KUTLU FORUM
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.
KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

 

  Koronayla vahşi kapitalizm sorgulanıyor

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Limoni
Co-Admin
Limoni

Mesaj Sayısı : 5400
Rep Gücü : 13341
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Empty
MesajKonu: Koronayla vahşi kapitalizm sorgulanıyor      Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Icon_minitimeÇarş. Nis. 29, 2020 5:25 am

https://www.birgun.net/haber/salginlar-kapitalizm-ve-toplum-298681


Salgınlar, kapitalizm ve toplum

“Kara Ölüm” nasıl feodalizmi bitirip kapitalizmin tohumlarını attıysa, “İspanyol Gribi” nasıl Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinde etkili olmuşsa bu salgın da kapitalizmin temel taşları ile oynayıp, insandan ve eşitlikten yana yeni bir dünya düzenin tohumlarını atar umarım

AddThis Sharing Buttons
Share to Facebook
Share to TwitterShare to E-postaShare to PinterestShare to Diğer
64
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Salginlar-kapitalizm-ve-toplum-723847-5

DOÇ. DR. OKAN TOYGAR
İstanbul Tabip Odası Temsilciler Kurulu Üyesi
“Tanrının oğlunun insan kılığına girişinin 1348. yılında İtalya’nın ünlü kentlerinin en soylusu Floransa’da ölüm saçan bir veba salgını baş gösterdi. İster yıldızların etkisiyle ortaya çıkmış olsun, ister insanların işledikleri suçlar nedeniyle Tanrı tarafından gönderilmiş olsun, birkaç yıl önce doğu ülkelerinde görülmüş olan veba, çok sayıda can kaybına yol açmıştı. Daha sonra durmadan yayılarak Batı'ya ulaştı. Koruyucu önlemler etkisiz kaldı… Sağlık önlemleri arttırıldı. Ayinlerde bir kez değil, belki bin kez aman dilendi. Sofular Tanrı’ya yakardılar. Hiçbiri işe yaramadı… Salgının başladığı Mart ayı ile Temmuz sonu arasında, Floransa şehrinde ölenler yüz bini buldu.”
İtalya’da doğan Rönesans hareketinin, Dante ve Petrarca ile birlikte üç büyük öncüsünden biri olan Giovanni Boccaccio (1313-1375) bundan yaklaşık 700 yıl önce bir bulaşıcı hastalığın toplum üzerindeki ölümcül etkilerini dünya edebiyatının ilk öykü kitabı sayılan “Decameron” isimli eserinin önsözünde böyle anlatmış (Oğlak Yayınları, 2018). “Kara Ölüm” adı verilen bu salgın 100 milyondan fazla insanın ölümüne neden olarak o dönemde Avrupa’nın ekonomik, siyasal ve kültürel durumunu tamamen değiştirmişti. Toplu ölümler sonucu ortaya çıkan iş gücü kaybı toprak sahiplerinin zorunlu olarak ücretli işçi sistemine geçmesine neden olmuştu. Böylece feodalizm biterken, kapitalizmin alt yapısı oluşmaya başlamıştı.
Bu veba salgınından günümüze insanlığı derinden etkileyen çok sayıda salgın yaşanmış. Bunlar arasında belki de en korkuncu Birinci Dünya Savaşı sonlarında ABD’den Avrupa’ya savaşmaya gönderilen askerlerin getirdiği H1N1 virüsünün yol açtığı grip salgınıydı. ABD’den gelmiş olmasına karşın bu salgın hastalığa Amerikan Gribi değil İspanyol Gribi ismi verildi. Çünkü tüm dünya, bu salgını o dönemde savaşa girmediği için sansür uygulanmayan İspanyol basınından öğrenmişti. 1918-1920 yılları arasında dünyayı kasıp kavuran bu salgın 18 ay içinde 50 milyonun üzerinde insanın ölümüne neden olmuştu. Bu rakam vahşete, kıyıma ve unutulmaz acılara neden olan Birinci Dünya Savaşı’nda ölen toplam insan sayısının neredeyse üç katıydı. Savaşın sona ermesinde de İspanyol Gribi’nin azımsanamayacak derecede etkisi olmuştu. Salgın sonrası en azından bulaşıcı hastalıklar için “öjeni”, yani “soy arıtımı” kuramının doğru olmadığı, yani bulaşıcı hastalıkların sadece alt sınıfları ve “geri ırkları” değil herkesi etkileyebileceği anlaşılmıştı. Savaştan daha yıkıcı sonuçlara neden olan bu salgın bir gerçeğin daha ortaya çıkmasını sağlamıştı. Devletler ve sistemler her ne olursa olsun halkın nitelikli sağlık hizmetine kavuşmasının önündeki engelleri kaldırmalıydılar. 1920’lerde birçok ülkede bu yönde önemli çalışmalar yapıldı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nde dahi 1924 yılında herkese eşit ve ücretsiz sağlık hizmeti sunan dispanserler açılmış, sıtma, trahom, frengi ve tüberküloz gibi hastalıklarla mücadelede başarılı sonuçlar alınmıştı. Sonrasında ise dünyaya egemen olan liberal ekonominin etkisiyle sağlık sektörü birçok ülkede olduğu gibi bizde de sermayenin kâr alanına dönüştürüldü.
NEDEN ÖNLENEMİYOR?
İnsanoğlu çoğu zaman geçmişte yaşanan trajedilerin tekrar etmeyeceğini, tekrar etse bile kendisini etkilemeyeceğini düşünür. Geçtiğimiz aralık ayında Çin’de başlayan yeni tip koronavirüs salgınının tüm dünyaya yayılacağını, Avrupa’da ve ABD’de binlerce ölüme neden olacağını iki ay öncesine kadar Türkiye dâhil pek çok devletin öngöremediğini, hatta onu küçümsediğini gördük. Çünkü artık tıp teknolojisi ilerlemiş, tanı ve tedavi olanakları çok gelişmiş, adım başı beş yıldızlı otelleri aratmayan hastaneler açılmıştı. Yapay zekâ, robotik cerrahi gibi inanılması güç olanaklar elimizin altındaydı. Kısacası nasılsa bir çözümü bulunurdu bu salgının. Ama öyle olmadı. Kapitalist dünyanın ve Türkiye’nin bu salgın karşısında tam bir çaresizlik içinde olduğu görüldü. Ölümler engellenemedi. Her şeye gücü yeten ABD’de bile salgının hızla yayılmasının önüne geçilemedi. Peki neden?
SAĞLIK ALINIP SATILIYOR
Nedenlerden en önemlisi insanların ve devletlerin asla tarihten ders almamaları ve ondan çıkan sonuçlara göre hareket etmemeleri. İngiliz yazar Aldous Huxley “insanlığın, tarihin derslerinden öğrenememesi, tarihin dersleri içinde en önemlisidir” diyor. Geçmişte yaşanan derin acılara rağmen Türkiye’nin de içinde olduğu kapitalist dünyanın hala sağlığa yeterli kaynak aktarmaması, sağlık hizmetini özelleştirmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik vermemesi bizim de tarihten payımıza düşeni almadığımızı, ondan dersler çıkarmadığımızı gösteriyor. Günümüzde ne yazık ki sağlık alınıp satılan bir mal, hastaneler şirket, hastalar ise müşteri durumuna indirgenmiştir.
Ülkemizde ilk vakanın açıklandığı 11 Mart 2020’den, bugüne kadar geçirdiğimiz sancılı döneme baktığımızda, AKP’nin 2003’te yürürlüğe koyduğu “Sağlıkta Dönüşüm Programının” halkın sağlığını korumada ne kadar yetersiz kaldığını görebiliriz. Bu program ile başta bulaşıcı hastalıkların önlenmesi olmak üzere tüm halk sağlığı çalışmalarını yapması beklenen sağlık ocakları, devlet hastaneleri ve üniversiteler kazanç sağlamak için yapılandırıldığından, kâr getirmeyen koruyucu sağlık hizmetinde yetersizlikler ortaya çıkmıştır. Ayrıca devletin sağlık alanındaki kamusal sorumluluğu büyük ölçüde ve denetimsiz olarak özel hastanelere bırakılmış, bu şekilde sağlık örgütü parçalanmıştır. Bulaşıcı hastalıklarla başa çıkılmasında doğru ve hızlı kararlar alınması yaşamsal önemdedir. Bu kararları ise iyi organize olamamış, bir salgın hastalık planı dahi olmayan, bütünlüğü bozulmuş bir sağlık örgütünün alması mümkün değildir. Bugün ABD, İtalya ve İspanya’nın, bizde olduğu gibi bu salgın karşısında çaresiz ve umutsuz bir görüntü vermesinin nedeni de budur.
Diğer yandan sağlığı bir ticaret olarak değil, temel bir hak olarak gören, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetine verdiği önemle bugün dünyada saygınlığı olan sosyalist Küba, hastalığın ülkesinde yayılmasını önlediği gibi salgının yoğun yaşandığı diğer ülkelere doktor ve malzeme gönderiyor. Neredeyse tüm dünya, aşı ve ilaç çalışmalarına yoğunlaşmış olan Küba’dan gelecek sevindirici bir habere umut bağlamış gibi duruyor. Küba’da bunlar olurken, bizde daha ilk günlerde sahte dezenfektan ve maske üreten fırsatçıların ortaya çıktığını, devletine güvenmeyen halkın besin ve temizlik malzemelerini stoklamak için rafları boşalttığını ve bazı işyerlerinde emekçilerin işten çıkarıldığını ya da ücretsiz izin kullanmaya zorlandığını gördük. Devam eden günlerde ise önlemlerin zamanında alınmadığına, İstanbul gibi salgının yoğun yaşandığı bir kentte sadece hafta sonu karantinası ile yetinildiğine, 10 Nisan gecesinde olduğu gibi büyük yanlışlıklar yapıldığına tanık olduk. Zaten her gün kaygıyla izlediğimiz toplam vaka ve ölüm sayıları da ne yazık ki bugüne kadar salgın sürecinin hükümet tarafından iyi yönetilemediğini gösteriyor.
Türk Tabipleri Birliği neredeyse 40 yıldır bu ülkeyi yönetenlere, kamucu sağlık politikasının temel insan hakkı olduğu gerçeğini anlatmaya çalışıyor. Üzülerek belirtmek gerekirse kapitalizmin, yani sermayenin hizmetinde olan siyasetçilerin yıllardır anlamadıkları bu gerçeği, 0,125 mikron çapındaki bir virüs kısa bir sürede gözler önüne serdi.
Umarım, “Kara Ölüm” nasıl feodalizmi bitirip, kapitalizmin tohumlarını atmışsa, “İspanyol Gribi” nasıl Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinde etkili olmuşsa, aylardır tüm dünyayı etkisi altına almış olan bu salgın da kapitalizmin temel taşları ile oynayıp, sosyal devletten, insandan ve eşitlikten yana yeni bir dünya düzenin tohumlarını atar ve insanoğlu bir daha böyle acı günler yaşamaz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin
Limoni

Mesaj Sayısı : 5400
Rep Gücü : 13341
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Empty
MesajKonu: Korona ve vahşi kapitalizm      Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Icon_minitimeÇarş. Nis. 29, 2020 5:27 am

Mehmet Ali Güller
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Yazar392 Son Yazısı / Tüm Yazıları
Korona ve vahşi kapitalizm

http://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/korona-ve-vahsi-kapitalizm-1728129

19 Mart 2020 Perşembe
Ağır ekonomik ambargo altında olduğu için, koronavirüsle mücadele kapsamında IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kalan Venezüella reddedildi! IMF’nin ret gerekçesi vahşi kapitalizmin dişlerini resmediyor: “Venezüella hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik yok” (Sputnik, 17.3.2020)
Uluslararası toplum dedikleri ABD ve destekçileri. Ve onlar da Venezüella’da Hugo Chavez’in inşa ettiği, Maduro’nun ağır dış baskılara rağmen sürdürmeye çalıştığı kamucu sisteme karşılar. Dahası açık darbe yaptılar ve başaramadılar. Şimdi darbeyle işbaşına getirmeye çalıştıkları Guadio’yu destekledikleri için güya Venezüella halkının seçtiği Maduro hükümetini tanımıyorlar!
Diğer yandan ABD ambargosu altındaki İran, koronavirüs salgınına karşı mücadele etmek için dünyadan sağlık malzemesi almak istiyor ama Washington yönetimi böylesi bir insani durum karşısında bile bırakın ambargoyu kaldırmayı, hafifletmiyor bile!
Batı’nın ırkçı kafası
ABD Başkanı Donald Trump, ısrarla ve uyarılara rağmen, koronavirüsü “Çin virüsü” diye niteliyor!
Bu, emperyalist Batı’nın ırkçı kafasının tipik bir göstergesidir. Oysa örneğin ilk kez ABD ve Meksika’da görülen ve büyük oranda can kayıplarına yol açan H1N1 için hiçbir ülke “Amerikan virüsü” dememişti!
Bu anlayış koronavirüs Çin’de etkili olmaya başladığında da kendini göstermişti. Batı’nın o “ırkçı kafası” hortlamış, Çinlileri aşağılayan, Çin mutfağına, Çin yaşam tarzına hakaretler yağdıran bir noktaya varmıştı. (Ki yarasa Çin mutfağında yoktu ve Batı’nın kullandığı o yarasa çorbası görüntüsü birkaç yıl önce Çin’de değil, bir Uzakdoğu ada ülkesinde çekilmişti!)
Kapitalizmin ‘önce kâr’ anlayışı
Anımsayın, Çin’de koronavirüs etkili olmaya başladığında ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross bundan memnuniyet duyduğunu şu sözlerle ilan etmişti: “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek”. (Sputnik, 30.01.2020)
Üstelik Çin salgınla etkili mücadele edebilmek için karantinaya varan sert tedbirler aldığında Batı başkentlerinden itirazlar yükselmiş, işi Çin’i insan haklarını ihlal etmekle, halka baskı uygulamakla, özgürlükleri ortadan kaldırmakla suçlamaya kadar vardırmışlardı!
Şimdi kendileri karantina uygulamaya mecburlar ve Çin’den daha ağır karantina uygulamaya başladılar. Öyle ki Çin’de de, ABD’de de karantinada kalan NBC News editörü Tony Perman kendini Çin’de daha güvenli hissettiğini belirtti. (infowars, 14.3.2020)
Doğu’da ‘önce insan’ anlayışı
Peki, Batı korona günlerinde bunları yaparken, Doğu ne yapıyor? İşte birkaç örnek:
– ABD’de sigortası olmayana bedava test yapılıp yapılmayacağı tartışılırken Çinli Jack Ma’nın vakfı ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışladı. (NTV, 16.3.2020)
– Çinli Jack Ma’nın vakfı ayrıca Avrupa’ya da 100 bin test kiti, 1.8 milyon maske bağışladı. (NTV, 12.3.2020)
 – Yine Çinli Jack Ma’nın vakfı, Afrika’ya da 5.5 milyon maske ile test kiti ve sağlık malzemesi bağışladı. (Milliyet, 18.3.2020)
– ABD Avrupa’ya uçuşları yasakladı. Ama Çin ve Küba, salgının en çok yayıldığı İtalya’ya uzman doktor grubu ve yardım gönderdi. (Sol, 14.3.2020)
– Küba koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti. (TeleSUR, 16.3.2020)
Sağlık serbest piyasaya bırakılamaz!
Koronavirüs salgınının en önemli dersidir: Sağlık sistemi kapitalizmin insafına ve “serbest piyasaya” bırakılamayacak önemdedir.
Çin’in Batılı “gelişmiş” ülkelere nazaran koronavirüsle mücadelesindeki başarısı işte bu nedenledir.
Koronavirüs endişesi bu gerçeği öyle acı ama sağlam şekilde öğretmektedir ki, Batılı ülkeler özel hastaneleri kamulaştırmaya başladı.
Örneğin İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, salgınla mücadele için özel kurumlar dahil tüm hastaneleri ve sağlık hizmeti veren kuruluşları devlet kontrolüne geçirme kararı aldı (Cumhuriyet, 17.3.2020). Kaçınılmaz şekilde İspanya örneğini başka Batılı ülkeler de izleyecek.

Türkiye’nin sağlık sisteminin kamucu kökleri

Gelelim Türkiye’ye…
Bugün Türkiye’de sağlık sektöründe hâlâ başarılı giden ne varsa, köklerinin karma ekonomi döneminden kalma kamucu anlayışta olduğunu görüyoruz.
Türkiye’nin budansa bile kökleri o dönemden kalma sağlık anlayışı bugün en gelişmiş Batı modellerinden daha ileridedir.
Sonuç olarak önemle altını çizelim: Halk sağlığı, özel sağlık sistemleriyle değil, kamucu sağlık sistemleriyle korunur. Salgınlarla “önce kâr” diyen özel piyasa değil, “önce insan” diyen kamucu anlayış baş edebilir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin
Limoni

Mesaj Sayısı : 5400
Rep Gücü : 13341
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Empty
MesajKonu: Korona ve kapitalizmin sefaleti     Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Icon_minitimeÇarş. Nis. 29, 2020 5:29 am

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/korona-ve-kapitalizmin-sefaleti-1731434

Korona ve kapitalizmin sefaleti

Rosa Luxemburg’un Birinci Dünya Savaşı koşullarında Friedrich Engels’ten aktararak sloganlaştırdığı “Ya sosyalizm ya barbarlık” gerçeği, korona günlerinde artık çok daha önemli... Çünkü insanlık, büyük bir problemle karşı karşıya.


06 Nisan 2020 Pazartesi, 02:00
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Kapak_202040
Neo-liberal kapitalizmin “önce kâr” anlayışı, insanlığı büyük bir kıyımla karşı karşıya getirmiş durumda. Üstelik yarattığı bu tehlikeye karşı ilacı da yok kapitalizmin. Zira çözüm, aşılardan, panzehirlerden çok daha kapsamlı olmalı artık.

KORONA: DOĞANIN UÇUKLAMASI

Koronayı “doğanın uçuklaması” olarak niteliyor Dr. Özgür Emek İnanmaz ve şöyle anlatıyor: 
“İnsanlar yarasaları yediği için değil, yarasaların yuvalarını bozduğu için virüs bulaştı. Sömürdüğümüz, yaktığımız, deştiğimiz, altını üstüne getirdiğimiz doğa kendine özgü yöntemlerle kendini savunuyor. İnsanlar nasıl fiziksel ya da psikolojik olarak zorlandıklarında, stres altına girdiklerinde virüs nedenli uçuk çıkarıyorlarsa yarasalar da benzer şekilde strese maruz kaldıklarında virüs yayıyorlar ve ‘bizden uzak durun’ diyorlar. Bugüne kadarki vahşi kapitalizm yerkürenin iklimini ve doğasını değiştirmekle kalmadı onu sömürülmesi, alt edilmesi gereken para ve refah kaynağı olarak gördü. Bunun da sonuçları olacak elbet. Kış ortasında sadece ağaçlar çiçek açmadı pek çok bakteri ve virüs türü de harekete geçti. Bilim sayesinde bunları alt edebiliriz. Ancak tek sorun bunları alt etmek değil. Sürdürülebilirliği hiçe sayarak doğaya daha ne kadar baskı kuracağız ve bedelini gerçekten karşılayabilecek miyiz? Korona sadece başlangıç...”
Evet, korona daha başlangıç. Sosyalizm geciktikçe, kapitalist egemenlerin dünyasında yeni koronalar, normalden daha sık mutasyona uğrayan virüsler olacak, çoğalacak...  

AMERİKAN KÖTÜLÜĞÜ

Koronavirüsü, kapitalizmin sefilliğini her boyutuyla ortaya koydu. Kapitalist Batı’nın lideri ABD’nin tutumu bunun önemli göstergesi. Birkaç örnek verelim:
1. ABD’nin ağır ekonomik ambargosu altında olduğu ve önemli büyüklükte parasına emperyalist haydut tarafından el konulduğu için, koronavirüsle mücadele kapsamında IMF’den 5 milyar dolar kredi istemek zorunda kalan Venezüella reddedildi! IMF’nin ret gerekçesi kapitalizmin sefilliğini resmediyor: “Venezüella hükümetinin uluslararası toplum tarafından tanınması konusunda netlik yok” (Sputnik, 17.3.2020).
Uluslararası toplum dedikleri kim mi? ABD ve destekçileri! Ve onlar da Venezüella’da Hugo Chavez’in inşa ettiği, Nicolas Maduro’nun ağır dış baskılara rağmen sürdürmeye çalıştığı kamucu sisteme karşılar. Dahası açık darbe yaptılar ve başaramadılar. Şimdi darbeyle işbaşına getirmeye çalıştıkları Guadio’yu destekledikleri için güya Venezüella halkının seçtiği Maduro hükümetini tanımıyorlar!
2. ABD ambargosu altındaki İran, koronavirüs salgınına karşı mücadele etmek için dünyadan sağlık malzemesi almak istiyor ama Washington yönetimi böylesi bir insani durum karşısında bile bırakın ambargoyu kaldırmayı, hafifletmiyor bile!
3. G7 ve AB üyesi “gelişmiş kapitalist” ülke İtalya korona salgınını en ağır şekilde yaşayan ülkelerin başında geliyor. Roma yönetimi ABD’den de, üyesi olduğu AB’den de yardım istedi. Kapitalistler arası dayanışmanın da sıfırlandığı bu korona günlerinde, değil İtalya’ya yardım, tersine İtalya’ya sınırları kapattılar, uçuşları durdurdular. 
Çin ve Küba ise ABD ve AB’nin tersine İtalya’ya yardım eli uzattı, uzman doktor grubu, test kiti, maske ve çeşitli yardım malzemeleri götürdü (Sol, 14.3.2020). Ve ABD ambargosuna rağmen sosyalizmde direnen Küba, koronavirüs nedeniyle hiçbir ülkenin kabul etmediği İngiliz gemisini, yolcuları tedavi amacıyla ülkeye kabul etti (TeleSUR, 16.3.2020) ve “önce insan” anlayışının erdemlerini dünyaya gösterdi.

AMERİKAN UTANMAZLIĞI

Kapitalist-emperyalist blokun lideri ABD’nin hem düşmanlarına hem de dostlarına kötülüğüyle sınırlı değil yaptıkları tabii... Amerikan utanmazlığı da yaşandı korona günlerinde. Birkaç örnek verelim:
1. Salgının ilk günlerinde Çin’in başta karantina olmak üzere aldığı sert önlemler, kapitalist dünya tarafından siyaset ve propaganda malzemesi yapıldı. Örneğin Çin karantina uyguladığında New York Times şöyle yazıyordu: “Çin, koronavirüsle mücadele adına milyonlarca insanı karatinaya alıyor ve kişisel özgürlüklerinden ediyor.”
Ancak salgın ABD ve Avrupa’ya da yayıldığında, ortaya bir “utanmazlık” tablosu çıktı. Zira Çin’i suçlayanlar, artık Çin’in önlemlerini uygulamak zorundaydılar ve aynı New York Times, İtalya karantina uygulamaya başladığında Roma yönetimini şöyle övüyordu: “İtalya, virüsün yayınlamasını önleyebilmek için, ekonomisini bile riske atıyor.”
2. Aylardır virüsü ismiyle, “koronavirüs” diye niteleyen ABD Başkanı Donald Trump, birden “Çin virüsü” demeye başladı! 
Neden peki? Virüsün milliyeti mi vardı, pasaportu mu vardı? Dahası dünya ABD ve Meksika’da ortaya çıkan H1N1 virüsünü “Amerikan virüsü” diye mi isimlendirmişti? 
3. Trump, “Çin virüsü” demeye başladığı süreçte, yaşanılan felaketten dolayı Çin’i de suçlamaya başladı: “En başta dünyayı bilgilendirseydi, salgın daha önce durdurulabilirdi” (AA, 19.03.2020).
19 Mart’ta “geç bilgilendirildiklerini” savunan Trump, örneğin 22 Ocak’ta “pandemi değil” diyordu, 10 Şubat’ta “Nisanda biter” diyordu, 27 Şubat’ta “mucize gibi bir anda bitecek” diyordu...
Zaten Washington Post’un şu haberi bile Trump’ı yalanlamaktadır: “ABD istihbaratı ocak ve şubatta pandemi (küresel salgın) uyarısı yaptı, Trump umursamadı” (21.03.2020)
4. Trump şimdi Çin’i “dünyayı geç bilgilendirmekle” suçluyor ama gerçekte ABD yönetimi o ilk günlerde durumdan hayli memnundu. Çünkü koronavirüsün Çin ekonomisini vuracağını, bu ülkeye büyük yıkım getireceğini ve kendilerinin de bu durumdan yararlanacağını umuyorlardı. Bunu açık açık da söylediler. ABD Ticaret Bakanı Wilburr Ross 30 Ocak’ta “Bu salgın Amerikan ekonomisine yarayacak. İstihdam Kuzey Amerika’ya geri dönecek” diye seviniyordu!

NEO-LİBERALİZMİN İFLASI

Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın “eyaletteki 60 bin evsizin koronavirüsüne yakalanabileceğini” (19.3.2020) açıklaması kapitalizm adına ibretliktir. 
Kaliforniya, “en gelişmiş” kapitalist ülke olan ABD’nin “en gelişmiş” eyaletidir. Ancak “en gelişmiş” kapitalizm, 60 bin kişiye ev verememektedir!
Ev veremeyen bir sistemin, koronavirüsüyle doğru düzgün mücadele edebilmesi elbette mümkün değildir. Zira “önce kâr” diyen bir sistem için insan paradan değersizdir. Öyle olduğu için de ABD’de “sigortası olmayana test yapılıp yapılmaması” uzun süre tartışıldı. 
Çin’in ABD’ye 500 bin test kiti ve 1 milyon maske bağışlaması (NTV, 16.3.2020) belki de emperyalistleri zor durumda bıraktı da, Trump, ücretsiz koronavirüs testi yapılmasını sağlayan tasarıyı onaylayabildi (Milliyet, 19.3.2020).

HALK SAĞLIĞI SERBEST PİYASAYA BIRAKILAMAZ

Koronavirüs salgınının en önemli dersidir: Sağlık sistemi kapitalizmin insafına ve “serbest piyasaya” bırakılamayacak önemdedir. 
Çin’in Batılı “gelişmiş” ülkelere nazaran koronavirüsle mücadelesindeki başarı işte bu nedenledir. 
Koronavirüs endişesi bu gerçeği öyle acı ama sağlam şekilde öğretmektedir ki, Batılı ülkeler özel hastaneleri kamulaştırmaya başlamıştır bile...  
Örneğin İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, salgınla mücadele için özel kurumlar dahil tüm hastaneleri ve sağlık hizmeti veren kuruluşları devlet kontrolüne geçirme kararı aldı (Cumhuriyet, 17.3.2020). İspanya’yı diğer kapitalist ülkeler de izlemeye başladı.

İNSANLIĞIN UMUDU: SOSYALİZM

Sonuç olarak koronavirüs salgını insanlığı sistemsel kriziyle karşı karşıya getirdi. Şu üç ayda, uzun yıllar içinde ancak görülebilecek kimi gerçekler toplumların önünde berraklaştı:
1. Kapitalizmin “önce kâr” anlayışının insanlığı uçuruma götürdüğü geniş kitleler tarafından da görülmeye başladı. Sosyalizmin “önce insan, önce toplum” anlayışı ise insanlığın önüne büyük bir umut olarak yeniden geldi.
2. “Özel çıkar” anlayışı kaybetti ancak kamuculuk, insanlığın büyük geleceği olarak önümüzde duruyor. 

3. “Bireycilik” çuvalladı ancak “toplumculuk” insanlığın geleceğinde yükseliyor.
4. Doğaya savaş açan değil, doğayla uyumlu, doğanın bir parçası olduğunu bilen anlayış gelişiyor.
Kuşkusuz bunlar bugünden yarına gerçekleşmeyecek ancak insanlığın önünde büyük ihtiyaç olduğu görüldüğü için, artık süreç hızlanacak...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin
Limoni

Mesaj Sayısı : 5400
Rep Gücü : 13341
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Empty
MesajKonu: “Korona: Kapitalizmin 'en ağır' sınavı”     Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Icon_minitimeÇarş. Nis. 29, 2020 5:30 am

23 Mart 2020, Pazartesi KEREM ALKİN
“Korona: Kapitalizmin 'en ağır' sınavı”

İnsanlık tarihi açısından, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana ki en ağır 'insanlık' krizini yaşıyoruz. Bu 'ağır deneyim' sonrasında, küresel sistemin aynı kalması mümkün değil. Bu nedenle, 'koronavirüs krizi'nin sebep olduğu 'öğrenme' süreci, bireysel yaşamımız, firmalarımız, devletler ve küresel sistemin tüm kurum ve aktörleri açısından pek çok 'ezber'in bozulmasına, sorgulanmasına sebep olacak. Gelinen nokta, 'neoliberal' anlayışa dayalı 'piyasa kapitalizm'i açısından tarihinin en ağır 'insani', 'ekonomik' ve 'siyasi' sınavıdır.
'Maliyet-fayda', 'maliyet- kar' ilişkilerinin sil baştan sorgulanacağı bir sürecin içinden geçeceğiz.
Dünyanın önde gelen ekonomileri ve bilhassa 'vahşi kapitalizm'in en ağır kurallarının işlediği anglo-sakson bazlı ABD ve İngiltere, sağlık sistemlerinin kendi vatandaşlarına dayattığı 'ağır faturalar', 'zayıf sağlık hizmetleri', 'yavaş işleyen sistem'ler boyutunda ağır bir sınavdan geçecekler.
Çin ise bu tablodan kendine pay çıkaracak hiç bir duygu ve düşüncede olmasın.
'Komünist ve otoriter' bir devlet yönetiminin ürettiği 'devlet kapitalizm'inin daha 'başarılı' olduğuna dair 'çıkarımlar'ın mikronu bile aklından bir saniye geçmesin.
Ortada, küresel düzeyde, Çin'e 'çok ağır' tazminat davaları açılmasını gerektirecek bir 'suç' ve 'sorumluluk' söz konusu.
Geçtiğimiz ekim ayında başlamış olan salgını demode bir 'otoriter-devletçilik' anlayışıyla ocak ayına kadar saklayıp, bu konuda paylaşım yapan vatandaşlarını 'gözaltına alan' bir anlayış artık 'tarihe gömülmek' zorunda. Bu nedenle, aynı 'otoriter- devletçi' metotlarla salgını bastırdı diye, 'sakın ha!' 'suçlu' ve 'sorumlu' durumundan kurtulacağını; dünyanın gözüne 'hoş gözükmek' adına, küresel e-ticaret markalarıyla ve sağlık personeliyle, çeşitli ülkelere 'yardım seferberliği' görüntüleriyle, 'salgını ört bas etme'nin ağır sorumluluğu ve faturasından kurtulacağını zannetmesin.
ABD'de de , sözde 'demokrasi', 'insan hakları', 'özgürlük' gibi kavramların 'en büyük koruyucusu'ymuş gibi ortalarda dolaşmasın. Son bir yüzyıldır, kapitalizmin ana temsilcisi konumunda olan Birleşik Krallık, ABD, Almanya, Fransa ve Japonya'nın 'konvansiyonel', 'kimyasal', 'biyolojik' ve 'nükleer silah' yarışından da; Rusya'nın bu yarıştan 'cesaret alarak', 'otoriter-devletçi' yönetim modeliyle bu 'yangına körükle yaklaşması'ndan da, Çin'in aynı 'ölümcül' ve 'insanlığı yok edecek' yarışa yetişme telaşından da BIKTIK!
'Koronavirüs Salgını', kapitalizmin 'vahşi yüzü'nü tüm açıklığıyla ortaya koydu.
Avrupa Birliği'ne, bu birliğin başat ülkeleri Almanya-Fransa-İtayla üçlüsüne, şapkayı önlerine koyup, 'vahşi kapitalizm'in dünyaya kaybettirdiklerini sorgulamaları adına 'ağır bir sorumluluk' düşüyor. Küresel açlık, küresel göçler, mülteci kampları, bölgesel savaşlar, yiten canlar, küresel salgınlar, aç ve açıkta milyarlarca insan, 'beslenen' terör; dünyanın önde gelen devletleri, tarihlerinin en ağır 'insanlık sınavı'yla karşı karşıyalar.
Küresel virüs salgını, 'geri dönülmesi imkansız' şekilde hayatlarımızı değiştirecek. Kapitalizm, bu krizden tarihi bir ders çıkarmazsa, yok olacak. Devletler ve toplumlar ise, bu krizden çıkardıkları derslerle, yepyeni bir gelecek oluşturdukları ölçüde var olacaklar. Türkiye olarak, bu 'insanlık sınavı'ndan da yine başarıyla çıkacağız.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin
Limoni

Mesaj Sayısı : 5400
Rep Gücü : 13341
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Empty
MesajKonu: Korona, kapitalizm ve distopya     Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Icon_minitimeÇarş. Nis. 29, 2020 5:31 am

Korona, kapitalizm ve distopya
Perşembe, 27 Şubat, 2020 - 07:15


Çin’den dünyaya yayılan korona virüsü sınırları aşan bir korku iklimi yaratmaya devam ediyor. Son olarak İran’a ve Yunanistan’a sıçraması ile sınırlarımıza dayanan COVID-19 isimli virüs artık Türkiye’nin de en önemli gündem maddesi. Ne İdlib ne de Libya’daki çıkmaz, yurttaşları virüsün Türkiye topraklarında vücut bulmasından daha fazla endişelendirmiyor. Küresel anlamda ise tam bir “21. yüzyıl distopyası” yaşanıyor. Afrika’dan Okyanusya’ya her kıtada baş gösteren hastalık, modern insanın kendi elleriyle inşa ettiği ve yıkılmaz sanılan fildişi kuleleri sarsıyor.

COVID-19 bugüne kadar dünya çapında 2 bin 700’den fazla insanın canına mal oldu. İnsan ölümleri başlı başına hazin. Fakat kayıp oranı yüzde 3’ün altında olan virüsün daha önemli bir özelliği var; “düzen yıkıcılık”. Verilere göre, koronanın pençesine ilk düşen ise küresel ekonomi. Sistemin lokomotifi Çin’de hayatı durduran hastalık, küresel piyasalara bulaştı. Pekin’in emtia ihracatçısı konumundaki Latin Amerika ülkeleri en fazla etkilenenler arasında. İhracatının yüzde 30’unu Çin’e yapan Şili, söz konusu oranın yüzde 29 olduğu Peru, yüzde 27 ile Brezilya ve yüzde 24’le Uruguay ekonomilerinin baş aşağı gitmesini engelleyemiyor. Koronanın ortaya çıktığı Aralık 2019’dan Şubat 2020’ye değin Tayland Bahtı, Brezilya Real'i ve Arjantin Pesosu, dolar karşısında en fazla değer kaybeden para birimleri. Virüs kırılmadığı müddetçe buhranın eşiğine gelen ekonomilerin daha da kötüye gideceği tahmin ediliyor. Alametifarikası serbestlik olan piyasa kapitalizmi, öngörülemez bir insan dışı faktörle uçurumun kenarına sürükleniyor.

Kapitalizmi kendi iddialarıyla sınayan virüsün etkileri ekonomiyle de sınırlı değil. Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası dünyayı küresel bir köy haline dönüştürdüğünü vaaz eden ideolojinin en önemli sacayağı olan seyahat serbestisi de tehlikede.  Virüse karşı alınan uçuş yasağı ve sınır kapama gibi seyahat “önlemleri” de dünya çapında farklı ülkeler arasında giderek yaygınlaşıyor. Asya’daki devletler, salgının kaynağı olan Çin ve Güney Kore’den gelen kimseyi topraklarına sokmazken, Kuveyt de korona vakasına rastlanılan Ortadoğu ülkelerinden (İran, Bahreyn, vb.) gemileri limanlarına yanaştırmayacağını duyurdu. Yine Türkiye de salgının Sağlık Bakanı Yardımcısı İraç Herirçi’yi bile vurduğu İran’la sınırını kapatmış durumda. Son yıllarda korumacılığın popülerleştiği düzende, dış tehdidin adı bu sefer göç yerine korona oldu.

Gittikçe aşırı sağ ve ırkçılığın gölgesinde yeşeren bu yeni düşünce şeklinin göçmeni ve koronayı hastalık olarak gördüğüne şüphe yok. Ancak şaşırtıcı olan insanoğlunun “tehdit” karşısında takındığı samimi ve vahşi tavır. Çok değil, iki hafta önce Ukrayna hükümeti, Çin’de yaşayan vatandaşlarını Kiev’e getirdi. Tahliye uçağının Ukrayna topraklarına iniş yapması ile birlikte Ukraynalılar önlem olarak bir hastanede karantinaya alınırken, insanların verdiği tepkiyse oldukça sert oldu. Birbirlerinden habersiz hastane önünde toplanan onlarca Ukraynalı, hastaneye saldırarak ateşe vermeye çalıştı. Rusya ile yaşadığı kriz sonrası aşırı milliyetçiliğin “yeni normal” haline geldiği ülkede Ukraynalı olmak bile ayrımcılığı yok etmiyor.

Elbette tüm bu korumacı vahşiliğin bir de ırkçılık boyutu var. Demokrasi ve çokseslilik söylemi üzerinden kendisini var eden düzen, bir virüsle 19. Yüzyılın Asyalı karşıtı sosyal darwinizmine dönüş yaptı. Washington’dan Paris’e, Moskova’dan Berlin’e kadar tüm metropollerde çekik gözlü Asyalı göçmenler bir korku nesnesine dönüştü. New York metrosunda Japon asıllı bir ABD vatandaşına hakaret eden beyaz Amerikalının videosu ve Türklerin endişeli bakışlarından kurtulmak adına çantasına “Çinli değilim” yazdıran Tayvanlı öğrenci bunun son örnekleri.  Yaşananlar, ABD’nin 1882’de Asyalıları aşağı ırk olarak kabul eden yöneticilerin çıkardığı “Çinlileri uzaklaştırma yasasını” akıllara getiriyor. Gazetelerin Çinlileri “sarı tehlike” olarak resmettiği o günlerde yasa sayesinde Asyalılar 10 yıl süreyle ABD’ye girmekten men edilmişti.

Bugün de tıpkı 1800’ler Amerika’sı gibi paranoyak, ırkçı, benmerkezci bir dünyada yaşadığımız hissi aniden yüzümüze vuruldu. Hem de bir virüs sayesinde. Sanki konusu salgın hastalık olan bir Hollywood filmindeki figüranlarız. İnsanoğlunun elleriyle kurduğu sistem, koronayla paramparça oluyor. Yıkım anındaysa düzenin muhasebesi yapılacağına, bireylerin en vahşi duyguları gün yüzüne çıkıyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin
Limoni

Mesaj Sayısı : 5400
Rep Gücü : 13341
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Empty
MesajKonu: Koronavirüs, kapitalist sistemin maskesini düşürdü’     Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Icon_minitimeÇarş. Nis. 29, 2020 5:33 am

https://www.timeturk.com/koronavirus-kapitalist-sistemin-maskesini-dusurdu/haber-1421537


  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   1421537
‘Koronavirüs, kapitalist sistemin maskesini düşürdü’
Kültür, sanat ve edebiyat sitesi ‘Dünyabizim’de, M. Nihat Malkoç imzasıyla yayınlanan makalede, 'koronavirüsün, kapitalist sistemin maskesini düşürdüğü' vurgulandı.

Kültür, sanat ve edebiyat sitesi ‘Dünyabizim'de, M. Nihat Malkoç imzasıyla yayınlanan makalede, koronavirüsün, kapitalist sistemin maskesini düşürdüğü vurgulandı.
Malkoç'un makalesinin tam metni şöyle:
Her şey Çin'in Vuhan şehrinde görülen ilk koronavirüs vakasıyla başladı
İnsanlık tarihi bugüne kadar nice büyük menfi hadiselerle karşılaşmıştır. Depremler, sel felâketleri, yangınlar, savaşlar ve salgın hastalıklar bunlardan bazılarıdır. Fakat zor zamanlarda birlik olmasını bilen insanoğlu bu olaylarda çok büyük maddî ve manevî kayıplar verse de bunların da üstesinden gelmesini bilmiştir. "Yiğit düştüğü yerden kalkar" sözü misali tekrar hayatını idame ettirmiştir. Çünkü her şeye rağmen hayatta devamlılık esastır.
Bugün Müslüman'ıyla gayrimüslimiyle insanlık  büyük bir imtihandan geçiyor. Her şey Çin'in Vuhan şehrinde ilk koronavirüs vakasının tespit edilmesiyle başladı. Sonra domino misali peşi geldi; virüs tüm dünyaya yayıldı. Gün geldi gizli bir el bizi sokaktan çekip aldı.
Kadim zamanlarda tarihi "Milâttan Önce (MÖ)" ve "Milâttan Sonra (MS)" diye ikiye ayıranların pabucu çoktan dama atıldı. Sanırım artık tarih konuşulurken "Korona'dan Önce (KÖ)" ve "Korona'dan Sonra (KS)" diye ifadeleri kullanılacak. Çünkü korona, insan hayatında ve bilinçaltında çok şeyleri değiştirdi. Bundan sonra tarih o eski mecrasında akmayacak. Korona, hayata bakışımızı ve zamanda akışımızı hissedilir derecede değiştirecek.
Çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük olan, ancak yüksek teknoloji eseri mikroskoplarla görülebilen korona virüsü, dünyada öldürme teknolojisinin yaşatma teknolojisine galip geldiğini ayan beyan ortaya koymuştur. Zira teknolojinin bu kadar ilerlediği bir zamanda dünyanın zekâ küpleri minnacık bir virüsle bile baş edemiyor. Aşısı bulunamıyor. Her gün binlerle ifade edilen insan, bu alçak virüs yüzünden hayatını kaybediyor. Dünyanın dört bir yanından on binlerce insan da bu virüse yakalanıyor.
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   KckYYYppoulkmnnghtb
Belli ki vahşi kapitalizm tehlike, hatta ölüm çanları çalıyor
Yeni nesil Covid-19 virüsü on yıllardır insanlığın kanını emen ve vicdanları tarumar eden kapitalist ekonomi politikalarının maskesini düşürmüştür. Virüsün ümüğünü sıktığı İtalya, İspanya ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri bundan sonra ellerini başlarına koyup "Ben nerde yanlış yaptım?" sorusunu kendilerine soracaklardır. Yeni bir Fransız İhtilâli kapıdadır.
Nüfusu bir buçuk milyarı bulan komünist Çin'in Vuhan şehrinden yola çıkan minik bir virüsün koca kapitalizme kafa tuttuğunu müşahede ettik. O kapitalizm ki ömrünü insanlığı sömürmekle geçirdi. Fakirden alıp zengine verdi. Böylece zengin daha çok zenginleşirken fakir daha çok fakirleşti. İnsanlıktan ve merhametten nasibini almayan bu ekonomik sistem çalışmak, üretmek ve kazanmaktan başka bir şey düşünmedi. İnsanı makine gibi gördü. Bir avuç zenginin daha da zenginleşmesi ve semirmesi için hayatı alabildiğine hızlandırdı.
Parayı bu çağın modern bir putu haline getiren kapitalizm, kadını iş hayatının mahkûmu yaptı. Çalışan anne babaların çocukları için kreşler açtırarak aile kavramını çöp sepetine attı. Çocukları annelerinden uzaklaştırdı. Annelerle çocukları birbirine yabancılaştırdı. Malum olduğu üzere bugünlerde herkes evde bir çeşit mahkûm hayatı yaşıyor. Şimdi bu zor(un)lu ev hapsine en çok anne babalarını göremeyen çocuklar sevinmiştir. Çocuklar bu sayede uzun bir aradan sonra anne kokusunu doyasıya içlerine çekmişlerdir.
Vicdanları dumura uğratan vahşi kapitalizm daha çok kazanmak için her şeyi mubah gördü. İnsanın maddî yanıyla beraber bir kalbi ve ruhu olduğunu hiç hatırlamak istemedi. İnsanlara var oluş sebebini, dünyaya geliş nedenini düşünme fırsatı vermedi. Nerede bir mazlum görse üzerine çullandı, boğazını sıkıp vahşice öldürdü. Şimdi adi bir virüs yüzyıllardır insanlığının kanını bir vampir misali emen kapitalizmin boğazını sıkıyor.
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   1_MajAzYSF1wd0J_3RYUq2kQ
İnsanlığını (eşref-i mahlukatlığını) kaybetme arifesindeki insanoğlu, üzerindeki kibir ve enaniyet yükünü ilk fırsatta atmak, kendisiyle ve kendi dışındaki varlıklarla (doğayla ve doğa içindeki bütün canlılarla) barışmak ve helâlleşmek mecburiyetindedir. Aksi halde Allah'ın "El-Kahhar" sıfatı peşimizi bırakmayacaktır. Zira Hakk'ın sabrı da bir yere kadardır.
Korona'dan sonra (KS) insanlık aynı gemide olduğunu veya aynı denizin sularıyla hayat bulan balıklar olduklarını sanırım bir kere daha görmüştür. Bu geminin bir yerlerinden delinmesine ve nihayetinde su almasına yol açanlar, öte yandan bu denizi (insanlık denizini) kurutarak çölleşmesine sebep olanlar aynı zulüm ve kan çeşmesinin oluklarına su taşımaktadır. Çağın egemenleri buna göz yumarsa bunun karşılığı hayat olan ağır bedelini tüm insanlık ödeyecektir. İnsanlık kendi biriktirdiği kanda boğulma gerçeğiyle baş başa kalacaktır.
Bugün bu yaşlı dünyada hayat sürmekte olanlar zengininden fakirine, Müslüman'ından gayrimüslimine, yaşlısından gencine, kadınından erkeğine bütün insanlık aynı tehditten muzdariptir. İstisnasız herkes aynı düzeyde risk altındadır. Covid-19 virüsü, önlem almayan herkese aynı mesafededir. Kimse bu necis virüsü çıplak gözle görememekte, kendisine musallat olmadan da varlığını hissedememektedir. Virüsün ne zaman nereden geleceği de belli değildir. Hayatımızdan ne zaman çekileceği de meçhuldür. O yüzden bu dert, Asyalısından Avrupalısına insanlığın ortak derdidir. Hepimizin yapacağı tek şey var; o da evimize kapanmak, insanlarla yüz göz olmamak, sosyal mesafeyi titizlikle korumak...
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Capitalism-reckoning-elitism-in-america-2019-1
Korona'nın insanlığa öğrettikleri yahut olanlara basiret nazarıyla bakmak
Gözle görülemeyecek kadar küçük, bir o kadar da sinsi olan koronavirüs tabir caizse bir mürebbi, bir hoca misali; yitiğini aramayı bırakın, onun farkında bile olmayan insanlığa çok şey öğretti. Tabii ki öğrenmek isteyenlere, henüz basiret nazarları körelmeyenlere.
Koronavirüs, hayatın adeta pamuk ipliğine bağlı muvakkat bir mühlet olduğunu, bu sürenin insanlığın faydasına değerlendirilmesi gerektiğini öğretti bizlere. Her gün basit sebeplerle bağırıp çağırdığımız, kalbini kırdığımız, öfke nöbetlerimizde çok kere insan yerine bile koymadığımız yakın ve uzak dostlarımızın bir anda hayattan çekilebileceklerini hatırladık. Hiç bitmeyecek sandığımız hayatın o kadar da uzun olmadığını, bir gün ölüm meleğinin önceden randevu almadan, çat kapı bizim de kapımızı çalabileceğini fark ettik.
Yıpratıcı olduğu kadar öğretici de olan korona günleri sokaktan tecrit edilen 65 yaş üstü (yaşlı) insanlarımızın bilerek veya bilmeyerek nasıl da eğlence malzemesi yapılarak tiye alındığını gösterdi. Hatta bazı gençler, yaşayan ataları konumundaki bu insanlara, sırf sokağa çıktıkları için nefretlerini kustular. Boyalı basının çokbilmiş bir yazarı parklarda oturan yaşlılara "angut" diyecek kadar bayağılaştı. Onları bu virüsün yegâne bulaştırıcısı gibi gösterme yanılgısına düştü. Yaşlı nüfus ülkenin sırtında kambur gibi gösterildi. Böylece bir de hiç istemediğimiz, hoş karşılamadığımız yaş ayrımcılığı (ageism) kavramı girdi hayatımıza.
Geçmişle güçlü köprüler kurmamızı sağlayan, hatıralarımızı zenginleştiren, her daim bir dağ gibi yaslandığımız bu tecrübe abidelerinin, feda edilmeye hazır yığınlar gibi algılanması, geleceğe dair ümitlerimizi azaltırken, endişelerimizi bir o kadar artırdı. Çünkü yaşlıların kalplerini kırmak gerçekte korona virüsünden tehlikelidir. Bu böyle biline!
Koronavirüs insanoğluna derin bir muhasebe yaparak (buna tefekkür de diyebiliriz) özüne dönmeyi öğretti. Kibirden yanlarına yaklaşılamayan, küçük dağları ben yarattım tavrıyla böbürlenerek dolaşan insanların nasıl da aciz olduklarını bir kere daha gördük.
Virüsten önce bir işten başka bir işe koşturan insanlar, virüsten sonra can sıkıntısından veya ne yapacağını bilememekten dolayı kitap okumaya başladı. Bu iyi işte! Artık çoktandır okumayı düşündüğümüz, fakat iş yoğunluğundan dolayı okuma imkânı bulamadığımız kitapları okuyoruz. Evde kalma süresi uzadıkça yeni kitaplar satın alıyoruz kendimize.
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Polyp_cartoon_capitalism_chess_democracy
Dünyanın egemen güçleri yüzyıllardan beri büyük bir silahlanma yarışı içine girmişlerdir. Bunun altyapısını hazırlamak için de bütün bütçelerini öldürme teknolojisi olan savaş sanayisine dair ar-ge çalışmalarına ayırmışlardır. Bu bağlamda sağlık (yaşatma) sanayisine/teknolojisine yönelik ar-ge çalışmaları devede kulak kabilindedir. Ama yaşanan son hadiseler insanları sağlık yatırımlarına daha çok yönelmeye mecbur bırakacaktır. Çünkü koronavirüs baskını sağlık alanındaki küresel sıkıntıları ve eksiklikleri ayan beyan göstermiştir. Devletler bu konuda halklarına hesap vermek mecburiyetindedir.
Koronavirüs, birbirleriyle kıyaslandığında refah ve sosyal düzeylerinin uçurumlar seviyesinde olduğu insanları bir şekilde eşitledi. O ki dünyanın en zengin ve tanınmış futbolcularıyla, basketbolcularıyla, kulüp başkanlarıyla, en şöhretli şarkıcılarıyla, film sektörünün lokomotifi olan artist ve aktörleriyle, yönettikleri devletlerin kaderleri ellerinde olan devlet başkanlarıyla, başbakan ve bakanlarıyla bizi aynı alınyazısında bir araya getirdi. Asgari ücretlisi de holding patronu da aynı dertten muzdarip şimdi. Hastalık doğu-batı, kuzey-güney, gelişmiş ülke-üçüncü dünya ülkesi, renk, ırk, dil, din ve sınır ayrımı yapmıyor. Çoktandır hiç bu kadar eşitlenmemiştik. Dünya milletleri herkesin eşit insan olduğunu anladı.
Gelişen teknolojiyle birlikte mesafelerin ortadan kalktığını, dünyanın büyük bir köye dönüştüğünü söyler dururduk. Bir anlamda bunun edebiyatını yapardık. İnsanlığa musallat olan virüs bunun bizzat hakikatini yaşatıyor bizlere. Çin'de çıkan virüs, insanlığı tehdit ediyor.
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   DTwWXtKW4AINhuu
Koronavirüsten sonra eğitim hayatında da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Uykuları kâbusa çeviren koronavirüs, eğitim hayatında da köklü değişiklikleri beraberinde getireceğe benziyor. Bunun emarelerini okulların tatil edilmesiyle birlikte, daha işin başında eğitim öğretim kurumlarının uzaktan eğitim çabalarıyla gördük. Virüs görülür görülmez hemen her kurum kendi önlemlerini alma kapsamında uzaktan eğitim altyapısını kurmaya, daha evvel böyle bir altyapısı olanlar da bunu güçlendirmeye başladı.
Türkiye'de daha önce bu anlamda Milli Eğitim Bakanlığı'na ait EBA (Eğitim Bilişim Ağı) adlı bir dijital eğitim platformu vardı. Okullarda eğitime ara verilmesiyle bu eğitim ağının altyapısı daha da güçlendirildi. Söz konusu ortamda eğitime yönelik materyaller artırıldı ve de içerik bakımından zenginleştirildi. Canlı eğitim sınıfları oluşturulmaya başlandı.
Türkiye'de koronavirüs nedeniyle sadece ilk, orta ve lise eğitimi veren kurumlar değil; üniversiteler de eğitime ara vermek zorunda kaldı. Ülke genelindeki yüz binlerce üniversite öğrencisi yüz yüze eğitimden mahrum kaldı. Onlar da başlarının çaresine bakmak için uzaktan eğitime dört elle sarıldılar. Zaten üniversitelerin bazıları bu konuda bir hayli tecrübeliydi.
Görünen o ki yeni tip Covid-19 virüsü Türkiye'nin ve dünyanın eğitim vizyonunda köklü değişikliklere kapı aralayacaktır. Bundan sonra birçok dersin eğitimi dört duvar arasında yapılmayacaktır. Eğitimde ufuk açıcı projelerle köklü değişimler hayatımızın bir parçası olacaktır. Böylece bazı şerlerin hayırlara vesile olacağı gerçeği tecelli edecektir.
  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Tumblr_q4kbw6qbFC1xzrtw4o1_1280_1 
Sokaklarda ölüm; yüreklerde panik, korku, endişe ve umutsuzluk kol geziyor
Gelinen nokta itibariyle koronavirüsle birlikte panik, korku, endişe ve umutsuzluk insanların sinir sistemlerini altüst etmiş durumdadır. Gün boyu ürpertici hastane görüntüleri veriliyor televizyonlardan. Yazılı ve görsel medya tamamen koronavirüse endekslenmiş. Artık kimse başka bir mevzuya girmiyor. Virüsün kendisinden çok, korkusu ürpertiyor insanı.
Herkes korkunun kölesi olmuş. Sosyal medya bunu fazlasıyla tetiklemiştir. Asılsız haberler, hiçbir tıbbî dayanağı olmayan söylentiler virüsten daha çabuk yayılarak zihinleri bulandırmıştır. Bu yüzden virüsün fizyolojik etkilerinin yanında psikolojik etkileri de kolay kolay silinmeyecektir. Bu olumsuz etkilerden uzak kalmak için sosyal medya izolasyonu gereklidir. Çünkü virüs bedeni, sorumsuz sosyal medya paylaşımları ruhları hasta ediyor.
Sokaklarda ölüm kol geziyor. İnsanlar cadde ve sokaklardan kovuldu. En sağlam ve en güvenilir sığınak evlerimiz. Antisosyallik moda, sosyalleşme demode şimdi! Eskiden gün boyu evde oturanlara şaşanlar, şimdi sokakta dolaşanların bu davranışlarına akıl erdiremiyor. İnsanlar huzurun evde olduğunu bu vesileyle bir kere daha anladı. İnsanlar dışarı çıkabilmenin ne kadar büyük bir nimet ne kadar büyük bir özgürlük olduğunu bu vesileyle fark etti.
Kaynak: https://www.dunyabizim.com/
*İçerik orijinal haline bağlı kalınarak verilmiştir. Bu makalede yer alan görüşler yazarına aittir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Limoni
Co-Admin
Limoni

Mesaj Sayısı : 5400
Rep Gücü : 13341
Rep Puanı : 44
Kayıt tarihi : 27/05/09

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Empty
MesajKonu: Kapitalist hükümetler, koronayı ‘fırsat’a çevirmek istiyorlar!     Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Icon_minitimeÇarş. Nis. 29, 2020 5:34 am

17 Mart 2020 05:00


https://www.evrensel.net/yazi/85949/kapitalist-hukumetler-koronayi-firsata-cevirmek-istiyorlar
Kapitalist hükümetler, koronayı ‘fırsat’a çevirmek istiyorlar!
Paylaş

  Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Yazar_e8298fe29bb34f1280c4f33ea90d5bb71c4d6aa2


  •   Koronayla  vahşi kapitalizm  sorgulanıyor   Email-32



İhsan ÇARALAN
Tüm yazıları


2020’nin başında Çin’de ortaya çıktığında, “Çin ekonomisini çökertecek”, diye ellerini ovuşturan batılı ülkeler ve salgını kendisi için bir fırsata çevirmeyi hesaplayan sermaye şarlatanlarının bütün hesapları altüst oldu.
Çin’in kendine has özellikleriyle aldığı sıkı önlemler, koronavirüs yayılmasının kontrol altına aldığını gösteren alametleri çoğalttı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ise “Koronavirüs kriz merkezi artık Avrupa” dedi.
İtalya ve İspanya’da her gün ölüm sayıları artarken, salgının bütün kentleri kapsaması karşısında hükümetler OHAL ilan ettiler. Avrupa diğer ülkelerinde ise koronanın hızla yayılması karşısında sınırlar giriş çıkışlara kapatıldı. Uçak seferleri ve her türden seyahate sınırlamalar getirildi, ilkokullardan üniversitelere okullar tatil edilerek spor karşılaşmaları ertelendi. Eğlence yerlerini kapatıldı ve sokağa çıkma yasakları getirildi. Bütün bu uygulamalar virüsün yayılmasının kontrol altına alınması içindi.
Virüsün bir “Çin virüsü” olmaktan çıkıp dünya ölçüsünde bir salgına dönüşmesi, virüsün “doğal bir afet” olarak görülmesinin de ötesine geçerek, kapitalist sistemle bağlantısına dair yorumları güçlendirdi. Ki, “kendisinden başka kimseyi düşünmeyen kapitalizme özgü paragöz insanın, dayanışma ve özveri güdüsünden uzak, kolektif kararlara uymayı tanımayan ahlakı ile ticarileştirilmiş ve özelleştirilmiş sağlık sistemi de böylece tartışmaya açıldı. Kapitalist sağlık politikalarının halk düşmanı karakteri ortaya çıktıkça, sistem-koronanvirüs bağlantısının daha da derinleşerek tartışılması kaçınılmaz görünüyor.
Artık süreç, kapitalizmin ana vatanının (Avrupa ve ABD’nin); krizin merkezi olmasından beri, açıkça kapitalizmin koronavirüsle imtihanı sürecidir.

CUMA NAMAZI VE SERMAYENİN ÇIKARI KORONAVİRÜS TANIMIYOR

“Çin ekonomisi batsın biz de ondan boşalan pazarları dolduralım” hesabı yapan “kapitalizmin ölü soyucuları”, şimdi, “dünya ekonomisi bir resesyona girebilir” diye yaygara yapıyorlar.
Nitekim, ABD ve Avrupa ülkelerinin merkez bankaları, muhtemel bir resesyon ertelemek için önlemleri alıyor, yeni önlemleri konuşuyorlar. Ancak alınan bütün bu önlemler; sermayenin selameti, piyasaların işlemesi, kapitalist sistemin zaten kıldan ince dengelerinin korunması için alınıyor. Sermayeye destek sağlayan bu türden girişimler; ”Amaç istihdamı korumak" diyerek gündeme getirilirken işçi ve emekçilere, "Bütün bu önlemler her ne kadar sermayeye destek gibi görünse de asıl amacımız sizin işinizin olmaya devam etmesi içindir” propagandası yapılıyor.
Öte yandan ilk veriler, koronavirüsün Türkiye’de hızla yayılabileceğini gösteriyor. Sağlık Bakanı ise günde birkaç kez TV ekranlarına çıkıp bilgi vererek, “şeffaflığa özen gösteriyor” görünüyor.
Okullar tatil edildi, maçların seyircisiz oynanması kararı alındı, barlar, gece kulüpleri, diskotekler,... eğlence merkezleri hızla kapatıldı, ama hükümetin iki zayıf noktası da ortaya çıktı.
Kuveyt’te bile Ezan değiştirilerek, “Cuma için camiye gelmeyin” çağrısı eklenirken Türkiye’de Diyanet (Hükümet), Cuma namazını iptal edemedi.(*)  Dahası, Umre’den dönenlerin karantinaya alınması(**), ancak kamuoyundan yükselen tehditlerle mümkün olabildi ve Umreden dönen binlerce kişi kontrolsüz bir biçimde aramızda dolaşıyor.
Hükümetin ikinci önemli sorunu da, AVM’lerde görüldü. Barları, eğlence yerlerini kapatmakta gözü kara davranan hükümet, kafeleri, kahveleri, AVM’leri kapatmayı göze alamadı.
AVM’lerin iki günlük çalışma süresinin iki saat kısaltılmasına bile AVM patronları razı olmadı. Ama tartışmalar içinde patronlar, “eğer çalışma süresi iki saat kısalırsa, bu sürenin çalışanların yıllık izinlerinden kesileceğini” belirttiler!

SALGINI SERMAYE İÇİN FIRSATA ÇEVİRME ÖNLEMLERİ Mİ?

Koronavirüsün ortaya çıkmasından beri, Sağlık Bakanı’ndan başka bakanların pek ortada görülmediği Türkiye’de nihayet dün Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, "Dünya piyasalarını alt üst eden bu salgına ilişkin Türkiye'de en fazla etkilenen sektörler öncelikli olmak üzere tüm sektörleri kapsayacak bir dizi destek ve önlem uygulanacaktır. Piyasaların likiditeye erişiminde en ufak aksaklık olmayacak şekilde önlemler alınmış ve alınacaktır” diyerek, her şeyin piyasaların emrinde olduğunu ve alınan önlemlerin önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından çıkarılacağını duyurdu.
Albayrak’ın açıklamasında; alınacak önemlerde amacın sermayeyi koronavirüsün sonuçlarından korumak gibi görünmektedir. Ama, Albayrak’ın söylediklerine ve Hükümetin ekonomik politikaları dikkate alındığında; patronların ve hükümetlerinin krizi fırsata çevirmek istedikleri ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda koronavirüs salgınını da fırsata çevirmek isteyeceklerini söylemek bir abartı olmaz. Nitekim Bakan Albayrak, bu önlemleri; TOBB, TİM, DEİK, TESK, TÜSİAD, MÜSİAD, başta olmak üzere en büyük sermaye örgütlerinin öneri ve talepleri doğrultusunda hazırladıklarını da saklamıyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Koronayla vahşi kapitalizm sorgulanıyor
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: KÜLTÜR DÜNYASI :: Aktualite-İLGİNÇ-
Buraya geçin: