KUTLU FORUM
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.
KUTLU FORUM

Bilgi ve Paylaşım Platformuna Hoş Geldiniz
 
AnasayfaLatest imagesKayıt OlGiriş yap

 

 Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
huzeyfe
Süper Moderatör
huzeyfe


Mesaj Sayısı : 7721
Rep Gücü : 18110
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Empty
MesajKonu: Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır   Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Icon_minitimeCuma Eyl. 11, 2015 2:18 am

Müminlerin ölüm anı:

İman sahibi kişinin ruhunu Azrail alırken, yanında rahmet melekleri bulunur. Mümin insanın ruhu alınırken, ona cennetteki yeri gösterilir. O cennetteki yerini temaşa ederken ruhunun kabz edildiğinin farkına varmaz. Hadislerde şöyle anlatılır:

Mümin kul Ahiret yolculuğuna çıkarken, gökten ışık saçan melekler iner.Yanlarında cennet elbiselerinden bir elbise ile hunut olur. O kulun görebileceği yere otururlar. Azrail AS.de baş ucuna oturur ve 'haydi ey temiz ruh Allah'ın mağfiret ve rıdvanına doğru rahatlıkla çık' der. Azrail AS. bedenden çıkan ruhu alınca, rahmet melekleri ruhu ellerindeki elbise ve hunuta sararlar.Güzel kokular sürüp, sevinçle semaya çıkarlar.

Orada kimsin diye sorulur. Rahmet meleklerin başında olan Cebrail; ben Cebrailim yanımdaki filan oğlu filan diyerek o kişiden övgüyle bahseder.Dünya seması melekleri 'o iyi bir kişidir,inancı tamdı,şüphesi yoktu ' diyerek geçişine izin verirler. İkinci semaya çıkarlar. 2.Sema melekleride, namazlarını ve bütün farzlarını eda ederdi derler.Üçüncü semaya geçerler oradada; malının hakkını muhafaza edip zekatını seve seve verirdi derler. Dördüncü semada, orucunu tutup, haram yemekten kaçındı, kendini muhafaza etti denilir.Beşinci semada; farz olduğunda Allah için hac vazifesini yerine getirdi derler. Altıncı semaya çıktıklarında; seher vakti istiğfar etti, çok sadaka verdi, yetimlere yardım etti denilerek karşılanır. Sonra Celal Perdelerinin olduğu makama varırlar.Orada hoşca karşılanıp cennet ile müjdelenir. Oradan Sidretül Müntehaya giderler. Orada; her iyiliği Allah rızası için yapan kul, hoş ve sefa geldin denilerek karşılanır. Daha sonra; ateş tabakasından, nur, zulmet, su ve kar tabakalarından ve soğuk denizden geçerler. Sonra perdeler açılır. Bu perdeler seksenbin adettir ve her perdede de seksen bin şerefe vardır. Perde arkasından bu getirdiğiniz ruh kimdir diye sorulur. Cebrail AS. filan oğlu filan der. Allah "yaklaştırın sen ne güzel kulumsun" buyurur ve Allah onu affeder. Allah'ın huzuruna arif ve evliya kullarının dışında ulaşan olmaz. Diğer insanlar ise, yaptıkları amele göre ya perdelerden yada sema kapılarından geri çevrilirler. Geri dönerlerken, Allah "Kulumun dosyasını tescil edin.Onu yere iade edin. Onları ben yarattım, oraya iade ederim, sonra tekrar oradan bir kere daha çıkaracağım"diye buyurur.

Sonra ruh cesede iade edilir.Kabire;Münker ve Nekir adında iki melek gelir ve sorarlar:

Rabbin kim? Kul şaşırmadan Allah der
Dinin? Kul; İslam der
Nebin? Kul; Hz.Muhammet, O Allah'ın resulüdür der.
Nereden bildin? Kul; Allah'ın kitabı Kuranı okudum. Ona iman ve tastik ettim der.

O sırada; Kulum doğru söyledi. Cennetten bir yatak getirip altına serin, cennet elbiseleri giydirin ve cennete bakan bir pencere açın buyrulur.
Sonra o kişinin kabri enine ve boyuna genişler.Cennet kokuları gelmeye başlar. Kabri cennet bahçelerinden bir bahçe gibi olur.

Kafirlerin Ölümü:

Kafir kul can verirken azab melekleri gelir. Azrail AS.ruhu alırken, azab melekleri ruha kızgın demirle vururlar. Ruh yavaş yavaş çekilir. Boğazda kalbe bağlı şekilde kalınca, azab melekleri; zehirli,kızgın demirle vururlar ve azarlayarak, döverek, şiddetli bir şekilde ruh bedenden çıkarılır. Ona hitaben "ey habis ruh habis olan bedenden çık" denilir. Ruh çıkınca onu çirkin ve piskokulu zebaniler yani azab melekleri alır. Hadislerde şöyle bildirilir:

Kafir kul ahiret yolculuğuna çıkarken korkunç ve siyah yüzlü melekler, yanlarında kaba bir torba ile gelirler. O nun görebileceği yere otururlar. Azrail'de AS. kulun baş ucuna oturur. Habis ruh Allah'ın azabına doğru çık der. Kişinin ruhunu zahmet vererek, her tarafını parçalayarak çıkartır. Azap melekleri ruhu alıp kalın ve kaba torbanın içine koyarlar. Etrafı çirkin kokular sarar.Semaya doğru çıkılır fakat sema kapıları o kişiye açılmaz ve onu bırakırlar. Eğer o kişi Allah'a ortak koşan kişiyse; onu bir zebani alır ve yerin altındaki Siccin e götürür. Müşrik ve münafık ise mezarına geri gönderilir. Müminlerden kullukta kusur edenlerde çeşit çeşittir.Namazdan, zekattan, oruçtan, hacdan, ana-babaya asi olmaktan ötürü geri çevrilirler.

Ruh geri döndüğünde cesedini yıkanır vaziyette bulur. Başı ucunda gasil bitinceye kadar bekler. Ölü, kefene sarıldığı zaman, ruh dışarda olarak göğüse yakın durur. Mümin kulsa "beni Rabbimin Rahmetine acele götürün" diye seslenir.

Kul mümin değilse "bana biraz mühlet verip , ağır ağır götürün "der. Ölü kabre konulup, üzeri örtülünce, kabir o kişiye; "benim üzerimde ferahdın, gülüyordun, şimdi altımda mahzun olup ağlayacaksın, üzerimde yemekler yerdin, şimdi altımda seni kurtlar, böcekler yer, üstümde günah işliyordun, şimdi altımda azab göreceksin." der.

Hadisi şerifte; Beni İsrail 71 fırkadır. Bunlardan 70i cehenneme gidecek, 1i kurtulacak; Nasara 72 fırkadır.71i cehenneme gitmiştir. Benim ümmetimde 73 fırkaya ayrılır.72si cehenneme gidip, 1 fırkası kurtulur. Kurtulan fırka benim ve ashabımın gittiği yolda gidenlerdir.Buyrulmuştur.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
huzeyfe


Mesaj Sayısı : 7721
Rep Gücü : 18110
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Empty
MesajKonu: Geri: Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır   Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Icon_minitimeCuma Eyl. 11, 2015 2:19 am

Azrail (as) herkese aynı surette mi görünüyor?
Ölüm anında, Azrail (as) insanın dünyadaki ameline göre suret değiştirir mi? Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Clock_16
Cevap: Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Clock_16
“(Kafirlerin ruhlarını) şiddetle söküp çıkaranlara. (Müminlerin ruhlarını yavaş yavaş) kolaylıkla çekip alanlara.” (Naziat, 1-2)
Azrail (as) dört büyük melekten birisi olup ruhları almakla vazifelendirilmiştir. Nurani bir varlık olduğu için insan gibi bir surette kalmaz. Değişik suretlere girip, değişik şekiller alabilir.
Ruhun alınması sırasındaAzrail (as) kişinin iman ve ameline göre değişik suretlerde gelir. Mümin bir kimsenin ruhunu, güzel bir surette gelerek, tereyağından kıl çeker gibi, şefkatle alır. Kâfir bir kimsenin ruhunu ise korkunç bir surette gelerek, yünlerin içinden dikenli bir çalının çekilmesi gibi şiddetle alır.
Rivayet edilir ki; İbrahim (as) ölüm meleğine der ki:
"Kâfir bir kimsenin ruhunu aldığın andaki suretini bana göstermeğe gücün var mı? Azrail (as):
"Sen buna tahammül edemezsin." der. İbrahim (as):
"Evet, ben tahammül ederim." der. Azrail (as):
"Yüzünü benden çevir." der. İbrahim (as) yüzünü çevirir. Sonra Azrail’e (as) dönüp bakınca, dehşetli bir şekilde görür: Saçları karışmış, pis kokulu, siyah elbiseli, ağzından ve burnundan ateş alevleri ve dumanları akan simsiyah bir adam. Bu hali gören İbrahim (as) bayılır. Kendine gelince şöyle der:
"Ey Azrail, ölüm anında kâfir bir kimseye yalnız bu suretini göstersen ona bu yeter."
Bu seferde mümin bir kimsenin ruhunu aldığı andaki suretini görmek ister. Azrail (as):
"Yüzünü çevir." der. İbrahim (as) yüzünü çevirir. Döndüğünde Azrail’i (as) güzel yüzlü, güzel elbiseli, güzel kokulu bir genç olarak görür. Şöyle der:
"Ölüm anında mümin hiçbir şeyle karşılaşmayıp, ancak senin bu güzel suretini görse ona kâfidir. (İmam Gazali, Kalplerin keşfi, 322 )
İşte dünya imtihanında, asıl vazifesini anlamayıp Allah’ın (cc) emirlerine ilgisiz kalanların, ruhunu teslim ederken karşılaşacağı sıkıntılar ve iman edip sâlih amel işleyenlerin ebedi yolculuğunun başında kazanacağı ilk mükâfat böyledir.

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
huzeyfe


Mesaj Sayısı : 7721
Rep Gücü : 18110
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Empty
MesajKonu: Geri: Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır   Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Icon_minitimeCuma Eyl. 11, 2015 2:23 am

https://kurannuru.wordpress.com/seytanvesvese/

hoca efendinin anlattıkları videolar

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
huzeyfe


Mesaj Sayısı : 7721
Rep Gücü : 18110
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Empty
MesajKonu: Kabir azabının çeşitleri    Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Icon_minitimeCuma Eyl. 11, 2015 2:52 am

Kabir azabının çeşitleri

Ehlisünnet inancına göre, kâfirlere ve bazı günahkâr müminlere kabir azabı vardır. Kabir, iman ve salih amel sahipleri için Cennet bahçelerinden bir bahçe; kâfirler için de Cehennem çukurlarından bir çukurdur. Kabir hayatının, azap şeklinin mahiyeti hakkında, âlimler ayrı görüşler ileri sürmüşlerdir. Azabın ruha, bedene veya her ikisine birlikte yapılması, sonucu değiştirmez. Çünkü salih amel sahibi insanlar kabirde güzel bir hayat yaşarken, kâfirler, büyük bir sıkıntı ve ızdırap içinde bulunacaklardır (1).

Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Yaşadığımız âlemden kabir âlemine yolculuktur. Ruh, Azrail Aleyhisselam vasıtasıyla "berzah alemi"ne götürülür. Bu alemde göreceğimiz ilk melek Azraildir. O, en kıymetli cevherimiz olan ruhumuzu gönül rahatlığıyla teslim edebileceğimiz güvenilir bir emanetçidir. Ölüm anında, ruh, beden hapsinden kurtulur; fakat bütün bütün çıplak kalmaz. Çünkü, "misali bir cesetle" başka bir tabirle "latif bir gılaf" ile kuşatılmıştır.

Dünyada kaldığı sürece bedene bağlı olan ruh, ölüm sebebiyle bir derece serbest kalır. Bedendeyken görmek için göze, işitmek için kulağa, düşünmek için beyne muhtaçken, artık bu aletlerin varlığına gerek duymadan görür, işitir, düşünür ve bilir. Rüyada olduğu gibi… Berzah, "geçit" demektir ve berzah alemi, dünya ile ahiret arasında bulunan bir "bekleme salonu"dur. Ruhlar, orada kıyameti ve dirilişi beklerler. "münker ve nekir taifesinden" olan sorgu melekleriyle karşılaşma, ilk mahkeme, ilk ceza ve ilk mükafat burada gerçekleşir.

Berzah, başka bir tabirle kabir hayatı, hadisin ifadesiyle, "ya cennet bahçelerinden bir bahçe" veya "cehennem çukurlarından bir çukurdur."Ancak, burada azabın veya lezzetin muhatabı, cisimden mahrum kalan ruhtur. Kabir hayatından sonra, "mahşer"de, yeniden yaratılan bedenine döner, dünyada yaptıkları için o "büyük mahkeme"de hesap verir. Sonrası, cennet veya cehennemdir. Bu menzillerde lezzet de elem de hem cisimle hem de ruhla tadılır; dünyada olduğu gibi.

Kabirde Azap Şekilleri:

Şüphesiz kabirde herkesin azabı aynı olmayacaktır. Ve kimin ne şekilde azap çekeceğini de en iyi bilen Allah'tır. Ancak Peygamber Efendimiz (asv)'den gelen haberlerde bildirilen azap şekillerini şöyle sıralamak mümkündür:

a) Kabir sıkması:

Hz. Aişe validemizden rivayet edildiğine göre Rasulullah (asv) şöyle buyurmuştur: "Muhakkak kabrin bir sıkması vardır ki, eğer ondan kimse kurtulacak olsaydı Sa'd b. Mu'âz kurtulurdu."(2) Kabir sıkması, kabrin iki yanının ölüyü sıkıştırmasıdır ve geneldir. Hadislerde istisna edilenlerden başka, mü'min olsun kâfir olsun, ister itaatkâr isterse âsi olsun, bundan hiç kimse kurtulamaz. (3) Öyleyse herkes mi kabirde azap görecek?

"Kabir sıkmasının aslı, kabrin ölüyü kucaklamasıdır. Çünkü insanlar topraktan yaratıldılar. Ve uzun müddet ondan ayrı kaldılar. Tekrar toprağa döndükleri zaman, evlâdından uzun müddet ayrı kalan ananın evladını kucakladığı gibi, toprak da onları sıkar. Ama mü'min ve itaatkâr olanları şefkatle, âsi olanları da kızarak, gazapla tabii." (4) Nitekim Hz. Aişe validemiz bir gün Rasul-i Ekrem (asv) Efendimize şöyle diyor: "Ey Allah'ın Rasûlü, sen bana Münker ve Nekir'in seslerini ve kabir sıkmasını anlattığın günden beri hiç bir şeyden tat alamaz oldum." Bunun üzerine Rasulullah (asv): "Ey Aişe, Münker ve Nekir'in sesleri mü'mine, gözdeki sürme gibi gelir. Kabir sıkması da mü'mine, şefkatli bir ananın yavrusunun başını okşaması gibidir. Ama ya Aişe, şakilere (âsi olanlara) yazıklar olsun ki onlar kabirlerinde düz ve sert taş üzerine yumurtanın çarpıldığı gibi sıkıştırılacaklardır." (5) Yani kabir kendilerini öyle sıkacaktır ki, sert bir taşa çarpılmış yumurta gibi parçalanacaklardır.

Buna göre kabir herkesi sıkacaktır ama herkesi azap için sıkmayacaktır. Peygamber Efendimiz (asv), kabir suâli hakkındaki uzun hadislerinin sonunda suâle cevap veremeyen kâfir ve münafıklar için toprağa "Çullan onun üzerine." diye emir verileceğini ve toprağın onları, kaburga kemikleri birbirine geçinceye dek sıkıştıracağını ve bu azaplarının kıyamete dek süreceğini haber vermektedir. (6) Kabir sıkmasının devamı kabir azabıdır.(7) Ve bu sıkışla birlikte kâfirin kabri ateşle doldurulur.(Cool

Kabir sıkmasından :

aa) Peygamberler,

bb) Fâtıma bt. Muhammed (S),

cc) Hz. Ali'nin annesi Fâtıma bt. Esed (Hz. Peygamber onu kendi gömleği ile kefenlemiş ve dua etmiştir.) 

dd) Bir defa da olsa ölüm hastalığında İhlas Suresi'ni okuyan kimseler müstesnadır. (9) Bunların haricinde herkesi kabri sıkacaktır. Hatta Rasulullah (asv) in kızı Zeyneb'i (10) ve oğulları Kasım ve İbrahim'i bile. (11)

Hz. Enes, Rasulullah (asv) ile birlikte Zeyneb'in cenazesinde bulunduğunu ve Rasulullah (asv)i hüzünlü hüzünlü kabrin yanında oturur gördüğünü anlatır. Rasulullah (asv) göğe bakmağa başlar, sonra yere bakar ve hüznü artar. Başını yerden kaldırdığı zaman, hüznünün gittiğini ve tebüssüm ettiğini gördüklerini söyleyen Enes, bunun sebebini sorduklarında Rasulullah (asv), kabrin Zeynib'i sıkmasını düşünüp hüzünlendiğini ve bunu hafifletmesi için Allah'a yalvardığını ve duasının kabul edildiğini beyan ederler.(12)

Demek ki, kâfirlere kabir sıkması, kabir azabından bir çeşittir ve onunla azaplanmaktadırlar. Mü'minlere gelince onlar iki kısımdır: İtaatkâr olanlar ve âsi yani günahkâr olanlar. İtaatkâr olanlara kabirde azap yok, sadece kabir sıkması vardır. Âsi olanlar ise günahları derecesinde sıkılacaklar ve böylece azap çekeceklerdir.(13) Sa'd b. Mu'âz'ın sâlih bir kimse olduğu halde neden kabirde o derece sıkıştırıldığını soran yakınlarına Peygamber Efendimiz (asv): "Bazen bevlden (küçük abdestten) temizlenmede kusur ederdi."(14) demiştir ki, bu da kabir sıkmasının, bazı günahlardan dolayı azap için de vaki olduğunu gösterir.

Me'sur dualarda: "Ona kabrini genişlet...." (15) Duyurulması da kabrin insanları sıktığına delâlet eder. Çünkü kabir insanları sıkıyor, bu sebeple ondan kurtarması için Allah'a dua ve niyazda bulunulmaktadır. Aksi halde bu şekilde dua edilmezdi.

Hz. Rasûlün (asv) getirdiği dini en iyi bilenlerden olan ve Peygamber Efendimiz (asv)'e halifelik yapmış olan Hz. Ömer'in vasiyyetine kulak verelim. Hz. Ömer demiştir ki: "Kefenimi iktisatlı yapın. Çünkü eğer Allah katında benim bir mevkiim varsa O elbette onu daha hayırlısı ile değiştirecektir... Kabrimi de iktisatlı kazın. Zira eğer ben Allah katında hayırlı isem, o kabrimi genişletecektir. Değilsem de, siz ne kadar geniş kazarsanız kazın O, onu sıkıştıracaktır. Ta ki kaburga kemiklerim birbirine karışacaktır." (16) Burada kabir sıkmasının, azap çeşitlerinden biri olduğu belirtilmektedir.

b) Tokmakla vuruş:

Peygamber Efendimiz (asv) den Enes b. Mâlik yoluyla rivayet edilen kabir suâli hakkındaki hadisin sonunda kâfir ve münafıklar cevap veremeyince enselerine tokmakla vurulacağı haber veriliyor. Rasulullah (asv): "...Sonra onun (kâfir veya münafığın) ense köküne öyle bir vurulur ve o (o vuruşun acısıyla) öyle bir feryad eder ki, onun feryadını, insan ve cinler hariç, kendisine yakın olan her mahluk duyar." (17) buyurarak bunu anlatmaktadır. Hadisin Ebû Sa'id el-Hudri'den gelen rivayetlerinde ayrıca onlar için kabirlerinden Cehennem'e bir kapı açılacağı zikredilmekte ve tokmakla vurulduğunda feryadını, insan ve cin haricinde bütün mahlukâtın işiteceği kaydedilmektedir. (18) Bu vuruş, şüphesiz azap içindir ve azap çeşitlerinden biridir.

c) Cehennemlik olan kişiye akşam-sabah Cehennemdeki yerinin gösterilmesi:

Abdullah b. Ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Peygamber efendimiz (S): "Sizden biriniz vefat ettiğinde, sabah ve akşam ona kendi oturacağı makamı gösterilir. O kimse cennetliklerden ise, cennetliklerin makamlarından bir makam (yani kendisinin Cennet'te varacağı makam) gösterilir. Ve ona: Burası senin kıyamet gününde gönderileceğin makamdır (yerindir), denir." buyurmaktadır.(19)

Bu görme esnasında: "İşte senin yerin burasıdır." denmesi, cehennemlikler için en büyük azaptır. Çünkü bu gösterme akşam-sabah tekrarlanacağına göre ve kıyametin de ne zaman kopacağını Allah'dan başka kimse bilmediğine göre, kendisine Cehennem'deki varacağı yer gösterilen kişi, kabirde geçirdiği her dakikasını, her anını, kendisine gösterilen Cehennem azabına düştüm düşeceğim korkusuyla geçirecektir. Dünyada böyle korkulu geçen günlerimizi ve anlarımızı hatırlarsak, bunun insana ne derece ızdırap verdiğini daha iyi anlayabiliriz. Çıkış yollarını ateş sarmış olan bir binada mahsur kalmış bir kişiyi düşünelim.

Meselâ ateş binanın üst katlarına doğru yayılmakta, o ise ateş geldikçe daha üst katlara doğru kaçmakta ama ne kadar kaçarsa kaçsın ateşin mutlaka en üst kata da çıkacağını ve bütün binayı yakacağını bilmekte. Yahut ormanda bir yırtıcı hayvanın saldırısına uğrayıp da kaçmaktan başka hiç bir kurtuluş çaresi olmayan kişinin korkusunu düşünelim. Cehennem azabına düşmenin vereceği korku elbette bunlardan kat kat fazla olacaktır.

Abdullah b. Ömer'den rivayet edilen bu hadis yanında, kafirlere sabah-akşam kıyamet günündeki gidecekleri yer olan Cehennem azabının arz edildiğine, Fir'avn ve ailesi hakkında yukarıda geçen: "...Onlar sabah-akşam ateşe arzedilirler.” (20) âyeti de delildir. (21) Fir'avn ve ailesinin bu ateşe arz edilişlerini, onların ruhlarının, akşam sabah Cehennem (nâr) üzerinde uçan siyah kuşların ağızlarında olduğu şeklinde açıklayan rivayetlerde vardır.(22)

Her ne şekilde olursa olsun, onların akşamleyin ve sabahleyin Cehennem azabıyla azaplandıkları bir gerçektir.

İbn Ömer'den rivayet edilen hadis, Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde şu şekliyle yer olmaktadır: "Kabrinde âdemoğluna sabah-akşam Cennet veya Cehennem'deki yeri arz edilir. " (23) Burada kişiye makamının arz edilişinin hem kabirde olacağı ve hem de mü'min, kâfir bütün insanlara olacağı açıkça zikredilmiştir ki, bu da varacağı yer Cehennem olanlar için azap çeşitlerinden biridir.

d) Yılan-çıyan ve haşerâtın kabirde ölüyü ısırması ve sokması:

Peygamberimiz (asv), Tâhâ Suresi'ndeki: "...Muhakkak onun için dar bir geçim vardır." (24) âyetinin kabir azabı hakkında indiğini haber vererek: "Allah'a yemin olsun ki, ona (kâfire) doksan dokuz tinnîn gönderilir (saldırtılır). Tinnîn nedir bilir misiniz? Her birinin dokuz başı olan doksan dokuz yılan. Kıyamet gününe kadar onun cismine üfürürler, sokarlar ve onu tırmalarlar. " (25) buyurmuştur. Ebû Sa'id el-Hudrî de: "Buradaki dar geçimden kasıt, doksan dokuz Tinnin'in (ejderhanın) onu kabrinde sokmasıdır." demiştir.(26)

Ebû Sâ'id el-Hudrî'den rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifinde de Rasulullah (asv): "Kabrinde kâfire doksan dokuz tinnîn (ejderha) saldırtılır ve kıyamet gününe kadar onu ısırırlar ve sokarlar ki, eğer onlardan birisi yeryüzüne üfleyecek olsa, orada hiç bir yeşillik kalmazdı." (27) buyurmaktadır.

Esma hadisinde ise, kabir suâllerine cevap veremeyecek olan kâfire musallat olacak hayvan hakkında: "...Ona (kâfire) kabrinde, elinde düğümü ateşten olan, deve boynu gibi bir kırbaçla bir hayvan saldırtılır ki, Allah'ın dilediği kadar onu döğer. Kulakları da sağır olduğu için onun sesisini (feryadını) duymaz ki ona acısın." (28) denilmektedir.

Yukarıdaki yılanlar için İbn Mes'ud "deve boynu gibi yılanlar" demektedir ki, (29) Türkçe de böyle büyük ve acayip yılanlara "ejderha" denilmektedir. Yılanların doksan dokuz tane olmaları hususunda ise, onların Allah'ın doksan dokuz ismini inkâr etmiş olmaları sebebiyle bu sayının doksan dokuz olabileceği -tabii kesinlikle böyledir denemez- söylenmektedir. (30) Şüphesiz bu azap insanın dünyadaki nankörlüğü ve kötülükleri nisbetinde olacaktır. Ve insana, hadis-i şeriflerde de ifade edildiği gibi, çok büyük acı verecektir. Ama bu azap gerçekten cismanî yılanlar ve ejderhaların sokmasıyla mı olacaktır? Öyle olsa onları görmemiz gerekmez mi? denirse, deriz ki: Azap, acı ve ızdırabın ulaşmasından ibaret olduktan ve bu ejderler de kabrinde insana bu acıyı tattırdıktan sonra, bunların herkese görünür olmasıyla olmaması arasında ne fark var ki?..

Hz. Âişe validemizden de bu hususta: "Kâfire kabrinde kudurmuş akrepler saldırtılır ve onun etini başından ayaklarına kadar yerler. Sonra ona tekrar et giydirilir ve bu sefer de ayaklarından başlayarak başına kadar yerler ve böylece azap devam edip gider." dediği nakledilir.(31) Buna göre kabirde haşere ve yılanların insanı yiyip sokması şeklinde de azap edilmektedir kâfirlere.

Bu gibi konularda insan için üç derecenin olduğunu belirterek İmam Gazzâli şöyle der:

"Birincisi, en doğru en açık ve en makbul derecedir ki; yılanın mevcut olup ölüyü soktuğunu fakat bizim gözümüze bu gibi melekût âlemine ait şeyleri görme hassası verilmediği için bunu bizim göremediğimizi kabul etmendir.  Nitekim âhirette müteallik bütün işler melekût âlemindendir. Sahabeyi görmez misin ki onlar Cebrail (as)'ı görmedikleri halde, nasıl onun Rasulullah (asv)'e geldiğine ve Rasulullah'ın onu gördüğüne iman ediyorlar. Eğer bunu da kabul etmiyorsan, meleklere ve vahye olan imanını düzeltmen gerekir önce. Yok eğer buna inandın ve ümmetin görmediğini Rasûlün görmesini caiz gördünse, ölü hakkında da durum aynıdır. Onu nasıl caiz görmezsin? (Yani ölü de bizim görmediğimizi görebilir)...

İkincisi, uyuyan kişinin durumunu düşünmendir ki o, rüyasında kendisini sokan bir yılan görüp acı duyuyor ve uykuda bağırıp terler içinde kalıyor. Bazen da yerinden fırlayıp kaçıyor ki, bunlar hep kendi içinde duyup da -tıpkı uyanıklık halindeki gibi- acı duyduğu şeylerdir. O bunları görür ve bu acılan çekerken sen onu sakin olarak görüyor ve onun etrafında yılan falan görmüyorsun. Halbuki onun hakkında (ona göre) yılan mevcut olduğu halde ve o ondan azap duyduğu halde, sana göre böyle bir şey yoktur (görülmüyor). Yılanın sokmasının acısı ve ızdırabı duyulduktan sonra bunun görülmeyen bir yılan olmasıyla görülen bir yılan olması arasında ne fark var ki?..

Üçüncüsü: Biliyorsun ki, yılan bizzat acı vermez. Ondan sana geçen zehirdir ve zehir de acı değildir. Acı olan ve sana ızdırap veren, zehirin sende meydana getirdiği eserdir. Şayet bu eser sende zehirsiz hasıl olsa, yine sana aynı ızdırap ve acıyı verir ve tesirini yapar. Fakat bu türlü bir azabı, âdette ve dış dünyada azap vermeye sebep olan şeylere izafe etmeksizin tarif etmek mümkün olmaz. Bu nedenle ölüm anında (yani kabirde) duyulan elem ve eziyyetlerin acısı -yılan aslında mevcut olmadığı halde- yılanın sokmasından duyulan acı gibi olduğundan, öyle ifade edilmiş olabilir."(32)

Gazzâlî'nin de ifade ettiği gibi, en makbulü birincisi olmakla birlikte, bu üç şekilden her hangi biriyle Allah'ın azab etmesi de mümkündür ve her halükârda azabın vukunu kabul etmemiz gerekir. Aksi halde Allah'ın kudretini inkâr etmiş oluruz. Niceleri vardır ki bunlardan bir türlüsüyle ve niceleri de iki türlüsüyle ve yine niceleri de vardır ki hepsiyle azap olunmaktadır.

e) Bazı kötü kimseleri toprağın kabul etmeyip insanlara ibret olsun diye dışarı atması:

İmam Buhârî, Enes b. Mâlik'den naklen şöyle bir olay anlatır: "Neccaroğulları'ndan Hristiyan bir adam vardı. Müslüman olup Bakara ve Âl-i İrnrân surelerini okumuştu. Peygamber (asv)'a da vahiy yazardı. Bu adam irtidat ederek (İslâm'dan çıkarak) Hristiyanlığa döndü ve: "Muhammed bir şey bilmez. Ancak benim kendisine yazdığım şeyleri bilir." demeğe başladı. Allah onu vefat ettirince, Hristiyanlar gömdüler. Fakat sabah olunca gördüler ki gömüldüğü yer onu dışına atmıştı. Bunun üzerine Hristiyanlar: "Bu, Muhammed ile ashabının işidir. Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu din kardeşimizin ölüsünden kefenini soydular ve onu meydanda bıraktılar." diye iftira ettiler. Derin bir çukur kazarak onu oraya gömdüler. Fakat ertesi sabah, gömüldüğü yerin onu yine dışarı attığı görüldü. Hristiyanlar yine: "Bu, Muhammed ile ashabının işidir. Onların arasından çıkıp kaçtığı için bu din kardeşimizin ölüsünden kefenini soydular ve onu dışında bıraktılar." dediler. Bir yerde yine bir çukur kazdılar. Güçleri yettiği kadar derinleştirdiler. Fakat sabah olunca o yerin de onu dışarı attığı görüldü. Bunun üzerine Hristiyanlar, bu işin insanlar tarafından yapılmadığını anladılar ve onun ölüsünü açıkta bıraktılar.”(33)

Bazı rivayetelerde sadece Neccaroğullarından olduğu bildirileni (34) ve ismi belirtilmeyen bu adam öldüğünde Peygamber Efendimiz: 'Yer onu kabul etmeyecektir. " (35) buyurmuştur ve hakikaten de toprak kendisini kabul etmemiştir.

Bunun gibi daha başka münferit hadiseleri hepimiz duymuşuzdur. Peygamberimiz (asv) devrinde böyle bir olay cereyan ettiğine göre, demek ki bazı kimselerin toprak tarafından kabul edilmeyişi ve dışarı atılması doğrudur. Allahutealâ böylece, kabir ahvâlini inkâr edenlere, o âlemin gördüklerinden bambaşka bir âlem olduğunu ve kendi kafalarından olamaz dedikleri olayların orada olabileceğini tenbih etmiş oluyor.

f) Bunlardan ayrı olarak mü'minlerden herkesin günahına göre çekeceği çeşitli azaplar:

Peygamber Efendimiz (asv) Miraca çıktıklarında orada bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalayan insanlar gördüğünü ve Cebrail (as) dan bunların kim olduklarını sorduğunda bunların, gıybet eden kimseler olduğunu öğrendiğini haber vermiştir.(36) Bu insanlar berzah âleminde bulunduklarına göre, demek ki gıybet ederek başkalarının etini yiyenler, berzahta bu şekilde azaplandırılmaktadırlar.

Ashaptan Semuretübnü Cündeb diyor ki; Rasulullah (asv) namaz kılınca yüzünü bize döner ve: "Bu gece sizden kim rüya gördü?" diye sorardı. Eğer rüya gören varsa anlatırdı o da maşaallah derdi. Yine bir gün: "Sizden rüya gören var mı" diye sordu. Biz "Hayır" deyince kendisi: "Fakat ben bu gece gördüm ki, iki adam gelip benim elimden tuttu ve beni Arz-ı Mukaddes'e (mukaddes yere) götürdüler. Bir de baktım ki bir adam, elinde bir demir çengelle ayakta durmuş o çengeli bir defa ağzının bir tarafından sokuyor, kafasına kadar varınca çıkarıp bir defa da diğer taraftan sokuyor. Bu sırada yüzünün öbür tarafının dağılmış olan etleri birleşiyor ve tekrar oraya çengeli takıyor (böylece devam ediyor). "Bu nedir?" dedim, "Gel." dediler ve gittik. Ta ki kafası üzerine yatan bir adam gördük. Başucunda da elinde bir avuç dolusu taş olan bir adam vardı ki, onlarla o adamın başını yarıyor, vurduğu zaman, alması için taş yuvarlanıp tekrar o adama geliyor. Taş dönünceye kadar adamın (yarılmış olan) başı bitişiyor ve eski haline dönüyor. Adam tekrar taşı vuruyor. "Bu nedir?" diye sordum. "Gel." dediler ve gittik. Ta ki üstü dar, altı geniş olan fırın gibi bir deliğe geldik. Altında ateş yanıyordu. Yaklaşınca neredeyse oradan çıkacak kadar yükseldiler. Ateş alçalınca tekrar oraya döndüler. O deliğin içinde çıplak kadın ve erkekler vardı. "Bunlar kimdir?" dedim. Yine "Gel." dediler ve gittik. Ta ki ortasında ayakta duran bir adamın bulunduğu, kandan bir nehre vardık. Bir adam da elinde taşlar olduğu halde nehrin kenarında duruyordu. Nehirdeki adam oradan çıkmağa yönelince, kıyıdaki adam bir taş atıyor onun ağzına ve o eski yerine dönüyordu. Her çıkmak istediğinde böyle yapıyordu. "Bu nedir?" diye sordum. "Gel." dediler ve içinde büyük bir ağaç bulunan yemyeşil bir bahçeye varıncaya kadar yürüdük. O ağacın köklerinde ihtiyarlar ve çocukları vardı. Bir de baktım ki, ağacın yakınında bir adam önündeki ateşi yakıyor. (Yanımdaki iki arkadaşım)  beni ağaca çıkardılar ve şimdiye kadar daha güzelini hiç görmediğim bir eve girdirdiler ki, o evde adamlar, ihtiyarlar, gençler, kadınlar ve çocuklar vardı. Sonra beni oradan çıkartıp ağaca yukarı yükselttiler. Daha güzel ve daha faziletli bir eve getirdiler ki, orada da ihtiyarlar ve gençler vardı. (Arkadaşlarıma) dedim ki:

- Beni bu gece dolaştırdınız. Gördüklerimden haber verin.

- Pekiyi, dediler ve devam ettiler: Gördüğün yanağına çengel takılan adam yalancıdır. Yalan söylerdi ve yalanına ufuklara yayılıncaya dek göz yumulur (müsamaha edilir) di. Ve işte ona kıyamet gününe kadar gördüğün şey (azap) yapılır. Gördüğün başı yarılan adam ise, Allah'ın kendisine Kur'an öğretip de gece uyuyan, gündüz de onunla amel etmeyendir. Ona da kıyamet gününe kadar o (azap) yapılır. O çukurda gördüklerin ise, zina edenlerdir. Nehirde gördüğün ise faiz yiyenlerdir. Ağacın kökünde gördüğün ihtiyar, İbrahim (as) idi. Etrafındaki çocuklar da insanların çocukları. Ateş yakan, Cehennem bekçisi Mâlik idi. Girdiğin birinci ev, bütün mü'minlerin evi idi. Bu ev ise şehitlerin evidir. Ben Cebrail'im. Bu (arkadaşım) da Mikâil'dir. Başını kaldır, dediler.

Başımı kaldırınca, üstümde bulut gibi bir şey vardı. Dediler ki:

- O senin yerindir. Dedim ki:

- Beni bırakın yerime gireyim. Dediler ki :

- Senin daha tamamlamadığın ömrün var, onu tamamlayınca yerine gelirsin."(37)

Hz. Peygamber (asv)'in rüyası da sâdık (doğru) rüya ve vahiy hükmünde olduğu için burada Peygamberimiz (asv)'in anlattıkları, şüphesiz Allah'ın ona gösterdiği berzah âlemine ait işlerdendir. Buna göre:

aa) Ağzı çengelle yırtılmak,

bb) Tepesi üstüne durup kafası taşla yarılmak,

cc) Tandır gibi bir yerde ateşle azap edilmek ve

dd) Kandan bir ırmak içinde, kıyıdaki bir adam tarafından taşlanmak da berzahta görülen azap şekillerindendir.(38)

Ayrıca kabirde insanların şekillerinin değiştirileceği ve dünyada yaptıkları kötülüklere göre, bu kötülükleri yapanların o kötülükte meşhur olmuş olan hayvanların şekline girecekleri ve bu şekilde azap görecekleri de söylenmektedir.(39) Hatta Rafızî olanların mezarları açıldığında, domuz şekline girmemiş olanlara pek az rastlanır, deniyor.(40) Ama bu şekil değişmesi hakkında hadislerde bir şey göremedik. Allah her şeye kadirdir ve dilediği kimselere dilediği şekilde azap da eder, mükâfat da verir. O'nun her şeye gücü yeter.

Kabir Azabının Devamlı Veya Geçici Olması:

Önce şunu belirtmeliyiz ki, suâlden muaf olanlar kabir azabından da muaftırlar. Yani kabirde kendilerine  suâl sorulmayacağı haber verilenlere (41) kabir azabı da yoktur.(42)

Bunların dışındaki insanlar ise, önce mü'minler ve kâfirler olmak üzere ikiye ayrılırlar. Mü'min olanlar da itaatkâr olan mü'minler ve âsi olanlar diye iki kısımdırlar. İtaatkâr olan, yani günahları olmayan, yahut da dünyadayken sağlam tevbeleri ve iyi amelleri ile günahlarını affettirmiş olan mü'minlere kabirde azap değil, nimet vardır. Âsi yani günahkâr mü'minlerle iman etmemiş olan herkese ise kabirde azap vardır.

Kabirlerinde azap göreceklerin azabı, ya kıyamete kadar devamlı olur, yahut da geçici bir zaman için olup Allah'ın dilediği zaman kesilir. Azabı kıyamet gününe kadar devam edecek olanlar, iman etme şerefine erememiş olan kâfir, müşrik ve münafıklardır.

Kabirdeki azabı Allahutealâ'nın dilemesiyle kaldırılacak olanlar ise, âsi yani günahkâr mü'minlerin bazılarıdır ki,(43) günahları çok olan bir kısım günahkârların azabı da devamlı olacaktır.

Buna göre, kabir azabı kısımdır :

1)  Devamlı olan: Bu, kâfirlerin ve mü'minlerden bazı günahı çok olan günahkârların azabıdır. Ve kıyamet gününe kadar hiç kesilmeden devam edecektir.

2)  Devamlı olmayan: Bu da günahkâr mü'minlerden bazı günahı az olanların azabıdır ki, bunlar suçları miktarı azap gördükten sonra, yahut bir dua veya sadaka... vs. ile ya da sırf Allah'ın dilemesiyle onlardan azap kaldırılır.(44)

Peygamberimiz (asv) hürmetine cuma günü ve gecesi ile Ramazan ayında -kâfirler de dahil olmak üzere- kabirdekilerden azap kaldırılır. Kâfirler hariç, diğerlerine bir daha azap edilmeyeceği söyleniyorsa da, (45) Meşâriku'l-Envâr müellifi Hasan el-Idvî, İmam Suyûtî'ye dayanarak bu görüşün makbul bir görüş olmadığını, âsi ve günahkâr mü'minlere cuma günü kaldırıldıktan sonra bir daha azabın dönmeyeceği hususunda bir delil bulunmadığını belirtmektedir.(46)

Kâfirlerin azaplarının kıyamet gününe dek süreceği hususunda âlimler müttefiktirler. Çünkü deliller bu yöndedir. Nitekim kabir suâli konusunda rivayet edilen hadislerden Ebû Hureyre'den nakledilen birinde münafık olanların azaplarının kıyamet gününe kadar devamlı olacağı açıkça zikredilmiştir. (47)

Yasin Suresi'nin: "(Bir de ikinci defa) Sûr'a üfürülmüştür. Ne baksınlar, kabirlerinden Rabblerine doğru akın ediyorlar. "Eyvah, başımıza gelenlere!.. Kim kaldırdı bizi uyuduğumuz yerden? İşte bu, O Rahman'ın vadettiği (kıyamet)... Doğru imiş o gönderilen peygamberler." derler." (48) âyetlerinin tefsirinde, Mukâtil b. Süleyman (v. 150/767) ve bazı müfessirler şöyle demişlerdir: "Kâfirler azap olunmaktayken, birinci Sûr'a üfürülüp kıyamet kopacak ve onlar ikinci sura üfürülünceye dek azap olunmayacaklarından azaplarını unutup kendilerini uykuda sanacaklar. Bu sebeple mahşerde toplanmak üzere diriltildikleri zaman: "Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?" diyecekler." (49) Yoksa kabirde hiç azapları yoktu da uykudaydılar, rahattılar manasına değil.

Bu açıklamaya göre iki sûr arasında kâfirlerden bile kabir azabı kaldırılacaktır. İmam Sübkî de aynı âyetle delil getirerek iki sûr arasında kâfirlerden -peygamberi öldüren, peygamberin öldürdüğü yahut da peygamberle (peygambere karşı) savaşırken öldürülenler müstesna- azabın kaldırılacağını söylemektedir. (50) Fakat bu istisna ettiklerini neye dayanarak, yani hangi delile binaen istisna ettiğini belirtmemiştir.

Aynı âyet-i kerimeyi, kâfirler Cehennem azabını görünce, kabirde çektikleri azap hafif kalacağı için, onu uykuya benzetirler diye tefsir eden müfessirler de vardır.(51) Cehennem azabı en şiddetli azap olduğuna göre, kabir azabı onun yanında daha hafiftir tabii.

Günahkâr mü'minlerden bazılarının azaplarının kıyamete dek sürceğine, yani kabirdeki azaplarının devamlı olacağına ise Semüretübnü Cündeb'den rivayet edilen -yukarıda tam metnini vermiş olduğumuz- rüya hadisinde açık delâlet vardır. Çünkü orada Rasulullah (asv)'e Cebrail tarafından, gördüğü kişilerin, kıyamet gününe kadar aynı azabı çekecekleri söylenmiştir. (52) Bazı âsi mü'minlerin kabirde devamlı azap çekeceklerine bundan daha açık delil olmaz. Allah hepimizi muhafaza buyursun...

Dipnotlar:

1) Pezdevi, Ehl-i Sünnet Akaidi, terc Şerafeddin Gölcük, İstanbul 1980, s. 235, 237: es-Sâbûnî, Mâtürîdî Akaidi, terc. Bekir Topaloğlu, Ankara 1979, s. 185; Taftazânî, Şerhu'l-Akaid, s. 251; Tirmizi, Kıyâme, 26; Müslim, İman, 34; Ebû Dâvud, Tahâret, 26; Münâvî, Feyzu'l-Kadîr, Beyrut 1972, III, 29
2) A b. Hanbel, Müsned, c. VI, s. 55, 98; Suyûti, Ş. Sudur, v. 177 a; Rodosîzâde, Muhammed b. Muhammed, Ahval-i Alemi Berzah v. 73 a; Hasan el-Idvî, Meşarikul Envar Fi Fevzi Ehlil İtibar, s. 30, Mısır, 1316 h.
3) el-Cisr, Hüseyin Ef. el-Husûnu'1-Hamîdiyye, s. 149.
4) Suyûti, Ş. Sudur, v. 47 a; Suyûti, B. el-Keîb, v. 145 a.
5) Beyhakî İsbatu Azabul Kabr . 39 a; Suyûti, Ş. Sudur, v. 47 a; Suyûti, B. el-Keîb, v. 145 a; İbn Hişam, es-Siretu'n-Nebeviyye, c. III, s. 262, Beyrut 1971.
6) Tirmizî, Sünen, Cenâiz, 70, c. II, s. 267.
7) İskilipli Atıf Hoca, Miratül İslam, s. 182.
Cool A b. Hanbel, Müsned, c. V, s. 407.
9) H. el-Idvî, Meşarikul Envar Fi Fevzi Ehlil İtibar, s. 65, M. Kesteliyye, 1277 h.
10) Suyûtî, Ş. Sudur, v. 45 b.
11) H. el-Idvî, Meşarikul Envar Fi Fevzi Ehlil İtibar, s. 65, M. Kesteliyye, 1277 h.
12) Suyûtî, Ş. Sudur, v. 45 b.
13) Mahmud b. Ahmed b. Mes'ud, a.g.e, v. 440 b.
14) Suyûtî, Ş. Sudur, v. 177 a.
15)  H. el-Idvî, Meşarikul Envar Fi Fevzi Ehlil İtibar, s. 9, Mısır, 1316 h.
16) Suyûtî, B. el-Keîb, v. 147 a.
17) Buhârî, Sahih, Cenâiz, 66, c. II, s. 92; Cenâiz, 85, c. II, s. 102; Nesâi, Sünen. Cenâiz, 110, c. IV, s. 98; Ebû Davud, Sünen, Sünnet, 27, c. IV, s. 329; A b. Hanbel, Müsned, c. II, s. 126, 234.
18) A b. Hanbel, Müsned, c. III, s. 3-4; Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 26 a
19) Buhârî, Sahih, Cenaîz, 88, c. II, s. 103; Müslim, Sahih, Cennet, 17, c. IV, s. 2199; Tirmizî, Sünen, Cenâiz, 71, c. II, s. 267; lbn Mâce, Sünen, Zühd, 32, c. II, s. 1427; Nesâî, Sünen, Cenâiz, 116, c. IV, s. 107; Mâlik b. Enes, Muvatta", Cenâiz, 16, c. I, s. 239.
20) Mü'min, 40/46.
21) Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 29 b.
22) Kemâl b. Ebî Şerif, el-Müsamere Şerhul Müsayere, s. 226; Suyûtî, B. el-Keîb, v. 148b.
23) A. b. Hanbel, Müsned, c. II, s. 59.
24) Tahâ, 20/124.
25) Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 32 a; İbn Kesîr, Tefsir, c. III, s. 169; Gazzâlî, îhyâ, c. IV, s. 484.
26) Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 31 b.
27) A. b. Hanbel, Müsned, c. III, s. 38; Dârimî, Sünen, Rikâk, 94, c. II, s. 238.
28) A b. Hanbel, Müsned, c. VI, s. 353.
29) Suyûtî, Ş. Sudur, v. 55 a.
30) A Siracuddin, el-İman Bi’Avamil Ahireti ve Mevakıfihas. 67, dn.
31) Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 53 b.
32) Gazzâlî, îhyâ, c. IV, s. 484-485; Ayrıca bkz. Muhammed Emin eş-Şhvânî, Şerhu Kavâ'idi'l-Akâid, v. 121 b-122 a.
33) Buhârî, Sahih, Menâkıb, 25, c. IV, s. 181-182; Ayrıca bkz. Ab. Hanbel, Müsned, c. III, s. 120-121.
34) bkz. Askalânî, Fethu'1-Bârî, c. VI, s. 625, Mektebetü's-Seleüyye,
35) A b. Hanbel, Müsned, c. III. s. 121.
36) A. b. Hanbel, Müsned, c. III. s. 224.
37) Buhârî, Sahih, Cenâiz, 92, c. II, s. 104-105; Ayrıca bkz. Buhârî, Sahih, Ta'bir, 48, c. VIII, s. 84-86; Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 36 a-36 b; Rodosîzâde, , Ahval-i Alemi Berzah, v. 71 a-73 a.
38) Bu konuda ayrıca bu kitabın "Kabir Azabına Sebep Olan Ameller" bölümüne bakınız.
39) bkz. Muhammed Tevfîk, Kelâm-ı Asrı Hâzır, s. 17, elyazma, müellifin kendi nüshası, 1926 da te'lif edilmiş tek nüshadır.
40) bkz. Erdoğan, Hüseyin Suudi, ölüm ve ötesi, s. 33.
41) Suâlden muaf olanlar için bu kitabın ilgili bölümüne bkz.
42) el-Lukânî, İthaful-Mürid Bi Cevheretit-Tevhid, s. 223.
43) el-Cisr, Hüseyin Ef. el-Husûnül-Hamîdiyye, s. 149; Kemâleddinzade M. Nurullah Ef. El-İnayetur-Rabbaniyye fi-Tercemetil Kitabil-Husun Li Muhafazatil Akaidil İslamiyye, s. 174; bkz. Mustafa Zihni, Sevabul Kelam Fi-Akaidil İslam .245.
44) el-Lukânî, İthaful-Mürid Bi Cevheretit-Tevhid, s. 222.
45) Mahmud b. Ahmet b. Mes'ud, Kalayıd Fi-Şerhil Akaid, v. 440 b; H. el-Idvî, Meşarikul Envar Fi Fevzi Ehlil İtibar, s. 77, M. Kesteliyye, 1277 h; İskilipli Atıf Hoca, Miratül İslam, s. 182.
46) Hasan el-Idvî, Meşarikul Envar Fi Fevzi Ehlil İtibar, s. 77, M. Kesteliyye, 1277 h.
47) bkz. Tirmizî, Sünen, Cenâiz, 70, c. II, s. 267.
48) Yâsîn, 36/51-52.
49) Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 51 b.
50) Sübkî, Şifaus-Sikam Fi Ziyaretil Hayril Enam, s. 170.
51) bk. Beyhakî, İsbatu Azabul Kabr, v. 51 b.
52) Hadis için bkz. Buhârî, Sahih, Cenâiz, 92, c. II, s. 104-105; Ta'bir, 48, c. VIII, s. 84-86.

(Kabir Hayatı, Prof. Dr. Süleyman Toprak)

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
huzeyfe
Süper Moderatör
huzeyfe


Mesaj Sayısı : 7721
Rep Gücü : 18110
Rep Puanı : 23
Kayıt tarihi : 27/03/09

Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Empty
MesajKonu: Ölünce nelerle karşılaşacağız? Kabir hayatı    Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır Icon_minitimeCuma Eyl. 11, 2015 2:54 am

Ölünce nelerle karşılaşacağız? Kabir hayatı hakkında biraz bilgi verirmisiniz?
Cevap
Uykuyla hislerimiz bu dünya ile ilgilerini keser kesmez, rüya aleminde ayrı şeyler gördüğümüz, farklı konuşmalar dinlediğimiz,.. gibi, ölümle bedenden ayrılan ruhumuz, kabir alemi dediğimiz bir yeni alemle tanışır. Ölüm anında Azrail aleyhisselamı gören insan, bu yeni alemde sorgu melekleriyle karşılaşılır. Müminin güzel amelleri, sevgili birer arkadaş gibi onunla bu yeni hayatta birlikte olurlar.

Kabir hayatı dünya hayatıyla ahiret arasında bir köprüdür. Bu yüzden bu hayata berzah hayatı da denilir. Bu alem her insan için farklı bir şekilde kendini gösterir. Şehitler bu hayatı "öldüklerini bilmez bir halde" geçirirken, ilim tahsili üzere ölenler bu alemde de ilme devam ederler. İnançsızlar için ise bu alem cehennem azabının ilk numunelerinin tattırıldığı bir azap ülkesidir.

Ölüm, ruhun bedenden ayrılmasıdır. Yaşadığımız âlemden kabir âlemine yolculuktur. Ruh, Azrail Aleyhisselam vasıtasıyla "berzah alemi"ne götürülür. Bu alemde göreceğimiz ilk melek Azraildir. O, en kıymetli cevherimiz olan ruhumuzu gönül rahatlığıyla teslim edebileceğimiz güvenilir bir emanetçidir. Ölüm anında, ruh, beden hapsinden kurtulur; fakat bütün bütün çıplak kalmaz. Çünkü, "misali bir cesetle" başka bir tabirle "latif bir gılaf" ile kuşatılmıştır.

Dünyada kaldığı sürece bedene bağlı olan ruh, ölüm sebebiyle bir derece serbest kalır. Bedendeyken görmek için göze, işitmek için kulağa, düşünmek için beyne muhtaçken, artık bu aletlerin varlığına gerek duymadan görür, işitir, düşünür ve bilir. Rüyada olduğu gibi…

Berzah, "geçit" demektir ve berzah alemi, dünya ile ahiret arasında bulunan bir "bekleme salonu"dur. Ruhlar, orada kıyameti ve dirilişi beklerler. "münker ve nekir taifesinden" olan sorgu melekleriyle karşılaşma, ilk mahkeme, ilk ceza ve ilk mükafat burada gerçekleşir.

Berzah, başka bir tabirle kabir hayatı, hadisin ifadesiyle, "ya cennet bahçelerinden bir bahçe" veya "cehennem çukurlarından bir çukurdur." Ancak, burada azabın veya lezzetin muhatabı, cisimden mahrum kalan ruhtur. Kabir hayatından sonra, "mahşer"de, yeniden yaratılan bedenine döner, dünyada yaptıkları için o "büyük mahkeme"de hesap verir. Sonrası, ebedi cennet veya cehennemdir. Bu menzillerde lezzet de elem de, hem cisimle hem de ruhla tadılır; dünyada olduğu gibi.

Kabir hayatını yeniden diriliş takip edecektir. Ruh zaten ölmediğinden diriliş beden için söz konusudur. Ba’s (diriliş) ile ruhlar yeni bedenlerine kavuşurlar ve hesaba çekilmek üzere mahşer meydanına çıkarlar. Orada vakfe denilen bir süre kalındıktan sonra mizan safhasına geçilir. İman ile ölen ve bu mizanda sevapları günahlarından ağır gelenler, ebedi saadet menzili olan cennete sevk edilirler. Küfür üzere ölenler, Allah’ın azap diyarı olan cehenneme giderler. Günahları sevaplarından daha ağır gelen müminler de bu günahlarının temizlenmesi için o dehşetli cehennem azabını tadarlar. Daha sonra onlar da cennete ulaşırlar.
Yazar : Alaaddin Başar (Prof.Dr.)

_________________
Mevla Görelim Neyler
Neylerse Güzel Eyler
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Müminlerin Kafirlerin ölüm anı-azrail ruhu nasıl alır
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Azrail (as) kendisi bir tane iken aynı anda birçok ruhu nasıl alabiliyor?
» Azrail (as) Bir Tane Olduğu Halde, Bir Anda Vefât Eden Bir Sürü İnsanın Ruhunu Nasıl Kabzediyor?
» "Ölüm, yüze nasıl yansıyor?" diye sordum. "Yaşayışına bağlı" dedi
» Hikaye AZrail kötü değildir..Azrail'in Güzelliği ( Gerçek bir Hikaye ) Ağlamak Serbest
» “Zâlim, yeryüzünde Allah’ın adâletidir. Allah onunla (başkalarından) intikâm alır. Sonra (döner), ondan da intikâmını alır.” (bk. Keşfu’l-Hafâ, 2/64) الظَّالِمُ عَدْلُ اللَّهِ فِي الأَرْضِ ، يَنْتَقِمُ بِهِ ، ثُمَّ يَنْتَقِمُ مِنْهُ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
KUTLU FORUM :: İslami ilimler ve dini kültür :: Dini Bilgiler -genel--
Buraya geçin: