KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 1922'de güzelim İzmir'e kimler kıydı?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Limoni
Co-Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 5275
Rep Gücü : 13104
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

MesajKonu: 1922'de güzelim İzmir'e kimler kıydı?   Paz Eyl. 09, 2012 2:05 am

1922'de güzelim İzmir'e kimler kıydı?


14 Eylül 2008 07:34 / 810 kez okundu!







Aylardır durmadan savaşan yorgun ordunun konakladığı Nifin (Kemalpaşa) biraz ilerisindeki Belkahve'den İzmir'e bakan Mustafa Kemal,
yabancı harp gemileriyle dolu körfeze ve Anadolu şehirlerinin aksine
tek bir dumanın bile tütmediği şehre uzun uzun baktıktan sonra "Bu şehre bir şey olsaydı çok üzülürdüm" der...


Mustafa Kemal'e önce
Karşıyaka'da bir köşk hazırlanır. Çünkü İzmir'in içi karmakarışıktır.
Ama sonra Bornova'daki bir köşkte karar kılınır. İzmir'e girişinin,
ikinci gününde tek başına soluğu Kordon'daki Kramer Otel'de alan Mustafa
Kemal'in alelacele kurulan masada rakısını yudumlarken garsonlara "Kral
Konstantin de bu otele gelip, burada bir kadeh rakı içer miydi" diye
sorması, garsonların "Hayır Paşa efendimiz" demesi üzerine, "Öyleyse
neden İzmir'i almak istemiş?" demesi pek manidardır. {Aktaran Aydemir,
Tek Adam, Cilt 2, Remzi Kitabevi, 1967, s.621)


İzmirlilerin pek meşhur deyişiyle İstirdat'ın ('geri alınış') dördüncü
gününde ise bütün bu güzel hava tersine dönecektir. İzmir'in en mamur,
en güzel, en zengin mahalleleri alevler içindedir çünkü. Yangın hızla
Mustafa Kemal'in yerleştiği eve yaklaşırken, Mustafa Kemal, ateş çemberi
içinde panik içinde kaçışan halkın arasından açık bir otomobille
Uşakizade Muammer Bey'in Göztepe'deki evine doğru yola çıkarılır. O gün
bir suikasta kurban gitmemesi büyük bir mucizedir.


YANGIN BAŞLIYOR

"Deniz bakır kırmızılığındaydı. En kötüsü de, arkalarından gelen ölüm
ateşi ile önlerindeki derin deniz arasında kalan dar rıhtımlarda birbiri
üzerine yığılmış binlerce insanın sürekli olarak kilometrelerce
uzaklıktan işitilebilecek korkunç çığlıkları yükseliyordu... Akkor
halindeki dev balonların sürekli olarak havaya fırlatılmasını, akaryakıt
bulunan yerlerin ateş almasını, havanın tiksindirici bir kokuyla
kaplanmasını, bu arada üzerimizden ateş saçan bulutların, yanık kömür
parçalarının ve kıvılcımların geçişini bir kez tasarlayın, işte o zaman
seyrettiğimiz büyük ve korkunç yıkımın korku veren görünüşünü gözünüzün
önünde canlandırabilirsiniz." ABD'de yayımlanan -Daily Mail gazetesinin
muhabiri Ward Price 16 eylül tarihli yazısında böyle anlatır İzmir
Yangını'nı.


NÜFUSUN ARILAŞMASI



13 eylülde Ermeni mahallesinde başlayan yangın, o ana
kadar denizden esen hâkim rüzgâr imbatın yerini güney-güneydoğu yönünden
esen rüzgâra bırakmasıyla 14 eylülde batıya doğru yayılır. 15 eylülde
kontrol altına alınır ama ancak 18 eylülde söndürülebilir. 23 eylül günü
Hisar Camii arkasında yeni bir yangın başlar. Şehrin tekrar güvenli
hale gelmesi ancak 30 eylülde olacaktır. Bu tarihe kadar Ermeni, Rum
mahalleleri tamamen, Avrupalıların yaşadığı Frenk Mahallesi ise kısmen
yanmıştır. Türk ve Yahudi mahallelerine ise zarar gelmemiştir. Yangında
yaklaşık 2,6 milyon metrekarelik bir alan, 25 bin ev, işyeri, kilise,
hastane, fabrika, depo, otel ve lokanta yok olmuştur. Türk ordularının
önünden İzmir'e doğru sürülen Rum ve Ermeni sayısının İzmir'de
yaşayanlarla birlikte 500 bine yakın olduğu, bunların ancak 320 bininin
gemilerle tahliye edilebildiği, geri kalan 180 bin kişinin çeşitli
biçimlerde (öldürülerek, yangında ölerek veya yangından kaçarken denizde
boğularak hayatını kaybettiği) genel olarak kabul edilir. Böylece şehir
gayrimüslim ahalisinden bir anlamda 'kurtulur'. Yangın Ermeni ve Rum
mahallelerini tamamen yaktığı için, Ermeni ve Rumlardan geriye mülk
kalmamıştır ama 3 Ekim 1922 tarihli İleri gazetesinde yayınlanan bir
habere bakılırsa, geride kalan taşınabilir varlıklar 3,5 milyon altın
değerindedir. 1924'ten itibaren yangın zararlarını tazmin ettirmek için
sigorta şirketlerinin aleyhine açılan 150'ye yakın davanın dosyası
ortada yoktur, ancak bu davaların hepsinin 'yangının savaş durumunda
ortaya çıktığı' ileri sürülerek sigorta şirketleri lehine bittiği
bilinmektedir. Böylece kimse yangından doğan zararını tazmin
ettirememiştir.


İTFAİYE ŞEFİNİN TANIKLIĞI


Peki, bu meşum yangının suçlusu kimdir? Yunanlılar/Rumlar mı, Ermeniler
mi, Türkler mi? Yoksa yangın tamamen kazara çıkmış, rüzgârın etkisi,
itfaiye teşkilatının yetersizliği gibi nedenlerle mi yayılmıştır?
Bunlardan ilki yıllarca temel tezimiz olarak okul kitaplarında okutuldu.
Sonra, o tarihte şehirde Yunan kuvveti diye bir şeyin olmadığı, geride
kalan başıbozuk kuvvetlerin de İngilizler tarafından Gar'da enterne
edildiği anlaşılınca, bu tez terk edildi. 1980'lerden sonra İzmir'i
Ermenilerin yaktığı tezi moda oldu. Bu tezi savunanların en büyük
dayanağı, yangının Ermeni mahallesinde çıktığına dair bilgiler ile,
1910-1922 arasında İzmir İtfaiye Şefi Paul Grescovich'e göre her yıl bu
aylarda on günde bir yangın çıkarken, bu yıl eylülün ilk haftasında
günde beş yangın çıkmış ve kendisinin kırpılmış teşkilâtı bunlarla başa
çıkmayı başarmıştır. Pazar gecesi, pazartesi günü ve gecesi aynı anda
çıkan pek çok yangın ihbarı aldığını söyleyen Grescovich bu yangınları
söndürmekte zorlanır çünkü askerî vali Kâzım Paşa, departmanındaki Rum
asıllı itfaiyecileri görevden almıştır. Paul Grescovich bu yüzden
eylülün 10'undan 13'üne kadar çıkan yangınlardan Türkleri sorumlu görür.
13 eylül sabahı iki Ermeni rahibin önderliğinde Ermeni Okulu'ndan ve
Dominikan kiliselerinden çıkan birkaç bin Ermeni rıhtıma doğru
uzaklaştıktan sonra bu kişilerin boşalttığı yerleri incelediğini,
oralarda gaz emdirilmiş ve yakılmaya hazır meşaleleri bulduğunu anlatan
Grescovich Türk yetkililerine defalarca baş vurduğunu ancak ilkyardımın
akşam saat 18.00'de geldiğini belirtir. 100 askeri birlikle saat
20.00'de yangını söndürmeye başlamışlardır ancak şiddetlenen rüzgâra
karşı koymayı başaramamışlardır.


"TÜRKLERİN TAVRI


Peki, Türkiye'de anlaşılır nedenle pek taraftar bulmayan, daha doğrusu
üzerinde konuşmaya başlamanın bile bazılarının tepesini attıran tez,
yani 'İzmir'i Türkler yaktı' teziyle ilgili ne söylenebilir?
Belkahve'den bakarken "Bu şehre bir şey olsaydı çok üzülürdüm," diyen
Mustafa Kemal'in yangın sırasındaki tavrı hâlâ bir muammadır.
İddialardan biri, 13 eylülde kalmakta olduğu köşkün balkonundan yangını
izlerken yanındaki genç subaylara şöyle dediğine dairdir: "Çocuklar, bu
manzaraya iyice bakın! Bu alevler bir devrin sona erip yeni bir devrin
başladığını gösteren bir yangındır.Osmanlı İmparatorluğu'nun son
yüzyılındaki bütün günahları su ateşle temizlenirken yeni Türk
Devleti'nin kuruluşu ve Türk milletinin yükselişi de cihana ilan
ediliyor." (Doğumundan ölümüne kadar: Kaynakça ****** günlüğü, Yay.
Haz. Utkan Kocatürk, Ankara ****** Araştırma Merkezi, 1999)


Mustafa Kemal'in yaveri Salih Bozok'un anlattığına göre alevler 'Gâvur
İzmir'i' bir kül yığınına dönüştürürken, Uşakizadelerin Göztepe'deki
köşkünde bir ziyafet verilmektedir. Bozok, "Fevzi Paşa Hazretleri'nden
başka herkes önündeki kadehleri zevkle doldurdu. Mezeler çeşitli ve
nefisti. Fevzi Paşa içki içmediği halde kalamar tavadan tabağına öbek
öbek alıyor 'Bu İzmir'in kalamarı da pek başka oluyor, aman pek
özlemişim,' diye afiyetle yiyordu. Velhasıl herkes son kertesine kadar
sofradan ve başlayan geceden memnundu" der. (Bozok'tan nakleden İsmet
Bozdağ, Latife ve Fikriye, İki Aşk Arasında, Truva Yayınları, s. 81-82)


'YANSIN VE YIKILSIN!'


"... Denize nazır terasta Mustafa Kemal ile Latife bir ara yalnız
kalırlar. Latife anne ve babasından, yaptığı işlerden söz eder. Mustafa
Kemal de ona Başkumandanlık Meydan Muharebesi'ne ait hatıralarını
anlatmaktadır. Yangın bütün dehşetiyle sürmektedir. Kordon Boyu ve bugün
fuarın yer aldığı alan alevler içindedir. İki yaver uzaklarında
kalmışlardır ama konuşmaları duymaktadırlar. Mustafa Kemal Latife'ye
sorar: 'Bu yangın yerinde size ait emlak var mıydı?' Latife,
'emlakimizin mühim bir kısmı yanan sahadadır' der ve heyecanla ekler:
'Paşam isterse hepsi yansın. Yeter ki siz sağ olun. Bu mesut günleri
gören insanlar için malın ne kıymeti olur? Memleket kurtuldu ya. İleride
olanları yeniden ve daha mükemmel bir surette yaptırırız.' Bu cevap
Mustafa Kemal'in çok hoşuna gider: 'Evet! Yansın ve yıkılsın" der.'
Hepsinin telafisi mümkündür." ("Salih Bozok Anlatıyor", Cumhuriyet,30
Ocak 1939) Ankara'dan Yakup Kadri ile birlikte gelerek bu ziyafete
katılan Falih Rıfkı da Mustafa Kemal'in 'yalçın ve yırtılmaz sakinlikle'
yangını izlediğini teyit eder. (Çankaya, s. 323)


Peki, o gün sofrada kalamar ziyafeti çeken Fevzi (Çakmak) Paşa'nın
düşüncesi nedir? Fevzi Paşa anılarında "Nurettin Paşanın kısa görüşü acı
biten iki olaya neden olmuştur. Biri İzmir'in büyük yangını, diğeri
Gazi Kemal'in bu yangın münasebetiyle yerleştiği otelden Latife Hanım'ın
Göztepe'deki evine yatılı misafıretidir" der. (Süleyman Külçe, Mareşal
Fevzi Çakmak, Askeri Hususi Hayatı, Birinci Cilt, Cumhuriyet Matbaası,
1953, s. 236.)


'NAHOŞ BİR OLAY


Bu görüşü destekleyen bir başka belge de, İtilaf Güçleri'nin Fransız
komutanı Amiral Dumesnil’in 11 Eylül 1922 günü Konak'ta Nureddin
Paşa'yla, 15 Eylül 1922 günü de Mustafa Kemal'le Göztepe'de yaptığı
görüşme tutanaklarıdır. Tutanaklarda, Amiral Dumesnil’in şehrin Rum ve
Ermeni ahalisini ülkenin iç bölgelerine tehcir etme karan alan Nureddin
Paşa'ya bu acımasız uygulamadan vazgeçmesini önerdiği, Nureddin Paşa'nın
ise "Bize çok çektirdiler. Onlara acıyacak değiliz. Yunanlıların
işlediği cinayetler çok büyüktür" cevabını verdiği yazılıdır. Paşa'yı
ikna edemeyen Dumesnil 15 eylülde Mustafa Kemal'e, yangını Türklerin
çıkardığı yolundaki söylentileri aktarır ve "Birçok kişi Türklerin ateşe
gaz döktüklerini bir talanı teferruat ile anlatıyorlar. Ben derhal
kurmay heyetimin zabitleri tarafından tahkikat yaptırdım. Bu tahkikat,
dolaşan rivayetleri teyit etmedi. [Ancak] Söylendiğine göre İngiliz
amirali Türklerin mesuliyetine inanıyor" der. Mustafa Kemal yangının
işgalden önce oluşturulan bir teşkilatın eseri olduğunu belirtince,
Amiral Dumesnil kendisinden Batılı çevreleri ikna etmek için daha güçlü
bir tekzip yapmasını ister. Ancak Mustafa Kemal'den duyabildiği en ağır
ifade "Evet bu yangın nahoş bir hadisedir" olur. Amiral bu sözün
kendisine biraz zayıf göründüğünü belirtir, ancak Mustafa Kemal'den daha
fazlasını duyamaz. Ardından Mustafa Kemal konuşmayı İtilaf Devletleri
ile yapılacak barış müzakerelerine getirir ve yangın meselesini kapatır.
(Aktaran Cengiz İlhan, "Kurtuluş Günlerinde İki Görüşme", İşgalden
Kurtuluşa İzmir, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Cumhuriyet imecesi,
2007, s.96-102)


FRANSIZLAR İKNA OLUYOR


Nitekim, 17 Eylül 1922'de Mustafa Kemal Ankara hükümetinin İstanbul'daki
mutemet adamı Hamid Bey'e bir telgraf gönderir. Telgrafta İzmir
yangınının Yunanlılar ve Ermeniler tarafından daha önceden planlandığı
şekilde şehri yok etmek için çıkarıldığı, bu bilginin pek çok belge ve
şahitlerin ifadeleri ile tespit edildiği yazılıdır. Dumesnil ise 28
Eylül 1922 tarihli raporunda İzmir'i Türklerin yakmadığına ikna
olduğunu, suçluların Ermeniler olduğunu tahmin ettiğini yazarak bu
görüşü onayladığını gösterir. 1921 tarihli Ankara Anlaşmasından beri
örnekleri sergilenen Fransız-Türk dostluğunun yeni bir nişanesidir sanki
bu rapor. Halbuki, İngilizler, Türklerin masumiyeti konusunda uzun süre
ikna olmayacaklar, durumu soruşturmak için İzmir'e bir komisyon
göndereceklerdir. (21 Temmuz 1924 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki bu
haberi ve konuyla ilgili-çoğunu kullanamadığım- pek çok belgeyi temin
eden Sait Celinoğlu ve Kevork Büyükagopyan'a teşekkürü borç bilirim.)


FALİH RIFKI'NIN SÖZLERİ


Peki, İzmir'in simsiyah dev bir çukura dönüşmesine neden olan o korkunç
yangından sadece 'nahoş bir olay' diye söz eden Mustafa Kemal daha sonra
yangın hakkında konuşmuş mudur? İlginçtir konuşmamıştır. Örneğin
CHF'nin 15-20 Ekim 1927 tarihinde Ankara'da toplanan ikinci
Kurultay'ında Parti Genel Başkanı sıfatıyla yaptığı 36,5 saatlik büyük
Nutuk'ta bu konuda tek kelime etmemiştir. Buna karşılık aynı Nutuk'ta
(TDK Yayanları, 1965, s. 532-547) 'Sakallı' Nureddin Paşa'yı tam 16
sayfa boyunca alaya alır, ağır şekilde eleştirir, hatta yerin dibine
batırır.


Peki, Mustafa Kemal'in yangın konusundaki suskunluğunun ve Nureddin Paşa
hakkındaki bu öfkesinin nedeni nedir? Bunun cevabı belki de Falih
Rıfkı'nın şu satırlarında gizlidir:"Gâvur İzmir karanlıkta alev alev,
gündüz tüte tüte yanıp bitti. Yangından sorumlu olanlar, o zaman bize
söylendiğine göre, sadece Ermeni kundakçıları mı idi? Bu işte o zamanki
ordu komutanı Nureddin Paşa'nın hayli marifeti olduğunu da söyleyenler
çoktu. ******'ün Nureddin Paşa'yı eskiden beri sevmediği Nutuk'unda
görünür. (...) Kibirli, dar kafalı, zulüm ve ceberut düşkünü bir kimse
idi. Bu yüzden bir zamanlar Millet Meclisi kendini harp divanına verip
mahkûm bile ettirmek istemişti. (...) Nureddin Paşanın biri İzmir'de,
biri İzmit'te tertip ettiği iki linçin hikâyesi gene o vakitler, bizi
ikrah içinde bırakmıştır (iğrendirmiştir). Bunlardan biri İzmir
metropoliti Meletyos [Hrisostomos], öteki de Peyam-ı Sabah yazarı Ali
Kemal'dir.


Bildiklerimin doğrusunu yazmaya karar verdiğim için o zamanki
notlarımdan bir sayfayı buraya aktarmak istiyorum: "... İzmir'i niçin
yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve gazinolar kalırsa,
azınlıklardan kurtulamayacağımızdan mı korkuyorduk? Birinci Dünya
Harbinde Ermeniler tehcir olunduğu vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının
oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa, gene bu korku ile
yakmıştık. Bu kuru kuruya tahripçilik hissinden başka bir şey değildir.
Bunda bir aşağılık duygusunun da etkisi var. Bir Avrupa parçasına
benzeyen her köşe, sanki Hıristiyan ve yabancı olmak, mutlak bizim
olmamak kaderinde idi. Bir harp daha olsa da yenilmiş olsak, İzmir'i
arsalar halinde bırakmış olmak, şehrin Türklüğünü korumaya kâfi gelecek
miydi? Koyu bir mutaassıp, öfkelendirici bir demagog olarak tanımış
olduğum Nureddin Paşa olmasaydı, bu facianın sonuna kadar devam
etmeyeceğini sanıyorum. Nureddin Paşa, ta Afyon'dan beri Yunanlıların
yakıp kül ettiği Türk kasabalarının enkazını ve ağlayıp çırpınan halkını
görerek gelen subayların ve neferlerin affedilmez hınç ve intikam
hislerinden de şüphesiz kuvvet almakta idi."" (Çankaya, Doğan Kardeş
Matbaacılık 1969, s. 324-325.)


Falih Rıfkı'nın hatıra defterinin bu mahrem satırlarını Çankaya'nın bazı
baskılarına koymaması, ayrıca Babamız ****** (Doğan Kardeş Yayınları,
1955) adlı kitabında "Bu sırada bir mesele çıkarmak isteyen Ermeni
komitecileri şehri tutuşturdular" demesi ise 'resmî tarih' okumaları
açısından ilginçtir.


İSMET İNÖNÜ'NÜN İMASI


Yıllar sonra "Yangın nerede başladı, kim başlattı bilmiyorum... İzmir'e
girdiğimiz günlerin bende kalan en acı hatırası yangındır. Bu
yangınların sebepleri büyük tarih hadiseleri içindeki sebeplerdir.
Küçükler emir aldıklarını söylerler, büyükler disiplininin kalmadığını
söylerler, "(Teoman Özalp, ******'ten Anılar, Kazım Özalp, İş Bankası
Kültür Yayınları, 1992, s. 300) diyen İsmet Paşa'nın kastettiği
'büyükler' acaba kimdir? Mesela Nureddin Paşa olabilir mi? Peki bugün bu
üzücü olayı bir türlü tartışamamızın önündeki en büyük engel gibi
gözüken 'İzmir'i Türkler yaktı dendiğinde 'İzmir'i ****** ve
arkadaşları yaktı' diye anlaşılmasının önlenmesi için soruyu 'İzmir'i
Nureddin Paşa mı yaktı' diye değiştirmek meseleyi halleder mi? Acaba o
zaman da, 1910'lardan beri 'dahili düşmanlar' olarak görülen
gayrimüslimlere yöneltilen sistematik sürgün, imha ve sermaye transferi
politikalarını gözardı mı etmiş oluruz? Tersinden sorarsak, acaba
Nureddin Paşa'yı günah keçisi yapmak yerine, Nureddin Paşaları doğuran
zihniyeti analiz etmemiz daha sağlıklı bir tutum olmaz mı?


Taraf

14.09.2008

****************

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1099695&Yazar=AYSE-HUR&CategoryID=97
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
1922'de güzelim İzmir'e kimler kıydı?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: Din Kültürü Dersi-Eğitim Öğretim :: İzmir'e Dair Ne Varsa-
Buraya geçin: