KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Nesefi ve TAHAVİ Akaidi -kısaca

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Limoni
Co-Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 5275
Rep Gücü : 13104
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

MesajKonu: Nesefi ve TAHAVİ Akaidi -kısaca   Çarş. Haz. 22, 2011 10:15 am

NESEFİ AKAİDİ TERCÜMESİ
<blockquote class="postcontent restore ">
NESEFİ AKAİDİ TERCÜMESİ

1-Ehli Hak (Ehli sünnet alimleri) derki: Eşyanın hakikatleri sabittir,
bunlarla (sabit olmaları ile) alakalı ilim, gerçektir. Bu,
felsefecilerin hilafı nadır.

2-Mahlukat için ilmin sebebleri üçtür. 1-Sağlam hisler. 2- Doğru haber. 3- Akıl.

Hisler beş tanedir: İşitmek-Görmek-Koklamak-Tadmak-Dokunmak.

Bunlardan her bir hassa ile, o hassa ne için tayin edilmiş ise o şey
üzerine haberdar olunur.(Yani göz ile eşya görülür, kulak ile sesler
işitilir. Gözle işitilmez, kulakla görülmez.)

3-Haberi sâdık iki kısımdır. Birisi haberi mütevâtirdir. Bu, yalan
üzerine ittifak etmeleri tasavvur olunamayan bir topluluğun, lisanları
üzerinde sabit olan haberdir. Bu, zaruri ilmi gerektiricidir. Eski
zamanlarda yaşayan sultanları, uzak beldeleri bilmek gibi.

4-lkinci nevisi, mucize ile kuvvetlendirilmiş Peygamberin verdiği
haberdir. Bu, istidlali (delille elde edilen) ilmi gerektirir. Bununla
sabit olan ilim, yakin ve sebatta, zaruret ile sabit olan ilme benzer.
(İkinin yarısı bir olduğu nasıl kesin ise, peygamberin verdiği haber de
kesindir.)

5-Akıl, diğerleri gibi ilme sebebtir. Açıklıkla ondan sabit olan, zaruri
(bilgi) dir. Her şeyin, cüz'ünden büyük olması gibi. (İnsan, kolundan,
bacağından büyüktür) Akıldan istidlal (delil) ile sabit olan kesbidir.
(Akıl yürüterek elde dilen ilimler, kişinin kazanmasıyla elde edilir.)

6-İlham, ehli sünnet indinde, bir şeyin sıhhatini bilmek sebeblerin den
değildir. (İlham ile hüküm sabit edilmez. Hükümler kitap, sünnet, icma
ve kıyas ile sabit olur.)

7-Alem (kainat), bütün cüzleri ile sonradan yaratılmıştır, zira alem
ayan ve arazdır. Ayan (kainatta) zatı ile mevcut durandır. Bu, ya
mürekkebtir ki cisim dir, veya cevher gibi mürekkeb değildir. Cüzlere
ayrılmayan (en küçük) cüz cevherdir. (Altın, gümüş, demir gibi maddeler
cisimdir. Bunlara ayan denir. Bunların üzerinde bulunan renk, koku,
uzunluk ve kısalık gibi vasıflar arazdır.)

8-Araz, zatı ile mevcut olamayandır. Renkler, duruşlar, tadlar ve
kokular gibi isimlerde ve cevherlerde onaya çıkarlar. (Cismin üzerindeki
renk, koku ve tad gibi vasıflar.)

9-Alemi mevcut eden. Allahu Teala'dır. Birdir, kadimdir, diridir, gücü
yetendir, bilir, işitir, görür, dileyendir, dilediğini yapandır.

10-(Allah) Araz, cisim, cevher değildir. Şekillendirilmiş,
sınırlandırılmış, adetlenmiş, kısımlara ayrılmış, cüzlere bölünmüş,
terkib edilmiş (birleştirilmiş) ve sonu olan değildir. (Sınırlar ile
kuşatılmış değildir.)

11-Nasıllık ile, nicelik ile vasıflanmaz. (Aslı ve hakikati bilinmez)
Bir mekanda yerleşmez, üzerine zaman akıcı olmaz, (zaman ve mekan sınırı
altına girmemiştir.) Hiçbir şey ona benzemez. İlminden ve kudretinden
hiçbir şey çıkamaz. (Her şeyi. İlmi ve kudretiyle kuşatmıştır.)

12-AlIah için ezeli olan ve zatı ile birlikte bulunan sıfatlar vardır.
Bu sıfatlar ne Odur, ne de O'nun gayrısıdır. (Sıfatlara Allah denmez,
fakat Allah, sıfatsız düşünülmez) Bunlar; ilim. kudret, hayat, kelam,
işitmek, görmek, istemek, dilemek, yapmak, yaratmak, rızıklandırmak.

13-Allahu Teala, ezeli olan kelamı ile konuşur. Bu kelamı, ses ve harf
cinsinden değildir. Bu. susmaya ve aletlere zıt sıfattır. (Dili
tutulmak, sessiz kalmak, konuşmamak gibi bizim vasıllarımızdan
münezzehtir.) Allahu teala, bu sıfat ile tekellüm eder, emreder ve
yasaklar ve haber vericidir.

14-Kur'an, Allahu teala'nın kelamıdır, mahluk değildir. Kur'an,
mushaflarda yazılmış, kalblerimizde ezberlenmiş, dillerimizde okunmuş,
kulaklarımızla işitilmiş, fakat bunlara girmiş değildir.

15-Tekvin. Allah'ın ezeli sıfatıdır. Bu, alemi ve onun her bir cüzünü, meydana geleceği vakitle var etmesidir.

Biz (Maturidiler) göre tekvin, yaratılanların gayrısıdır. (Yaratmak
sıfatı var, yaratılan eşya var. Bunlar başka başka şeylerdir.)

*İrade. Allahu Teala'nın sıfatı olup ezelidir. (İrade sıfatı, kudretten başka olan ayrı bir ezeli sıfattır.)

16-Allahu Teala'yı görmek, akli delillerle caizdir, nakledilen delillerle vacibıir. (Ayet ve hadislerle sabittir.)

Ahiret yurdunda, rnü'minlerin Allahu Teala'yı görmelerinin vacib
olması hakkında, işitilmiş (ayet ve hadislerden) deliller gelmiştir.

*Bir mekan da bulunmadan, bir tarafta olmadan, karşı karşıya
gelmeksizin. ışığın ulaşması olmadan veya gören ile Allahu Teala
arasında mesafe sabit olmadan görülecektir. (Görmemiz için burda gerekli
olan şeyler, orda lazım değildir.)

17-Allahu Teala; küfürden, imandan, taat ve isyandan olan kulların bütün
fiillerini yaratıcıdır. Bunların hepsi. Allanın iradesi, dilemesi,
hükmü, kazası ve takdiri iledir.

18-Kullar için dileyerek yaptığı fiiller vardır. Onlara karşılık
sevablanır ve azab görürler. Bunlardan güzel olanları. Allah'ın rızası
iledir. Kabih (çirkin) olanları, Allah'ın rızası ile değildir.(Allahu
Teala, şarabı, domuzu yaratmıştır fakat kullanılmasını yasaklayarak
işleyenlerden razı olmamıştır. Sağmal hayvanları da Allahu Teala
yaratmıştır ve onlardan istifade edilmesinden, zekatının verilmesinden
razıdır.)

19-lstitaat, fiille beraberdir. Bu, fiilin kendisi ile birlikte meydana
geldiği kudretin hakikatidir. (Eli kaldırırken insanda hasıl olan
kudret ona o anda verilmekte ve işi ile birlikte mevcut olmaktadır.) Bu
isim, sebeplerin, aletlerin, azaların selameti üzerine de söylenir.

*Teklifin sıhhati (kişinin dinene mükellef olması) şu istitaat'a
dayanır. Kul, takatında olmayan ile teklif olunmaz.(Yapamayacağı
hükümler ona teklif edilmemiştir.)

20-lnsana vurmanın peşinden vurulan kişide duyulan acı, insanın kırması
akabinde bardakla ortaya çıkan kırıklık ve buna benzeyen şeylerin
tamamı. Allanın yarattığıdır. Kulun, bunların meydana gelmesinde bir
tesiri yoktur. (Kulu da, onun işlerinide yaratan Allah'tır. Kul
iradesini kullanır. Allah dilerse yaratır.)

21-Öldürülen, eceli ile ölmüştür. Ölü ile kaim olan ölüm işi Allahın
mahlukudur.. Kulun bunda yaratmak veya elde etmek bakımından bir tesiri
yoktur. (Yani kılıcı vurmakla karşıdaki kişi ölürse, onda ölümü yaratan
Allah'tır. Katilin ölümü meydana getirmekte bir tesiri yoktur, fakat
yasak bir işi yaptığı için azabı hak eder.)

* Ecel tektir. (Vakti, Allahın ilminde sabittir, değişmez.)

22-Haram rızıktır. Herkes, helal olsun haram olsun kendi rızkını tam
olarak elde eder. Bir insanın rızkını yememesi veya başkasının onun
rızkını yemesi düşünülemez. (Rızık bedenin istifâde ettiği gıdalardır.
Kişi için tayin edilenler mutlaka ona ulaşır. Başkası onun rızkını
alamaz.)

23-Allahu Teala dilediğini dalalete sokar, dilediğine hidayet eder.
(Kişiye irade verip kitap ve peygamber göndererek onu ikaz. ettikten
sonra kul iyi tarafı tercih ederse Allah ona hidayeti severek yaratır.
Kötü yolu tercih ederse onada sapıklığı razı olmadığı halde yaratır ki
imtihan olsun.

*Kul için en uygun olanı yaratmak, Alluhu Teala üzerine vacib değildir.
(Allah, faili muhtar olarak dilediğini yapar, hiçbir şey O'na mecbur
değildir.)

24-KafirIer için ve bazı asi mü'minler için kabir azabı, itaat ehlinin
kabirde nimetlenmesi vardır. (Kabir geçiş alemidir. Orda kafirler azaba
çekilirler, cehennemde ebedi azab ile azablanırlar. Günahkar
müslümanlardan bazısı da kabirde azab görür.)

*Münkir ve nekirin sorgusu, işitilen delillerle sabittir. (Kabirde iki
melek gelip kişiyi sorguya çeker. "Rabbin kim? Peygamberin kim? Kimin
zürriyetindensin? Kimin ümmetindensin?" gibi sorularla imtihan eder.
Eğer cevap vermeye kadir olursa onun kabrini genişlendirirler, Değilse
ona azab ederek kabri onu şiddetle sıkar.)

25-Öldükten sonra dirilmek haktır. Terazi (amellerin tartılması) haktır.
Kitap haktır, sual haktır, havzu kevser haktır, sırat haktır. (Her
canlı öldükten sonra tekrar diriltilecektir. Hayvanlar toprak olacaklar.
İnsanlar ise ebedi cennet veya cehenneme gireceklerdir. Amellerimizin
yazıldığı kitaplar getirilecek ve tartılacaklardır. Ahırette her işten
sorguya çekilmekte haktır. Resulullah�ın Kevser Havzunda bulunup
ümmetlerine su dağıtması da haktır. Hesaplar görüldükten sonra
insanların sırat köprüsünden geçmeleri de haktır. Bu köprü kıldan ince,
kılıçtan keskin olup üzerinden mü'minler şimşek gibi geçer, kafir ve
münafıklar aşağıdaki cehenneme düşerler.)

26-Cennet haktır, cehennem haktır. Bu ikisi (şu anda) yaratılmış olup
mevcutturlar. Baki olup yok olmazlar ve içlerinde bulunan ahalileri de
yok olmaz. (Bazı sapıklar derki cehennem içindekilerle birlikte yok
olacak. Bazıları da derki cehennemde yanan kafirler bir müddet sonra
ateş serin olup onları yakmayacak. Halbuki Allahu Teala kitabında
"Onlara yeni deriler verilecek ki azabı tadsınlar" buyurmaktadır. Asla
azabın kafirlerden hafiflemesi mümkün değildir.)

27-Büyük günah, kulu imandan çıkartmaz, onu küfre de girdirmez.

(İman amelden bir cüz olmadığı için ameli kötü olan kişi inkar etmedikçe
kafir olmaz. Büyük günah: hakkında azab tehdidi olan adam öldürmek,
zina etmek, faiz almak, hırsızlık, anne babaya asi olmak, sihir yapmak
gibi günahlardır.)

28-Allahu Teala. kendisine şirk koşulmasını affetmez, büyük ve küçük
günahlardan olan bundan aşağı olanını, dilediği kimseler için
affeder.

* Küçük günah üzerine azab etmesi caizdir. Büyük günahı affetmesi, eğer
onu helal görmemişse caizdir. (Büyük günahı) Helal görmek küfürdür.
(Şirk en büyük günah ve zulümdür. Onun affı ancak dünyada iken tevbe ve
iman etmektir. Ahırette affı yoktur. Büyük günahların affı Allahın
dilemesine bağlıdır. Dilerse affeder. Dilerse küçük günaha karşılık ta
azab edebilir. Emin olmamak gerekir. Ancak büyük günahı helal saymak
inkar olduğundan küfürdür, affedilmez. "Bana göre bu zamanda böyle
olmaz" diyenler dikkat etsin Allahı hükmünü kendine sindiremeyenler
acaba kimin kuludurlar.)

29-Peygamber ve Salihlerin, büyük günah sahipleri hakkında şefaat
etmeleri, hadislerden çok yaygın (meşhur) haberlerle sabittir.
("Şefaatim, ümmetimden büyük günah işleyenler içindir' buyurmuştur.)

*Mü'minlerden büyük günah işleyenler, tevbe etmeksizin ölselerde
cehennemde ebedi kalmazlar. (Günahı kadar yanıp cennete girerler. En
fazla yanan müslüman 7 bin sene cehennemde kaldıktan sonra, hayat
nehrinde tertemiz edilip cennete girdirilir.)

30-İman, Allahu Teala tarafından gelen haberleri tasdik ve ikrardır.
(İmanın rüknü ikidir. Biri kalbten tasdik, diğeri dil ile bunu
söylemektir.) Ameller, imanın nefsinde ziyadelik yapar, iman artmaz
eksilmez.(İman edilen şeyler belli miktarda hükümler olduğundan onlara
inanan kişi imanı hasıl etmiş olur. Bunda fazlalık veya noksanlık
düşünülmez. Yapılan iyi ameller imanın kuvvetini ve nurunu artırır,
imanı çoğaltmaz.) İman ile islam birdir. (İmanlı kimseye müslüman
dendiği gibi. mü'min de denilir.)

31-Kuldan tasdik ve ikrar bulununca, onun için 'Ben Hakka müslümanım'
demesi sahihtir. 'İnşaallah ben müslümanım' demesi sahih olmaz
.(İmanında şüphesi olmadığını en güzel bir ifade ile beyan etmesi
'Elhamdülillah ben müslümanım' demesiyle hasıldır. "Inşaallah
müslü-manım' demekle işi Allaha bırakmakta ihtimal vardır. Ya Allah onun
imanını kabul etmezse ne olacak. Bu yüzden İmanda ihtimalli söz
kullanılmaz.)

32-Said bazan şaki olur, şaki olan da bazan said olur. Değişiklik,
seadet ve şekavet üzerinde olur. said etmek veya şaki yapmakta olmaz. Bu
ikisi Allanın sıfatlarındandır. Allahu Teala ve sıfatları üzerine bir
değişiklik gelmez. (Kişiyi said (cennetlik) etmek veya şaki
(cehennemlik) yapmak Allahın sıfatıyla alakalı bir husustur. Allahın
sıfatları ezeli olup onlarda bir değişme söz konusu değildir. Fakat
sıfatların alakalandığı hususlarda (kainatta) bir takım değişiklikler
olur.)

33-Resullerin gönderilmesinde büyük hikmet vardır. Allahu Teala muhakkak
insanlar içinden onlara, resul göndermiştir. (Peygamberle de bizim gibi
insandır. Melek olsalardı onlara tabi olmak imkansız olurdu.) Onlar
müjdeleyici, korkutucudurlar.(Cennetle müjdeler, cehennemle
korkuturlar.) İnsanlara dünya ve din işlerinden ihtiyaç duydukları
şeyleri beyan ederler. (Peygamber gelmeseydi insanlar dünya ve ahi ret
işlerinde karlı ve zararlı olanı kendi akılları ile bilemezlerdi.)
Onları, adetleri bozan mucizelerle kuvvetlendirmiştir. (Peygamberliğini
isbat etmesi içtn mutlaka bir mucize getirmelidir ki insanlar bundan
aciz kalarak onun peygamber olduğunu kabullensin.)

34-Peygamberlerin evveli Adem aleyhisselamdır. Sonuncusu. Muhammed
(Sallallahu aleyhi ve sellem) dir. Bazı hadislerde sayıları rivayet
edilmişlir.(Bir rivayette 124 bin, diğer bir rivayette 224 bin) En
doğrusu, zikredilmelerinde bir adet ile smırlandırmamaktır. Muhakkak
Allahu teala şöyle buyurdu: "Onlardan sana zikrettiğimiz var, sana
zikretmediğimiz de vardır." Sayılarının zikrinde, onlardan olmayanın
onlar arasına girmesinden emin olunmaz. Veya onlardan olanın hariç
bırakılmasından da emin olunmaz. (Bir sayı ile sınır getirsek belkî
bazılarını dahil ederiz. Veya daha fazla ise bir takımlarını da hariç
bırakmış oluruz.) Hepsi. Allah (Celle Celaluh) tarafından haber verici
ve tebliğ edicidirler, sadık ve nasihat edicidirler. Peygamberlerin en
faziletlisi. Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) dir. (O. peygamber
iken. Adem aleyhisselam toprak ile su arasında daha yaratılmamıştı.)

35-Melekler, Allahu Teala'nın kullarıdır. Onun emri ile işleri yaparlar.
(O�na hiç asi olmazlar.) Erkeklik ve dişilikle vasıflanmazlar. (Nurdan
yaratılmışlardır. Cinsiyetleri yoktur.)

36-Allahu Teala'nın kitapları olup onları peygamberlerine indirmiştir.
Emirlerini, yasaklarını, vaadlerini ve tehditlerini, onlarda
bildirmiştir. (İyilik edenlere cennet vaadi, kötülük işleyenlere de
cehennem tehdidi vardır.4 Büyük kitap. Kur'an, Tevrat, Zebur, İncil,
Sahifeler:Adem e 10 � Şit�e 50 - İdris"e 30 -İbrahim'e 10)

37-Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) in uyanık halde iken bedeni
ile semaya yükseltilmesi, sonra yüce makamlardan Allah'ın dilediği
yerlere kadar (yükselmesi) haktır. (Mİ'rac iki kademededir. Kabe'den.
Meseid-i Aksa'ya kadar gece yürüyüşüne İsra denir. Bu ayetle sabit olup
inkar eden kafir olur. İkinci merhalesi: Mescidi Aksa dan göklere doğru
bedeni ile yükselmesidir. Bu meşhur hadislerle sabit olduğundan inkarı
bid'attır.)

38-Velilerin kerameti haktır. Keramet, adeti yaran bir şekil üzere
veliden ortaya çıkar. Uzak mesafeyi kısa zamanda aşmak, yemek, içecek ve
elbisenin ihtiyaç anında ortaya gelmesi, su üstünde yürümek, havada
uçmak, cansız şeylerin ve hayvanların konuşması ve diğer şeyler gibi.

Ümmetinden biri olan velinin elinde ortaya çıkan bu keramet, peygamberi
için mucize olur. (Velinin kerameti. Peygamberinin mucizesinden ona
gelen bereketler iledir.) Bununla veli olduğu belli olur. Veli olması
ancak dîninde hak üzere olması iledir. Dininde hak üzere olması,
peygamberinin risaletini kabul etmesi iledir. (Bu kerametin kendinden
olduğunu iddia etse veli olamaz.)

39-Peygamberimizden sonra insanların en faziletlisi. Ebu Bekir'dir.
(Radıyellahu anhu) Sonra Ömer, sonra Osman Zinnureyn, sonra Aliyyül
Murteza (Radıyellahu anhum) dır. Halifelikleri, aynı şekilde bu sıralama
üzere sabittir. Hilafet, otuz senedir, sonra emirlik ve sultanlık
gelir. (Dört halife sırasıyla halife olmuşlardır. Onlardan sonra
halifelik, emirlik ve saltanat halinde devam etmiştir. Adaletle
hükmedenler hayırla yad edilmiş, zulmedenlerin ıslahına çalışılmıştır.)

40-Müslümanlar için. hükümlerini geçerli etmek, cezaları geçerli yapmak,
surları sağlamlaştırmak, askerleri teciz etmek, zekatları almak için
baş kaldıranları, hırsızları, yol kesenleri kahretmek için, Cuma ve
Bayramları ikame etmek için, kullar arasında vakı' olan davaları
halletmek için, haklar üzere getirilen şahitlikleri kabul için, velisi
olmayan küçük erkek ve kız çocuklarını evlendirmek için, ganimetleri
taksim etmek ve diğer hususları halletmek için, elbette bir imam
lazımdır. (Halifenin vazifeleri ana hatlarıyla sayılmış oldu. Burdan
İslam devletinin hem dünya ve hemde ahıret işlerini yürütmekle vazifeli
olduğu anlaşılmaktadır.)

41-Bu imamın, açıkta bulunması gerekir, gizlenmiş, beklenilen olması
doğru değildir. (Şiilerin dediği gibi 'Mağaraya saklanmış ve gelmesi
beklenen Muhammed mehdi'den başkası olamaz" görüşü yanlıştır. Vaktin en
uygun olanı seçilir.) İmam Kureyş'ten olur. Başkalarından olması caiz
değildir. Beni Haşim ve Hazreti Ali'nin evlatlarına tahsis edilmez. (Hak
halifenin Kureyşten olması gerekir. Eğer böylesi yok ise- kuvveti ile
islamı tatbik edecek birinin getirilmesi gerekir. Sadece Hazreti Ali'nin
soyuna ait değildir.)

42-İmamda masum olma şartı aranmaz. (Masum olan sadece peygamberlerdir.)
Zamanındaki halkın en faziletli olması şart değildir. Mutlak kamil
velayet ehlinden olması şarttır. (Yani Müslüman, akıllı, baliğ, hür
olmalı.)

* Siyaset ehli, hükümleri geçerli yapmaya kadir, İslam yurdunun
sınırlarını korumaya ve zalimden mazluma insaf etmeye kadir olmalı.
(Asıl özelliği idare sanatını iyi bilmeli- ıslah ve fesat yollarını
kavramalıdır. Hükümleri geçerli yapması için kuvvet sahibi olmalıdır.)

*İmam. fasık olmak ve zulmetmekle görevden indirilmez. (İmam günah ve
zulüm işlemekle görevden alınmaz, belki dinden dönerse ona artık itaat
edilmez.)

43-Her bir iyi ve günahkar kişinin peşinde namaz kılınır. (İmamların
amelinin bozukluğu onlara uymamayı gerektirmez, belki îtikadları ehli
sünnetten hariç kalırsa o zaman onların peşinde namaz olmaz)

* Her bir iyi ve günahkar kişinin üzerine cenaze namazı kılınır.

(Ölen kişinin günahları araştırılmaz. hakkında namaz kılan olduğuna
şahitlik ediliyorsa müslüman olduğunu kabul ederek cenaze namazını
kılarız.)

44-Ashabın zikrinde ancak hayrı söyleriz. (Onlar arasındaki olaylarda
hüküm vermek bizim işimiz değildir. Hepsini iyilikle yâd ederiz.)

* Peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) cennetle müjdelediği on
kişinin cennetlik olduğuna biz de şahitlik ederiz. (Bunlar: Ebu Bekir,
Ömer, Osman, Ali, Talha. Zübeyir, Sad ibni Ebi Vakkas, Sad ibni Zeyd,
Ubeyde ibni Cerrah, Abdurrahman ibni Avf. (Allah hepsinden razı olsun)

45-Seferde ve ikamet halinde mestler üzerine mesh etmeyi caiz görürüz.
(Bu konu şiiler tarafından çıplak deri üzerine mesh edildiği ve mesh
giyinmek inkar edildiği için akaid kitaplarına alınarak ehli sünnetin
alameti olduğu bildirilmiştir.) * Hurma şırasını haram saymayız.
(Keskinleşip sarhoş edici olmadıkça içilir. Üzüm suyu da şıra halinde
iken içilir. Fakat keskinleşip şaraba dönüşünce haram olur.)

46-Hiçbir veli asla Peygamber derecesine ulaşamaz. (Peygamberlik sadece
Allah vergisidir. artık sona ermiştir.) Kul, kendisinden emir ve
yasakların düştüğü bir dereceye ulaşmaz.

(Ölünceye kadar ibadetleri yapmakla ve yasaklardan sakınmakla
sorumludur. Peygamberler bile son nefese kadar kulluğa devam etmiştir.)

47-Kitap ve sünnetten olan naslar zahiri manalarına hamledilirler.
Bunlardan dönüp, ehli batının iddia ettiği manalara gitmek küfür ile
dinden çıkmaktır. (Batıniler derki ayetlerin batini manaları vardırki
onları ancak hususi kişiler bilir.Bunların gayesi islamı iptal etmek.
Kur'anı yanlış tefsir etmektir. Allah dostlarının ifade ettiği bazı ince
izahlar, onların safı olan maneviyatlarının parıltılarıdır, onlar zahir
tefsir manasına muhalif bir şey söylemezler.)

48-Nasları reddetmek küfürdür. (Kat�i hükümleri kabullenmemek küfürdür.)

Günahı helal görmek küfürdür. Onları hafife almak küfürdür. Şeriat ile
alay etmek küfürdür. (Günahı helal görmek, hükmü değiştirmektir. Hafife
almak. Allahı tanımamaktır.)

Allah�tan ümit kesmek küftlrdür. Allah'ın azabından emin olmak küfürdür. (Allanın rahmetini umarız, azabından korkarız.)

49-Gaibten verdiği haberde kahini tasdik etmek küfürdür.(Gaybı ancak
Allah bilir. Cinler, melekler ve peygamberlerde bilemez, ancak Allah
birisine bildirirse o bilir.)

* Madum şey değildir. (Mevcut olmayana ma'dum denir. Yok olduğu için ona
şey demeyiz, çünkü üzerine her hangi bir hüküm gelmemektedir.)

50-Dirilerin, ölüler için olan duasında ve onlar için verdiği sadakalar
da. ölüler için menfaat vardır. (Ölünün amel defteri üç halde kapanmaz.
Yaptığı bir mescid, medrese, köprü, çeşme gibi akar. Yazdığı bir ilim
kitabı. Yetiştirdiği hayırlı evlat. Bunlardan gelen sevaplar ölüye fayda
verir. Ölüler için Yasin ve diğer surelerin okunması da onlara fayda
verir.Yapılan iyiliğin sevabının anne ve babanın ruhuna ve bir alime
ikram edilmesi de caizdir.)

*Allahu Teala dualar kabul eder ve ihtiyaçları verir. (Herkesin ihtiyacını ancak Allah temin edebilir, dua yalnız O'na yapılır.)

51-Peygamber Aleyhisselam'ın haber verdiği kıyamet alametlerinden
Deccalın çıkması. Dabbetül arz"ın çıkması. Ye'cüc ve Me'cüc'ün çıkması.
İsa (Aleyhisselam) in gökten inmesi, güneşin battığı yerden doğması
haktır. (Bu alametler hadisi şeriflerde on tane sayılmıştır. Ayrıca üç
tane de yer batması zikredilmiştir.)

52-Müctehid bazen hata eder, bazan isabet eder. (Müçtehid. Kur'an ve
hadisi şeriflerden hüküm çıkarma kabiliyyeti olan derin alimlerdir.
Bunlar bütün ilmi gayretlerini kullanarak beyan ettikleri hükümlerde
isabet ettikleri gibi yanılmaları da mümkündür. İsabet edene iki veya on
mükafat, yanılana bir mükafat vardır.)

53-Beşerin peygamberleri, meleklerin peygamberlerinden üstündür.
Meleklerin peygamberleri, beşerin avamından üstündür. Beşerin umumu,
umum meleklerden efdaldir. (Peygamberler en faziletlilerdir. Onların da
en faziletlisi Mııhammed aleyhisselamdır. Peygamberlerden sonra dön
büyük melek faziletlidir. Sonra Allah dostları, sonra melekler, sonra
umum müslümanlar gelir.)

En iyisini Allah bilir...

http://www.ibniabidin.com/Forum/showthread.php?3183-NESEF%C4%B0-AKA%C4%B0D%C4%B0-TERC%C3%9CMES%C4%B0


***************************************

TAHAVİ AKAİDİ TERCÜMESİ















<blockquote class="postcontent restore ">
TAHAVİ AKAİDİ TERCÜMESİ



1-Bütün hamdler alemlerin rabbi olan Allah içindir. Ziyade alim
huccet'ul islam Ebu Caferinil Verrakut Tahavi El Mısrî (Rahmetullahi
aleyhi) der ki:

2-Şu (kitap) islam milletinin fıkıhcıları olan Ebu Hanife Numan ibni
Sabit El Kufi, Ebu Yusuf Yakub ibni İbrahim El Ensari ve Ebu Abdullah
Muhammed ibni El Hasen eş Şeybani Hazretlerinin mezhebi üzere, Ehli
sünnet vel cemaat akaidinin zikrini beyan eden ve dinin asıllarından
inanılması lazım olan ve onunla alemlerin rabbisine kulluk yapılan şeyin
açıklaması hakkındadır.

3-Allahın başarıya ulaştırmasını itikad ettiğimiz halde Allanın bir
olması hususunda deriz ki: Allah ortağı olmayan tektir. Onun misli hiç
bir şey yoktur. Onu aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Ondan başka ilah
yoktur. Evveli olmayan kadîmdir. Sonu olmayan daimdir. Fani ve yok
olmaz. Ancak onun dilediği olur. Vehimler ona ulaşamaz. Anlayışlar onu
idrak edemez. O mahlukata benzemez. Ölmeyen diridir. Uyumayan
kayyumdur.(Her şeyi ayakta tutar) Muhtaç olmayan yaratıcıdır.
(Mahlukatını yaratmada bir şeye muhtaç olmadı. Onları yaratmaya da
muhtaç değildir.) Sıkıntı çekmeden rızık vericidir. Korkusuzca Öldürür.
Meşakkatsiz yeniden diriltir. Mahlukatı yaratmadan evvel kadîm olduğu
halde sıfatları ile daimdir.

4-Mahlukatın olmasıyla, daha evvel olmayan bir sıfatla sıfatlanarak
ziyadeleşmedi. Nasıl ki sıfatlarıyla ezeli idi, aynı şekilde o
sıfatlarla ebediyyen zail olmaz. Mahlukatı yaratmasından beri (sonra)
"Halık" ismini almış değildir. Ezelden beri halıktır. Mahlukatı ihdas
etmesiyle "Bari" ismini almış değildir.(Ezelden beri bu vasıfları
mevcuttur.) Onda rablik vasfı vardır. Merbub vasfı yoktur. (Terbiye
edendir, başkasının terbiyesi altında olan değildir) Halık vasfı vardır,
mahluk vasfı yoktur. (Yaratıcıdır, yaratılmış değildir) Bütün mahlukatı
yarattıktan sonra ölüleri dirilttiği gibi "Muhyi" ismini, onları daha
diriltmeden evvel hak etti. Şöyle ki Allah, herşeye gücü yeter. Herşey
ona muhtaçtır. Her iş onun üzerine çok kolaydır. Hiçbir şeye ihtiyacı
yoktur. "Onun misli gibi bir şey yoktur, o işitendir görendir." (Şura
Suresi Ayet 11)

* Mahlukalı ilmi ile yarattı, onlara kaderler takdir etti. onlara
eceller tayin etti, onları yaratmadan evvel ona hiç bîr şey gizli
değildi, onları yaratmadan ne yapacaklarını bildi, kendisine itaatla
emretti, kendisine isyandan nehyetti. Herşey onun takdiri ve dilemesiyle
deveran eder. Onun dilemesi geçerlidir. Kullar için ancak onun
dilediğini dilemek vardır. Kullar için neyi dilerse o olur, dilemediği
olmaz. (Kul islediği seyin meydana gelmesine kadir değildir, ancak
Allah, o şeyi dilerse meydana gelir. Kulun isteği Allahın rızasına uygun
ise o şeyden sevap kazanır. Eğer Allahın rızasına uygun değilse kul
sorumlu olur.)

5-Dilediğini hidayete ulaştırır, fazlu keremiyle korur ve afiyet verir,
dilediğini saptırır. Adaletiyle hızlanda (yardımsız) bırakır ve imtihan
eder. Herkes. Allahın fazlu keremi ile adaleti arasında Allahın
dilemesinde gidip gelir. (Onun dilemesiyle birinden, diğerine intikal
edebilir.)

*Zıddı olmaktan ve dengi olmaktan yücedir. Hükmünü geri çevirecek
yoktur. Hükmünü takib edip (arkaya bırakacak) kimse yoktur. Emrine üstün
gelecek yoktur, bunların tamamına iman ettik, ve hepsinin Allahın
tarafından olduğunu kesinen kabullendik.

*Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem), onun seçilmiş kulu, peygamberi
ve razı olunmuş resulüdür. Ve Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem)
peygamberlerin sonuncusudur, takva sahiplerinin imamıdır, gönderilen
resullerin efendisidir. Alemlerin rabbisinin sevgilisidir. Ondan sonra
yapılacak her nübüvvet iddiası batıl ve nefsanidir. O hak ve hidayetle,
nur ve aydınlıkla bütün cinlere ve mahlukatın tamamına gönderilmiştir.

Muhakkak Kuran, Allahı kelamıdır. Söz olarak keyfiyeti bilinmez bir
şekilde ortaya çıktı, onu Resulüne (aleyhissellama) vahy olarak indirdi,
müminler bu şekilde hak olarak onu tasdik ettiler. Yakinen inandılar ki
Kur'an hakikatten Allahın kelamıdır. Mahlukatın kelamı gibi mahluk
değildir. Kim Kur'anı işitir de "O insan kelamıdır" derse, muhakkak
kafir olur.

Muhakkak Allahu teala o kişiyi zemmetti, ayıpladı ve onu sekar isimli
ateşe atmayı vaad etti. "Onu yakında Sekar'a girdireceğim" (Müddessir
26)

Ne zamanki "O Kuran ancak beşer sözüdür" (Müddesir 25) diyeni. Allahu
Teala Sekar'la tehdit edince, bildik ve kesin anladık ki o Kuran, beşeri
yaratanın sözüdür, beşer sözüne benzemez.

6-Kim Allahı, beşer sıfatlarından bir sıfatla vasıflandırırsa. muhakkak
kafir olur. Her kim buna bakar da ibret alırsa, böyle kafirce sözünden
geri durur ve bilir ki Allah, sıfatıyla beşer gibi değildir.

Keyfiyeti bilinmeksizin, kuşatma olmaksızın, cennet ehli için Allahı
görmek haktır. Rabbimizin kitabı bunu beyan ettiği gibi "O gün bir takım
yüzler parıldar, rablerine doğru bakıcıdırlar" (Kıyamet suresi. 22-23.)

Bu ayetin tefsiri Allahın irade ettiği ve ilmi üzeredir. Bu hususta
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) den gelen sahih hadislerin
tamamı, Efendimizin buyurduğu (Kasd ettiği) gibidir. Manası, irade
ettiği gibidir. Bu hususta kendi görüşümüzle yorum yapıcı olarak
meseleye dahil olmayız ve kendi nefsimizle kuruntulanmayız. Çünkü kişi
dininde ancak, aziz ve celil olan Allaha ve Resulüne işi havale ederse
ve kendisine karışık gelen işi bilenine havale ederse emin olur.
(Manasını bilemediği ayet ve hadislerde, Allah ve Resulünün indinde
nasıl ise öyle inandım demelidir.)

*İslam adımı (ayakları) ancak teslim ve kabullenmek sırtına basmakla
sabit olur. (tam teslim olmakla) Kim ki bilinmesi kendisinden men olunan
(müteşabihatı) bilmeyi taleb ederse, teslimiyetle anlayışı kani olmasa,
bu gayesi onu halis tevhidden. sırf marifetullahtan ve sahih imandan
engeller (ona mani olur), küfür ile iman arasında, tasdik ve yalanlamak
arasında, ikrar ve inkar arasında vesveselenmiş, şaşkın, haktan kaydığı
halde ne iman edici ve ne tasdik edici, ne de inkarcı ve yalanlayıcı
olmadığı halde bocalar, gidip gelir.

7-Ehli islamın cennette Allahı görmeleri meselesine iman: vehmi ile
meseleyi bakıp, kendi anlayışı ile yorumlayan kişi için sahih olmaz.
Çünkü Alahı görmeyi ve Rabbul alemine nîsbet edilen herbir manayı te'vil
etmek, te'vili terk etmektir (tevil yapılmamalıdır), meseleyi (olduğu
gibi) kabullenmektir. Mü�minlerin dini. bunun üzerine sabittir. Nefy
etmekten (Bu vasfı yok saymak) ve teşbih etmekten (bir şeye
benzetmekten) sakınmayan kayar, tenzih hususunda (Allahu Teala�yı noksan
sıfatlardan pak etmekte) isabet edemez. Çünkü aziz ve yüce olan
rabbimiz vahdaniyet sıfatlarıyla ve teklik sıfatlarıyla vasıflanmıştır.
Bu manada olan mahlukattan hiç bir şey yoktur.

* Allah, sınır, son, azalar, ve alet ve edevattan yücedir, münezzehtir.
(Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.) Diğer yaratılan her şeyi kuşattığı gibi
altı yön (ön-arka-alt-üst-sağ-sol), Allahı kuşatamaz.

* Miraç haktır. Muhakkak Peygamber (Sallallahu aleyhi ve sellem)
Efendimiz gece yürütüldü. (Gece Mekke'den Kudüs'e kadar burak ile
götürüldü) Uyanık iken şahsı ile göklere yükseltildi. Allah dilediği
şeyleri ona ikram etti, ve ona dilediğini vahy etti. �Kalb, gördüğü
şeyleri yalanlamadı.� (Necm Suresi 11. Ayet)

Dünya ve ahırette Allahın rahmeti ve selamı onun üzerine olsun.

8-Allahu Tealanın Peygamberimizin ümmetine rahmet olarak ikram ettiği havzu kevser haktır.

* Hadisi şeriflerde rivayet edildiği gibi peygamberimizin ümmeti için sakladığı şefaat haktır.

*Adem (Aleyhisselam) ve zürriyyetinden, Allahın aldığı sağlam söz haktır.

* Muhakkak Allahu Teala ezelde, cennette gireceklerin ve cehenneme
gireceklerin adedini bir anda, toptan (Hepsini) bildi. Sonradan bu
sayıda, artma ve eksilme olmaz. Kulların yapacağı işlerde de durum böyle
dir. (Ezelde o fiillerin hepsini bildi) herkes kendisi için yaratılana
imkan bulur.(Ancak onu yapabilir)

*Amellerde itibar neticelerinedir.(Son nefesi iman ile tamamlarsa, iyiliklerinin sevabına kavuşur)

*Cennetlik olan, Allahın hükmü ile cennetliktir. Cehennemlik olan da Allahın hükmü iledir.

* Kaderin aslı Allahın mahlukatında gizlediği sırrıdır. Bu sırra ne en
yakın bir melek, ne de gönderilen bir peygamber haberdar olamaz. Bu
meselede derine daldırmak, akıl ve fikir yürütmek, mahrumiyyete
vesiledir, mahrumiyet merdivenidir, azgınlık derecesidir. Bu kader
meselesinden, akıl ve fikir yürütmek, vesveseye düşmek bakımından
şiddetle sakın. Çünkü Allahu Teala, mahlukatından kaderi bilmeyi gizledi
ve kullarını, kendi maksadını anlamaktan nehyetti. (Tasdik etmemizi
istedi) K. Kerimde Enbiya Suresinde 21. ayette buyurduğu gibi "Allah,
yaptıklarından sorulmaz Halbuki kullar mes'uldurlar."

* Kim "niçin böyle yaptı" diye sorarsa, muhakkak o kitabın hükmünü
reddetmiştir. Kim kitabın hükmünü reddederse, kafirlerden olur.

9-Şu açıklamalar, Allah dostlarından kalbi nurlu olan kişinin ihtiyaç
duyduğu şeyin özüdür. Bu, ilimde derinleşmiş alimlerin derecesidir.
Çünkü ilim ikidir. Mahlukatta bulunan ilim, mahlukatta bulunmayan ilim
(kaderle alakalı ilim) Mahlukatta bulunan ilmi inkar küfürdür.
Mahlukatta bulunmayan ilmi , bildiğini iddia etmek te küfürdür. İman
ancak, mevcud (din) ilmi kabul; mahlukatta olmayan (kader) ilmi, talep
etmeyi terk ile sabit olur. (Kader konusunu fazla kurcalamak doğru
değildir.)

Levhi mahfuz'a, kalem'e ve levhi mahfuz'da yazılanların tamamına iman
ederiz. Bütün mahlukat, Allahın levhi mahfuzda olacağını yazdığı şeyi
değiştirmek için, olmaması için toplaşsalar, buna güç yetiremezler;
şayet Allanın levha olmayacaktır dîye yazdığı şeyi yapmak için bütün
mahlukat toplaşsa, buna da kadir olamazlar.

* Kalem kıyamete kadar olacakları yazdı. Kuldan sapan (Ona değmeyen)
şey kula isabet etmez, kula isabet eden şey kuldan sapmaz (ona mutlaka
dokunur.)

*Kul üzerine; Allahın ilminin, mahlukundan her olacak şeyleri bilmekle
ezelde geçtiği (sabit olduğunu) bilmesi vacibtir ve her şeyi sağlam,
muhkem bir ölçü ile taktir ettiğini (bilmek te vacibtir) Bu hususta
mahlukatmdan hiçbir bozup atan, geri bırakan, yok eden, değiştirici,
tahvil eden, noksanlaştıran ve ziyadeleştiren, yerlerde ve göklerde (hiç
kimse) yoktur.

10-İşte bu durum, iman bağında, marifet asıllarında, Allahın
vahdaniyyetini ve rububiyyetini İtiraftan (kabullenmekten) dolayıdır.
Allahın şu ayetinde olduğu gibi "Allah herseyi yarattı ve bir ölçü üzere
onu takdir etti" (Furkan Suresi Ayet 2) "Allahın emri, takdir edilmiş
bir kaderdir" (Azhab suresi ayet 38)

*Yazıklar olsun o kimseye ki, kader meselesinde Allaha düşman oldu,
görüşünü hazır ederek kader meselesinde hasta bir kalp hazırladı.
Muhakkak gaybı araştırmada vehmiyle çok gizli, tamamen örtülü sırları
araştırmaya girişti ve bu hususta iftiracı günahkara döndü.

* Arş ve kürsi haktır. Allah Arştan ve daha düşüklerinden
ihtiyaçsızdır. Her şeyi ve Arşın üstünü de kuşatıcıdır. İhatadan,
halkını aciz bıraktı, (mahlukat bunları ihata edemez, anlayamaz)

*İman edici, tasdik edici ve kabullenici olduğumuz halde biz deriz ki
"Allahu Teala İbrahim (Aleyhisselam) ı halil edindi, Musa (Aleyhisselam)
ile bir çeşit konuşmakla konuştu."

*Melekler (in varlığına), peygamberlere ve peygamberlere indirilen
kitaplara iman ederiz. Şahidlik ederiz ki o peygamberler aşikare hak
üzeredirler.

11-Kıble ehlini, peygamberimizin (Sallallahu aleyhi ve sellem) getirdiği
hükümleri itiraf ettiği müddetçe, söylediklerini, haber verdiklerini
tasdik ettikleri müddetçe (kıble ehlini) müslüman. mümin diye
isimlendiririz.

* Allanın zatı hakkında derine dalıp konuşmayız. Allahın dininde
çekişme yapmayız. Kuran hakkında birbirimizle mücadele etmeyiz. Şahidlik
ederiz ki Kur�an, alemlerin sahibi olan Allahın kelamıdır. Onu, Cebrail
vasıtasıyla indirdi. Onu peygamberlerin Efendisine (Muhammed
aleyhisselama) öğretti. Allahın rahmeti onun ve ehlinin tamamının
üzerine olsun.

* Kur'an Allahın kelamıdır. Mahlukatın kelamından hiçbir şey ona eşit değildir. Kuranın, mahluk olduğuna hükmetmeyiz.

* Müslümanların cemaatına muhalefet etmeyiz. Günahı helal kabul
etmediği müddetçe ehli kıbleden hiçbir kimseyi, günah işlemesi sebebiyle
küfre nisbet etmeyiz. 'Bilerek günah işleyene, günah zarar vermez'
demeyiz. Müslümanlardan iyilik yapanlar için günahlarının affedilmesini.
Allahın rahmetiyle onları cennete girdirmesini umarız.

* Müminler için Allahın azabından emin olmayız. Onların doğrudan
cennette olduklarına şehadet etmeyiz, günahları için mağfiret isteriz,
onların akıbeti hakkında korkarız, onlara ümit kestirmeyiz. Emin olmak
ve ümit kesmek halleri, kişiyi islam dininden çıkarır. Ehli kıble için
hak yol ikisinin arasıdır. (Korku ile ümit arasında)

* Kul imandan ancak, kendisini imana dahil eden şeyi inkar etmekle
çıkar.(İman maddelerinden sayılan hükümleri inkar, küfürdür)

12-İman dil ile ikrar (söylemek) kalb ile (bunları) tasdiktir.
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) den sahih rivayetlerle
şeriattan ve açıklanarak gelenlerin tamamı haktır. İman tektir. îman
ehli imanın aslında eşittirler. Aralarındaki üstünlük korku, takva,
nefse muhalefet ve evla olana (daha faziletlisine) yapışmakladır.

* Bütün müminler Rahman Teala'nın dostlarıdır. Allah indinde en değerlisi Kur'ana en çok boyun eğeni ve tabi olanıdır.

* İman: Allaha, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, ahıret
gününe, kaderin hayırlısının şerlisinin tatlısının ve acısının Allah
tarafından olduğuna inanmaktır. Biz bu sayılanların tamamına inanırız.
Peygamberlerinin hiçbirisinin arasını ayırmayız. Tamamını getirdikleri
haberlerde tasdik ederiz. (Hepsi Allah tarafından vazifeli idiler)

13-Ümmeti Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) den büyük günah
işleyenler; tevhid ehli oldukları halde ölünce, tevbe etmeseler bile,
iman edici ve Allahı bildikleri halde Allaha kavuştuktan sonra;
cehennemde ebedi kalmazlar.

* Büyük günah işleyenler, Allahın dilemesinde ve hükmündedir. Dilerse
onları mağfiret eder ve onları fazlu keremiyle affeder. Kuran Kerimde
Allah azze ve celle bu hususta şöyle buyurduğu gibi 'Şirkten başka
günahları dilediğinden affeder' Dilerse onları adaletiyle cezalandırır.
Sonra onları (ya) rahmetiyle, (veya) taat ehlinden olan şefaat edenlerin
şefaatıyla cehennemden çıkarır, sonra onları cennetine gönderir. Bu
durum şundan ki Allahu Teala, kendisini bilenlerin velisidir. (Onları
kayırır) Onları iki cihanda hidayetinden sapan, dostluğuna kavuşamayan
inkarcılar gibi yapmadı.

Ey islamın ve ehlinin velisi Allahım! Sana kavuşana kadar bizi, islam üzere sabit eyle!

* Ehli kıbleden günahkar ve iyi kişilerin peşinde namaz kılmayı ve bu
kişilerin üzerine cenaze namazı kılmayı caiz görürüz. Ehli kıbleden
hiçbir kimseyi cennete ve cehenneme indirmeyiz. (Girdirmekte kesin
konuşmayız) Küfür, şirk ve nifaktan bir şey onlarda zahir olmadıkça
bunların aleyhine küfürle, şirkle, nifakla şahitlik etmeyiz. Onların
gizli hallerini Allaha havale ederiz.

* Ümmeti Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) den hiçbir kimseye
silah çekmeyi caiz görmeyiz, ancak kılıç çekilmesi vacib olanlar
müstesnadır. (İslama karşı savaşanlar, dinden çıkanlar, v.s.)

14-İdareciler ve işlerimizi yürüten (Din ehli) valilere karşı isyan edip
çıkmayı, onlar zulmedici olsalar bile caiz görmeyiz. Onların aleyhine
beddua etmeyiz. (Ehli islam olan idarecilerin ıslahına çalışılır,
kargaşalık çıkarılmaz.)

*O idarecilerin taatından elimizi çekip almayız (onlara itaat etmeye
devam ederiz.) Allaha itaatten ötürü onlara itaati; bize günahı
emretmedikleri müddetçe, farz görürüz. Onlara salah ve afiyet içinde
bulunmaları) la dua ederiz.

* Sünnet ve cemaate tabi oluruz. Dağılmak, ihtilaf ve parçalanmaktan
çekiniriz. Adalet ve emanet ehlini severiz. Zulüm ve hıyanet ehline
bu'uz ederiz.

*'Allah, bize bilinmesi şüpheli olan şeyleri en iyi bilendir' deriz.

* Hadisi şeriflerde geldiği gibi yolculukta ve ikamet halinde mestler
üzerine mesh etmeyi caiz görürüz. (Şiiler çıplak ayak derisine mesh
ederek sapmışlardır)

* Kıyamet vaktine kadar, müminlerin iyi kötü sultanlarıyla birlikte
hac ve cihad devam eder. Bu ikisini hiçbir şey iptal edemez ve
kaldıramaz.

* Kiramen katibin (yazıcı) meleklerine inanırız. Muhakkak Allah onları
bizim üzerimizde (amellerimizi) koruyucu yaptı. Alemdeki canlıların
ruhlarını almakla görevli ölüm meleğine (Azrail aleyhisselam) inanırız.

*Hak edene kabirde azab olacağına inanırız. Kabirde münker ve nekir diye
isimlendirilen iki meleğin, kişiye Rabbisinden, dininden,
peygamberinden sorgusunun hak olduğuna inanırız. Bu hallerin hepsi
Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) den gelen hadisi şerifler ve
ashabtan (Allah hepsinden olsun) gelen haberlere göre (sabit) olduğuna
inanırız.

15- Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur. (Hadisi şerif bunu böyle beyan etmiştir.)

*Öldükten sonra dirilmeye, kıyamet gününde amellerin karşılığının
verileceğine, amellerin (huzuru ilahiye) arz edilmesine, hesaba
çekilmeye, amel defterlerinin okunması, sevap verilmesi, azab edilmesi,
sırat ve teraziye inanırız.

*Cennet ve cehennem yaratılmışlardır; ebediyyen yok olmazlar, zail
olmazlar. Allahu Teala mahlukatı yaratmadan evvel cennet ve cehennemi
yarattı. Cennet ve cehennem ehlini yarattı. Kimin cennete girmesini
dilerse bu, Allahın fazlındandır. Kimin cehenneme girmesini dilerse bu,
Allahın adaletindendir. Herkes kendisine tayin edileni yapar ve kendisi
için yaratılana gider. Hayır ve şer kullar üzerine (Allah tarafından)
takdir edilmiştir. (Kesb eden kuldur, yaratan Allahtır)

* Mahlukun kendisiyle vasıflanmasının caiz olmadığı tevfık gibi işi
meydana getiren güç, iş ile beraberdir. (Fiili yapacağı anda ona bu
kuvvet verilir.)

*Sıhhat, takat, imkan bulmak, aletlerin salim olması kabilinden olan
istitaata gelince bu fiilden evvel bulunur. Bu istitaat sebebiyle ilahi
teklifler kul ile alakalanır. Allahu Tealanın şu ayetinde buyurulduğu
gibi "Allah, hiç kimseye gücü yetireceğinden başkasını yüklemez" (Bakara
Suresi Ayet: 286)

16-Kulların fiilleri, Allahın mahlukudur, kul tarafından kesbtir. (Kulun
iradesi ancak fiili kesb iledir. Yaratılması Allah tarafındandır.)
Allah kullara ancak takatları yeteni teklif etti. Kullar ancak Allahın
teklif ettiği (vazifelere) güç getirirler. Bu açıklama "Günahtan dönüş,
ibadete takat yettirmek, ancak Allahın yardımıyladır" sözünün izahıdır.

* Biz deriz ki: hiç kimse için çare, haraket ve günahtan dönüş yok,
ancak Allahın yardımıyla vardır. Hiç kimse için Allaha kulluğu ikame
etmek ve taat üzere sabit kalmak yok, ancak Allahu Tealanın muvaffak
kılmasıyla vardır. (Kulunu razı olduğu şeye ulaştırır.)

* Her şey Allahın iradesiyle, ilmi ile, hükmü ve kudretiyle cereyan
eder. Allahın dilemesi diğer bütün meşiyyetlere galib geldi. Allahın
hükmü diğer bütün çarelere üstün geldi. Dilediğini yapar, asla zalim
değildir. Her türlü çirkinlik ve zararlardan paktır. Her türlü ayıp ve
noksanlıklardan temizdir. "Allah yaptığından sorulmaz. Halbuki kullar
mes'uldür."

*Dirilerin duası ve sadakalarında, ölüler için faideler vardır. Allah
dualara icabet eder, ihtiyaçları giderir. Her şeye sahiptir, ona hiç bir
kimse sahip olamaz. Allahtan, göz kırpması kadar azıcık bir an bile
ihtiyaçsız kalınmaz. Kim Allahtan göz kırpması kadar ihtiyaçsız
kaldığına inanırsa, muhakkak kafir olur ve helak ehlinden olur.

Allah bu'z eder, razı olur, fakat mahlukattan her hangi birinin bu'z ve
rızası gibi değildir. (Bunlardan gaye muraddır. Yani bunların gereğini
yapar.)

17-Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) 'in ashabını severiz.
Onlardan hiç birinin sevgisi hususunda aşırı gitmeyiz, onlardan hiç
birinden uzak olmayız. (Hepsini Allahın razı oldukları ashab olarak
kabul ederiz. Hz Ali ile Hz Muaviye'yi ayırmayız.) Onlara bu�z edene
bu�z ederiz, onları hayırsız şekilde söyleyene de bu'z ederiz. Onları
ancak hayırla anarız. Onları sevmek dindir, imandır, iyiliktir. Onlara
bu'z küfür, nifak ve tuğyandır. (Onları seven. Resıılullah (Sallallahu
aleyhi ve sellem)'i sevdiği için sever. Onlara bu'z eden. Resıılullah
(Sallallahu aleyhi ve sellem)'e bu'z ettiği için bu'z eder.)

* Resıılullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) den sonra halifeliği
evvela Ebu Bekri-sSıddık (Radıyellahu anhu) için, onu diğer bütün ümmet
üzerine faziletli kılmak için, sonra Ömer (Radıyellahu anhu) için. Sonra
Osman (Radıyellahu anhu) için, Sonra Ali (Radıyellahu anhu) için sabit
kılarız. Onlar hulefai Raşidin ve hidayette olan imamlardır.
(Kendilerine tabi olanları da hidayete ulaştırmışlardır.)

* Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in isimlerini söyleyip
kendilerini müjdelediği on kişi için. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve
sellem)�in onlar üzerine olan şahidliğine dayanarak bizde onların
cennetlik olduğuna şahidlik ederiz. Resulullah (Sallallahu alevhi ve
sellem)'in sözü haktır. Onlar: Fbıı Bekr, Ömer, Osman, Ali, Talha,
Zübeyr, Sa'd, Said, Abdurruhman ibni Avf, Ebu ("beyde bin Cerrah - ki bu
zat ümmetin eminidir- Allah hepsinden razı olsun.

* Kim sözünü. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) ashabı ve her
türlü kirden tertemiz olan zevceleri ve her türlü pislikten pak olan
sülalesi hakkında güzel söylerse, o kişi nifaktan beri olur.

18-Sabıkinden olan ilk alimler, tabiinden olan ve onlardan sonra gelen
hayır ve eser (hadis, haber) ehli olan, fıkıh ve rivayet ehli olan
alimler, ancak güzellikle anılırlar. Onları kötülükle zikreden kişi, hak
yolun dışındadır.

* Velilerden hiç birini, peygamberlerden hiçbiri üzerine üstün saymayız. "Bir peygamber bütün velilerden üstündür" deriz.

* Velilerin kerametlerinden gelen, itimadlı alimler tarafından yapılan rivayetlere inanırız.

* Kıyamet alametlerine inanırız. Onlar: Deccalın çıkması, Meryemoğlu
İsa'nın (Aleyhisselam) gökten inmesi, güneşin battığı yerden doğması,
Dabbetül arzın yerden çıkmasıdır. (Üç tane de yer batması haber
verilmiştir.)

* Kahin, müneccim ve kitap sünnet ve icma-ı ümmete zıt bir şey iddia eden şahıslan tasdik etmeyiz.

*Cemaatı hak ve doğru buluruz. Parçalanmayı eğrilik ve azan görürüz. (Allahın rahmeti cemaat üzerindedir.)

* Allahın dini göklerde ve yerde tektir. O islam dinidir. "Allah indinde
din islamdır" "sizin için din olarak islamdan razı oldum"

İslam dini, azgınlık ve noksan kalmanın arasında, benzetme ve bir şey
yapamama, zorlayıcı ve kaderin esiri, emin olmak ve ümitsiz olmak
arasında hak yoldur. (Bunlarda hak olan orta yoldur.)

Şu anlatılan, bizim açık ve batın dinimiz ve itikadımızdır. Bizler
Allah'a her türlü açıkladığımız muhalefetlerden sığınırız. Allahtan bizi
İman üzere sabit kılmasını dileriz. Bizi çeşitli nevalardan, muhtelif
görüşlerden, düşük mezheblerden korumasını dileriz. Bu mezhebler:
Müşebbihe, mu'tezile, cehmiyye, cebriyye, kaderiyye ve başkaları gibi:
bunlar, sünnet ve cemaata muhalefet eden, delalette toplaşan
mezheblerdir.

Biz ehli sünnet vel cemaat, onlardan uzağız. Onlar bize göre dalalette ve düşüklüktedirler, değersizdirler.

Muhafaza olunmak ve başarıya ulaşmak, ancak Allahın yardımıyladır.

http://www.ibniabidin.com/Forum/showthread.php?3182-TAHAV%C4%B0-AKA%C4%B0D%C4%B0-TERC%C3%9CMES%C4%B0&s=81e22ab9098695d35b1abbf1eaa0770f</blockquote>






</blockquote>
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nesefi ve TAHAVİ Akaidi -kısaca
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: İtikad-İnanç-Kelam-Felsefe-
Buraya geçin: