KUTLU FORUM
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.
KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaKayıt OlGiriş yap

 

 Erken islam sanatı

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
minikalem

minikalem

Mesaj Sayısı : 455
Rep Gücü : 1030
Rep Puanı : 9
Kayıt tarihi : 03/01/10

Erken islam sanatı Empty
MesajKonu: Erken islam sanatı   Erken islam sanatı Icon_minitimeÇarş. Eyl. 15, 2010 10:48 am

Erken islam sanatı
ERKEN İSLAM SANATI

Yıldız Demiriz

Tarihte her büyük din bir büyük sanat etkinliğini de birlikte getirmiştir. Başka bir deyişle geçmiş dönemlerin sanatı genellikle dinin etkisiyle doğmuş ve öncelikle onun hizmetinde oluşup gelişmiştir. Bu doğal bir olgudur. Çünkü Budizm Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi büyük dinler toplumlara yeni dünya görüşleri yaşama biçimleri getirmiş önemli olaylardır. Yeni oluşan toplumsal yapı bireylerin görüş düşünüş ve zevklerini de değiştiriryönlendirir. Sanatçıyı da yeni amaçlar doğrultusunda değişik formlar ve güzellikler arayıp bulmaya oluşturmaya sürükler.

Mimari formların ve yapı planlarının değişmesinde insanların yaşayış biçimi kadar ibadet tarzları da rol oynamıştır. Ev planları toplum ve aile yaşantısının gereklerine nasıl uydurulmuşsa ibadete ayrılan yapılar da dinin gereklerine öylesine uydurulmak zorunda kalınmıştır. Eski Yunan tapınaklarında ibadet tapınağın içinde değil önünde yapıldığı için dış mimariye daha çok önem verilmişti. Hıristiyanlıkta kilisenin doğu-batı doğrultusunda yapılması ibadet sırasında doğuya yönelmek gereğine dayanıyordu. Ayrıca kilisede halkın ruhban sınıfından daha geri safta durması gereği yapıların genişliğine değil derinliğine bir plan formu almasına neden olmuştur. Bu örnekler çoğaltılabilir.
İslam dininin sanata getirdiği en büyük yenilik cami mimarisidir. İslamlıkta her sınıf halkın ayrım gözetilmeden ön saflarda namaz kılabilmesi safların geniş tutulması istediği uyandırmış bu nedenle kiliselerin aksine camilerde enine mekan tercih edilmiştir. Plan formunun ihtiyaçtan doğması gibimihrap minber minare türünden mimari ögeler de İslamlığın gelişmesine paralel olarak zamanla ihtiyaçtan doğmuşlardır.

İslamlığın ilk yıllarından o zamanki haliyle günümüze gelmiş yapı yoktur. Çünkü ilk camiler zamanla değişime uğramış yerlerine sonradan daha gelişmiş bir mimariyi sergileyen örnekler kurulmuştur. ılk camiler üzerleri açık kerpiç duvarlı hurma dallarının gölgelediği çok basit yapılardı. ılk cami Hazreti muhammed’in Medine’deki eviydi. Kerpiç duvarla çevrili kare bir alanın yalnızca bir tarafında iki sıralı ağaç direklere dayanan hurma yapraklarıyla örtülü bir dam bulunuyordu. Böylece cemaat bölgenin kavurucu güneşinden korunmuş oluyordu. Bu ilk örnek daha sonra geliştirilmişavlunun çevresine birkaç sıralı revaklar yapılmış asıl ibadet mekanın üzeri eğik çatıyla örtülmüştür. Emeviler döneminin Basra ve Kûfe camileri ile Fustat yani Eski Kahire’deki Amr Camii plan bakımından Medine Camii’nden pek farklı değildiler. Bu yapılarda minber ve minare yoktu mihrap ise yalnızca yön belirten bir işaretti henüz mimari bir öge niteliği kazanmamıştı.

Yapıldığı zamanki durumunu çok az bir değişmeyle günümüze değin koruyan en eski İslam yapısı Kudüs’te bulunan Kubbetü’s-Sahra’dır. Yapı şehrin dini merkezi sayılan Harem-i şerif’in en yüksek noktasında yer alır. Bu tepe İslamlıktan önce de kutsal sayılıyordu. Museviler yapının içinde bulunan kayayı ıbrahim Peygamber’in oğlu ısmail’i kurban etmek üzere seçtiği yer sayıyorlardı. Müslümanlar için de burası Hazreti Muhammed’in miraca çıktığı yerdir. Kubbetü-s-Sahra bu kutsal kayanın ziyaret ve tavâfını kolaylaştırmak için yapılmıştı. Asıl amaç ise İslamlığın merkezini oraya çekmek Kudüs’ün bir İslam kenti olduğunu kanıtlamaktı. Kubbetü’s-Sahra’nın planı Hacer-i Muallak denilen kutsal kayanın tavafına uygun biçimde tasarlanmıştı. Dört girişli sekizgen mekan ziyareti kolaylaştırdığı gibi kayayı her açıdan görebilmeyi de sağlıyordu. Sekizgen dış duvarın içinde ayaklar ve sütunlarla ikinci bir sekizgen oluşturulmuştur. Bunun içinde de kayanın çevresinde dört ayağa dayanan orta mekan yer alır. Orta mekanı 20 metre çapında ahşap bir kubbe çevre mekanları ise ortak bir çatı örtmektedir. Bu yapıda İslam mimarisinin ilk mihraplarından biriyle karışlaşırız. Tek parça mermerden yapılmış mihrap form ve süsleme bakımından çok basittir. Ama daha sonraki mihraplara örnek olması açısından önemli bir yeri vardır. Yapının dışı ve işi değişik tekniklerle zengin biçimde süslenmiştir. Dışta renkli taş ve mozaik süslemenin yanı sıra özellikle Kanuni dönemindeki onarımda eklenen Osmanlı çinileri dikkati çeker. Dış yapı daha sonra da çeşitli onarımlar görmüştür. Süslemede mozaik tekniği ön plandadır. Altın zemin üzerinde bitkisel motifler simetrik düzende yerleştirilmiş kıvrık dallar hurma ve hayat ağaçları iri akantus yaprakları başlıca motiflerdir. Bu motiflerde ve motif düzeninde Doğu’nun özellikle Sasani sanatının etkileri görülür. Ayrıca Helenistik Roma ve Bizans sanatlarının izleri de vardır. Mozaiklerin yapımında Bizanslı ustaların çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu mozaikler erken İslam süsleme sanatı hakkında fikir vermeleri kadar ıkonoklast dönemde ortadan kaldırılan Bizans mozaiklerinin özelliklerini göstermeleri bakımından da belgesel bir değer taşır.

Kubbetü’s-Sahra İslamlığın günümüze kalan en eski yapılarından biridir. Ancak bu yapı cami değil bir ziyaretgâhtır. Bu nedenle daha sonraki bir tarihte yapılmış olsa da şam’daki Emeviye Camii günümüze orijinal planıyla gelebilen en eski cami olma özelliğini taşır. Bu cami Emeviler döneminin en önemli mimarlık örneği sayılabilir. Cami mimarisine birçok yenilikler katmış hatta çok sonra Anadolu camilerini bile plan yönünden etkilemiştir. Emeviye Camii İslamlıktan önce de kutsal sayılan bir alanda yer alır. Roma döneminde burada bir Jupiter tapınağı bulunuyordu. Hıristiyanlık döneminde aynı yere bir kilise yapıldı. 636 yılından sonra bu kutsal alanın bir köşesi cami olarak geri kalan kısmı da kilise olarak kullanıldı. 705-707 yıllarında Emevi Halifesi I. Velid bu kiliseyi yıktırarak yerine Emeviye Camii’ni yaptırdı. Cami geçirdiği yangınlara ve onarımlara rağmen özgün biçimini büyük ölçüde korumuştur.
Bu cami getirdiği önemli yeniliklerle ilk camilerin birbirini tekrarlayan basit formundan ayrılan mimarlık alanında özgün bir yaratmadır. Yapının çevre duvarı Roma tapınağının temelleri üzerine oturtulmuştur. Minareler de bu çevre duvarının köşe kuleleri üzerinde yer alır. ıç alanın yarıdan biraz fazlası avlu kıble tarafındaki dikdörtgen mekan ise asıl ibadet yeri yani harim kısmıdır. Caminin planı kıble duvarına paralel birbirinden sütun sıralarıyla ayrılan üç neften ve ortada bunları dik olarak kesen bir neften oluşmuştur. Neflerin kesişme yerinin ortasını bir kubbe örter bunun dışında kalan mekanlar ise çift meyilli çatılarla kaplıdır. Bu plan daha sonra küçük farklarla Anadolu’daki bazı camilerde de kullanılmıştır. Ana eksen üzerindeki nefin yan neflerden daha yüksek olması avludan bakıldığında yapıya anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır. ıç mekanda yer alan iki katlı sütun dizileri de aynı anıtsallık etkisini sürdürür. Sütun başlıklarının bir kısmı daha önceki Roma tapınağından alınmış burada yepyeni bir düzen içinde tekrar kullanılmıştır. Avlu revaklarında da iki katlı düzen görülür. Altta bir ayak iki sütun; üstte bir ayak bir sütun alternatif sırayla dizilerekhareketli bir görünüm sağlanmıştır.

Caminin avlu revaklarında ve iç mekanında yer alan mozaiklerde geç Helenistik üslubun İslam zevki içinde özümlendiği görülür. kemer içlerinin akantus yapraklarıyla süslenmesine karışlık düz yüzeylerde daha çeşitli ve zengin bir dekorasyon göze çarpar. Bu mozaikler İslam sanatı için olduğu kadar örnekleri günümüze kalmayan aynı dönem Bizans mozaik sanatı hakkında fikir vermek bakımından da önemlidirler. Ağaçlıklar içinde yer alan bir takım hayali yapıların tasvir edildiği mozaiklerde oldukça gelişmiş bir perspektif anlayışı gölge-ışıkla sağlanmış bir derinlik etkisi görülür. Gerek bu özellikler gerek dalları budanmış ağaçlar Helenistik duvar resimlerini anımsatırlar. Ön planda görülen akarsuyun şam’dan geçen Barada nehri olduğu ileri sürülmüştür. Bu ilginç doğa ve yapı tasvirlerinde insan ve hayvan figürleri görülmez. Çünkü İslamlık dini yapılarda bu tür tasviri yasaklamıştır. Mozaik yapımında kullanılan küçük cam küplerde görülen çeşitli renkler ve bu renklerin değişik tonları bu mozaiklerin büyük bir ustalıkla ve fırçayla çalışıldığı izlenimini vermektedir.

Emevilerin dini olmayan yapı türlerinin başında saraylar gelir. Bugün bunların tümü de birer yıkıntı halindedir. Yapıların planları örtü şekilleri ve dekorasyonu kazılarda çıkan buluntulardan öğrenilmiştir. şehirlerden uzakta çölde bulundukları için bunlara “Çöl sarayı” ya da “Çöl kasrı” denir. Oysa doğa incelemeleri buraların o zamanlar sulak topraklar vahalar olduğunu ortaya koymuştur. Bu saraylar mimarileri kadar süsleme sanatları açısından da büyük önem taşımaktadırlar.

Amman’ın 35 km. güneyinde bulunan Meşatta Sarayı’nın 8. yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır. Kare planlı olup kaleyi andıran kalın duvarları vardır. Kazılar yapının tamamlanamadığını göstermiştir. Ana eksen üzerinde girişte simetrik konumlu mekanlar ve bir mescit ortada bir şeref avlusukuzeyde ise yonca planlı bir taht salonu ve yine simetrik konumlu mekanlar yer alıyordu. Sarayın çok ince bir işçilik gösteren oyma taş süslemeleri sanat tarihinde büyük önem taşır. Duvar zikzak çizgilerle üçgenlere bölünmüş her üçgenin ortasına akantus yapraklarından oluşan kabartma birer rozet yerleştirilmiştir. Üçgenlerin zemini de ince kıvrık dallar ve hayvan figürleriyle doldurulmuştur. Bu figürlerde Helenistik etkiler göze çarpar. Mescidin bulunduğu yöndeki duvarda bitkisel motiflerle yetinilmesi hayvan figürü olmaması ilginçtir.

8. yüzyılın ilk yarısına ait Hırbet el Mefcer Emevi saraylarının en büyüklerinden biridir. Kazılarla ortaya çıkarılan sarayın haman bölümünü ve zeminini zengin döşeme mozaikleri kaplamaktadır. Geometrik desenli bu panoların her biri birer halıyı andırır. Hamamdaki panolardan biri figürlü olmasıyla dikkati çeker. Ortada büyük bir ağaç ağacın iki yanında da hayvan figürleri yer alır. Solda iki gazal sağda ise yine bir gazal ile ona saldıran bir aslan tasvir edilmiştir. Bu figürlerin sembolik anlamlar taşıdıkları sanılmaktadır. Saraydaki alçı kabartma ve heykeller de Emevi sanatında önemli bir yer tutar. Dekoratif bir saçak önüne tünemiş gibi sıralanan doğal büyüklükteki yüksek kabartma keklik figürleri dikkati çeker. Bir alçı tavanın göbeğinde yer alan akantus yaprakları arasında tasvir edilmiş bir dizi kabartma büst de erken İslam sanatının ilginç örneklerindendir. Sarayda çok sayıda alçı heykel de bulunuyordu. Hamam bölümünde yarı giyinik genç kız figürlerine rastlanması bu dönem İslam sanatında insan tasviri konusunda geniş bir hoıgörünün varlığını kanıtlar. Bu örnekler arasında bir de Halife heykeli bulunmaktadır. Hangi halifeye ait olduğu bilinmemektedir ancak en yüksek dini unvana sahip bir kişinin heykelinin yapılabilmiş olması ilgi çekicidir.
Abbasilerden önceki İslam şehirciliği konusundaki bilgilerimiz çok kısıtlıdır. Bu konuda bilinen ilk örnek 762-765 yıllarında Abbasi halifesi Mansur’un kurdurduğu Bağdad şehridir. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre ilk Bağdad şehiri daire planlıydı ve iç içe iki sur duvarı dıştan bir hendekle çevrelenmişti. şehrin dört kapısına bulundukları yöndeki komıu şehirlerin adı verilmişti. Haç planlı saray ve yanındaki cami şehrin merkezinde yer alıyordu.
766 yılında yapılan Bağdad Ulu Camii kerpiç duvarlı ahşap sütunlu ve düz damlı basit bir yapıydı. Halife Harun Reşid 808’de yapıyı planını değiştirtmeden tuğla duvarlı olarak yeniden yaptırmıştır. Bağdat 892’de Abbasilerin başkenti olunca artan nüfus nedeniyle camiye aynı planda ikinci bir bölüm eklenmiştir. Ancak Bağdad şehrinin bu dönem yapılarından günümüze ilk camiye ait basit bir mihraptan başka hiçbir şey gelmemiştir.

Abbasi şehirleri arasında Samarra’nın ayrı bir önemi vardır. Abbasilerden sonra hiç oturulmadığından üzerinde başka dönem ve kültürün izine rastlanmadığı için Abbasi şehirciliğini en katıksız biçimde yansıtır. Samarra Dicle kenarında Bağdad’ın yakınındadır. Bağdad’ın dairesel ve düzenli planı burada yerini araziye uydurulmuş uzun bir plana bırakmıştır. Dicle kıvrımlarına paralel olarak uzanan şehrin büyük bölümü kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Buluntular Abbasi cami saray türbe ve ev mimarisi ile zengin süsleme sanatı hakkında bilgi vermektedir. Samarra 836 yılında Halife Mutasım tarafından abbasi hizmetindeki Türk birlikleri için “ordugah şehri” olarak kurdurulmuş 883 yılında terkedilmiştir.

Samara Ulu Camii öteki adıyla Mütevekkiliye Camii İslam dünyasının en büyük cami yapılarından biridir. 150.000 kişi burada bir arada namaz kılabiliyordu. Basit mimarisi ilk İslam cami planının anıtsal ölçüler içinde tekrarından ibarettir. Yapımında tuğla ve kerpiç kullanılan caminin ilginç bir minaresi vardır. Kare tabana oturan dev boyutlu bu anıtsal minareye geniş bir rampa ile çıkılır. Bu minare formu yine Samarra’da Ebu Dulaf Camii’nde tekrarlanmış ve bir daha kullanılmamıştır.

Samarra’ın ikinci büyük camii olan Ebu Dulaf Camii 860 yılında yapılmıştır. Kalıntılar daha gelişmiş bir mimarinin varlığını ortaya koymaktadır. Harem bölümü kemerli duvarlarla birbirinden ayrılan neflerden oluşmuş ve üzeri düz bir çatıyla örtülmüştü.

Samarra’nın saray ve evlerinde kullanılan çeşitli süsleme arasında mermer tozu ve alçı karışımıyla yapılan “ıtuk” kabartmalar önemli bir yer tutar. Bu kabartmalarda iki farklı teknik kullanılmıştır: Dik kesim ve eğri kesim. Dik kesimde motifler yaş sıva üzerine dikine olarak oyulmakta böylece ışık-gölge kesin çizgilerle birbirinden ayrılarak kuvvetli bir kontrast etkisi sağlanmaktadır. Eğik kesimde ise daha yumuşak bir plastik etki söz konusudur. Eğik kesim Türklerin İslam sanatına belki de ilk katkısıdır. Bu teknik daha önceleri Orta Asya sanatında Türkler tarafından kullanılmıştır. Dik kesimde daha natüralist eğik kesimde ise daha stilize bir üslup görülür.

İslamlığın erken dönemlerine ait önemli yapılardan biri de Tunus’un Kayrevan şehrindeki Seydi Ukba Camii’dir. Yapımı 670’de Kuzey Afrika fatihi Ukbe bin Nafi tarafından başlatılan cami ilk İslam camileri planındaydı. 724-727 yıllarında yenilenen yapının minaresi bu sırada yapılmıştır. Cami bugünkü şekliyle Aglebiler dönemine aittir. Harem bölümü kıbleye dik 17 nefle kıble duvarına paralel bir neften oluşmuştur. Birbirinden sütunlarla ayrılan nefler bir sütun ormanını andırmaktadır. Zengin süslemeli sütun başlıkları eski Kartaca şehrinin kalıntılarından toplanmıştır. Sütunlar da Roma dönemi yapılarından alınmıştır. Orta nef daha geniş olup iki ucunda birer kubbe yer almaktadır. Yapının simetrik planı ana eksen üzerinde bulunan iki kubbe ile daha belirgin kılınmıştır. Avluyu kemerli bir revak çevrelemektedir. Minare Kuzey Afrika’ya özgü kare planlı minarelerin tipik bir örneğidir. Yukarı doğru daralan kübik elemanlardan oluşmuştur. Mihrap ve çevresi zengin süslemeleriyle dikkati çeker. Mihrap duvarında perdahlı teknikte kare çiniler kullanılmış bunlar köşeleme olarak yerleştirilmişlerdir. Mihrap girintisi ise mermer levhalarla kaplanmıştır. Motiflerin oyma ve ajur teknikleriyle işlendiği mermer levhalarda ustalıklı bir işçilik göze çarpar. Genellikle Helenistik motiflerin İslam zevki içinde eritilmesi söz konusudur. ıstiridye motifleri akantus ve asma yaprakları çok kullanılmıştır. Ahşap minber de o dönem ahşap işçiliğinin en görkemli örneklerinden biridir. Her birinde değişik motiflerin yer aldığı çeşitli boyutta panolardan oluşmuştur. Panolar oldukça simetrik bir düzende yerleştirilmiştir. Geometrik süslemenin yanı sıra hayat ağacı kozalak ve asma yaprağı gibi bitkisel motiflere de rastlanmaktadır.
İslam sanatı İslamlığın yayıldığı bütün bölgelerde yöresel üsluplarla kaynaşarak zengin örnekler ortaya koymuştur. Bu örneklerden biri de ıspanya’nın bugünkü adıyla Cordoba kentindeki Kurtuba Camii’dir. Yapımı Endülüs Emevi hükümdarı I. Abdurrahman tarafından 785 yılında başlatılan cami Vizigot yapılarından devıirilen malzeme ile kısa sürede tamamlanmıştır. Ancak şehrin daha sonra Hıristiyanların eline geçmesiyle aynı yere yapılan katedralin alanı içinde sıkıp kalmıştır. Harem bölümünde yer alan atnalı biçimindeki çift katlı kemerlerin iki renkli oluşu iç mekana çekici bir görünüm kazandırmaktadır. Yapının iç süslemesindeki desen ve renk zenginliği göz kamaştırıcıdır. Mihrap bölümünde sadelikle ihtişam bir aradaşaşırtıcı bir ustalıkla kullanılmıştır.
İslamlığın bu ilk döneminden sonra bölgelere göre değişen çok çeşitli üsluplar ortaya çıkmıştır. İslam sanatı Türklerin İslamlığı kabulünden sonraki katkılarıyla daha da gelişmiştir.
_________________
_
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Erken islam sanatı
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: EDEBİYAT-TARİH- SANAT :: Türk-İslam El Sanatları-
Buraya geçin: