde kocasının bacakları arasından eğilerek geçmesi
adeti Doğan çocuğun, doğumunun 7. gününde mum yakıp, tuz ıslatıp,
eşyaları süslemek, iğdeyi delip çocuğun sırtına asma adeti. Salı günü
yola, çıkılmaz, çamaşır yıkanmaz inancı Misafir gidince veya yolculuğa
çıkan olduğunda arkasından su dökme inancı Sabunu elden ele vermeme
inancı Baba, evlada, evlat babaya selam vermezmiş inancı At nalının
uğurlu sayılıp, kapılara asılması inancı Ölünün kırkıncı ve elli
ikinci gecesinde helva dağıtılması inancı Kabristanda definden sonra
şeker dağıtılma inancı Ay ve güneş tutulduğunda teneke çalınması
inancı Türbelerdeki ölülerden yardım isteme medet umma inancı. Mezar
ziyaretleri adlı yazımıza bakılabilir. Gelecek hakkında gaibi
bildiklerini söyleyen kişilere inanma Ölülere kurban kesme ve yardım
bekleme inancı Büyükleri karşılamak için, seyahat için v.s, kurban
kesip kanını akıtma Nişan ve düğünlerde gelinle damadın beraber, kadın
erkek karışık bulunması ve oynaması Kötü bir haber duyduğu veya
söylediği vakit eliyle bir yere tıklama inancı Kabe’den başka, falan
yeri ziyaret eden, yarı hacı olur sözü Mezar taşlarına resim yaptırma
inancı Nazar değmesin diye çocuklara mavi bocuk, göz v.b şeyler
takılması inancı. Nazar vardır, bu ayrı bir konu.
(http://islamiyetgercekleri.com)Share|









Jun
06
2006



Yine internet yalanları




Tür: BATIL İNANIŞLAR






Güya Hollanda’da bir genç kız, annesi Kur’an okurken müziğin sesini
kısmamış ve annesiyle tartışarak elindeki Kur’an-ı Kerim’i alıp yere
atmış.Genç kız o anda alev alıp yanmaya başlamış ve annesi üzerine
battaniye atmış. Battaniyeyi kaldırınca hayvanla insan arası tuhaf bir
yaratığa dönüşmüş. Sözkonusu fotoğraf, Amerikalı sanatçı Patricia
Piccinini’nin Newyork’ta sergilenen mini heykellerinden birine aittir.
Patriccia genetik mühendislik alanındaki çalışmalara gönderme yapmak
için ürettiği heykelleri müzesinde ve aynı zamanda internet sitesinde
sergilemekte.
(http://islamiyetgercekleri.com)Share|









Jun
04
2006



Müslümanlarla gırgır geçiyorlar




Tür: BATIL İNANIŞLAR






SUUDİ ARABİSTAN’DA DEV BİR İNSAN İSKELETİ BULUNDU. NORMAL İNSANLAR
İSKELETİN YANINDA CÜCE GİBİ DURUYORLAR. İDDİAYA GÖRE BU İSKELET KUR’AN
DA GEÇEN VE İRİLİKLERİYLE TANIMLANAN “AD KAVMİ’NE” AİT.
Bir zamanlar internette yayılan bu haberin Photoshop efekti ile süslenmiş palavra olduğu anlaşıldı.Share|









Jun
04
2006



Neil Armstrong ayda ezan sesi duydu mu?




Tür: BATIL İNANIŞLAR



Astronot Neil Armstrong’un ayda ezan sesi duymasından sonra kahirede
aynı sesi duyup şaşırarak müslüman olduğu hakkında belge yoktur. Ünlü
insanlar müslüman olun veya olmasın İslamiyet gerçeğini etkilemez.
(http://www.muslimedia.com)Share|









Jun
04
2006



Yunan medeniyetinde kadının yaratılışı




Tür: BATIL İNANIŞLAR


Prometheus’un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl, onları
şımartınca Zeus, o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan
topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi.
Zeus, oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos’tan kadını
yaratmasını istedi. Hephaistos, babasının isteği üzerine çamuru su ile
yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı.
Olympos’ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan
Aphrodite’in vücudunu model olarak kullanmıştı.
Heykel bitince, onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman
heykelin gözleri açıldı. Kolları, bacakları kıpırdamaya ve dudakları
konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım
ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca
“bütün armağan” anlamına gelen Pndora adını taktılar.Share|









May
25
2006



Kadının ruhu varmıdır?




Tür: BATIL İNANIŞLAR


16. Yüzyıl Avrupa’sında, kadınların ruhlarının olup olmadığı ve
Cennet’e gidip gidemeyecekleri meselesinin Hristiyan çevrelerde durmadan
tartışıldığını… Yine o dönemde bir üniversite hocasının, kadınların
insan türünden olmadıklarını ispat etmek üzere Latince tezler yazdığını
ve o dönemin kraliyet fermanlarında, kadınların dövülme meselesi ile
alakalı olarak: “Dövme aletinin ucu keskin demir olmasın ve açılan yara
da makul bir cezanın hudutlarını aşmış olmasın” diye hükümler yer
aldığını biliyormuyduk?

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Tüm BATIL inançlar ..Fikirler..Hurafeler
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Dini Bilgiler -genel--
Buraya geçin: